ABD/İsrail savaşı kaybediyor, faturayı dünya
halklarına kesiyor!
Mustafa Durmuş
15 Nisan 2026
Trump ve Netanyahu’nun başını çektiği
emperyalist-Siyonist ittifak, İran’a açtığı savaşı kaybediyor. Öyle ki Amerika’nın
ünlü ana akım gazetelerinden biri olan Wall Street Journal Gazetesi bile şöyle
bir paylaşımda bulunarak bu gerçeği kabul ediyor:
Kısaca WSJ gazetesi, Trump’ın saldırganlığının ve aşağıda
yer alan küfürlü açıklamalarının, ABD ve İsrail’in savaşı kaybettiğinin dolaylı
bir itirafı olduğunu söylüyor.
Trump savaşa nasıl ikna edildi?
Trump’ı savaşa sokan etkenler arasında;
İsrail/Netanyahu faktörü olduğu kadar (daha önceki bir yazımızda da sözünü
ettiğimiz gibi), ABD ekonomisinin içinde bulunduğu kötü durum (kâr
oranlarındaki düşüş, yapay zekâ balonunun sönmesi, verimliliklerin azalması) ve
ABD emperyalizminin uluslararası arenada, özellikle de Çin karşısında, hegemonya
kaybetmesi gibi etkenler ön plana çıkıyor.
Buna rağmen (ABD kökenli dev petrol şirketlerinin çıkarları
ve beklentileri farklı olsa da), ABD’deki finans kapital ve büyük atılım içinde
olan teknoloji şirketlerinin Trump’ı savaştan caydırması beklenebilirdi.
Petrol şirketleri ve teknoloji sektörü
savaşa destek verdi
Tam tersine, bu şirketler bunu yapmadılar zira Trump
şu ana kadar özellikle de “Müthiş 7’li” olarak adlandırılan bu teknoloji
devlerine, ABD tarihinde görülmemiş finansal ve idari destek sağladı. Bu durum
da borsaların tavan yapmasıyla sonuçlandı. Şişirilen balonlar onları müthiş
ölçüde zenginleştirdi. İşte bu nedenden dolayı, ABD’yi yöneten plütokratların
bir kesimi, Trump’ın savaş kararına karşı çıkmadı.
Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılından bir
görüntü hâlâ hafızalarda olmalı. Göreve başlama töreninde sıraya dizilmiş
teknoloji milyarderleri yani Silikon Vadisi'nin devleri ve yapay zekâ teknolojisi
devriminin sözde öncüleri orada oturuyor ve Trump’ı itaatkâr okul çocukları
gibi alkışlıyorlardı. Bir yıl boyunca da onun desteğini alabilmek için, onu alkışlamaktan,
ona nezaket ziyaretleri yapmaktan ve övgüler yağdırmaktan vaz geçmediler.
100 yıl önceki “büyük sermaye-faşizm
ittifakı” hortluyor mu?
Amerikalı teknoloji milyarderlerinin otoriter-emperyalist
siyasetle ittifak kurması, 1930’larda Almanya’daki devlet-sanayi iş birliğini
anımsatıyor. O dönemde sanayi elitleri (kömür ve çelik devleri) faşist Hitler’in
iradesine boyun eğmişti. Faşizm ve onun savaş makinesi, Almanya’nın ağır
sanayisinin Hitler ile iş birliği yapması sayesinde güçlenmişti. Bugün, sanki bir
kez daha, petrol ve teknoloji sektörlerindeki büyük sermaye imparatorlukları
körü körüne faşizme doğru yelken açıyor gibi bir gidişat söz konusu. (1)
“Roma’yı yakmaya” hazırlanıyorlar
Diğer taraftan, Trump’ın Körfez’den çıkan gemilere (ki
yüzde 90’ı Çin’e ve diğer Doğu Asya ülkelerine petrol ve gübre taşıyan gemilerden
oluşuyor) abluka uygulama kararı, küresel ekonomiye yönelik kasıtlı bir ekonomik
sabotaj eylemidir. Bu eylemi, Trump’ın ve Netanyahu’nun stratejik ve askeri
yenilgilerine karşı bir intikam olarak değerlendirmek de mümkün.
ABD ve İsrail şimdi, dışa doğru yayılıp tüm dünyayı
saracak küresel bir resesyona (belki de stagflasyona) yol açacak ve yüksek
enflasyon, ödeme güçlüğü ve borç krizi, şirket iflasları, kitlesel işsizlik ve
önümüzdeki uzun yıllar boyunca ölümlerle sonuçlanacak kemer sıkma
uygulamalarıyla neticelenecek olan ekonomik yangını ateşliyor.
Üstelik dünya hâlihazırda ciddi bir küresel krizin
içindeyken bunu yapmaktan çekinmiyorlar. Öyle ki fosil yakıtlar; ham petrol,
dizel, uçak yakıtı, benzin, sıvılaştırılmış doğal gaz, gübre ve gıdada kıtlık
ve fiyatların hızla yükselmesi gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Fosil yakıtlara bağımlılık gerçeği
Oysa bunların hepsi küresel ekonominin üretimini
ayakta tutan girdiler ve/veya temel geçim maddeleridir. Örneğin, sadece Afrika,
Hindistan ve Latin Amerika’daki düşük ve orta gelirli ülkelerdeki milyonlarca
insan değil, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu diğer pek çok ülke yaşamlarını
sürdürebilmek için petrole ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden de petrol fiyatlarının hızla
yükselmesi, emekçi halkların geçim kaynaklarına büyük zarar verecek, yaşam
maliyetlerini daha da artıracak ve onlara acı çektirecektir.
Ayrıca Körfez ülkelerinde bol miktarda bulunan fosil
yakıtlar, MR makinelerine güç sağlayan helyumdan, mahsulü artıran gübreye ve
tabii ki araçlara güç sağlayan benzine kadar sayısız ürünün vazgeçilmez
bileşenleridir.
Fosil yakıtlar, ayrıca tüm modern teknolojinin yapı
taşları olan yarı iletkenlerin üretimi için de hayati öneme sahiptir. Bu yüzden
de üretimde bir aksama, sadece tüketici ve ticari elektronik ürünlerinin
tedarikini zorlamakla kalmayacak, aynı zamanda şirketlerin veri merkezi
inşaatına yüz milyarlarca dolar aktardığı bir dönemde, yapay zekâ bilgi işlem
kapasitesinin büyümesini ciddi şekilde aksatacaktır.
Yapay zekâ krizi somutlaşıyor
Dünyadaki yongaların (çip) büyük çoğunluğu Asya’da
üretiliyor. Tayvan Yarı İletken Sanayi Şirketi’nin (TSMC) merkezi olan Tayvan,
bu alandaki bir dev, belirli üst düzey yongaların tek üreticisi ve Apple,
Nvidia ve Qualcomm gibi şirketlerin başlıca tedarikçisi konumunda. Diğer yarı
iletken üretim tesisleri Güney Kore’de ve Güneydoğu Asya’nın çeşitli
bölgelerinde bulunuyor. Ancak yarı
iletkenler Doğu ve Güneydoğu Asya'da üretilse de yoğun ve hassas üretim süreci
için gerekli hammaddelerin çoğu Orta Doğu'dan geliyor. Çipler, dışardaki
havadan yaklaşık on bin kat daha temiz olan tozsuz temiz odalarda üretiliyor ve
bu süreç brom, helyum ve sülfürik asit gibi onlarca kimyasal bileşeni gerektiriyor.
(2)
Yani savaş yüzünden yarı iletkenlerin istikrarlı
akışında yaşanan mevcut aksaklıklar, ABD ekonomisinin artık asıl sürükleyicisi
konumuna gelmiş olan yapay zekâ teknolojisinin ilerletilebilmesini
zorlaştırabileceği gibi, yapay zekâ kaynaklı borsa balonunun da beklenenden
daha hızlı patlamasıyla ve 2008 krizinden daha derin bir küresel krizin patlak
vermesiyle sonuçlanabilir.
Sonuç olarak
Trump önderliğinde ABD emperyalizmi, sadece İran
savaşını kaybetmekle kalmadı, aynı zamanda içinden doğduğu kapitalist sistemi de
yeni ve büyük bir krize sürüklüyor. Nitekim Uluslararası Para Fonu’nun (IMF)
son raporu (3) çok açıkça olmasa da bu gerçeği kabullenen tespitlerde
bulunuyor. Nisan ayında yayımlanan bu raporda;
ABD ve İsrail'in İran’a karşı başlattığı savaşın;
küresel ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği, enflasyonu körükleyebileceği ve
dünya çapında bir resesyon ile enerji krizi riskini artırabileceği uyarısında
bulunuluyor. Bu etkilerin boyutu ise çatışmanın süresine ve boyutuna bağlı
olacak: “Şokun nihai boyutu, çatışmanın süresi ve ölçeğine – ve çatışmaların
sona ermesinin ardından enerji üretimi ve nakliyesinin ne kadar çabuk normale
döneceğine” bağlı olacak ve etkilerin bölgeye göre farklılık gösterecek”.
Savaşın sınırlı kalacağı varsayımıyla, küresel
büyümenin 2026'da yüzde 3,1, 2027'de ise yüzde 3,2 olacağı tahmin ediliyor. Bu
rakamlar son dönemdeki sonuçların altında ve salgın öncesi ortalamaların
oldukça gerisinde. Küresel enflasyonun 2026'da yükselip 2027'de yeniden düşüşe
geçmesi bekleniyor. Baskılar, gelişmekte olan piyasalar ve azgelişmiş ekonomilerde,
özellikle de önceden var olan kırılganlıkları olan emtia ithalatçılarında
yoğunlaşıyor. Riskler belirgin bir şekilde aşağı yönlü. Uzun süren bir çatışma,
daha derin jeopolitik parçalanma, (yapay zekâ) kaynaklı verimlilik konusunda
hayal kırıklığı veya yeniden tırmanan ticaret gerilimleri büyümeyi
zayıflatabilir ve piyasaları tedirgin edebilir. Yüksek kamu borcu ve zayıflamış
politika tamponları kırılganlığı artırıyor.
Savaşın devam ettiği “olumsuz” bir senaryoda ise
ekonomik büyüme yüzde 2,5'e düşebilir ve enflasyon yüzde 5,4'e yükselebilir. IMF'nin
"enerji arzındaki aksaklıkların gelecek yıla da uzandığı, enflasyon
beklentilerinin belirgin şekilde sarsıldığı ve finansal koşulların keskin bir
şekilde sıkılaştığı" olarak tanımladığı “ciddi senaryoda” ise, küresel
büyüme bu yıl ve gelecek yıl yüzde 2'ye gerilerken, enflasyon yüzde 6'yı
aşacaktır.
Bu, aslında sadece küresel bir resesyon değil, daha
ziyade bir stagflasyon (durgunluk ve enflasyonun bir arada görüldüğü bir kriz
biçimi) demektir. Nitekim 1973-74 ve 1979-80 petrol şokları sonrasında
stagflasyon ortaya çıkmıştı.
Stagflasyon halinde hükümetlerin uygulayabileceği
ekonomi politikaları da sınırlı olacak ancak enflasyonu durdurabilmek için faiz
oranlarının yükseltilmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu da ekonomilerin daha da küçülmesi,
işsizliğin ve yoksulluğun artmasıyla sonuçlanacaktır. İhracata ve ithalata bağımlı
ve/veya yüksek borçlu ülkelerde savaşın etkileri ise çok daha ağır olacaktır.
Özetle, kapitalizmin savaşsız hali kadar, savaş
içindeki hali de dünya halkları açısından son derece kötüdür.
Dip notlar:
(1) https://www.socialeurope.eu/from-hitlers-industrialists-to-trumps-tech-bros-the-case-for-democracy-at-work
(13 Nisan 2026).
(2) https://prospect.org/2026/04/13/how-iran-war-threatens-ai-economy-semiconductors-supply-chain-strait-hormuz
(13 Nisan 2026).
(3) https://www.imf.org/en/publications/weo/issues/2026/04/14/world-economic-outlook-april-2026
(14 Nisan 2026).