Dayanışma eylemi olarak tüketici boykotu
Mustafa Durmuş
Bugünlerde, özellikle de gençlerin başını çektiği
“hak, hukuk ve adalet” talep eden kitlesel eylemlere sırt çeviren, onları
görmezden gelen (hatta suçlayan ve karalayan) bazı büyük sermaye şirketlerinin
sattıkları ürünlerin ve/veya hizmetlerin satın alınmaması yoluyla boykot
edilmesi, iç siyasetin ana konusu haline geldi. Böylece demokratik muhalefet,
doğru bir biçimde, iktidarın gündemine takılmayıp kendi gündemini yaratmayı sürdürüyor.
Bu boykot eylemleri, İktidar Blokunu ve sermaye
örgütlerini öyle rahatsız etmiş olmalı ki eylemler gecikmeksizin “yasa dışı”
ilan edildi. Dahası “yerli ve milli şirketleri sabote etmeyi amaçlayan, “ekonomiye
zarar vermeyi hedefleyen”, hatta iktidarı devirmeye dönük bir tür “darbe” olarak
tanımlandılar.
“Yerli ve milli” olmanın ölçütü?
Bu iddiaların içleri büyük ölçüde boş!
Bir kere, anayasal hak olan bir şey “yasa dışı”
değildir. Tüketmeme hakkı da bir haktır. “Yerli ve milli şirketleri sabote etme”
iddiası ise son derece su götürür bir iddiadır. Bir şirketin yerli ve milli
olması hissedarlarının yerli ve milli olmalarından ziyade, izlediği politikalar
(satış politikaları gibi), ürettiği ürünlerin sağlıklı ve güvenilir olup
olmadığı ve aşırı fiyatlama gibi kamu yararını doğrudan ilgilendiren konularla
ilgilidir.
Nitekim bu ülkede yerli tarım ve hayvancılık, iktidara
yakın çok uluslu tekellerle iş birliği halindeki “yerli ve milli ithalatçı
şirketler” daha fazla kâr elde etsin diye yok edilme noktasına getirilmedi mi?
Keza ocak ayında bizzat Cumhurbaşkanı halkı, bazı üç harfli yerli ve milli
tekelleri aşırı fiyatlama yaptıkları için boykot etmeye çağırmadı mı?
“Ekonomiyi gerçekte kim ya da kimlerin sabote ettiğini”
görmek içinse 19 Mart Sivil Darbe Girişimi sonrası ekonomide ortaya çıkan büyük
hasara bakmak yeterli olur.
Dezenflasyon politikasına ters!
İktidarın boykota karşı hamleleri uyguladığını iddia
ettiği dezenflasyon politikalarıyla da çelişiyor.
Çünkü dezenflasyon politikası yürütülürken daha az
tüketim harcaması yapılması hedeflenir ki boykot eylemleri bu politikanın daha
etkili olmasına yardımcı olabilir.
Buna rağmen İktidar Bloku, muhalefetin boykot
çağrısının daha da genişleyip iktidarını sarsacağını düşünerek, reaksiyon olarak
tabanına daha fazla tüketim yapma çağrısı yapıyor. Nitekim trajikomik bir
biçimde yandaşlar, üstelik bir Ramazan günü, boykot edilen kahve zincirlerinde
oluşturdukları uzun sıralarda ellerindeki içi boş kahve kartonlarıyla şov yaptılar
(bu arada bir fincan kahvenin ne kadar pahalı satıldığının farkında oldular mı
bilemeyiz!)
Son olarak, kapitalist bir piyasa ekonomisinde bir mal
ya da hizmeti satın alıp tüketmek nasıl bir tüketici tercihi ya da hakkı ise
satın almayı ve tüketmeyi reddetmek yani boykot etmek da bir tercih ya da haktır.
Böyle bir temel hakkın meşruiyetinin sorgulanması, suç ile ilişkilendirilmesi
abesle iştigal olduğu gibi, ekonominin kanunlarına da aykırıdır.
Dayanışma biçimi olarak boykot
Tüketici boykotunun bir boyutu daha mevcut: Dayanışma.
İçinde yaşadığımız ekonominin neredeyse yüzde 65’ini oluşturan tüketim
harcamalarının boykot edilmesi Türkiye toplumunu demokrasiye sahip çıkma
yönünde harekete geçirebilecek bir dayanışma biçimidir.
Dayanışma ise basitçe ifade etmek gerekirse, “en az üç
kişiyi kapsayan bir etkileşimdir. Yani “senden, üçüncü bir kişiye/kişilere ya
da tarafa/taraflara karşı benim yanımda durmanı, benimle birlikte tavır koymanı
istiyorum” çağrısına verilen olumlu yanıttır.
Başka bir deyişle dayanışma, “hak mücadelesinde
birlikte hareket etmek” demektir. Kesişen ya da ortak maddi çıkarlarımızı ya da
demokratik hukuk devleti ve barış gibi siyasal hedeflerimizi birlikte
savunmaktır. Özetle, “Hak, Hukuk ve Adalet” için bugünlerde kitlesel olarak
verilen mücadeleye aktif katılım demektir. Tüketici boykotu da bu mücadele
biçimlerinden sadece biridir.
Sınıflı toplumlarda dayanışma kaçınılmaz
bir olgudur
Emek, doğa ve kadın sömürüsüne dayalı kapitalist düzen
ve bunun üzerinden şekillenen antidemokratik, otoriter siyasal rejim, kurduğu
sömürü ve tahakküm sistemi aracılığıyla hayatlarımızı birbirine kenetlediği
için istemeden de olsa dayanışmanın büyümesine yol açar. Kısaca, baskı ve
sömürünün olduğu her yerde dayanışma kaçınılmaz bir insanlık hakkı olarak
kendini var eder.
Diğer yandan, “dayanışma bir fiildir, eylemdir. Bu
sözcük eylemsel karşılığı olan bir sözcüktür”. Öyle ki dayanışmayı örneğin sadece
sosyal medyada paylaşım yaparak, tweet atarak gösteremeyiz. Ya da ihtiyaç
içindeki birine maddi destek sağlamaya indirgeyemeyiz.
Aksine, tanıdık ya da tanımadık, yerel ya da
uluslararası sınıf kardeşlerimizle, ezilenlerle birlikte hareket ederek,
(mümkünse) fiziki olarak da onların yanında yer alarak dayanışmayı inşa ederiz.
Dayanışma birlikte hareket etmektir!
Dayanışma inşa etmek harekete geçmektir ve dayanışma
içinde hareket etmek birlikte hareket etmektir. Bazen bir süpermarketin önünde
tüketim boykotu ya da bir bankanın önünde kredi borcunu ödememe boykotu veya
bir vergi dairesinin önünde vergi borcunu ödememe boykotu yapanların arasında /yanında
olmak, bazen de grevci işçilerin grev çadırında olmak, onlara destek vermek
demektir.
Dayanışma aynı zamanda karşılıklı yardımlaşma üzerine
kurulu doğru bir sosyalleşme aracıdır. Farklı sosyal kesimlerin ve güçlerin,
farklı stratejilerin ve taktiklerin bir araya getirilmesi, birçoklarının maddi
çıkarlarının ve hedeflerinin demokratik siyasal ve sosyal hedeflerinin herkes
adına kolektif eylemde birleştirilmesi anlamına gelir.
Dayanışma birlikte özgürleşmektir!
Dayanışma aynı zamanda “birlikte özgürleşme” aracıdır.
Mississippi'li (ABD) siyahi kadın, sivil haklar aktivisti Lou Maer’in 1964
Demokratik Ulusal Kongresi'nde verdiği ifadedeki sözleriyle, “hepimiz özgür
olana kadar kimse özgür değildir. Kendi içimdeki ötekiliğe kör kaldığım sürece
nasıl özgür olabilirim? Ve ben özgür olmadan siz de özgür olamazsınız”. (1)
Ayrıca dayanışma, farklı görünen mücadeleler
arasındaki çoğu zaman gizli bağlantıların farkına varmak anlamına geldiğinden, boykotlar,
işgaller, iş bırakmalar, genel grevler ve şiddetsiz protestolar gibi farklı
eylem biçimlerini gerektirir,
Ancak, ülkedeki konjonktürün iyi bir ekonomi politik
analizinin yapılıp uygulanacak olan eylem biçimlerinin buna göre belirlenmesi
gerekir. Bir ülkede ya da belli bir zamanda ortaya konulan ve başarılı sonuçlar
alınan dayanışma biçiminin, diğer bir ülkede ve zamanda aynı sonuçları
vermesinin garantisi olmadığı gibi, tersine sonuçlar da ortaya çıkabilir.
Bu noktada atlanmaması geren çok önemli bir husus da
şudur: Siyasal iktidarın sahipleri bu tür eylemlerin yaygınlaşıp kendilerini
iktidardan etme korkusu yaşarken, ekonomiye hükmedenler ancak satışlar
yapıldığında kârlarının gerçekleşebileceğini iyi bildiklerinden sert sınıfsal
tepkiler verirler ve boykotlara ya da iş bırakmalara karşı çıkarlar. Ayrıca
tüketimin azalması demek vergi gelirlerinin de azalması demektir ki bu noktada siyasal
iktidar ile ekonomik iktidarın sahiplerinin çıkarları ortaktır. Bu durum da
onları kendi içlerinde dayanışmaya iter.
Sonuç olarak,
boykotlar halkı bilinçlendirme ve halka güven verme konusunda önemli araçlar
olsalar da sadece uzun erimli daha büyük bir mücadelenin ve stratejinin geçici
bir parçası olarak etkili olabilirler.
Dip notlar:
(1)
https://academic.oup.com/mississippi-scholarship-online/book/29348
(3 Nisan 2025).