Yapay
zekâ: Genel değerlendirme
Yapay zekanın ekonomi ve emek
üzerindeki etkileri (VI-e)
Mustafa
Durmuş
24 Mart 2026
19.yüzyıldaki sanayi devrimiyle birlikte insanlığa
yenilikler ve daha rahat yaşam imkânları sunabilen kapitalizm, günümüzde artık insanlığın
ihtiyacı olan yeni şeyleri sunma yeteneğini kaybetti. Bunların yerine yapay
zekâ gibi gerçekte insanlığın ihtiyacı olmayan şeyleri dayatmaya başladı.
Oysa bugün bazı büyük ekonomiler çok ciddi bir
finansal kriz riski ile karşı karşıya. Örneğin ABD ekonomisi şu anda,
beklentilerin altında performans gösteren ve birçok alanda azalan getiri
noktalarına ulaşan, aynı zamanda çevreye de çok zarar veren, yeni gelişen yapay
zekâ endüstrisinin devasa balonunda dengede durabiliyor. Kuşkusuz bu durum
emekçilerin hayatlarını anlamlı bir şekilde iyileştirmediği gibi, işsiz
bırakmak gibi sonuçlarla, daha da kötüleştirici bir potansiyel taşıyor.
Küresel gelir ve servet eşitsizliği yapay zekâ
ile daha da artacak
Ayrıca, dünya çapında olmak üzere, gelir ve servet
eşitsizliği kapitalizmin tarihinde, daha önce hiç görülmemiş ölçüde, arttı.
Öyle ki Oxfam(1), 2023 yılında (önceki üç yıl içinde)
dünyanın en zengin beş erkeğinin servetlerinin toplamının iki katına çıktığını açıkladı.
Aynı yıl borsalarda biriken servetin yüzde 80'i, hisse senedi sahiplerinin yüzde
2'si tarafından kontrol ediliyordu. Buna karşılık, dünya çapında neredeyse beş
milyar insan daha da fakirleşti ve artık geçim zorluğu ve açlık, milyarlarca
insanın günlük yaşamını belirler hale geldi.
Diğer yandan, dev küresel tekeller (özellikle de
teknoloji ve fosil yakıt şirketleri), işçileri daha fazla sömürerek, vergi kaçırarak,
kamusal mal ve hizmetleri metalaştırıp ticarileştirerek, iklim çöküşünü hızlandırarak
ve otoriter rejimleri destekleyerek sahnedeki yerlerini alıyorlar.
Otomasyon işçi ücretlerinin payını azalttı
Bu gelişmelerin asıl olarak vücut bulduğu ABD’de işçi
sınıfının (1967'den 2002'ye kadarki süreçte) milli gelirden aldığı pay ortalama
yüzde 64 idi. Ancak “dotcom çöküşü”, “küresel finans krizi” ve “kısa süreli
Covid resesyonunun” ardından keskin bir düşüş yaşayarak, yüzde 53-55 civarına
geriledi. Bu durum, sonrasında otomasyonun ilerlemesiyle üretim sürecinde
işgücünün rolünün azalmasıyla daha da kötüleşti. Kuşkusuz bu gidişat ortalama kâr
oranlarının rekor seviyeye çıkmasında etkili olan en büyük faktörlerden biri
oldu, Kâr oranı Covid-19 sonrası yaklaşık yüzde 21 idi ve şu anda yüzde 20
civarında seyrediyor. Oysa 1997'de kâr oranı yüzde 5,5 ve 2008 küresel finansal
krizi sonrasında yüzde 18,5 idi. (2)
Ekonomik merkezileşme ve politik
merkezileşme el ele gidiyor
Özetle, büyük balıklar küçük balıkları yiyip bitirdiler
ve giderek kontrol edilemez köpekbalıkları haline geldiler. Onlar hem ekonomik
bir güç hem de devlet gücünü kontrol eden Siyam İkizleri gibiler ve yeni bir
rantçı veya kast sistemine doğru ilerliyorlar. Bu nedenle de müesses nizamın çıkarları
açısından, ekonomideki tekelleşme ve sermayenin temerküzü (sıcak bir üçüncü dünya
savaşı olasılığı altında), daha fazla politik ve militarist merkezileşme ile
garanti altına alınmalıydı. (3) Dünyadaki otoriter-faşist ve militarist
yükseliş aslında bunun bir kanıtı.
Yapay zekâ teknolojisi ise bu kötücül gidişatı
sağlamlaştıracak en önemli araçlardan biri olarak işlev görmeye başladı. Yani çürümekte
ve çökmekte olan kapitalizmde bugün, mevcut tüm finansal araçla yüceltilen
mevcut yapay zekâ efsanesi endişe verici bir eğilimin en ileri noktası konumunda.
Teknoloji iyice gericileşen kapitalizmin
hizmetinde
1890-1970 dönemi; Emperyalizm Teorisi ve Görelilik Teorisi’nden
Kuantum Teorisi’ne ve DNA'ya kadar, ağrı kesiciler, anestetikler ve lazer
cerrahisi gibi büyük keşiflerin yapıldığı bir dönemdi. Ondan sonra ise, esas
olarak çok daha gelişmiş toplu katliamlar ve gözetim, ayrıca özel hayatın
gizliliğini ve radikal muhalefeti yok etmek için bilgisayarlarında muazzam
miktarda veri barındıran devasa şirketler sahneye çıktı. (4)
Bu bağlamda bugün geliştirilen yapay zekânın, bir
kurtarıcı değil, mevcut insanlık dışı değer sistemindeki güçlerin büyük çapta bir
çoğalması olduğunun altının çizilmesinde fayda var. Yani yapay zekâ dünya
çapında yönetici sınıfların kullanıma hazır bir aracı ve maddi ve bilişsel
yıkıma yol açıyor.
Yapay zekâ tırmanan faşizmi güçlendiriyor
Yapay zekâ pratikte, kişisel özgürlüğe karşı yoğun bir
şekilde kullanılıyor. İnsan yaşamı ve ölümüyle ilgili en önemli kararlar,
giderek daha fazla ham yapay zekâ girdisine öncelik verilerek alınıyor. Bu da
zaten kirli hava, su ve iklim yıkımı şeklinde üzerimize çöken ve daha büyük
savaşlara yol açan, nihayetinde herkesin kontrolünden çıkan bir haydut kapitalizm
gerçekliğinin olasılığını artırıyor. Bu durum, aynı zamanda, tırmanmakta olan faşizmin
gücünü de katlıyor. (5)
Öyle ki insanlar sohbet robotlarıyla güçlü duygusal
bağlar kuruyor ve bu da bazen yalnızlık duygusunu daha da şiddetlendiriyor.
Bazıları ise her gün saatlerce sohbet robotlarıyla konuştuktan sonra psikolojik
ataklar geçiriyor.
Mamafih, ortaya çıkan kanıtlar hem yasa koyucuların
hem de temel modelleri tasarlayan teknoloji şirketlerinin daha fazla dikkatini
çekmesi gereken daha geniş bir maliyet olduğunu da gösteriyor.
Nitekim, New York Times'ta yayınlanan bir makale, “üretken
yapay zekâ sohbet robotlarının komplo teorilerine saplanıp, çılgın, mistik
inanç sistemlerini destekleyip desteklemediğini” araştırdı. Sonuç olarak, bazı
insanlar için bu teknolojiyle yapılan sohbetlerin gerçekliği derinden
çarpıtabildiği görüldü. (6)
İnsanın yapay zekaya ihtiyacı var mı?
Aslında emeği ile geçinen ve doğaya ve insan haklarına
saygılı olan hiç kimse üretken yapay zekâya ihtiyaç duymaz. Çünkü çevrimiçi
arama işlevleri ve kendimiz için yazma ve sanat yapma becerisiyle gayet iyi
idare edebiliriz. Sadece sığ ve boş
insanlar, bir arkadaş gibi bir sohbet robotuyla konuşma, bir bilgisayar
programı tarafından üretilen sanatı tüketme veya bazı büyük servetlerin sahibi
mega şirketlerin teknolojisinin kendilerinin yerine düşünmesini, araştırmasını
ve ifade etmesini sağlama fikrini çekici bulabilir. Kısaca, kendi yarattığımız
sistemler tarafından distopya ve yok oluşa sürükleniyoruz.
Bu kötücül durum ancak, tıpkı feodalizmi daha üstün
bir sistem olan kapitalizmle değiştirdiğimiz gibi, insanlık, kapitalizmi sömürünün,
sınıfların ve sınırların olmadığı bir sistemle değiştirdiğinde değişebilir.
Teknoloji bizi yönetmemeli
Teknoloji insanın, toplumun ve doğanın geleceğini
şekillendiriyorsa, o zaman toplum da teknolojinin işleyiş kurallarını
şekillendirmelidir. Bunu yapmadığımızda, ahlaki karar verme yetkimizi kendini “vizyon
sahibi” ilan eden bir avuç kişiye teslim etmiş oluruz ve onların doğru kararlar
almasını ummaktan başka çaremiz olmaz. Tarih, bunun bizim göze alamayacağımız
bir risk olduğunu defalarca ortaya koydu.
Önceki bölümlerde de vurgulandığı gibi, yapay zekâ endüstrisinin
sorunu, üretken yapay zekâ sistemlerinin yaygın olarak benimsenmesi açısından çok
kusurlu ve çok pahalı olması ve daha da kötüsü, teknoloji liderlerinin sunmayı
vaat ettikleri duyarlı robotik sistemlerin geliştirilmesine temel teşkil
edemeyen teknolojik bir çıkmaz olmasıdır.
İnsanlık içinse asıl sorun, bu üretken yapay zekâ
sistemlerinin kontrolsüz bir şekilde geliştirilmeye ve kullanılmaya devam
edilmesinin varoluşumuzu ve toplumsal refahımızı tehdit etmesidir.
Yapay zekanın kârlı olmaması şaşırtıcı
değil
Kapitalistler, harcamaları azaltmak ve kâr oranlarını
yeniden büyütmek amacıyla üretim faaliyetlerini otomatikleştirmeye devam
ettikçe, sistemin merkezindeki çelişki giderek daha da şiddetleniyor. Bu
anlamda yapay zekanın kârlı olmaması şaşırtıcı değil çünkü sistemde kullanılan veriler
giderek daha şaşırtıcı bir hızla üretiliyor ve yeniden düzenleniyor.
Sermaye birikimi, sermaye yoğun çözümler gerektiriyor.
Sermayenin karşılayamayacağı eğitim maliyetleri nedeniyle nispeten azalan
vasıflı işgücü arzı, yapay zekâ üretmek ve eğitmek için gereken vasıflı
işgücünü giderek daha pahalı hale getiriyor. Üretimin dümeninde emekçilerin
yerini alan bilim insanlarıyla birlikte, zengin çalışanlardan oluşan yeni bir
proto egemen sınıf yaratılıyor.
Harcamalar ile gelirler arasındaki devasa
açık
Diğer yandan, üretim süreçlerinde doğrudan yapay zekâ kullanan
şirketlerin oranı son birkaç yıldır sürekli artıyor. Şu anda şirketlerin
yaklaşık yüzde 18'i iş fonksiyonlarında doğrudan yapay zekâ kullandığını belirtiyor.
Amerika’nın en büyük şirketleri ve bilgi veya profesyonel hizmetler gibi bazı
sektörlerde bu oran yüzde 30’a kadar çıkabiliyor. (Bu orana, bireyler arasında
son derece yaygın olan dolaylı yapay zekâ kullanımı dahil değil). (7)
Ancak, yapay zekâ kullanımının genel olarak artmasına
rağmen, çoğu teknoloji şirketi brüt gelirlerinde büyük bir artış görmüyor. Teknoloji
şirketlerinin kazançları 2022-2023 yıllarındaki düşük seviyelerinden
toparlanarak şu anda daha iyi bir seviyeye geri dönmüş olsa da yapay zekâ
yatırımı harcamalarındaki eşi benzeri görülmemiş büyüme, bu şirketlerin
gelirlerini büyük ölçüde geride bırakıyor.
Beyaz ve erkek üstünlükçü önyargılar
pekiştiriliyor
Uzun vadede, siyasi nedenlerle yapay zekâ
sistemlerinin insanlar tarafından doğrudan manipüle edilmesi daha ciddi bir
sorun haline gelebilir. Çünkü programcılar, sistemleri önyargıları azaltmak
için eğitebilecekleri gibi, siyasi olarak belirlenmiş yanıtları teşvik etmek
için de eğitebilirler.
Aslında, böyle bir gelişmeye zaten tanıklık ediyoruz:
Mayıs 2025'te, Trump, Güney Afrika'da “beyaz soykırımından” bahsetmeye
başladıktan ve oradaki beyaz çiftçilerin “acımasızca öldürüldüğünü” iddia
ettikten sonra, Elon Musk’ın yapay zekâ sistemi GROK aniden, kullanıcılara
Trump'ın söylediklerinin doğru olduğunu söylemeye başladı. Farklı konular
sorulduğunda bile bu görüşü paylaşmayı sürdürdü. (8)
Yapay zekalı eğitimde ırkçı, cinsiyetçi ve
homofobik içerikler
Yapay zekâ şirketleri eğitim verileri için interneti
talan ettiler. Bu yüzden de eğitim amaçlı kullanılan bazı materyallerin ırkçı, cinsiyetçi ve homofobik olması şaşırtıcı değil
ve çalışma mantıklarının doğası gereği, yapay zekâ sistemlerinin çıktıları
genellikle bu materyalleri yansıtıyor.
Örneğin, yapay zekâ görüntü üreteçleri hakkında Nature
Dergisi’nde yayımlanan bir makaleye göre:
“Belirli mesleklerden kişilerin
fotoğraflarını isteyen komutlarla oluşturulan görüntülerde, araçlar neredeyse
tüm temizlik görevlilerini renkli tenli kişiler, tüm uçuş görevlilerini ise
kadınlar olarak tasvir etmiş ve bu oranlar demografik gerçeklikten çok daha
yüksek çıkmıştır. Diğer araştırmacılar da benzer önyargıları genel olarak
tespit etmişlerdir: metinden görüntüye üretken yapay zekâ modelleri genellikle
cinsiyet, ten rengi, meslek, milliyet ve daha fazlasıyla ilgili önyargılı ve
stereotipik özellikler içeren görüntüler üretmektedir”. (9)
İş başvurularında yapay zekâ ayrımcılığı
Önyargı sadece görüntülerle sınırlı kalmıyor.
Washington Üniversitesi araştırmacıları, iş başvuru sahiplerini
değerlendirirken ırk ve cinsiyeti nasıl ele aldıklarını görmek için, en önde
gelen üç büyük dil yapay zekâ modelini masaya yatırdılar. Gerçek özgeçmişleri
kullanarak, önde gelen sistemlerin gerçek iş ilanlarına verdikleri yanıtları
incelediler. Elde edilen sonuçlar, “önemli ölçüde ırk, cinsiyet ve kesişimsel
önyargı” olduğu yönündeydi. Araştırmacılar, 550’den fazla gerçek özgeçmişte
beyaz ve siyahi erkek ve kadınlarla ilişkili çeşitli isimleri incelediler ve büyük
dil modellerinin yüzde 85 oranında beyazlarla ilişkili isimleri ve yüzde 11
oranında kadınlarla ilişkili isimleri tercih ettiklerini ve siyahi erkeklerle
ilişkili isimleri beyaz erkeklerle ilişkili isimlere göre hiçbir zaman tercih
etmediklerini ortaya koydular. (10)
İlerici bir alternatif mevcut mu?
Öncelikle, teorik olarak, teknoloji, toplumsal fayda
için bir güç haline gelebilir ve eşitsizlik, sömürü, yoksulluk ve iklim
değişikliği gibi zorluklarla başa çıkabilecek daha eşitlikçi ve daha adil bir
ekosistemin ortaya çıkmasına yardımcı olabilir.
Ancak bunun için teknolojinin insanlığın hizmetinde
olması gerekiyor. Oysa mevcut kapitalist toplumda teknoloji aşırı kâr hırsı ile
hareket eden sermaye sınıfına ve teknoloji şirketlerine hizmet ediyor.
Diğer yandan, yapay zekâ teknolojisinin nereye gittiği
hakkında çok az şey bilindiği için, şu anda bir “ilerici bir alternatif”
oluşturmak da kolay değil. Bu yüzden de günümüzde yapay zekaya müdahaleye
ilişkin ilerici bakış açısı, teknolojinin evrimine odaklanmalı. Bu bağlamda, kuşkusuz,
teknolojinin gelişiminin, bu patlamadan yararlanarak büyüklük ve kontrol
açısından gelişen finans ve büyük “teknoloji” şirketlerinin hakimiyeti ve
kontrolünden kurtarılması zorunlu.
Ayrıca, teknolojinin evrimi ve kullanımı, insanların
birbirleriyle ve yaşadıkları dünyayla etkileşim biçimlerini önemli ölçüde
değiştirebileceği göz önüne alındığında, bu teknoloji emeğin iktidarınca düzenlenmeli
ve denetlenmeli.
Çünkü tersi yani kâr güdüsüyle, geniş kapsamlı
sonuçları olabilecek bir teknolojinin geliştirilmesi ve kullanımını, spontane
ve kontrolsüz bir “öğrenme” sürecine bırakmak felakete davetiye çıkarmak
demektir. (11)
Diğer yandan, iyimser olmak için haklı nedenler de
mevcut. Çünkü ortada bir gerçek var: insanların aksine, robotlar ve
bilgisayarlar, kâr elde etmek için ücretli emek yoluyla sömürülemezler veya kapitalistlerin
satması gereken malları satın alamazlar. Yani üretken sermayenin kendisi için
ulaştığı yapay zekalı tam otomasyon sistemi, kapitalizmi tarihsel olarak
geçersiz kılıyor ve (küresel) sosyalizmin maddi koşullarını olgunlaştırıyor.
Ayrıca, giderek daha fazla insan büyük teknoloji
şirketlerinden rahatsız olmaya ve onlara güvenmemeye başladı. Keza daha fazla
insanın (kendilerini yapay zekâ sistemleriyle etkileşime girmeye zorlandıkça),
bu hoşnutsuzluk ve güvensizliğin daha da arttığına inanmak için somut bulgular
var.
Sonuç yerine
Dünya, eşitsizliklerin ve yoksulluğun derinleşmesine,
eski ve yeni biçimlerdeki yoksunlukların artmasına, ekosistemlerin tahribatına,
yıkıcı iklim değişikliğine, sosyokültürel dokularda kırılmalara ve canlı olan
her şeyin şiddet yoluyla mülksüzleştirilmesine neden olan egemen bir rejimin
yol açtığı eşi benzeri görülmemiş küresel ölçekte bir çoklu kriz sürecinden
geçiyor.
Dünyanın karşı karşıya olduğu bu çoklu krizleri (ekonomik,
ekolojik, sosyokültürel, siyasi, psikolojik ve teknolojik) görmezden gelerek,
yapay zekanın neden olabileceği yıkımı önlemek ve buna karşı insan ve doğadan
yana ilerici bir alternatif geliştirmek zor. Bu çerçevede, yapay zekânın,
tarihsel olarak kapitalizmde “otomasyon” olarak da adlandırılan ve kendini “sermayenin
organik bileşimindeki artış” olarak gösteren teknolojik bir gelişmenin ürünü
olduğu gerçeği unutulmamalı.
Ancak kapitalizme ve özellikle de neo-liberalizme
eleştirilerde bulunmayla yetinmek de doğru değil. Yapılması gereken, mevcut
düzeni teşhir etmenin ve onunla mücadele etmenin yanı somut alternatifler
geliştirmektir.
İlerici bir alternatifin, kapitalizmin piyasacı
önlemlerinin ve iktidarların sözde tekno-düzeltmelerinin yüzeysel ve çoğu zaman
ters etki yaratan çözümlerine boyun eğmeden; sistemik/radikal bir dönüşümü
(yani kapitalizm, devletçilik, ataerkillik, ırkçılık ve insan merkezcilik dâhil
olmak üzere baskı, eşitsizlik ve sürdürülemezlik yapı ve ilişkilerinde) hedeflemesi
gerekir.
Böyle bir alternatif, dayanışma, birbirine bağlılık, iş
birliği, çeşitlilik ve çoğulculuk, özerklik, sorumluluklarla birlikte haklar,
karşılıklı saygı, eşitlik, şiddetsizlik ve barış gibi değer ve etik temellerine
dayanmalı ve kapitalist modernite tarafından teşvik edilen acımasız, rekabetçi,
bencil bireycilikten esastan farklı olmalıdır.
Bu çerçevede, yapay zekaya karşı en büyük muhalefetin
işçi sendikalarından gelmesi gerekiyor. Nitekim pratikte yapay zekâ
sistemlerinin kontrolsüz kullanımına karşı en örgütlü muhalefet şu anda
sendikalardan geliyor (özellikle gazetecileri, grafik tasarımcılarını, senaristleri
ve aktörleri temsil eden sendikalar bu konuda başı çekiyor).
Ancak işçi sınıfı devrimci ve dönüştürücü bir sınıf
olma özelliğini koruyor olsa da, bu mücadelede toplumun bu teknolojiden olumsuz
etkilenen diğer kesimlerini de yanına almak zorundadır.
Sınıf mücadelesi ve toplumsal mücadeleleri bu şekilde
birbirine bağlamak, teknolojinin toplumdaki rolüne ilişkin daha büyük ve daha
geniş mücadeleler için kapasite oluşturmaya da yardımcı olacaktır.
Özcesi, uzun, acı verici ve kaçınılmaz bir mücadele
bizi bekliyor ama sonunda işçi sınıfının ve insanlığın kurtuluşu da bu mücadele
ile sağlanacaktır.
Dip notlar:
(1) https://www.oxfam.org/en/press-releases/wealth-five-richest-men-doubles-2020-five-billion-people-made-poorer-decade-division
(15 Ocak 2024).
(2) https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and (18
Ocak 2026).
(3) https://mronline.org/2026/02/28/i-am-afraid-of-ai
(5 Mart 2026).
(4) https://mronline.org/2025/10/27/capitalism-is-shoving-ai-down-our-throats-because-it-cant-give-us-what-we-actually-want
(27 Ekim 2025).
(5) https://mronline.org/2026/02/28/i-am-afraid-of-ai
(5
Mart 2026).
(6) https://links.org.au/its-time-confront-big-techs-ai-offensive
(13 Ağustos 2025).
(7) https://www.apricitas.io/p/americas-1t-ai-gamble
(10 Şubat 2026).
(8) https://links.org.au/its-time-confront-big-techs-ai-offensive
(13 Ağustos 2025).
(9) Agm.
(10) Agm.
(11) https://mronline.org/2026/03/06/is-human-well-being-comparable-with-an-ai-frenzy-driven-by-a-massive-speculative-pursuit-of-profit (6 Mart
2026).