17 Şubat 2026 Salı

Finansal kriz (ıv): Yapay zeka

 

Yapay zekâ balonu (a)

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (IV)

Mustafa Durmuş

17 Şubat 2026


Son birkaç yıldır dünyada yapay zekâ konusunda olağanüstü bir heyecan ve coşku yaratıldı. Öyle ki yapay zekâ, elektriğin bulunmasından bu yana “en dönüştürücü teknoloji” olarak sunuluyor.

Bu çerçevede, Nvidia, Microsoft ve OpenAI gibi dev teknoloji şirketlerinin hisselerinin fiyatları önceleri borsada adeta füze hızıyla yükseldi. Bu şirketlerce yeni veri merkezlerine ve çip fabrikalarına onlarca milyar dolarlık yatırım yapıldı, buralara devasa miktarda finansal kaynak aktarıldı.

Kapitalizmi krizinden çıkartacak bir buluş mu, yoksa onu çökertecek bir spekülatif balon mu?

Ancak, teknolojik değişimin önceki her döneminde olduğu gibi, bu heyecan ve coşku konusunda da değerlendirmeler keskin bir biçimde farklılaşıyor. Bazıları yapay zekâ konusundaki gelişmeleri “kapitalizmi çöküşten kurtarabilecek yeni bir verimlilik artışı çağının başlangıcı” olarak görüyor.

Karamsarlarsa bunun aslında daha önce “1845 İngiliz Demiryolu”, 2000 Amerikan “dotcom” ve “2008 ABD mortgage” balonlarında olduğu gibi, spekülatif balonlardan biri daha olduğunu ve bu balonun da patlayacağını ancak zamanının kestirilemediğini ileri sürüyor.

“Yapay zekâ korkusu satışları”

Pratikte ise daha çok karamsar görüşleri doğrular biçimde gelişmeler yaşanıyor. 11 Şubat 2026’da ticari gayrimenkul sektöründeki CBRE Group ve Jones Lang LaSalle hisseleri yüzde 12, Cushman & Wakefield hisseleri ise yüzde 14 değer kaybetti. CBRE ve Cushman & Wakefield için bu düşüş, Covid-19’un neden olduğu 2020 yılındaki çöküşten bu yana en büyük düşüş oldu. Aynı gün gelen hisse senedi satışı dalgası, Covid-19’dan bu yana yeniden ayağa kalkmaya çalışan ticari gayrimenkul sektörüne bir darbe daha vurdu (ancak sonraki iki gün içinde satış dalgası ivme kaybetti).

Keefe, Bruyette & Woods analisti J. Rahmani müşterilerine gönderdiği bir notta, “yatırımcıların, yapay zekâ kaynaklı yıkıcı etkilerden potansiyel olarak etkilenebileceği düşünülen, yüksek ücretli ve emek yoğun iş modellerinden uzaklaştığını düşünüyoruz” diye uyarıda bulundu.

Aslında Wall Street'teki her şeyde olduğu gibi, bu fenomenin de bir adı var: “AI scare trade” (yapay zekâ korkusu ticareti). (1)

Teknoloji hisseleri sert çakıldı

Borsalardaki bu düşüşün asıl olarak teknoloji şirketlerinin hisselerindeki sert düşüşten (aşağıdaki grafikte de görülebileceği gibi) kaynaklandığı ortaya çıktı.


Piyasanın ikilemi

Bu durum mevcut piyasanın garip bir ikilemini ortaya koyuyor: Karamsarlar piyasanın çöküşünü tetikleyebilecek bir yapay zekâ (AI) balonunun patlamasını beklerken, diğerleri teknolojinin kısa vadeli başarı potansiyelini değerlendiriyor ve buna göre hareket ediyorlar.

O halde, öncelikle, yapay zekâ üretimine yatırım yapan ve daha ziyade “Müthiş 7’li” olarak anılan dev teknoloji şirketlerinin borsalardaki hisselerinin değerlerinin ve bunun sürüklediği borsaların genel değerinin inanılmaz bir biçimde yükseldiği gerçeğiyle analize başlayalım.

Borsalar şahlandı!

Daha önce, ABD menkul kıymet borsalarındaki büyüme, ABD ulusal hasılasındaki (GSYH) büyümenin önüne bu kadar geçmemişti. Öyle ki halka açık (borsada işlem gören) 3.265 şirketin (Wilshere 5000) toplam piyasa değeri şu anda ulusal hasılanın yüzde 224'ü ile tüm zamanların en yüksek seviyesinde. Bu rakam, Aralık 2021'deki yüzde 193 ve Mart 2000'deki yüzde 135'i geçerek, 2000 yılında ‘dotcom balonu’nun patlamasının ardından S&P 500'ün yüzde 49 ve NASDAQ'ın yüzde 57 değer kaybetmesine neden olan seviyeyi aştı. (2)

Keza 2026 yılının ocak ayı ortasında, “S&P 500 Fiyat-Defter Değeri Oranı” 5,6'ya yükseldi (bu oran, 2000 dotcom balonunun zirve yaptığı dönemde 5 idi). Bu, yatırımcıların fon sağladıkları şirketlerin sahip olduğu fiziksel varlıklar için (borçlar hariç) her 1 dolar karşılığında 5,60 dolar ödediği anlamına geliyor. (3)

Borsada kayıtlı bir şirketin “defter değerine göre hisse senedi fiyatı” ile ölçülen “yapay zekâ yatırım balonu” 2000 yılındaki dotcom balonunun 17 katı ve 2007 yılındaki “subprime mortgage” balonunun dört katı. ABD borsa değerinin ulusal hasılaya oranı (diğer adıyla Buffett Göstergesi) yüzde 217 ile yeni bir rekor seviyeye ulaştı. (4)

 


Dahası, 2022'den bu yana ikiye katlanan ‘Piyasa Değeri/M2 Para Arzı Oranı’ yüzde 306 ile rekor seviyeye ulaştı. Yani şu anda ABD’deki tüm hisse senetlerinin toplam değeri, ABD finans sisteminde nakit, çek ve tasarruf olarak tutulan toplam dolar miktarının üç katından fazla. (5)

Teknoloji şirketlerinin borsa hakimiyeti

“Müthiş 7’li” olarak da anılan şirketlerin (Nvidia, Microsoft, Alphabet (Google), Apple, Meta, Tesla ve Amazon) tümü teknoloji sektöründe faaliyet gösteriyor.  Teknoloji ve “Yapay zekâ/AI” sektörü, 2025'in ilk yarısında ABD ekonomisinin büyümesinin yüzde 92'sini oluşturdu. Gelişmiş araştırma asistanı aracı Chat-GPT'nin Kasım 2022'de piyasaya sürülmesinden bu yana, yapay zekâ ile ilgili hisse senetleri piyasa değerine tahmini 17,5 trilyon dolar ekledi (bu, S&P 500'ün kazançlarının yüzde 75'ine denk geliyor).

Müthiş 7’linin hisseleri şu anda ABD borsa değerinin yaklaşık yüzde 35'ini oluşturuyor. Tek başına Nvidia'nın piyasa değeri Müthiş 7’linin yaklaşık yüzde 19'una denk düşüyor. S&P 500, Nvidia'nın, endeksin yaklaşık yüzde 8'ini temsil etmesiyle, bugüne kadar hiç bu kadar tek bir hisse senedinin yoğunluğuna tanık olmamıştı.

Nvidia: teknoloji şirketlerinin “Aşil Topuğu”

Bir başka anlatımla, bu borsa, sadece yedi hisse senedi ve özellikle de yapay zekâ şirketlerinin modellerini geliştirmek için ihtiyaç duydukları tüm işlemcileri üreten Nvidia şirketi tarafından yönlendirilen, şu anda rekor seviyelerde olan, son derece dengesiz bir borsa. 

Öyle ki eğer Nvidia'nın gelir artışı yavaşlarsa, bu aşırı değerlenmiş borsa üzerinde büyük bir aşağı yönlü baskı oluşturacaktır.  Yani ‘Müthiş 7’liden herhangi biri gelir ve kârlarına göre harcamaları konusunda tereddüt etmeye başlar ve çip alımlarını azaltırsa, Nvidia'nın hisse senedi fiyatı hızla düşebilir ve diğerlerini de beraberinde uçuruma sürükleyebilir. (6)

Yapay zekâ şirketlerinin hisse değeri ulusal hasılaya eşit

Yapay zekaya yatırım yapan şirketlerin hisselerinin toplam değeri ABD ulusal hasılasına eşit düzeyde. Dahası, bu rakam üç yılda iki katına çıktı ve ‘dotcom balonu’nun sönmesinden önce ulaştığı yüzde 60'ın çok üzerine çıktı.

Bu rakam, ‘konut (mortgage) balonu’ için de geçerli. İngiltere ‘Demiryolu Hisse Çılgınlığı’ sırasında, demiryolu hisselerinin piyasa değeri ise İngiltere ulusal hasılasının sadece yüzde 10’uydu ki bu, dört yıl içinde tüm demiryolu şirketlerinin yarısının iflas etmesine yol açtı.

1929 Borsa balonundan çok daha kapsamlı bir balon

Son olarak, “1929 Büyük Buhranı” öncesinde borsa çöktüğünde, hanelerin sadece yüzde 10'u borsaya yatırım yapıyordu. Şu anda ABD'deki yetişkinlerin yüzde 62'si, hisse senedi sahibi olduğunu belirtiyor ve bu rakama, genellikle doğrudan veya dolaylı olarak borsaya yatırım yapılan emeklilik fonları dahil değil. Perakende yatırımcıların (bireysel) en az yüzde 43'ü, nakitlerinin karşılayabileceğinden daha fazla hisse senedi satın alıyor. ABD hane halkının hisse senedi varlıkları, toplam finansal varlıkların yüzde 47'sine ulaşarak 2000 yılındaki zirveyi 8 puan aştı. (7)

Aslında bu veriler bile borsaların çökmesinin, bir topyekûn finansal çöküşe, ekonomik küçülmeye ve aynı zamanda yoksullaştırma ve mülksüzleştirmeye neden olabileceğini çok iyi anlatıyor.

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)    https://peofdev.wordpress.com/2025/11/12/carlota-perez-and-the-ai-boom-where-are-we-in-the-cycle (12 Kasım 2025).

(2)    S&P 500, ABD'nin en zengin 500 şirketinin, NASDAQ ise teknoloji sektörünün borsasıdır.

(3)    “Defter değeri”, ekonominin sağlam ve üretken temelini gösteren kabaca bir gösterge olarak kabul ediliyor.

(4)    https://thenextrecession.wordpress.com/2025/10/14/the-ai-bubble-and-the-us-economy.

(5)    https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and-100def36d9ed (18 Ocak 2026).

(6)    https://thenextrecession.wordpress.com/2025/07/27/ai-bubbling-up.

(7)    https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and-100def36d9ed (18 Ocak 2026).

 

15 Şubat 2026 Pazar

Finansal Kriz (3): Bitcoin

 

Bitcoin balonu patlıyor mu?

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (III)

Mustafa Durmuş

15 Şubat 2026


5 Ocak’ta Bitcoin’in fiyatı yüzde 12’lik bir düşüşle 63.000 dolara kadar geriledi. Bu seviye, Ekim 2025'teki 126.000 dolarlık tüm zamanların en yüksek seviyesinden bu yana en düşük seviye.   Öyle ki Bitcoin, bu yıl dolar cinsinden değerinin dörtte birinden fazlasını kaybetti. (1)


Düşüşün bir sonu yok!

İkinci en büyük kripto para birimi olan Ether'in fiyatı da yüzde 13 düşüşle, 1.849 dolara geriledi ve bu yılki toplam düşüşü yüzde 37'ye ulaştı. ‘Tahmin Piyasası Platformu’ Kalshi'de işlem yapanlar geçen ay Bitcoin fiyatının bu yıl ne kadar düşeceği konusunda bahisler yapmaya başlamıştı. Buna göre, fiyatın 60.000 doların altına düşme olasılığı yaklaşık yüzde 85 düzeyinde. (2)

Bir görüşe göre ise bu düşüşün bir sonu yok, hatta Bitcoin’in değeri sıfıra kadar düşebilir. Çünkü yaşanmakta olan bu düşüş bir “fiyat düzeltmesi” değil, bir “çakılma” ya da “çöküş” ve bunun sonunda kripto piyasasında neredeyse hiçbir şey kalmayabilir. (3)


Borsayı düşürdü, fonları çökertti

Kripto para birimlerinin fiyatlarında bir aydır süren bu düşüş, Bitcoin'e giderek daha fazla yatırım yapan şirketlerin hisselerini çökertip, borsa genelindeki tedirginliği daha da artırırken, bankaları da çok olumsuz etkiledi çünkü bankalar Bitcoin alımlarını finanse etmek için borç para kullanıyor.

Ancak bazıları için bu zarar çok daha yüksek. En popüler borsa yatırım fonları olan MSTX ve MSTU (günlük getiriyi iki katına çıkaran bu fonlar), bu yıl yüzde 80'in üzerinde değer kaybetti. Bu da onları şu anda işlem gören 4.700'den fazla ürün arasında, Amerikan ETF piyasasının en kötü performans gösteren 10 fonu arasına soktu. Haziran ayında kripto çılgınlığı sırasında piyasaya sürülen MSTP olarak bilinen üçüncü bir fon da piyasaya çıktığından bu yana benzer bir düşüş yaşadı. Özetle bu fon Ekim başından bu yana toplamda yaklaşık 1,5 milyar dolarlık varlık kaybetti. (4)


“Genius Yasası”

Donald Trump, ikinci kez iktidara gelmeden önce kripto paralar ve piyasaların destekçilerini zengin edeceğini vaat etmişti. İktidar olduktan sonra kripto ve özel sermaye gibi riskli varlıkları 401(k) planlarına dahil etmek için baskı yapmayı sürdürdü. Dahası, 18 Temmuz 2025'te ‘ABD Stabilcoinleri İçin Ulusal İnovasyonu Yönlendirme ve Kurma Yasası (Genius Yasası) adlı çok tartışmalı bir yasayı çıkardı.

Bu yasa, finansal sistem, ekonomi ve toplum açısından büyük riskler içeren bir yasa. Çünkü bankacılık dışı kuruluşlara, temel güvencelere sahip olmaksızın sigortasız stabilcoinleri halka arz etme yetkisi veriyor. Ayrıca, bu yasa federal ve eyalet düzenleyicilerine, bankacılık dışı stabilcoin ihraççılarının halka yüksek kaldıraçlı (borca dayalı) kripto türevleri ve diğer spekülatif kripto yatırımları satmasına izin verme konusunda geniş yetkiler veriyor. (5)


Kripto varlığa yatırım oligarşiyi, Trump’ı ve Musk’ı daha da zenginleştirdi

Ancak bu durum finans oligarşisi, Trump ailesi ve çevresindeki süper zenginler için bir sorun oluşturmuyor. Çünkü geçen yıl Trump ailesi kripto para birimlerinden muazzam kazanç sağladı: aynı yıl kurdukları kripto tabanlı işletmelerin değeri 2 milyar dolara ulaştı. (6)

Tesla’nın sahibi (190 milyar doların üzerinde bir servete sahip olan) Elon Musk ise 2021 yılından bu yana Bitcoin’e yatırım yapıyor. Nitekim Tesla aynı yıl yatırım politikasını güncelleyerek 1,5 milyar dolarlık Bitcoin satın aldı. Yani yatırımlarının bir kısmını kripto para piyasasına yönlendirdi. Bunun sonucunda Bitcoinin değeri birden 5 bin dolar daha arttı (yüzde 14 artış). Tesla hisseleri de bu işten ciddi kazanç sağladı zira borsadaki değeri yüzde 3 arttı. Bu artışla birlikte başta Musk olmak üzere büyük hissedarlar 11 milyar dolar daha kazandılar. (7)


Yasa finansal krizi tetikliyor

Böylelikle “Genius Yasası”, Amerikan oligarşisine hizmet etmek için hazırlanmış bir yasa niteliğinde. Ancak bu yasa gelecekte Bitcoin başta olmak üzere tüm kripto paralara yönelik panik satışların ve kripto türevlerinin acil satışlarının finansal piyasalarda sistemik krizleri tetikleme ve ekonomide yıkıcı yan etkiler yaratma olasılığını büyük ölçüde artırıyor.

Ayrıca bu yasa büyük teknoloji şirketleri ve diğer ticari işletmelerin kripto para çıkarmasına ve dağıtmasına ve kripto tabanlı bankacılık faaliyetleri yürütmesine de olanak tanıyor.

Ticaret ve teknoloji devlerinin hali hazırda 300 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip bulunan kripto para piyasasında, bu riskli araçları ve diğer riskli kripto yatırımları sunmasına izin vermekle; gelecekteki kripto çöküşlerinin tüm ekonomiyi etkisi altına alma riskini büyük ölçüde artırıyor. (8)


“Piyasa düzeltmesi” değil, “çakılma!”

Son bir aylık düşüş ise “piyasa düzeltmesi” olarak değil, bir “çakılma” ya da “çöküş” olarak değerlendirilebilir.

Çakılmanın nedeni; Bitcoin’in aslında gerçek anlamda hiçbir değeri olmayan bir sahte varlık olması. Öyle ki hala hiçbir kullanım alanı bulamadı. Bu nedenle de değeri sıfıra kadar düşebilir. Nitekim bir analize göre:

“Kripto, bir para birimi haline gelmedi. Kriptoda çok fazla faaliyet var: dolar, sterlin, yen, avro ya da her neyse onunla değerlenen büyük miktarlarda gerçek para bu piyasaya atılıyor. Ancak bunların hiçbiri gerçekten değişim amaçlı kullanılmıyor. Bu, yutturmacaya yatırım yapmakla ilgili. Dünyada yaratılan kripto para birimlerinin hiçbirinin özü yok.  Sözde stabilcoin olarak adlandırılanların bile değerleri ve adlarında saklı olan gerçek değiş tokuş edilebilirliğe sahip olup olmadıkları belli değil. Kripto tarafından yaratılan tek şey, değer değil volatilitedir ve bu da gücü piyasadaki birkaç elde yoğunlaştırıyor”. (9)


Finansal krizin fragmanı

Dahası, Bitcoin’deki çöküş gelmekte olan finansal krizin bir öncülü olarak da düşünülmelidir. Çünkü (bir sonraki yazıda ele alacağımız gibi) yapay zekâ teknolojisi piyasasında da önemli sorunlar söz konusu. Bu da bir çakılmayla sonuçlanabilir. Her ne kadar yapay zekâ, Bitcoin’den farklı olarak, gerçek bir değere sahip olsa da yapay zekaya yatırım yapan büyük teknoloji şirketlerinin hisseleri aşırı şişmiş durumda. Bunlar da sert biçimde çakılabilirler.

Bitcoin çakılması ve yapay zekâ üreten teknoloji şirketlerinin borsa değerlerinin olası çöküşü ise bankaları ve diğer finansman şirketlerini zor durumda bırakabilir.

Bu durumda, kapitalizmin tarihinde sıklıkla yaşandığı gibi, devletler bu bankaları kurtarma yoluna gidecektir. Bunun son örneği, 2008 Finansal Krizi sırasında büyük çaptaki banka ve diğer büyük şirket kurtarmalarıdır. Ancak başta ABD ve Çin olmak üzere dünyada devletlerin bugün çok daha borçlu oldukları dikkate alındığında, bu yeni finansal çöküş 2008’den çok daha tahripkâr olma kapasitesine sahip.


Kripto paralardaki hızlı yükseliş ve keskin düşüşler nasıl açıklanabilir?

Kripto paraların değerindeki hızlı yükseliş ve çakılmalara ilişkin en popüler açıklama, “yatırımcılarının spekülatif kazanç elde etme isteği”.

Yani bu piyasalarda yürütülmekte olan “finansal spekülasyon” sonucunda balonlar şişiriliyor ve bir süre sonra bu balonlar sönüyor. 2008’de patlak veren ‘mortgage balonu’nda olduğu gibi, her balonun bir şişme sınırı var ve bu sınır aşıldığında balon patlayarak sönümleniyor çünkü sonsuza kadar balonların şişirilmesi mümkün değil.

Ya da menkul kıymet borsalarındakinde yaşandığı gibi, şirket hisselerinin fiyatlarının, gerçek değerlerinden çok farklılaşarak aşırı artmasına benzer biçimde, aslında sıfıra yakın değerleri olan kripto paraların fiyatları spekülatif kazanç güdüsüyle bu şekilde arttığında, bir süre sonra gerçek değere doğru çakılma başlıyor.

Spekülasyon kapitalizmde var olan bir olgu 

Karl Marx, 19. yüzyılda finansal varlıkları, tahvilleri ve bunların alınıp satıldığı borsaları, “kurgusal sermaye” araçları olarak tanımlamıştı. Kuşkusuz onun yaşadığı yüzyılda Bitcoin gibi kripto paralar mevcut değildi. Ancak Marx’ın bu tür finansal araçları tanımlama biçiminden yola çıkarak Bitcoin’in bu yüzyılın kurgusal sermaye yaratan araçlardan biri olduğu söylenebilir.

“Marx kapitalistlerin nihai amacının paradan para kazanmak olduğunu yazmıştı. Bu bağlamda kapitalizmin olmazsa olmazı bankaların ve kredi mekanizmasının görevi parayı sermayeye dönüştürmektir. Böylece para kâr yaratır. Birçok küçük yatırımcının bireysel tasarrufları bankalarda toplanır. Borsa ve diğer finansal araçlar ise bu parayı normalde ekonomiye döndürmenin ana kanallarıdır. Bu para hanelere, iş âlemine ya da devlete de kanalize edilir...

Bu süreçte kurgusal sermaye yaratılır: getiri reel üretimden değil, bir finansal alaşımdan türetilir. Asalak olsa da finansal faaliyetin büyük bir kısmı en azından fiilen ekonomiyle bazı bağlantılara sahiptir. Örneğin borsalar, şirketlerin gelecekteki kârları üzerindeki, devlet tahvilleri ise gelecekteki vergi gelirleri üzerindeki alacak iddialarıdır. Kripto paralarda ise böyle bir çıpa dahi yoktur: Bitcoin’in fiyatını yükselten şey yatırımcıların fiyatın gelecekte daha da yükseleceğine dair beklentileridir. Bu da bir balonun ana karakteristiğidir”. (10)

Manipülasyon yapmaya uygun bir araç

Britanyalı iki akademisyenin yapmış oldukları bir çalışma, Bitcoin fiyatlarındaki süper hızlı artış (ve hızlı düşüşün) bu parayı 2013 yılından bu yana asıl yönlendiren olgunun finansal spekülasyon ve manipülasyon olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. (11) Öyle ki sadece 1,000 oyuncunun Bitcoin piyasasının yüzde 40’ını kontrol edebiliyor olması ve örneğin Kasım 2017’de sadece bir oyuncunun bir seferde 25,000 Bitcoin’i (159 milyon dolar) sisteme sokması yapılan manipülasyonun büyüklüğünü gösteriyor. (12)

Küresel likidite bolluğu spekülasyona zemin hazırlıyor

Bu girişimlerin ve beraberinde oluşan balonların hazırlayıcısı ise küresel çaptaki likidite bolluğu. Başta Fed olmak üzere büyük merkez bankaları 2008 krizi ve Covid-19 sonrasında uyguladıkları aşırı düşük faiz ve büyük çaplı “miktarsal ve kredi kolaylaştırma politikaları” ile hem finans seçkinlerini daha da zenginleştirdiler hem de böyle bir spekülasyon için gerekli zemini hazırladılar.

Kısaca, Fed politikaları aracılığıyla borsaların, tahvil ve kredi piyasalarının yanı sıra kripto para piyasası da spekülatif kârlar elde etmenin alanı oldu. Yani Bitcoin’e olan talepteki inanılmaz artış ve fiyatındaki hızlı yükselişler küresel finans piyasalarındaki tarihsel zirve yapmış aşırı likiditenin kaçınılmaz bir sonucuydu. Blockchain teknolojisine ilave olarak küresel likidite fazlası da Bitcoin’in spekülasyon amaçlı olarak kullanılmasına yol açtı. (13)

Bu bağlamda, Trump’ın bir süredir Fed Başkanı’nı hedef almasının ardında yatan faktör asıl olarak, Fed başkanının faiz indirimini, dolayısıyla da kripto piyasasının büyük aktörlerinin taleplerini yerine getirmemesidir.

Sonuç olarak

Değerini, nereden geldiğini ya da nereye gittiğini bilemediğiniz her para bir sorundur. Kripto paraların değeri ise büyük ölçüde kripto için yeni alıcılar bulmaya bağlıdır. Bu bir saadet zinciridir ve her saadet zinciri gibi bir gün parçalanmaya mahkumdur.

Ayrıca, bu yolda büyük miktarlarda elektrik enerjisi kullanılıyor bu da fosil yakıt üretimini/tüketimini ve ekolojik tahribatı artırırken, aynı zamanda kara para aklama dahil yasa dışı işlemleri de kolaylaştırıyor, organize suç örgütlerinin faaliyetlerini (ödemeler açısından) kolaylaştırıyor.

Son olarak, kripto piyasalarıyla kolay yoldan para kazanma arzusu körüklendiğinden, bu ahlaki bir çöküntüye yol açtığı gibi, emekçileri sömürü düzenine karşı örgütlü bir sınıf mücadelesinden uzak tutuyor.

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)  theguardian.com/technology/2026/feb/05/bitcoin-cryptocurrency-slump (5 Şubat 2026).

(2)  https://www.nakedcapitalism.com/2026/02/bitcoin-crypto-crash-captures-headlines-as-potentially-more-serious-tech-driven-debt-retreat-progresses.html (6 Şubat 2026).

(3)  https://www.taxresearch.org.uk/Blog/2026/02/07/will-trumps-crypto-bubble-crash (7 Şubat 2026).

(4)  https://www.taxresearch.org.uk/Blog/2026/02/06/will-trumps-bubble-burst-with-crypto (6 Şubat 2026).

(5)  https://www.ineteconomics.org/perspectives/blog/time-bomb-how-uninsured-stablecoins-and-crypto-derivatives-threaten-financial-and-economic-stability (6 Ekim 2025).

(6)  https://www.epi.org/publication/trump-is-pushing-to-include-risky-assets-like-crypto-and-private-equity-in-401ks-why-this-endangers-retirement-savers-and-the-economy (2 Şubat 2026).

(7)  https://www.bloombergquint.com/gadfly/elon-musk-s-tesla-buying-bitcoin-is-inevitable-and-disconcerting (8 Şubat 2021).

(8)  https://www.bloombergquint.com/gadfly/elon-musk-s-tesla-buying-bitcoin-is-inevitable-and-disconcerting (8 Şubat 2021).

(9)  https://www.taxresearch.org.uk/crypto-or-ai-which-bubble-bursts-first (15 Ekim 2025)

(10)                    “The Bitcoin bubble and cryptocurrency craze”, https://plus.google.com/+MarxistDotCom (18 Ocak 2018).

(11)                    “The Bitcoin bubble – how we know it will burst”, https://theconversation.com/uk (6 Aralık 2017).

(12)                      “The Bitcoin Whales: 1,000 People Who Own 40 Percent of the Market A few massive investors can rock it with a shrug”, https://www.bloomberg.com (8 Aralık 2017).

(13)                    “Bitcoins, Crypto-Currencies and Other Financial Asset Bubbles (excerpt), https://jackrasmus.com (9 Aralık 2017).

 

13 Şubat 2026 Cuma

Finansal kriz (2-b)

 

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (II)

Altın fiyatındaki hızlı yükseliş (ve iniş) (b)

Mustafa Durmuş

13 Şubat 2026


Dünyada altın fiyatının uzun vadede artmasının bir diğer nedeni, yatırımcıların portföyünde spekülatif amaçlarla giderek daha fazla altın kullanılmasıdır. Keza altının sadece “güvenli liman” olmaktan çıkıp, yatırım varlığı olarak büyümesindeki önemli bir başka etkin, profesyonel olmayan yatırımcıların altın satın almasını kolaylaştıran altın ETF'lerinin (borsa yatırım fonları) yükselişidir. (1)

Altın, doların yerine “güvenli liman” oluyor!

Altına yönelimdeki asıl etken, kuşkusuz, ABD dolarının giderek “güvenli liman” olma özelliğini kaybetmesidir. Yani küresel finansal piyasalarda, Trump’ın izlediği politikaların ve doların neden olduğu belirsizlikler, altının “güvenli liman” olma rolünü üstlenmesiyle sonuçlanıyor.

Çünkü bir finansal varlık olarak altın, temettü sağlayan hisse senetleri veya kupon ödemesi sunan tahviller gibi gelir sağlamaz. Bu nedenle iyi zamanlarda altın, hisse senetleri ve tahviller lehine terk edilir. Ancak, risk ve belirsizliğin arttığı dönemlerde altının fiziksel olarak varlığı ona değer kazandırır.

Bu durum, finansal kriz (ve ardından gelen devlet borç krizi) sırasında ve Covid-19 döneminin başlangıcında görüldü. Bu dönemde hem hisse senedi fiyatları hem de faiz oranları düşüktü (faiz oranları tarihsel olarak en düşük seviyelerdeydi) ve altın, riskine göre daha yüksek getiri şansı sunduğu için, tercih edilen varlık haline geldi. (2)

Savaşlar, çatışmalar, Trumpçı gümrük vergileri

Altının fiyatındaki hızlı çıkış ve iniş dönemleri genellikle jeopolitik risklerin arttığı dönemlerdir. Şu anda Ukrayna'da sürmekte olan savaş, Filistin’in işgali ve Suriye’deki devam eden çatışmalar ve gerilimler, Venezuela müdahalesi ve Grönland ve İran konusu bu jeopolitik riskleri oluşturuyor.

Ancak altın fiyatını daha da yukarı çeken şeyin, Trump'ın açıkladığı gümrük vergilerinin yarattığı belirsizlikler olduğunu vurgulamak gerekir. Bu sadece uluslararası ticaret ve büyümeyle ilgili değil, aynı zamanda küresel finansal sistem üzerindeki etkileriyle de ilgili bir husustur.

Ciddi ekonomik krizler ve/veya finansal çöküşler

Geçmişte de altın fiyatında (dolar cinsinden ölçüldüğünde) birkaç kez yukarı doğru patlamalar oldu.  Yani ulusal ekonomilerde enflasyon hızla yükseliyorsa, finansal bir çöküş riski varsa, kapitalist üretimdeki tüm bu krizler ulusal para biriminin (ve uluslararası bir para birimi olarak doların) değerinin düşmesi anlamına gelir. Böylece altın, ulusal paralara karşı cazip bir alternatife dönüşür. 

Nitekim altının tarihsel olarak fiyatına bakıldığında; 1970'lerde küresel ekonominin küçülmeye girmesiyle birlikte petrol fiyatlarındaki şoklara tepki olarak yükseldiği, buna karşılık 1990’ların sonunda borsalar patlama yaşarken ve 2009’dan sonra küresel ekonomi toparlanırken düştüğü görülür.

Ancak altının (başlıca para biçimi ve nihai değer standardı olarak) sonu, 1970’lerde ABD’nin artık doları sabit miktarda altınla değiştirmeme kararıyla geldi. Böylece “altın standardı” sona erdi ve yerini “dolar standardı” aldı.

“Devalüasyon ticareti”

Altın fiyatındaki benzeri görülmemiş artış, “devalüasyon ticareti” olarak adlandırılan durumun bir sonucu da olabilir.  Bu ticaret, kamu ve özel finans kurumlarının, özellikle dolar nakit ve dolar borçları olmak üzere, ABD finansal varlıklarını elden çıkarmaları anlamına geliyor. Çünkü finansal yatırımcılar ve spekülatörler, sahip oldukları varlıkların dolar değerinin düşeceğinden (doların daha da değer kaybetmesinden) korkuyorlar ki bunun aşağıda açıklanan bazı haklı nedenleri var (3):

İlk olarak, Trump ABD’de enflasyonun hızla düştüğünü iddia etse de kanıtlar bunun tam tersini gösteriyor. (Enflasyon ulusal para biriminin değerini düşürür).

İkinci olarak, dolar üzerinden elde edilen faiz geliri ile diğer para birimleri (özellikle Euro ve Yen) üzerinden elde edilen faiz geliri arasındaki fark giderek açılıyor.  Finansal yatırımcılar, önümüzdeki bir yıl içinde ABD’de faiz oranlarının (ve gelirlerinin) diğer büyük ekonomilere göre daha fazla düşeceğini düşünüyor olabilirler. 

Üçüncü olarak, Trump faktörü de doların değerinin son dönemdeki düşüşünde rol oynuyor.  Onun öngörülemezliği, diğer ülkelere karşı uyguladığı zorbalık, dolar varlıklarına sahip yabancı yatırımcıları yani ABD'ye yatırım yapan şirketleri, ABD hisse senetleri ve tahvillerine sahip finans kurumlarını ve ABD kısa vadeli varlıklarına (nakit ve hazine bonoları) büyük miktarda sahip diğer merkez bankalarını, diğer para birimlerine veya altına yönelmek zorunda bırakıyor. 

Dördüncü olarak, merkez bankası rezervleri ve uluslararası ticaret ve finans işlemlerinde dünyanın en önemli para birimi olan dolar, onlarca yıldır kademeli bir düşüş eğiliminde.  Yani diğer merkez bankaları rezerv olarak giderek daha fazla altın tutmaya yöneldiler. Çünkü altını Trumpçı gümrük vergilerine karşı bir koruma önlemi olarak görmeye başladılar. Örneğin artan ABD gümrük vergileriyle karşı karşıya kalan azgelişmiş ekonomilerdeki birçok merkez bankası, doların uluslararası ticarette daha az gerekli hale gelmesiyle, altın rezervlerini artırmaya karar verdi.

Son olarak, ABD'nin endüstriyel gücündeki temel düşüş (özellikle de Çin karşısındaki), onlarca yıldır doların değerini zayıflattı (aslında Trump'ın tersine çevrilmesi gerektiğini düşündüğü şey de bu: endüstriyel hegemonyasını geri kazanarak “Amerika'yı Yeniden Büyük Yapmak/MAGA”.

Altındaki fiyat düşüşlerinin nedenleri?

Peki altın (ve gümüş) fiyatındaki ocak ayı sonunda gerçekleşen keskin düşüşün nedenleri neler olabilir?

Öncelikle, finansal getiri ancak eldeki finansal varlık satıldığında gerçekleşir. Finansal yatırımcılar da en yüksek getiriyi sağlamak için, muhtemelen aşırı yüksek bir piyasada tuttukları değerli metali satarlar. Bu işlemlerle bağlantılı olarak fiyat düşer ve bu satışları daha da artırır. (Fiyat düşerken altın ve gümüş satışlarının azalması arz-talep yasasının altın gibi piyasalarda işlememesidir).

“Stop Loss”

Buna” stop-loss” işlemleri (varlıkların belirli bir fiyatın altına düşmesi durumunda otomatik olarak satılması) ve hedge fonları ve diğer kurumsal traderler tarafından yapılan satışlar da dahil edilebilir. Bu yatırımcılar, büyük kayıpları önlemek için açık pozisyonlarını kapatmak zorundadır. Bu durum da altın (ve gümüş) satışlarını ve beraberinde fiyat düşüşünü getirir. Sonuçta, bu piyasada her zaman düzeltme olur ama altının çıkışına neden olan faktörler varlığını sürdürdükçe altında yükselişin sürmesi beklenmelidir. (4)

Fed Başkanı değişikliği

Bu nedenlere, Trump'ın, Warsh'ı bir sonraki Fed Başkanlığı için seçtiğini açıklaması ilave edilebilir. Çünkü son dönemlerde Walsh faizlerin düşürülmesi gerektiğini savunuyor. Nitekim Warsh'ın adaylığının açıklanmasının ardından dolar güçlendi. Keza fiyat çakılması, bu değerli metallerin fiyatlarının “çok hızlı ve çok fazla yükselmesinden” kaynaklanmış olabilir (aynı hızla düşüş söz konusu olabiliyor).

Ancak altın güvenli liman yatırımı olarak hala uzun vadeli cazibesini koruyor (nitekim düşüşün ardından mütevazı bir toparlanma söz konusu oldu). Ayrıca merkez bankaları ve yatırımcıların bu metale karşı güçlü talebi sürüyor. Dolayısıyla, doğrusal gitmese de uzun vadede altının (ve gümüşün) fiyatının artması beklenebilir. (5)

Türkiye neden altına yöneliyor?

Türkiye’de de altın (ve gümüş) fiyatı son yıllarda çok keskin bir biçimde arttı. Bunun kuşkusuz ilk nedeni, Türkiye’de 2025 yılında, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından, külçe altının yüzde 3,75; BİST 100 Endeksinin yüzde 2,81; mevduat faizinin (brüt) yüzde 2,22; Euro’nun yüzde 1,56 ve doların yüzde 0,21 oranlarında yatırımcılarına getiri sağlaması. TÜFE ile indirgendiğinde ise (reel getiri) külçe altın yüzde 3,61; BİST 100 Endeksi yüzde 2,67, mevduat faizi (brüt) yüzde 2,08; Euro yüzde 1,42 ve dolar yüzde 0,07 oranında yatırımcısına reel getiri sağladı. (6) Yani altın hepsinden daha fazla getiri sağladı.

Bunların dışında ülkeye özgü aşağıda sıralanan başka nedenler de söz konusu:

▪ABD’nin merkezinde yer aldığı jeopolitik gerilimler karşısında doların istikrarsızlaşmasının neden olabileceği “döviz krizlerine düşme kaygısı” ve Rusya’ya bir dönem uygulandığı gibi, uluslararası “finansal ödemelerde ABD kaynaklı engellerle karşılaşma riski”, T.C. Merkez Bankası’nın altın biriktirmesine yol açıyor. Bu da ithal bir meta olan altının fiyatını yükseltiyor.

Nitekim, 30 Ocak 2026 tarihinde döviz varlıkları (bir önceki haftaya göre), yüzde 2,4 azalarak 76,6 milyar dolara gerilerken, altın cinsinden rezerv varlıkları yüzde 3,4 artarak 133,8 milyar dolara yükseldi. (7)



▪ABD dolarının yüzde 57’lik bir pay ile hala dünyanın en büyük rezerv parası olması; buna karşılık avronun payının yüzde 16’da kalması ve Çin yuanının çok daha küçük bir paya sahip olması, “doların hegemonyasına karşı bir güvence olarak” altına yönelime neden oluyor.

▪Endüstriyel altın talebindeki artış (kuyumculuk, elektronik, dişçilik, madalyon ve hatıra para basımı).

▪Servet saklama ve yatırım amaçlı ve spekülasyon amaçlı altın talebi.

Yüksek enflasyon ve finansal istikrarsızlıklar nedeniyle yatırımcıların “güvenli liman” arayışı olarak altına yönelmeleri.

Bunlara ilave olarak, altının “kötü günler” için güvence olarak saklanması, kayıt dışılık, düğünlerde takı olarak yaygın biçimde kullanılması da altına yönelimde önemli faktörler arasında sayılabilir.

Ayrıca külçe altın konusunda sağlanan vergi istisnaları altına yönelimi teşvik ediyor.  Öyle ki külçe altın alım satımında 2014 yılından bu yana KDV istisnası var. Yani KDV (ÖTV de) alınmıyor. (Ancak külçe altın gram altına çevrildiğinde KDV’ye tabi tutuluyor).  

Ancak, Türkiye’deki bazı süper zenginlerin külçe altına yönelmelerinin tek nedeni vergi kolaylığı değil zira sermaye sınıfı zaten her türden vergi teşvikinden yararlanıyor.

Bu noktada bir başka etken devreye giriyor: külçe altın, dövizden daha kolay biçimde karayolu (TIR’larla) ya da hava yolu ile (özel jetlerle) yurt dışına götürülebiliyor. Ülkedeki kayıt dışılığın ve kara para aklamadan kaynakla servet birikiminin yüksek düzeylerde olması ve mücevherat ve kuyumculuk sektörünün önde gelen firmalarının siyasal iktidara çok yakın firmalar olması da altıncılık sektörünün teşvik edilmesini sağlıyor.

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)    https://theconversation.com/the-rise-and-fall-and-rise-again-of-gold-prices-whats-going-on (3 Şubat 2026).

(2)    Agm.

(3)    https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and-100def36d9ed (18 Ocak 2026).

(4)    https://theconversation.com/the-rise-and-fall-and-rise-again-of-gold-prices-whats-going-on (3 Şubat 2026).

(5)    https://www.forbes.com/sites/conormurray/2026/02/02/gold-and-silver-price-plummets-dont-worry-analysts-heres-why (2 Şubat 2026).

(6)    https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Finansal-Yatirim-Araclarinin-Reel-Getiri-Oranlari-Aralik-2025 (8 Ocak 2026).

(7)    TCMB, Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi Gelişmeleri (30 Ocak 2026).

 

 


10 Şubat 2026 Salı

Finansal kriz (2)

 

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (II)

Altın ve gümüşteki hızlı yükseliş (a)

Mustafa Durmuş

11 Şubat 2026

Uluslararası Para Fonu (IMF) yayımladığı son ‘Küresel Finansal İstikrar Raporu’nda hükümetlere yönelik uyarılarını sürdürüyor. Rapora göre, “finansal varlık fiyatları bir kez daha gerçek değerlerinin çok üzerine çıktı. Finansal piyasalar sakin görünseler de küresel finansın temelleri hiç güvenli değil”.

IMF: “Artık endişelenme zamanıdır!”

Buradan hareketle IMF, “artık endişelenme zamanıdır” diyor. Artan devlet borçları, kırılgan banka dışı finansal aracılar ve “stablecoin” gibi spekülatif varlıklar istikrarlı görünen ama gerçekte istikrarsız bir sistemin parçasını oluşturuyor. Aynı zamanda, geleneksel bankalar ve “gölge bankacılık” faaliyeti yürütenler tehlikeli bir şekilde iç içe geçmiş durumdalar. Bu yüzden de varlık değerlerinde ani bir düşüş veya faiz oranlarındaki artış, bankalardaki bilanço kayıplarından yatırım fonlarındaki likidite krizlerine kadar, zincirleme bir reaksiyonu kolayca tetikleyebilir. (1)

Kısaca IMF, bu gelişmelerin ekonomileri durgunluğa sokacağı gibi, yeni bir finansal krizi de tetikleyebileceğini ileri sürüyor.

Altın fiyatında keskin yükseliş!

Ocak ayı sonunda altın fiyatının yaklaşık 5.500 dolara yükselmesiyle tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşması (ardından 30 Ocak’ta bu kez fiyatının yüzde 10’luk bir düşüş ile en büyük günlük düşüşlerinden birine sahne olması), dikkatlerin bu değerli metale çevrilmesine neden oldu.

Son 10 yılda yüzde 300'ün üzerinde, son beş yılda yüzde 150'nin üzerinde ve (belki de daha da önemlisi) ABD Başkanı Donald Trump'ın “Kurtuluş Günü” gümrük vergileri açıklamasından bu yana yüzde 75'in üzerinde artış gösteren altın piyasasındaki bu müthiş yükseliş (ve bir günde yüzde 10’luk çakılma nasıl) açıklanabilir? Bunu açıklayabilmek için altının ekonomi politiğini ve fiyatının yükselmesine neden olan faktörleri ortaya koymak gerekiyor.

Altın fiyatı yüzde 100, gümüş fiyatı yüzde 182 arttı!

Öncelikle, bir tespitle başlayalım: Şu anda 4.900 doların üzerinde olan altın, son altı yılda üç katından fazla değer kazandı ve geçen yıl neredeyse iki katına çıkarak enflasyona göre düzeltilmiş 1981 rekorunu geride bıraktı.

Sadece altın değil, bir diğer değerli metal olan gümüşün fiyatı da Eylül 2020’de ons başına 12 dolardan, 31 Mart 2025’te 28 dolara ve 23 Ocak 2026’da 100 dolara fırladı. Bu, gümüşün aylık bazda dokuz kez üst üste yükselme yolunda olduğunu ve kayıtlardaki en uzun “galibiyet serisi” olduğunu gösteriyor. Gümüş de altının izlediği yolu izleyecek gibi görünüyor.

 



Finans piyasalarının verilerine göre; 2025 yılının başından bu yana altının fiyatı neredeyse iki katına ve ons başına 2.800 dolardan 5.000 doların üzerine çıktı. Bu, geçen yıl yaklaşık yüzde 80'lik bir artışa tekabül ediyor. Son on yıllardaki ılımlı büyümenin ardından son dönemdeki bu artış eşi benzeri görülmemiş bir durum (oysa 1971'den bu yana altının değeri yıllık ortalama yaklaşık yüzde 8 oranında arttı).

Bu arada, gümüşün fiyatı da keskin bir artış göstererek 4 Şubat tarihinde ons başına yaklaşık 90 dolardan işlem gördü. Bu, bir yıl önceki yaklaşık 32 dolardan yüzde 182'ye yakın bir artış anlamına geliyor ve tarihsel olarak yavaş giden fiyat artışlarını çok geride bırakıyor. (2) Bu gelişmeleri nasıl yorumlamak gerekiyor?

Geçmişteki fiyat artışlarından farklı

Altın ve gümüş fiyatlarındaki bu hızlı artışlar geçmişteki artışlardan farklılık gösteriyor. Çünkü uzun vadeli eğilimlerinin üzerinde fiyatı hızla yükselen varlıklar genellikle düşüşe geçerler. 1979 sonlarında zirveye ulaşan altında da böyle olmuştu. Sonraki beş yıl içinde altının fiyatı neredeyse üçte iki oranında düştü. Oysa 2025 yılı aralık ayı itibarıyla altın, dolar bazında yüzde 60'ın üzerinde değer kazandı ve 46 yılın en iyi performansını sergiledi. Enflasyona göre düzeltildiğinde, altın hiç bu kadar pahalı olmamıştı: o halde ya başka bir balon şişiriliyor ya da bir paradigma değişimi yaşanıyor. (3)

Benzer bir patika gümüş için geçerli: 4 Şubat 2026 tarihi itibarıyla kilo başına 3.061 dolar olan gümüşün değeri, bu yıl şimdiye kadar yüzde 26,7 arttı. Geçen yılın başından bu yana yüzde 214,5 ve 2024'ün başından bu yana yüzde 277,8 değer kazandı. Gümüş, 800,7 dolar olduğu 1 Ocak 2022'den bu yana yüzde 282,3 değer kazandı. 1 Ocak 2020'de kilosu 633,2 dolar olan gümüşün fiyatı 4 Şubat’ta yüzde 383,5 arttı. 1 Ocak 2018'de bir kilogram gümüşün fiyatı 596,1 dolar iken, fiyat yüzde 413,5 arttı. (4)

Analistler fiyat artışını; 2025'teki faiz indirimleri, Trump'ın ikinci döneminin başında uygulanan gümrük vergileri, ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'ya yaptığı askeri operasyon ve İran ve Avrupa ülkeleriyle artan gerilimler dahil olmak üzere, artan “jeopolitik gerilimler” gibi bir dizi faktöre bağlıyor.

Bu gelişmelerin sonucunda doların zayıflamasıyla birlikte güvenli liman varlıkları olarak altın ve gümüşe olan talep arttı. Fed'in bağımsızlığı konusundaki endişeler de değerli bu metallerin fiyatlarının yükselmesine katkıda bulundu zira Trump, Fed Başkanı Powell'ı defalarca eleştirdi ve Adalet Bakanlığı, Powell'ın Fed'in yenilenmesi konusunda Kongre'ye yalan söyleyip söylemediğini araştırmak için bir soruşturma başlattı. (5)

Gümüş fiyatı neden hızla arttı?

Arz ve talep arasındaki etkileşim, piyasa spekülasyonları ve makroekonomik faktörler gümüş fiyatını etkiliyor. Elektronik, güneş panelleri ve tıbbi uygulamalarda gümüşün rolü genişlemeye devam ettiği için endüstriyel talep önemli bir etken oluşturuyor.

Yatırımcılar da (özellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde), gümüşün enflasyon ve kur dalgalanmalarına karşı bir koruma aracı olarak (güvenli liman arayışı) görülmesi nedeniyle gümüş fiyatını etkiliyor. Bu yatırım talebi, jeopolitik gerilimler, para politikası değişiklikleri (faiz indirimi gibi) ve piyasa duyarlılığına bağlı olarak sıklıkla dalgalanıyor. Yani küresel rezerv para birimi olarak doların değerinin keskin bir düşüş yaşayacağı ve önemli ölçüde cazibesini yitireceği beklentisi gümüşe yönelimi artırabiliyor.

Son olarak, arz tarafında; jeopolitik sorunlar, grevler veya düzenleyici değişiklikler de fiyatları etkileyebiliyor. Gümüş madenciliği genellikle diğer metallerin çıkarılmasıyla bağlantılı olduğundan, madencilik faaliyetlerindeki aksaklıklar arzda önemli dalgalanmalara neden olabiliyor.

Altın fiyatındaki keskin artışın nedenleri?

Altın fiyatlarında küresel çaptaki bu yükselişin nedenleri şöyle özetlenebilir:

Öncelikle, altının kapitalist ekonomi içindeki önemli bir rolü var. Şöyle ki kapitalist ekonomiler parasal ekonomilerdir.  Kapitalistler, kâr elde etmek amacıyla piyasada satılmak üzere mal ve hizmet üretmek için işçi çalıştırırlar.  Ancak üretilen bu mal ve hizmetler “takas” yoluyla birbirleriyle değiştirilmez.  Bunun yerine, tarihsel olarak, farklı metalar evrensel olarak para olarak (yani bir değişim aracı, işlemlerde bir hesap birimi ve bir değer deposu olarak) kabul edilmek üzere seçildiler.

Bir başka anlatımla, altın gibi evrensel bir meta sonunda para metası haline geldi.  İdeal bir metaydı çünkü bozulabilir değildi. Aksine değişim için sikkeye ya da istifleme için külçeye dönüştürülebilirdi ve her yerde kabul görüyordu. Aslında altın, kapitalist üretim sistemi büyük ekonomilerde baskın hale gelmeden önce bile ana para metasıydı ancak kapitalizmle birlikte kısa süre içinde kapitalizmin para ve değişim sistemine egemen oldu ve güvenilir bir değer ölçüsü haline geldi. Kapitalizm geliştikçe ulusal para birimleri (dolar gibi) sabit bir fiyattan altına bağlandı (altın standardı).

Doların değer kaybetmesi

Altın hala ulus devletlerin rezervlerinde tutuluyordu ama esas olarak ‘para’ değil, şirket hisseleri veya devlet tahvilleri gibi finansal bir varlık haline geldi.  Yani altın, yatırımcıların sermaye kazancı elde etmek için alıp satabilecekleri spekülatif 'hayali sermaye' haline geldi ve paradan daha fazla para kazanmanın bir aracı oldu. Ancak altın, kapitalistlerin ezberlerindeki tarihsel rolünü yani herkes için kabul edilebilir evrensel meta ya da para olma özelliğini hiçbir zaman kaybetmedi.  Dolayısıyla, dolar gibi itibari para birimlerinin değerinin 'düşmüş' göründüğü dönemlerde, istifçiler altına geri döndüler. Özetle, altın, küresel olarak egemen para birimi olan ABD doları zayıflamaya başladığında, elde tutulması gereken finansal varlık haline geldi. (6)

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)    “The IMF is now saying its time to worry”, https://www.taxresearch.org.uk/the-imf-is-now-saying-its-time-to-worry (15 Ekim 2025).

(2)    https://fortune.com/2026/02/04/olympic-gold-silver-bronze-medal-value-surges-precious-metals-2026-winter-games-milan-italy-ryan-lochte-sold-for-six-figures (4 Şubat 2026).

(3)    https://www.reuters.com/commentary/breakingviews/golds-bubble-behaviour-may-signal-paradigm-shift (5 Aralık 2025).

(4)    https://strategicmetalsinvest.com/silver-prices (4 Şubat 2026).

(5)    https://www.forbes.com/sites/conormurray/2026/02/02/gold-and-silver-price-plummets-dont-worry-analysts-heres-why (2 Şubat 2026)

(6)    https://thenextrecession.wordpress.com/2025/10/09/gold-whats-behind-the-boom (9 Ekim 2025).