24 Mart 2026 Salı

Yapay zeka (VI-e)

 

Yapay zekâ: Genel değerlendirme

Yapay zekanın ekonomi ve emek üzerindeki etkileri (VI-e)

Mustafa Durmuş

24 Mart 2026


19.yüzyıldaki sanayi devrimiyle birlikte insanlığa yenilikler ve daha rahat yaşam imkânları sunabilen kapitalizm, günümüzde artık insanlığın ihtiyacı olan yeni şeyleri sunma yeteneğini kaybetti. Bunların yerine yapay zekâ gibi gerçekte insanlığın ihtiyacı olmayan şeyleri dayatmaya başladı.

Oysa bugün bazı büyük ekonomiler çok ciddi bir finansal kriz riski ile karşı karşıya. Örneğin ABD ekonomisi şu anda, beklentilerin altında performans gösteren ve birçok alanda azalan getiri noktalarına ulaşan, aynı zamanda çevreye de çok zarar veren, yeni gelişen yapay zekâ endüstrisinin devasa balonunda dengede durabiliyor. Kuşkusuz bu durum emekçilerin hayatlarını anlamlı bir şekilde iyileştirmediği gibi, işsiz bırakmak gibi sonuçlarla, daha da kötüleştirici bir potansiyel taşıyor.

Küresel gelir ve servet eşitsizliği yapay zekâ ile daha da artacak

Ayrıca, dünya çapında olmak üzere, gelir ve servet eşitsizliği kapitalizmin tarihinde, daha önce hiç görülmemiş ölçüde, arttı.

Öyle ki Oxfam(1), 2023 yılında (önceki üç yıl içinde) dünyanın en zengin beş erkeğinin servetlerinin toplamının iki katına çıktığını açıkladı. Aynı yıl borsalarda biriken servetin yüzde 80'i, hisse senedi sahiplerinin yüzde 2'si tarafından kontrol ediliyordu. Buna karşılık, dünya çapında neredeyse beş milyar insan daha da fakirleşti ve artık geçim zorluğu ve açlık, milyarlarca insanın günlük yaşamını belirler hale geldi.

Diğer yandan, dev küresel tekeller (özellikle de teknoloji ve fosil yakıt şirketleri), işçileri daha fazla sömürerek, vergi kaçırarak, kamusal mal ve hizmetleri metalaştırıp ticarileştirerek, iklim çöküşünü hızlandırarak ve otoriter rejimleri destekleyerek sahnedeki yerlerini alıyorlar.

Otomasyon işçi ücretlerinin payını azalttı

Bu gelişmelerin asıl olarak vücut bulduğu ABD’de işçi sınıfının (1967'den 2002'ye kadarki süreçte) milli gelirden aldığı pay ortalama yüzde 64 idi. Ancak “dotcom çöküşü”, “küresel finans krizi” ve “kısa süreli Covid resesyonunun” ardından keskin bir düşüş yaşayarak, yüzde 53-55 civarına geriledi. Bu durum, sonrasında otomasyonun ilerlemesiyle üretim sürecinde işgücünün rolünün azalmasıyla daha da kötüleşti. Kuşkusuz bu gidişat ortalama kâr oranlarının rekor seviyeye çıkmasında etkili olan en büyük faktörlerden biri oldu, Kâr oranı Covid-19 sonrası yaklaşık yüzde 21 idi ve şu anda yüzde 20 civarında seyrediyor. Oysa 1997'de kâr oranı yüzde 5,5 ve 2008 küresel finansal krizi sonrasında yüzde 18,5 idi. (2)

Ekonomik merkezileşme ve politik merkezileşme el ele gidiyor

Özetle, büyük balıklar küçük balıkları yiyip bitirdiler ve giderek kontrol edilemez köpekbalıkları haline geldiler. Onlar hem ekonomik bir güç hem de devlet gücünü kontrol eden Siyam İkizleri gibiler ve yeni bir rantçı veya kast sistemine doğru ilerliyorlar. Bu nedenle de müesses nizamın çıkarları açısından, ekonomideki tekelleşme ve sermayenin temerküzü (sıcak bir üçüncü dünya savaşı olasılığı altında), daha fazla politik ve militarist merkezileşme ile garanti altına alınmalıydı. (3) Dünyadaki otoriter-faşist ve militarist yükseliş aslında bunun bir kanıtı.

Yapay zekâ teknolojisi ise bu kötücül gidişatı sağlamlaştıracak en önemli araçlardan biri olarak işlev görmeye başladı. Yani çürümekte ve çökmekte olan kapitalizmde bugün, mevcut tüm finansal araçla yüceltilen mevcut yapay zekâ efsanesi endişe verici bir eğilimin en ileri noktası konumunda.

Teknoloji iyice gericileşen kapitalizmin hizmetinde

1890-1970 dönemi; Emperyalizm Teorisi ve Görelilik Teorisi’nden Kuantum Teorisi’ne ve DNA'ya kadar, ağrı kesiciler, anestetikler ve lazer cerrahisi gibi büyük keşiflerin yapıldığı bir dönemdi. Ondan sonra ise, esas olarak çok daha gelişmiş toplu katliamlar ve gözetim, ayrıca özel hayatın gizliliğini ve radikal muhalefeti yok etmek için bilgisayarlarında muazzam miktarda veri barındıran devasa şirketler sahneye çıktı. (4)

Bu bağlamda bugün geliştirilen yapay zekânın, bir kurtarıcı değil, mevcut insanlık dışı değer sistemindeki güçlerin büyük çapta bir çoğalması olduğunun altının çizilmesinde fayda var. Yani yapay zekâ dünya çapında yönetici sınıfların kullanıma hazır bir aracı ve maddi ve bilişsel yıkıma yol açıyor.

Yapay zekâ tırmanan faşizmi güçlendiriyor

Yapay zekâ pratikte, kişisel özgürlüğe karşı yoğun bir şekilde kullanılıyor. İnsan yaşamı ve ölümüyle ilgili en önemli kararlar, giderek daha fazla ham yapay zekâ girdisine öncelik verilerek alınıyor. Bu da zaten kirli hava, su ve iklim yıkımı şeklinde üzerimize çöken ve daha büyük savaşlara yol açan, nihayetinde herkesin kontrolünden çıkan bir haydut kapitalizm gerçekliğinin olasılığını artırıyor. Bu durum, aynı zamanda, tırmanmakta olan faşizmin gücünü de katlıyor. (5)

Öyle ki insanlar sohbet robotlarıyla güçlü duygusal bağlar kuruyor ve bu da bazen yalnızlık duygusunu daha da şiddetlendiriyor. Bazıları ise her gün saatlerce sohbet robotlarıyla konuştuktan sonra psikolojik ataklar geçiriyor.

Mamafih, ortaya çıkan kanıtlar hem yasa koyucuların hem de temel modelleri tasarlayan teknoloji şirketlerinin daha fazla dikkatini çekmesi gereken daha geniş bir maliyet olduğunu da gösteriyor.

Nitekim, New York Times'ta yayınlanan bir makale, “üretken yapay zekâ sohbet robotlarının komplo teorilerine saplanıp, çılgın, mistik inanç sistemlerini destekleyip desteklemediğini” araştırdı. Sonuç olarak, bazı insanlar için bu teknolojiyle yapılan sohbetlerin gerçekliği derinden çarpıtabildiği görüldü. (6)

İnsanın yapay zekaya ihtiyacı var mı?

Aslında emeği ile geçinen ve doğaya ve insan haklarına saygılı olan hiç kimse üretken yapay zekâya ihtiyaç duymaz. Çünkü çevrimiçi arama işlevleri ve kendimiz için yazma ve sanat yapma becerisiyle gayet iyi idare edebiliriz.  Sadece sığ ve boş insanlar, bir arkadaş gibi bir sohbet robotuyla konuşma, bir bilgisayar programı tarafından üretilen sanatı tüketme veya bazı büyük servetlerin sahibi mega şirketlerin teknolojisinin kendilerinin yerine düşünmesini, araştırmasını ve ifade etmesini sağlama fikrini çekici bulabilir. Kısaca, kendi yarattığımız sistemler tarafından distopya ve yok oluşa sürükleniyoruz.

Bu kötücül durum ancak, tıpkı feodalizmi daha üstün bir sistem olan kapitalizmle değiştirdiğimiz gibi, insanlık, kapitalizmi sömürünün, sınıfların ve sınırların olmadığı bir sistemle değiştirdiğinde değişebilir.

Teknoloji bizi yönetmemeli

Teknoloji insanın, toplumun ve doğanın geleceğini şekillendiriyorsa, o zaman toplum da teknolojinin işleyiş kurallarını şekillendirmelidir. Bunu yapmadığımızda, ahlaki karar verme yetkimizi kendini “vizyon sahibi” ilan eden bir avuç kişiye teslim etmiş oluruz ve onların doğru kararlar almasını ummaktan başka çaremiz olmaz. Tarih, bunun bizim göze alamayacağımız bir risk olduğunu defalarca ortaya koydu.

Önceki bölümlerde de vurgulandığı gibi, yapay zekâ endüstrisinin sorunu, üretken yapay zekâ sistemlerinin yaygın olarak benimsenmesi açısından çok kusurlu ve çok pahalı olması ve daha da kötüsü, teknoloji liderlerinin sunmayı vaat ettikleri duyarlı robotik sistemlerin geliştirilmesine temel teşkil edemeyen teknolojik bir çıkmaz olmasıdır.

İnsanlık içinse asıl sorun, bu üretken yapay zekâ sistemlerinin kontrolsüz bir şekilde geliştirilmeye ve kullanılmaya devam edilmesinin varoluşumuzu ve toplumsal refahımızı tehdit etmesidir.

Yapay zekanın kârlı olmaması şaşırtıcı değil

Kapitalistler, harcamaları azaltmak ve kâr oranlarını yeniden büyütmek amacıyla üretim faaliyetlerini otomatikleştirmeye devam ettikçe, sistemin merkezindeki çelişki giderek daha da şiddetleniyor. Bu anlamda yapay zekanın kârlı olmaması şaşırtıcı değil çünkü sistemde kullanılan veriler giderek daha şaşırtıcı bir hızla üretiliyor ve yeniden düzenleniyor.

Sermaye birikimi, sermaye yoğun çözümler gerektiriyor. Sermayenin karşılayamayacağı eğitim maliyetleri nedeniyle nispeten azalan vasıflı işgücü arzı, yapay zekâ üretmek ve eğitmek için gereken vasıflı işgücünü giderek daha pahalı hale getiriyor. Üretimin dümeninde emekçilerin yerini alan bilim insanlarıyla birlikte, zengin çalışanlardan oluşan yeni bir proto egemen sınıf yaratılıyor.

Harcamalar ile gelirler arasındaki devasa açık

Diğer yandan, üretim süreçlerinde doğrudan yapay zekâ kullanan şirketlerin oranı son birkaç yıldır sürekli artıyor. Şu anda şirketlerin yaklaşık yüzde 18'i iş fonksiyonlarında doğrudan yapay zekâ kullandığını belirtiyor. Amerika’nın en büyük şirketleri ve bilgi veya profesyonel hizmetler gibi bazı sektörlerde bu oran yüzde 30’a kadar çıkabiliyor. (Bu orana, bireyler arasında son derece yaygın olan dolaylı yapay zekâ kullanımı dahil değil). (7)

Ancak, yapay zekâ kullanımının genel olarak artmasına rağmen, çoğu teknoloji şirketi brüt gelirlerinde büyük bir artış görmüyor. Teknoloji şirketlerinin kazançları 2022-2023 yıllarındaki düşük seviyelerinden toparlanarak şu anda daha iyi bir seviyeye geri dönmüş olsa da yapay zekâ yatırımı harcamalarındaki eşi benzeri görülmemiş büyüme, bu şirketlerin gelirlerini büyük ölçüde geride bırakıyor.

Beyaz ve erkek üstünlükçü önyargılar pekiştiriliyor

Uzun vadede, siyasi nedenlerle yapay zekâ sistemlerinin insanlar tarafından doğrudan manipüle edilmesi daha ciddi bir sorun haline gelebilir. Çünkü programcılar, sistemleri önyargıları azaltmak için eğitebilecekleri gibi, siyasi olarak belirlenmiş yanıtları teşvik etmek için de eğitebilirler.

Aslında, böyle bir gelişmeye zaten tanıklık ediyoruz: Mayıs 2025'te, Trump, Güney Afrika'da “beyaz soykırımından” bahsetmeye başladıktan ve oradaki beyaz çiftçilerin “acımasızca öldürüldüğünü” iddia ettikten sonra, Elon Musk’ın yapay zekâ sistemi GROK aniden, kullanıcılara Trump'ın söylediklerinin doğru olduğunu söylemeye başladı. Farklı konular sorulduğunda bile bu görüşü paylaşmayı sürdürdü. (8)

Yapay zekalı eğitimde ırkçı, cinsiyetçi ve homofobik içerikler

Yapay zekâ şirketleri eğitim verileri için interneti talan ettiler. Bu yüzden de eğitim amaçlı kullanılan bazı materyallerin ırkçı, cinsiyetçi ve homofobik olması şaşırtıcı değil ve çalışma mantıklarının doğası gereği, yapay zekâ sistemlerinin çıktıları genellikle bu materyalleri yansıtıyor.

Örneğin, yapay zekâ görüntü üreteçleri hakkında Nature Dergisi’nde yayımlanan bir makaleye göre:

“Belirli mesleklerden kişilerin fotoğraflarını isteyen komutlarla oluşturulan görüntülerde, araçlar neredeyse tüm temizlik görevlilerini renkli tenli kişiler, tüm uçuş görevlilerini ise kadınlar olarak tasvir etmiş ve bu oranlar demografik gerçeklikten çok daha yüksek çıkmıştır. Diğer araştırmacılar da benzer önyargıları genel olarak tespit etmişlerdir: metinden görüntüye üretken yapay zekâ modelleri genellikle cinsiyet, ten rengi, meslek, milliyet ve daha fazlasıyla ilgili önyargılı ve stereotipik özellikler içeren görüntüler üretmektedir”. (9)

İş başvurularında yapay zekâ ayrımcılığı

Önyargı sadece görüntülerle sınırlı kalmıyor. Washington Üniversitesi araştırmacıları, iş başvuru sahiplerini değerlendirirken ırk ve cinsiyeti nasıl ele aldıklarını görmek için, en önde gelen üç büyük dil yapay zekâ modelini masaya yatırdılar. Gerçek özgeçmişleri kullanarak, önde gelen sistemlerin gerçek iş ilanlarına verdikleri yanıtları incelediler. Elde edilen sonuçlar, “önemli ölçüde ırk, cinsiyet ve kesişimsel önyargı” olduğu yönündeydi. Araştırmacılar, 550’den fazla gerçek özgeçmişte beyaz ve siyahi erkek ve kadınlarla ilişkili çeşitli isimleri incelediler ve büyük dil modellerinin yüzde 85 oranında beyazlarla ilişkili isimleri ve yüzde 11 oranında kadınlarla ilişkili isimleri tercih ettiklerini ve siyahi erkeklerle ilişkili isimleri beyaz erkeklerle ilişkili isimlere göre hiçbir zaman tercih etmediklerini ortaya koydular. (10)

İlerici bir alternatif mevcut mu?

Öncelikle, teorik olarak, teknoloji, toplumsal fayda için bir güç haline gelebilir ve eşitsizlik, sömürü, yoksulluk ve iklim değişikliği gibi zorluklarla başa çıkabilecek daha eşitlikçi ve daha adil bir ekosistemin ortaya çıkmasına yardımcı olabilir.

Ancak bunun için teknolojinin insanlığın hizmetinde olması gerekiyor. Oysa mevcut kapitalist toplumda teknoloji aşırı kâr hırsı ile hareket eden sermaye sınıfına ve teknoloji şirketlerine hizmet ediyor.

Diğer yandan, yapay zekâ teknolojisinin nereye gittiği hakkında çok az şey bilindiği için, şu anda bir “ilerici bir alternatif” oluşturmak da kolay değil. Bu yüzden de günümüzde yapay zekaya müdahaleye ilişkin ilerici bakış açısı, teknolojinin evrimine odaklanmalı. Bu bağlamda, kuşkusuz, teknolojinin gelişiminin, bu patlamadan yararlanarak büyüklük ve kontrol açısından gelişen finans ve büyük “teknoloji” şirketlerinin hakimiyeti ve kontrolünden kurtarılması zorunlu.

Ayrıca, teknolojinin evrimi ve kullanımı, insanların birbirleriyle ve yaşadıkları dünyayla etkileşim biçimlerini önemli ölçüde değiştirebileceği göz önüne alındığında, bu teknoloji emeğin iktidarınca düzenlenmeli ve denetlenmeli.

Çünkü tersi yani kâr güdüsüyle, geniş kapsamlı sonuçları olabilecek bir teknolojinin geliştirilmesi ve kullanımını, spontane ve kontrolsüz bir “öğrenme” sürecine bırakmak felakete davetiye çıkarmak demektir. (11)

Diğer yandan, iyimser olmak için haklı nedenler de mevcut. Çünkü ortada bir gerçek var: insanların aksine, robotlar ve bilgisayarlar, kâr elde etmek için ücretli emek yoluyla sömürülemezler veya kapitalistlerin satması gereken malları satın alamazlar. Yani üretken sermayenin kendisi için ulaştığı yapay zekalı tam otomasyon sistemi, kapitalizmi tarihsel olarak geçersiz kılıyor ve (küresel) sosyalizmin maddi koşullarını olgunlaştırıyor.

Ayrıca, giderek daha fazla insan büyük teknoloji şirketlerinden rahatsız olmaya ve onlara güvenmemeye başladı. Keza daha fazla insanın (kendilerini yapay zekâ sistemleriyle etkileşime girmeye zorlandıkça), bu hoşnutsuzluk ve güvensizliğin daha da arttığına inanmak için somut bulgular var.

Sonuç yerine

Dünya, eşitsizliklerin ve yoksulluğun derinleşmesine, eski ve yeni biçimlerdeki yoksunlukların artmasına, ekosistemlerin tahribatına, yıkıcı iklim değişikliğine, sosyokültürel dokularda kırılmalara ve canlı olan her şeyin şiddet yoluyla mülksüzleştirilmesine neden olan egemen bir rejimin yol açtığı eşi benzeri görülmemiş küresel ölçekte bir çoklu kriz sürecinden geçiyor.

Dünyanın karşı karşıya olduğu bu çoklu krizleri (ekonomik, ekolojik, sosyokültürel, siyasi, psikolojik ve teknolojik) görmezden gelerek, yapay zekanın neden olabileceği yıkımı önlemek ve buna karşı insan ve doğadan yana ilerici bir alternatif geliştirmek zor. Bu çerçevede, yapay zekânın, tarihsel olarak kapitalizmde “otomasyon” olarak da adlandırılan ve kendini “sermayenin organik bileşimindeki artış” olarak gösteren teknolojik bir gelişmenin ürünü olduğu gerçeği unutulmamalı.

Ancak kapitalizme ve özellikle de neo-liberalizme eleştirilerde bulunmayla yetinmek de doğru değil. Yapılması gereken, mevcut düzeni teşhir etmenin ve onunla mücadele etmenin yanı somut alternatifler geliştirmektir.

İlerici bir alternatifin, kapitalizmin piyasacı önlemlerinin ve iktidarların sözde tekno-düzeltmelerinin yüzeysel ve çoğu zaman ters etki yaratan çözümlerine boyun eğmeden; sistemik/radikal bir dönüşümü (yani kapitalizm, devletçilik, ataerkillik, ırkçılık ve insan merkezcilik dâhil olmak üzere baskı, eşitsizlik ve sürdürülemezlik yapı ve ilişkilerinde) hedeflemesi gerekir.

Böyle bir alternatif, dayanışma, birbirine bağlılık, iş birliği, çeşitlilik ve çoğulculuk, özerklik, sorumluluklarla birlikte haklar, karşılıklı saygı, eşitlik, şiddetsizlik ve barış gibi değer ve etik temellerine dayanmalı ve kapitalist modernite tarafından teşvik edilen acımasız, rekabetçi, bencil bireycilikten esastan farklı olmalıdır.

Bu çerçevede, yapay zekaya karşı en büyük muhalefetin işçi sendikalarından gelmesi gerekiyor. Nitekim pratikte yapay zekâ sistemlerinin kontrolsüz kullanımına karşı en örgütlü muhalefet şu anda sendikalardan geliyor (özellikle gazetecileri, grafik tasarımcılarını, senaristleri ve aktörleri temsil eden sendikalar bu konuda başı çekiyor).

Ancak işçi sınıfı devrimci ve dönüştürücü bir sınıf olma özelliğini koruyor olsa da, bu mücadelede toplumun bu teknolojiden olumsuz etkilenen diğer kesimlerini de yanına almak zorundadır.

Sınıf mücadelesi ve toplumsal mücadeleleri bu şekilde birbirine bağlamak, teknolojinin toplumdaki rolüne ilişkin daha büyük ve daha geniş mücadeleler için kapasite oluşturmaya da yardımcı olacaktır.

Özcesi, uzun, acı verici ve kaçınılmaz bir mücadele bizi bekliyor ama sonunda işçi sınıfının ve insanlığın kurtuluşu da bu mücadele ile sağlanacaktır.

Dip notlar:

(1)    https://www.oxfam.org/en/press-releases/wealth-five-richest-men-doubles-2020-five-billion-people-made-poorer-decade-division (15 Ocak 2024).

(2)    https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and (18 Ocak 2026).

(3)    https://mronline.org/2026/02/28/i-am-afraid-of-ai (5 Mart 2026).

(4)    https://mronline.org/2025/10/27/capitalism-is-shoving-ai-down-our-throats-because-it-cant-give-us-what-we-actually-want (27 Ekim 2025).

(5)    https://mronline.org/2026/02/28/i-am-afraid-of-ai (5 Mart 2026).

(6)    https://links.org.au/its-time-confront-big-techs-ai-offensive (13 Ağustos 2025).

(7)    https://www.apricitas.io/p/americas-1t-ai-gamble (10 Şubat 2026).

(8)    https://links.org.au/its-time-confront-big-techs-ai-offensive (13 Ağustos 2025).

(9)     Agm.

(10)    Agm.

(11)    https://mronline.org/2026/03/06/is-human-well-being-comparable-with-an-ai-frenzy-driven-by-a-massive-speculative-pursuit-of-profit (6 Mart 2026).

18 Mart 2026 Çarşamba

ABD/İsrail-İran Savaşı

 

ABD’de üst düzey bir güvenlik yetkilisinin istifası üzerine bazı çıkarımlar

Mustafa Durmuş

18 Mart 2026


Dün New York Times’ta sıcak gelişme haberi olarak yayımlanan bir habere göre (1), ABD’nin önde gelen terörle mücadele yetkililerinden (Terörle Mücadele Merkezi Direktörü) Joe Kent, “İsrail'in kışkırtmasıyla İran’a karşı savaş başlatan” Trump Yönetimine karşı çıkarak, istifa etti!

Mektubunda, “vicdanım el vermediği için İran’da devam eden bu savaşı destekleyemem, İran, ülkemiz için acil bir tehdit oluşturmuyordu. Bu savaşı İsrail’in ve onun güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle başlattığımız açıktır” diye yazan Joe Kent mektubunda Başkan Trump’a seslendi.

Bazen konuyu iyi bilen bir kişi tartışmasız doğru gibi görünen bir şeyler söyler

Tam da böyle oldu ve son Irak savaşının da gazisi olan Kent, İran'a saldırmayı destekleyen argümanların ve hızlı bir zafer vaadinin, 2003'te Irak'a savaş açma konusundaki tartışmaları yansıttığını söyledi.

Kent ayrıca, 2019'da Suriye'de bir intihar saldırısında hayatını kaybeden, askeri kriptolog olan eşi Shannon'dan da söz ederek mektubunda şöyle devam etti:

“11 kez savaşa gönderilmiş bir gazi ve İsrail'in kışkırttığı bir savaşta sevgili eşim Shannon'ı kaybetmiş bir Gold Star kocası olarak, Amerikan halkına hiçbir fayda sağlamayan ve Amerikan vatandaşlarının hayatlarını kaybetmesini haklı çıkarmayan bir savaşta, gelecek nesli savaşmaya ve ölmeye gönderen bir şeyi destekleyemem”.

Trump’tan sert tepki

Beklendiği gibi, Kent'in istifa mektubu Trump'tan sert bir tepki gördü. Trump, aynı gün Oval Ofis’te gazetecilere, “onun iyi bir adam olduğunu ama güvenlik konusunda zayıf olduğunu hep düşünmüşümdür. İran’ın bir tehdit olmadığını söylediği için ayrılması iyi oldu” dedi. Ayrıca Silahlı Kuvvetler Komitesinde görev yapan ve Amerikan Hava Kuvvetlerinde eski bir tuğgeneral olan Temsilci Don Bacon, Kent’in mektubunu “iyi ki ondan kurtulduk” yorumuyla yeniden paylaştı.

Cumhuriyetçi Koalisyonda çatlak!

Böylece Joe Kent, savaş nedeniyle istifa eden ilk üst düzey yönetici oldu. Bu gelişmeyi Cumhuriyetçi Koalisyonda ortaya çıkan bölünmelerin bir işareti olarak görmekte yarar var.

Çünkü bir süredir İran’a yönelik ABD-İsrail savaşının sonunun belirsizliği Trump'ın destekçileri arasında güçlü bölünmelere yol açıyor. Uzun süren yurtdışı askeri müdahalelerine yönelik eleştirileri nedeniyle Başkan Trump'ı destekleyen koalisyonun müdahale karşıtı kanadı, 19 gündür süren ve sona ereceğine dair herhangi bir işaret görünmeyen savaştan hızla rahatsız olmaya başladı.

Maliyetli bir savaş

Ayrıca, ABD’nin İran’a yönelik olarak başlattığı savaş oldukça maliyetli bir savaş. Bu savaşın ABD’ye günlük maliyetinin 1 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. (2)  Bu da ABD Federal Bütçesine ilave yükler getiriyor. Hali hazırda bu yıl 1,8 trilyon dolar açık vermesi planlanan bütçenin, bu ilave yükü kısa vadede ancak yeni vergilerle ve (38 trilyon doları aşan kamu borcunu daha da artırarak) borçlanma ile karşılamaktan başka bir yolu da yok gibi görünüyor. (ABD, orta ve uzun vadede bu yükü, fazlasıyla, savaşta kendisiyle birlikte hareket eden Arap ülkelerine yıkacaktır).

Ayrıca Demokrat Senatör Brian Schatz da bu rakama tepki gösterdi ve “bu savaş günde 1 milyar dolara mal oluyor. Lanet olası bir ayda 2 milyondan fazla Amerikalının sağlık hizmetlerini kurtarmak için harcamamız gereken miktardan daha fazlasını orada harcayacağız. Bu rejim değişikliği savaşı için, kelimenin tam anlamıyla sizin yemeğinizi ve sağlık hizmetlerinizi elinizden alıyorlar.” (3)

Savaşa en az 50 milyar dolarlık ek kaynak lazım!

Nitekim, Reuters’in bir haberine göre, bazı Kongre danışmanları, Beyaz Saray'ın yakında savaş için ek fon talebini Kongre'ye sunmasını beklediklerini belirttiler. Bazı yetkililer talebin 50 milyar dolar olabileceğini söylerken, diğerleri bu tahminin dahi çok düşük olduğunu ileri sürüyor. (4)

Savaşın dolaylı maliyetleri daha yüksek

Dahası, bu savaşın dolaylı maliyetleri de söz konusu. Öyle ki savaşın başlamasından bu yana yaklaşık bir hafta içinde petrol fiyatları yüzde 43 artış göstererek varil başına 100 doların üzerine çıktı.  Bu, petrol fiyatının son yılların en yüksek seviyesi. 9 Mart itibarıyla, benzin fiyatı ülke genelinde galon başına ortalama 3,48 dolara ulaştı. Trump iki hafta önce “Birlik Durumu” konuşmasını yaptığında, benzin fiyatı 2,92 dolardı. Bu, 2025 Ocak'taki göreve başlama töreninde 3,11 dolar olan ve Trump'ın ekonomik yönetiminin başarısının kanıtı olarak sık sık gösterdiği referans değerin altındaydı. Bu seviye, yedi günden kısa bir sürede geride bırakıldı. Ekonomistler, ham petrol fiyatındaki her 10 dolarlık artışın benzin fiyatlarında yaklaşık 25 sentlik bir artışa yol açtığını tahmin ediyor. (Benzin fiyatları sadece işe ve okula gidip gelmekle ilgili değil. Tüketicilere mal ve hizmet ulaştırmakla da ilgili ve bu da tüm ekonomi genelinde enflasyonist baskıyı kat kat artırıyor). (5)

Aşağıdaki tabloda da gösterildiği gibi, İran savaşının Amerikan halkına yıllık maliyeti hane başına en az 2,143 dolar ile 2,565 dolar arasında değişiyor. (6)


Madalyonun diğer yüzü: patlayan savaş kârları

Diğer yandan, 16 Mart tarihli Financial Times’ta yer alan bir makalede bu savaştan kimlerin fayda sağladığı şöyle özetleniyor (7):

Ham petrol fiyatları İran savaşının başlamasından bu yana ulaştığı seviyeleri korursa, ABD’li petrol şirketleri bu yıl 60 milyar dolardan fazla havadan kazanç elde edecekler. Yatırım bankası Jefferies'in modellemesine göre, 28 Şubat'ta çatışmanın başlamasından bu yana, petrol fiyatlarında yaklaşık yüzde 47’lik bir artışın ardından, Amerikan petrol üreticilerinin sadece bu ay 5 milyar dolarlık ek nakit geliri elde edeceği tahmin ediliyor.


Silah tüccarlarının kârları arttı

Kuşkusuz savaştan yararlananlar sadece petrol şirketleri değil. Reuters’ın haberine göre, ABD Kongresine sunulan bir raporda, ABD Başkanı Trump Yönetiminin İran’a yönelik saldırıların ilk iki gününde 5,6 milyar dolarlık askeri mühimmat kullandığını belirtiliyor. (8)

Sonuç olarak

İstifa eden Joe Kent gibi uzun süreli yurt dışı askeri müdahalelere şüpheyle yaklaşan ve genellikle daha ölçülü bir dış politika savunucusu olan başka üst düzey yönetim yetkilileri de bulunuyor. Bunlara Ulusal İstihbarat Direktörü ve Kent’in amiri Tulsi Gabbard ile Başkan Yardımcısı JD Vance de dahil.

Bu da en despotik yönetimlerin gücünün bile nihayetinde, yönettikleri kişilerin rızasına ve iş birliğine bağlı olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Nitekim Amerikan halkı, İran’a yapılan askeri saldırıların ilk gününde bu saldırılara sadece yüzde 41 oranında destek verdi. Bu oran 1941 yılındaki yüzde 97’lik desteğin çok gerisinde bir destek.

Bu bağlamda Kent’in istifası da böyle bir rıza ve iş birliğinin geri çekildiği anlamına geliyor. Bu da ilk elden bu savaşın gayrimeşru olduğunu ortaya koyuyor ki bu durum, emperyalist ABD-Siyonist İsrail devletinin bu savaşı kaybetmekte olduğunun da işaretidir.

Dip notlar:

(1)    https://www.nytimes.com/2026/03/17/world/middleeast/joe-kent-counterterrorism-resigns-iran-war.html (17 Mart 2026).

(2)    Institute for Policy Studies (5 Mart 2026).

(3)    https://www.commondreams.org/news/what-s-the-cost-of-iran-war (5 Mart 2026).

(4)    https://www.reuters.com/world/middle-east/trump-administration-estimates-cost-iran-wars-first-two-days-56-bln-source-says-2026-03-10 (10 Mart 2026).

(5)    https://www.counterpunch.org/2026/03/13/the-cost-of-war-4 (13 Mart 2026).

(6)    Agm.

(7)    https://www.taxresearch.org.uk/Blog/2026/03/15/who-wins-from-this-war (15 Mart 2026).

(8)    https://www.reuters.com/world/middle-east/trump-administration-estimates-cost-iran-wars-first-two-days-56-bln-source-says-2026-03-10 (10 Mart 2026).

 

 

16 Mart 2026 Pazartesi

Yapay zeka (VI-d)

 

Yapay zekânın finans ve enerji sektörleri üzerindeki etkileri

Yapay zekanın ekonomi ve emek üzerindeki etkileri (VI-d)

Mustafa Durmuş

16 Mart 2026

Yapay zekayı incelediğimiz bu yazı dizisinde sırasıyla; yapay zekanın yeni fakat öncekilerden çok daha yıkıcı etkilere sahip olma potansiyeline sahip bir finansal krizin tetikleyicisi olma özelliğini ele aldık.

Ayrıca yapay zekanın; genel ekonomi, üretkenlik, istihdam, işsizlik, gelir dağılımı, insan, toplum ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konular üzerindeki olası etkilerini ve demokrasi ve insan hakları ve özgürlükler gibi politik ve sosyal etkilerini irdeledik. 

Böyle bir bütüncül bakış gerekliydi zira konu sadece üretkenlik ve/veya istihdam ve işsizlik üzerindeki etkileriyle sınırlandırılamayacak kadar çok boyutlu ve çok önemli.

Yapay zekâ önceki teknolojik gelişmelerden farklı

Yani buharlı makinaların, demiryollarının, elektriğin ya da bilişim teknolojisi ve internetin keşfi gibi daha önceki teknolojik gelişmelerden farklı olarak; yapay zekâ ekonomik, sosyal, politik ve çevresel dönüştürücü (olumsuz anlamda) etkilere sahip bir teknoloji.

Bu da haklı olarak, bir çoğumuzun, yapay zekadaki gelişmeleri distopik bir gelecek ile ilişkilendirmesine neden oluyor. Bu durum da bize, “teknolojiyi reddetmenin imkansızlığı veri iken, buna karşı insan ve doğa açısından nasıl önlemler alınması gerektiği” sorusunu sorduruyor.

Dünyada, ABD’de geçen yıl, yüzde 3’ün üzerinde (göreli olarak yüksek) bir ekonomik büyümeyi sağlayan faktörlerin başında gelen yapay zekâ teknolojisi yatırımlarındaki devasa artışın (2026 yılından itibaren neden olduğu finansal balonların sönmesiyle), finansal bir çöküşe, ardından da (tıpkı 2008 finansal çöküşü sonrasında yaşandığı gibi) küresel bir ekonomik küçülmeye yol açabileceğinin tartışıldığı biliniyor.

Keza yapay zekâ balonunun patlaması sonucunda ortaya çıkacak olan toplumsal faturanın, en ağır şekilde örgütsüz işçi sınıfı ve diğer ezilen halklar tarafından ödeneceğini tahmin etmek de zor değil.

Bir teoriye göre, modern kapitalizm düzgün ve sürekli bir büyümeyle değil, her biri yaklaşık yarım yüzyıl süren, belirgin teknolojik devrim dalgalarıyla ilerliyor. Buna göre, buhar ve demiryollarının çağından elektrik ve çeliğe, kitle üretimine ve ardından bilgi ve iletişime kadar her dalga hem ekonomiyi hem de toplumu yeniden şekillendirdi.

Yapay zekâ teknolojisinde “çılgınlık” aşamasındayız!

Bu teoriye göre, çığır açan yenilikler, cesur girişimciler ve erken altyapı inşası ile ortaya çıkan ilk “patlama” aşaması, artan yatırımlar, spekülatif finans ve genişleyen eşitsizlik biçiminde kendini gösteren “çılgınlık” aşamasıyla sürüyor. Bu aşamada finans sermayenin spekülatif hevesi, deneyselliği ve hızlı gelişmeyi besliyor ancak aynı zamanda üretken yatırımlardan koparak devasa balonların şişirilmesine neden oluyor. Yani şu anda tam bir ‘çılgınlık aşamasına’ girmiş bulunuyoruz. (1)

Finansallaşma ve teknolojik gelişme

Finansallaşma, günümüz kapitalizminin en tipik özelliği. Giderek küresel çapta finansallaşan bir ekonomide, ekonomik canlılığı sağlayabilmek, sermayeyi büyütebilmek ve kârlılığı finansal alanda sürdürebilmek için finansal balonlara ihtiyaç duyulur.

Yani giderek finansallaşan kapitalist rejimde, ekonomi esas olarak finansal varlık balonlarıyla ayakta durabilir. Ekonomik canlılık, büyüme, kârlılık için şişirilen finansal balonlar ise finansal krizleri tetikler.

Bir başka anlatımla, artık endüstriyel kapitalist bir ekonomide yaşamıyoruz. Çoğu insan ekonomimizi kapitalist olarak adlandırıyor ancak bu, 19. yüzyılda tartışılan endüstriyel kapitalizm ya da Marx'ın Kapital'de kastettiği kapitalizm değil. Bu, finans kapitalizmi ve finans sektörü artık tekelci çıkarları, rantçı çıkarları ve emlak sektörünün çıkarlarını destekliyor. (2) Finansallaşma ve yapay zekâ destekli rant ekonomisi, kapitalizmin verimliliği artırma potansiyelini tersine çevirdiği gibi, sömürüyü ve mevcut eşitsizlikleri daha da artırıyor.

Özetle, her ne kadar yapay zekâ teknolojisi askeri savaş sektörünün ihtiyaçlarını karşılayabilmek için geliştirilmiş olsa da şu anda en çok ilişkili olduğu sektörlerin başında finans sektörü geliyor.

Yapay zekâ ve finans sektörü arasındaki karşılıklı etkiler

Bu ilişki iki yönlü bir ilişki: yapay zekâ finans sektörünü etkileyip dönüştürürken, getiriye doymayan finans sektörü de yapay zekânın gelişimini destekliyor, etkiliyor ve yönlendiriyor. 

Yapay zekanın bir bütün olarak finansı ve finansal piyasaları dönüştürmesi, finans alanında kod yazma görevlerinin otomasyonunun devam etmesi ve algoritmaların kullanılmaya başlanmasının bir sonucudur. Algoritmik ticaret, piyasa hareketlerine yatırımcıların tepkisini hızlandırır ve hatta hataya açık sürekli insan müdahalesine gerek kalmadan daha iyi getiri sağlamak için, depolanan talimatlara dayalı olarak büyük işlemlerin bileşenlerinin boyutunu ve sırasını belirler. Bunun piyasa oynaklığını artırdığına ve hatta “ani çöküşlere” yol açtığına dair önemli kanıtlar mevcut. Dahası bu tür görevleri daha “bağımsız” ve daha hızlı yapmak üzere eğitilmiş yapay zekâ ajanları ile bu eğilimler daha da yoğunlaştı ve bir dizi insan tarafından yürütülen müdahalenin artık dijital vekiller tarafından gerçekleştirileceği korkusu ortaya çıktı. (3)

Bir başka anlatımla, yapay zekâ teknolojisi, ekonomilerimizi ve toplumlarımızı yeniden şekillendirecek. Ancak bu teknoloji spekülatif finans mantığına terk edilirse, eşitsizlikleri derinleştirme, ekonomileri istikrarsızlaştırma ve kontrolü bir avuç büyük özel sermaye grubunda yoğunlaştırma riski taşıyor.

Bu bağlamda, ortaya çıkan yapay zekâ balonu, teknolojiye ilişkin bir yargı değil, teknolojinin geliştirildiği ve kullanıldığı ekonomik modele (kapitalizm) ilişkin bir yargıdır. Burada sorulması gereken soru, “balonun patlayıp patlamayacağı değil, ne zaman patlayacağıdır”. Patladığında, küresel ekonomi ve kapitalist dünyadaki çalışanlar üzerinde önemli bir etkisi olacaktır.

Yapay zekâ doğayı dönüştürüyor

Yapay zekâ uygulaması (tıpkı kripto paralar gibi), önemli bir enerji kullanımını gerekli kılıyor. Çünkü büyük yapay zekâ modellerinin eğitimi ve kullanımı muazzam miktarda elektrik gerektiriyor.

Oysa yapay zekanın merkezi ABD halihazırda, birçok bölgede elektrik şebekesi sıkıntısı yaşıyor. Veri merkezlerinin genişlemesi iletim kapasitesinin önüne geçiyor. Enerji sektörü uzmanları artan elektrik maliyetleri ve yerel elektrik kesintileri konusunda uyarıda bulunuyor.

Öyle ki ABD'nin elektrik tüketimi artışı 2005-2020 yılları arasında yüzde 0,1'de kalırken, o zamandan bu yana bu oran yüzde 1,7'ye yükseldi. Ancak yapay zekanın 2030 yılına kadar talebi yıllık yüzde 2 daha artıracağı ve yeni elektrik santrallerinin inşa edilebileceğinden, daha hızlı elektrik tüketeceği tahmin ediliyor. 2024 yılının temmuz ayında, Illinois'ten New Jersey'e kadar 13 eyaletin bir kısmını kapsayan ABD'nin en büyük elektrik şebekesi operatörü PJM Interconnection tarafından düzenlenen yıllık elektrik piyasası ihalesinde, fiyatlar bir önceki yıla göre yüzde 800'den fazla artış gösterdi; megavat-gün başına 28,92 dolardan 269,92 dolara çıktı. Müşterilerin elektrik faturaları aylık yaklaşık yüzde 20 arttı. (4)

ABD’de bugün elektrik tüketimi beş yıl öncesine göre yüzde 40 daha pahalı. Yani elektrik fiyatları yapay zekâ veri merkezleri tarafından daha da yukarı çekiliyor.  OpenAI, 2024 yılının yoğun sıcak dalgasının zirvesinde, New York City ve San Diego'nun toplam elektrik tüketimine eşdeğer miktarda elektrik tüketti. Bu İsviçre ve Portekiz'in toplam elektrik talebine eşdeğer. Bu aynı zamanda, yaklaşık 20 milyon kişinin elektrik tüketimi anlamına geliyor. Google, Indiana'da planlanan 1 milyar dolarlık veri merkezini, bölge sakinlerinin veri merkezinin "elektrik fiyatlarını artıracağını" ve "zaten kuraklıkla boğuşan bir bölgede ciddi miktarda su tüketeceğini" protesto etmeleri üzerine iptal etti. (5)

ABD veri merkezlerinin 2030 yılına kadar ABD elektrik şebekesinin yaklaşık yüzde 10'unu tüketeceği tahmin ediliyor. Bu, Çin'in ulaşması öngörülen oranın dört katı. Oysa ABD, dünyadaki veri merkezlerinin yaklaşık yarısına sahip olmakla birlikte, küresel nüfusun sadece yüzde 4'ünü barındırıyor.(6)



İklim bilimcileri arasında en sıcak tartışmalardan birini ele alan bir araştırmaya göre, küresel ısınma oranı 2015 yılından bu yana hızla arttı ve şu anda 1970'lerdeki oranının neredeyse iki katına ulaştı. (7) Bu artışın ardında, son beş yıldır patlama yapan yapay zekâ yatırımlarının neden olduğu fosil yakıt kullanımına dayalı elektrik tüketimi olması hayli muhtemel.

Özetle, yapay zekâ sadece artan talep ve ABD/İsrail-İran savaşı nedeniyle artan petrol fiyatları yüzünden yükselen elektrik enerjisi kullanımı maliyetleri nedeniyle, üretimi ve genel olarak hayatı (özellikle de emekçi sınıflar için) daha pahalı hale getirmekle kalmayacak, aynı zamanda bu denli yoğun bir enerji tüketimi küresel ısınmayı daha da artırarak iklim yıkımını hızlandıracaktır.

Devam edecek….

Dip notlar:

(1)  https://peofdev.wordpress.com/2025/11/12/carlota-perez-and-the-ai-boom-where-are-we-in-the-cycle (12 Kasım 2025).

(2)  https://www.nakedcapitalism.com/2026/02/michael-hudson-destiny-of-civilization-financialization-collapse.html (21 Şubat 2026).

(3)  https://mronline.org/2026/03/06/is-human-well-being-comparable-with-an-ai-frenzy-driven-by-a-massive-speculative-pursuit-of-profit (6 Mart 2026).

(4)  https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and-100def36d9ed (18 Ocak 2026).

(5)  https://thenextrecession.wordpress.com/2025/10/14/the-ai-bubble-and-the-us-economy (14 Ekim 2025).

(6)  https://thenextrecession.wordpress.com/2026/02/03/ai-and-creative-destruction (3 Şubat 2026).

    (7) Foster, G. & Rahmstorf, S. Geophys. Res. Lett. 53, e2025GLI18804 (2026)’den aktaran https:

14 Mart 2026 Cumartesi

Yapay zeka (VI-c)

 

Yapay zekanın insan ve toplum üzerindeki bazı etkileri

Yapay zekanın ekonomi ve emek üzerindeki etkileri (VI-c)

Mustafa Durmuş

13 Mart 2026


Yapay zekanın iktisadi ve emek üzerindeki etkilerinin yanı sıra, çok iyi anlaşılmayan ama potansiyel olarak ciddi sonuçlara yol açabilecek; psikolojik, toplumsal, politik, militarist ve anti demokratik etkileriyle de yüzleşmeye hazır olmalıyız.

Mayın temizleme daha güvenli ve hızlı yapılabiliyor

Öncelikle, yapay zekayı iyimser bir bakış açısıyla ele aldığımızda, örneğin dünyada en az 57 ülkenin topraklarında aktif halde bulunan anti-personel kara mayınının imha edilmesi konusunda faydalı olabileceği görülüyor.

Öyle ki sadece 2024 yılında, 1.945 kişi bu mayınlar nedeniyle hayatını kaybetti, 4.325 kişi yaralandı ve bunların yüzde 90'ı sivillerden oluşuyor (bunların neredeyse yarısı çocuklardı). Aynı yıl, mayın temizleme operasyonları kapsamında 105.640 mayın imha edildi. (1)

Yeni çatışmalarla birlikte mayın sayısı artmaya devam edecektir. Çiftçiler, çocuklar ve çatışmadan sonra bölgelere dönen diğer kişiler için tek bir adım, kalıcı yaralanma veya ölüm anlamına gelebilir. Bu noktada olumlu bir iş olarak, kara mayınlarının daha hızlı, etkin ve güvenli bir şekilde temizlenmesi için insansız hava araçları ve yapay zekanın birleştirilmesine yönelik projelerin varlığı ve bunların birçoğunun başarılı sonuçlar elde etmesi önemlidir.

Sendikal faaliyetlerin etkinliği artabilir

Türkiye’de sendikaların içinde bulunduğu koşullar; düşük sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesi kapsama oranları, güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlığı, sendikal bürokrasi ve yozlaşma, ekonomik belirsizlikler, baskıcı politik atmosfer, genç çalışanlara ulaşmanın zorluğu gibi yapısal sorunlarla çevrili. Bu nedenle yapay zekâ temelli dijital araçların stratejik şekilde kullanılması, sendikal hareketin güçlenmesinde ve üye sayılarının artmasında yardımcı olabilir.

Bir başka anlatımla, yapay zekâ özellikle büyük dil modelleri; metin üretimi, metin dönüştürme, özetleme, sınıflandırma ve kampanya planlama gibi alanlarda önemli bir kapasite sunuyor olabilir. Bu kapasite, sendikalar açısından hem örgütlenme hem de eğitim faaliyetlerinde kritik bir fırsat olabilir.

Bu çerçevede yapay zekâ; sendikaların yürüteceği kampanyaların mesajlarının üretilmesi ve yeniden yazılması; kampanya planlama ve takvim oluşturma, eğitim materyallerinin hazırlanması; uzun metinleri ve raporları özetleme, sosyal medya koordinasyonu; rutin sendikal yazışmaları hızlandırma gibi işlevleri çok daha etkin bir biçimde yerine getirebilir. Böylece genç işçilere daha kolay erişim sağlanabilir, sendikanın kamuoyu görünürlüğü artabilir ve toplu iş sözleşmesi süreçlerinde şeffaflık sağlanabilir. (2)

Yeni tür bir “yabancılaşma” tehlikesi

Diğer yandan yapay zekâ, (çatışmalar ve savaşlar yüzünden) milyonlarca insanın ölümüne veya ciddi biçimde yaralanmasına ve eğitim dahil, tüm kamusal yaşamımızın büyük ölçüde aptallaştırılmasına yol açmak gibi çok sayıda olumsuz etkiye neden olabileceği gibi, toplumun atomlarına ayrılmasının artmasıyla, ciddi bir yabancılaşmaya da yol açabilir.

Bu durumda, yapay zekâ aparatlarıyla olan ilişkiler, giderek çok çeşitli insan ilişkilerinin yerini alır ve bu da yeni türden bir yabancılaşma ile sonuçlanır. Bunun etkileri şimdiden yaygın olarak gözlemleniyor. Ayrıca yapay zekanın politik ve ekonomik baskı ve gözetim aracı olarak kullanılması da büyük bir tehlike oluşturabilir.

Hatalı algoritmalar ölümcül zarara neden olabilir

Yapay zekâ sisteminin temel yapı taşları; teknoloji şirketleri ve onların geliştirdiği parlak büyük dil modelleri (LLM'ler) ve algoritmalardır. Algoritmalar toplumda her yerde karşımıza çıkar. Hastalıkların teşhisi, öğrencilerin okullara yerleştirilmesi veya sosyal sigorta ve istihdam yardımlarına hak kazanma gibi idari görevler gibi görevlerin yapay zekâ kullanımı aracılığıyla hem kalitesi hem de verimliliği açıkça iyileştirilebilirse de hatalı algoritmaların sonuçları felaketle sonuçlanabilir. İnsanların hayatları ve gelecekleri tehlikeye atılabilir.

İki skandal örnek

Bu konuda Avrupa’daki yapay zekâ uygulamasında önemli bulgular mevcut. Hollanda'nın çocuk bakım yardımı sistemi ve İngiltere Posta İdaresi skandalları bu çerçevede tarihe geçen iki örnek.

Her iki durumda da hükümetin büyük teknoloji şirketlerinden hazır olarak satın aldığı ve hükümet tarafından yönetilen algoritmalar sadece binlerce masum insanın mahkemeye çıkarılmasına ve haksız mahkumiyetine yol açmakla kalmadı, aynı zamanda geçim kaynaklarının yok edilmesi, iflaslar ve hatta intiharlar gibi yıkıcı sonuçlara da yol açtı. İsveç'ten alınan son örneklerse, devletin algoritmalar aracılığıyla işlediği algoritmik gücün demokrasinin temellerini nasıl sarsabileceğini ortaya koyuyor. (3)

Savaşlarda artık yapay zekâ kullanılıyor

Herhangi bir yapay zekâ modeli, belirli varsayımlar altında programlanır ve seçilen veri setleri üzerinde eğitilir. En açık ve acil olarak, bu durum savaşlarda eylem planları oluşturmakla görevli yapay zekâ destekli savaşlar ve karar destek sistemleri için de geçerlidir.

Bu bağlamda, iç gözetimin yanı sıra, bilinçli olarak tüm büyük orduların yapay zekayı hevesle kullanmasının giderek artması tesadüf değildir. Özellikle ABD iki yıl içinde binlerce otonom silah sistemi konuşlandırmayı planlıyor. Ukrayna, Filistin ve İran savaşları emperyalist ordular için adeta ideal birer test alanı oldu. Öyle ki İsrail ordusu, hızlı bir şekilde çok sayıda “ölüm listesi” oluşturan "Lavender" adlı bir yapay zekâ tabanlı program geliştirdi. Bu program, Hamas ve Filistin İslami Cihat'ın askeri kanatlarında yer alan tüm “şüpheli” militanları, düşük rütbeli olanlar da dahil olmak üzere, suikast hedefi olarak işaretlemek için tasarlandı. (4)

İran’a yönelik askeri saldırılarda yoğun yapay zekâ kullanımı

Bir kaynağa göre (5), ABD ordusu da İran’ yönelik askeri saldırılarında, hedefleri bir algoritma ile kontrol etmeden tek bir bomba bile atmadı. Pentagon, 28 Şubat 2026'da Epic Fury Operasyonu'nu başlattığında, İran ordusu ve liderlik merkezlerine yönelik saldırılar, Silikon Vadisi şirketlerinden kiralanan yapay zekâ sistemleri tarafından işlendi, çapraz referanslandı ve gerekçelendirildi.

Washington Post'a göre, operasyonların ilk gününde Anthropic'in Claude Sistemi, uydu görüntülerini, sinyal istihbaratını ve gözetim verilerini gerçek zamanlı olarak sentezleyerek, GPS koordinatları, silah önerileri ve her saldırı için otomatik yasal gerekçeler içeren hedef listeleri oluşturmak üzere yaklaşık bin adet öncelikli hedef belirledi. Dahası, tüketici sohbet robotlarını çalıştıran aynı teknoloji artık CENTCOM'un hedefleme altyapısına entegre edildi ve Amerikalı komutanlara düzenli bir özet sunuyor: “İşte hedef, işte risk, işte saldırı için mantıklı gerekçe”.

Kısaca, yapay zekanın askeri alandaki yaygın kullanımı klasik anlamdaki askeri-sanayi karması sektörde de değişikliklere neden olacaktır. Bu bir tür, “militarizmin açıkça övüldüğü potansiyel bir kültür değişiminin yaşanmakta olduğu” demek oluyor.

“Herkesin herkesle savaşının aracı” olarak yapay zekâ

Yani yeni askeri-sanayi karması sektörü, Thomas Hobbes'un “herkesin herkese karşı savaşı”nın sağlam bireyci, yüksek teknolojili bir versiyonu olarak düşünülebilir. Ya da İkinci Dünya Savaşını sona erdirmek için atom bombasının üretilmesini sağlayan ‘Manhattan Projesi’nin yeni bir versiyonu ile karşı karşıya olabiliriz. Ancak bu kez odak noktası, nükleer silahların geliştirilmesi değil, yapay zekanın askeri uygulamalarının hızlandırılması ve ABD’ne Çin'e karşı kalıcı bir teknolojik üstünlük sağlanması olacaktır. (6)

Yapay zekâ ile birlikte otoriter rejimlerin toplum üzerindeki gözetimi daha da arttı

Sermaye sınıfı ve patronlar hali hazırda yapay zekayı işçileri ve tüketicileri kontrol etmek için kullanıyor. Barış zamanlarında toplumun kontrolü ve gözetimi de artık büyük ölçüde yapay zekâ aracılığıyla yapılıyor. Bu, büyük ölçüde yüz tanıma yoluyla gerçekleştiriliyor ve yıllardır protestoculara karşı kitlesel polis müdahalelerinin temelini oluşturuyor.

Yapay zekâ ve kamera teknolojisiyle “nesneleri ve insanları güvenilir bir şekilde sınıflandırıp analiz edebilen, böylece davranış ve hareket kalıplarını istatistiksel analiz için görebilen gelişmiş derin öğrenme analitiğine sahip video çözümleri kullanmak” son derece kolaylaştı.

Dijitalleşmiş alt yapı ve yapay zekâ, işyerlerini, (hatta) konutları kontrol edebiliyor

Keza dijitalleşme, küresel gözetim programlarına (Valluy) dönüşümüne kolayca ve belirgin bir şekilde entegre edilebildiğinden, yönetimlere kolluk kuvvetlerinden daha ucuz ve daha az görünür bir caydırıcı güç sağlıyor. Muhtemelen çoğu büyük kent ve dünyadaki çoğu insan, şu anda Çin ve ABD'li mega şirketler tarafından tüm dünyaya ihraç edilen yapay zekâ gözetimi altında bulunuyor.

Yapılan bir araştırma (7), ağ bağlantılı gözetimin dünyadaki büyük kentlerde ne kadar yaygın hale geldiğini ortaya koyuyor. Öyle ki son birkaç yılda, devletler kendi gözetim kamera filolarını güçlendirmenin yanı sıra, işyerlerinde veya konutlarda CCTV sistemleri bulunan vatandaşları, gözetim görüntülerini yetkililerle paylaşmaya teşvik ediyor. Yapay zekâ teknolojisindeki büyük ilerlemeler, bu görüntüleri izleyen ekiplerin plakalardan nesnelere, yüzlerden yürüyüş şekline kadar her şeyi analiz etmesini ve takip etmesini sağlıyor.

Sözü edilen araştırma için, 1.000 kişi ve kilometre kare başına en fazla sayıda devlet bağlantılı CCTV kamerasına sahip dünya çapındaki kentler de belirlendi: Washington’da 1.000 kişi başına 44 adet devlet erişimli güvenlik kamerası bulunuyor. Dünyada kilometre kare başına devlet erişimli CCTV kamera sayısı en fazla olan kent ise kilometre kare başına 800 kamera bulunan Dubai (Birleşik Arap Emirlikleri). Hatta göreli olarak daha barışçıl ve demokratik bir kent olan Stockholm (İsveç) 1.000 kişi başına 22 CCTV kamera veya kilometre kare başına 117 kamera ile Avrupa'nın en fazla gözetlenen şehri konumunda. (8)

Devam edecek….

Dip notlar:

(1)  https://theconversation.com/researchers-are-combining-drones-and-ai-to-make-removing-land-mines-faster-and-safer (5 Mart 2026).

(2)  “AI: How to use it as a campaigner”, https://www.taxresearch.org.uk/Blog/2025/11/16/ai-how-to-use-it-as-a-campaigner (16 Kasım 2025).

(3)  https://www.socialeurope.eu/when-algorithms-undermine-democracy-europes-wake-up-call (11 Kasım 2025).

(4)  https://mronline.org/2026/02/28/i-am-afraid-of-ai (5 Mart 2026).

(5)  https://mronline.org/2026/03/09/anthropic-is-already-at-war (9 Mart 2026).

(6)  https://www.counterpunch.org/2026/03/10/the-brave-new-ai-war-machine (10 Mart 2026).

(7)  https://neomam.com/most-surveilled-cities-worldwide (28 Temmuz 2025).

(8)    Agm.