4 Mart 2026 Çarşamba

Finansal kriz(V): Amerika

 

ABD ekonomisi finansal çöküşün eşiğinde  

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (V)

Mustafa Durmuş

5 Mart 2026


Finansal krizlerin, finans sektörünün en kapsamlı örneğine sahip olan ABD’de patlak vermesi tesadüf değil. Bu ülkenin ev sahipliği yaptığı neo-liberalizm ve beraberinde hızlanan küreselleşme ve finansallaşma da bu krizlerin başta Avrupa olmak üzere, neredeyse tüm kapitalist dünyaya yayılmasıyla sonuçlanıyor.

‘2007-09 finansal krizi’ bunun en somut örneklerinden biri. ABD’de patlayıp, sadece üç hafta içinde tüm dünyaya yayılıp, başta finans ve imalat sektörü olmak üzere tüm ekonomik sektörleri vurmuş ve 1929 Büyük Buhranı’nın ardından şu ana kadar görülmüş en derin ikinci krizi sıfatını kazanmıştı.

Bu yıl bir finansal çöküş yaşanır mı?

Ancak kapitalizmin krizleri sona ermiyor. Üstelik bu krizler giderek çoklu krizlere dönüşmeye yani tüm toplumsal ve ekolojik yaşamı etkilemeye başladı. Şimdi soru, “bu yıl ya da en geç 2027’nin başlarında yeni bir finansal çöküşün yaşanıp yaşanmayacağı” sorusu.

Eğer tarih bir rehber ise aslında sorulması gereken soru, “başka bir büyük finansal çöküşün olup olmayacağı değil, ne zaman olacağıdır”. Kuşkusuz dünya nüfusunun çoğu için bu soru, “ABD’de başlayan böyle bir krizin kendi ülkelerini ve daha da önemlisi başta işçi sınıfı olmak üzere tüm halkların yaşamını ve geleceğini nasıl etkileyeceğidir”.

Balonların sönümlenme hızı belirleyici olacak

Amerikalı iktisatçı Jack Rasmus’a göre, önümüzdeki aylarda çok sayıda finansal piyasa balonunun ne kadar hızla sönümlenebileceği, önümüzdeki 12-18 ay içinde bir “finansal çöküş” olup olmayacağını belirleyecektir.

“Şubat 2026’da finansal piyasalarda olup bitenler, özellikle de mevcut yapay zekâ yatırımlarındaki patlama, 1998-2000 yıllarında ‘dotcom internet balonu’nun aşırı yatırımına benziyor ve 2003-07 yıllarını izleyen konut patlaması ve balonunun unsurlarıyla örtüşüyor olsa da 2026-2027 yıllarında ortaya çıkacak olan finansal çöküşün diğerlerin farklı ve daha endişe verici boyutları söz konusu”. (1)

Jeopolitik ve iç gerilimler

Kuşkusuz 28 Şubat tarihinde gerçekleşen ABD-İsrail ortaklı İran saldırısı gibi jeopolitik olaylar altın fiyatlarını, ABD’deki iç siyasi gelişmeler (Trump’ın Kasım ayında yapılacak ABD seçimlerini baltalamak için tehditler ve eylemlerde bulunması gibi) kripto fiyatlarını etkileyecektir. Tüm bunlar, bu yıl yatırımcıların ve tüketicilerin güvenini olumsuz etkileyecek ve zaten giderek kırılgan hale gelen hisse senedi (borsa), kripto para, ABD doları ve metal finans piyasalarına olumsuz etkilerde bulunacaktır.

Borsalar rekor seviyelere ulaşırken, artan finansal kırılganlık ABD ve Avrupa'da alarm zillerini çaldırıyor. IMF de son zamanlarda bu endişeleri yineleyerek, yaklaşan bir kriz korkusunu körükledi.

Küresel finans tehlikeli sularda yüzüyor

Kısaca, varlık fiyatları yükselirken ve devasa miktarda spekülatif para riskli piyasalara akarken, küresel finans sistemi yeniden tehlikeli bir bölgeye giriyor. Kaçınılmaz çöküşler veya fiyat düzeltmeleri gerçekleştiğinde, bunun etkileri ABD ve Avrupa'nın çok ötesine yayılacak ve zaten borç ve belirsizlikle boğuşan gelişmekte olan ekonomileri vuracaktır.

Uyarı işaretleri her yerde mevcut: finansal varlık fiyatları, temel göstergelerle açıklanabilecek seviyenin çok ötesinde yükselirken, banka dışı finansal aracılar artık 2008 finansal krizine giden yıllarda ‘gölge bankalar’ın oynadığı role benzer bir rol oynuyor. Aynı zamanda, stabilcoinlerin yükselişi, düzenlemeye tabi bankaları kripto para birimlerinin opak dünyasına çekmiş durumda. Kanıtlanmış getirilerden çok, abartılı reklamların etkisiyle büyük miktarda spekülatif sermaye yapay zeka hisselerine akın ediyor. (2)

Finansal göstergeler

Peki, somut olarak hangi finansal göstergeler ABD ekonomisinin, büyük olasılıkla bu yıl içinde ciddi bir finansal kriz yaşayabileceğini gösteriyor?

Aslında finansal balonları, patladıkları ana kadar gerçek zamanlı olarak tanımlamak oldukça zor. ABD ekonomisinin şu anda bir balonun içinde olup olmadığını kesin olarak söyleyebilmek için, günümüzün yapay zekâ yatırım patlamasının büyüklüğünü ve yoğunluğunu ve potansiyel balonun sona erme zamanını anlamak gerekiyor.

Bu yazı dizisinde şu ana kadar yaptığımız analizler, aslında ABD ekonomisinin bir finansal balonun içinde olduğunu ortaya koyuyor.

Aşırı değerlenmiş finans piyasaları

İlk olarak, ABD’de finansal piyasalar aşırı değerlenmiş durumda. Trump'ın göreve gelmesinden bu yana geçen 14 ay boyunca, S&P 500 ve Nasdaq borsaları, kripto para piyasası ve altın ve gümüş piyasaları gibi finansal varlık piyasası balonları 2025 yılında rekor seviyelere ulaştı. Bu yılın Şubat ayı başında bu piyasalar aniden daraldı, kısa bir süreliğine toparlandı ancak ardından tekrar düşüşe geçti.

Örneğin aşağıdaki grafikten de görülebileceği gibi balonun olup olmadığının bir göstergesi olarak kabul edilen ‘Fiyat-Kazanç (PE) Oranları’ gibi geleneksel değerleme ölçütleri aşırı seviyelere ulaşmış durumda.


Yüksek düzeyde gizli kaldıraç

Finansal balonu gösteren ikinci gösterge gizli kaldıraçtır. Yatırımcılar ve spekülatörler sadece aşırı değerli hisse senetlerine yatırım yapmaya devam etmekle kalmıyor, giderek artan sayıda yatırımcı kişi ve kurum bunu borç para ile yapıyor.

Gölge bankacılık sisteminde artan kaldıraç etkisi görülüyor ancak belki de daha büyük endişe kaynağı, kaldıraçlı borsa yatırım fonları gibi finansal ürünlerdeki riskler. Daha da endişe verici olan ise, sıfır gün opsiyonlarının (hisse senedi fiyat hareketlerine ilişkin tek günlük bahisler) patlaması, daha fazla perakende yatırımcının, risklerini nasıl yönetmeleri gerektiğini bilmedikleri kaldıraçlı işlemlerde bulunduklarını gösteriyor. (3)

Bu gelişmeleri okuyabilenlerin ciddi biçimde endişelenmeleri için haklı nedenler var. Çünkü özellikle de kripto para ve yapay zekâ sektörleri yeterli öz sermayeye sahip değil, bu yüzden de yatırımcılar (özellikle de dev teknoloji şirketleri) büyük çaplı borçla finansman (aşırı kaldıraçlı) yapmak durumunda kalıyor. Çoğu spekülatif nitelikte olan yatırımlar, Trump’ın ucuz para ve zayıf devlet düzenleme politikalarıyla da teşvik ediliyor.

Diğer yandan, ciddi bir ekonomik durgunlukta ortaya çıkacak iflaslar daha geniş çapta finansal piyasalarına ve bankacılık sistemine yayılır ve kaldıraç etkisini destekleyen sermayeyi yok eder. 2007-09 finansal çöküşünde olan da budur. (4)

İpotekli konut kredisi krizinden ders çıkarılmadı

Bu konuda 2007-09 ipotekli konut kredisi (mortgage) krizinden öğrenilecek çok şey var. Çünkü bu balon patlamadan birkaç yıl önce, mortgage faizleri düşürüldü. Bu durum, konuta olan talebi artırdı ve konut fiyatları yükseldi. Bankalarsa bunu fırsat bilip bu kredileri geri ödeme kapasitesi olmayan müşterilerle giderek daha fazla verdiler. (Bu krediler, aşırı değer biçilmiş mülklere karşı verildi).

Ardından doların değerini koruyabilmek için faiz oranları yükseltilince, konut piyasasına olan talep zayıfladı. Menkul kıymetleştirilmiş borç sahipleri pozisyonlarını kapatamadıklarını (bunları satamadıklarını) fark ettiklerinde kredi piyasaları durma noktasına geldi. Sahip oldukları varlıkların hangilerinin sağlam, hangilerinin zehirli olduğunu anlamak imkânsızdı.

Kredi kuruması

Sonuç olarak, finansal kurumlar kredi vermeyi durdurdu, kurumsal borçlanma faiz oranları birden fırladı, yatırımlar neredeyse durma noktasına geldi ve borsalar çakıldı: mortgage balonu patladı.

Tahribat konut piyasası ile sınırlı kalmadı: irili ufaklı bankalar iflas etmeye başladı. Eylül 2008'de ABD'li dev Lehman Brothers'ın iflası küresel krizin başlangıcını işaret ederken, Birleşik Krallık’ta Northern Rock'ın likidite krizi olayların odağına oturdu. Güvenlerini yitiren tasarruf sahipleri, banka şubelerinin önünde sıraya girerek paralarını çekmek istedi ve bu, 19. yüzyıldan bu yana Birleşik Krallık'ta bir bankaya yönelik ilk bankacılık krizi oldu. Ancak daha da kötüsü, bankalar birbirlerine olan güvenlerini yitirdiler. (5)

Bu krizin öncekilerden farklı yanları

Bu yıl şişirilmekte olan finansal balon ile tarihsel öncülleri arasındaki temel farklardan biri, önceki finansal çöküşlerin tek bir finansal piyasanın çöküşüyle sınırlı olmasıdır. Bugün ise üç finansal varlık piyasası balonu (borsa, kripto para piyasası ve metal piyasası)aynı anda dalgalı ve istikrarsız hale geldi. Bu balonlar zirveyi 2025 yılı sonunda görürken, daha da kırılgan bir hale geldiler (zirveye ulaşmak 2-3 yıl sürüyor). Altın ise jeopolitik gerilimlerin sürmesi yüzünden yükselişini sürdürmeye devam etti.

Üç balon bir arada

Varlık fiyat balonları genellikle şişirilirken olduğundan çok daha hızlı bir şekilde patlar ve sönümlenir. ABD şu anda üçünün de üçüncü yılında ve Şubat 2026'daki son daralmalar bir tehlike işareti olarak görülmeli: varlık fiyatlarının kırılganlığı zirveye ulaşıyor (burada "kırılganlık", büyük bir finansal çöküş eğiliminin göstergesidir). (6)

Bu daha önce hiç görülmemiş bir durum. Dolayısıyla da bugün üçlü balonun patlamasının sonuçları potansiyel olarak her zamankinden daha büyük olacaktır.

Doların değer kaybı, artan bütçe açığı, borçlanma ihtiyacı ve yüksek düzeydeki faiz ödemeleri

Bu gelişmelere bir de ABD dolarının bir süredir yüzde 20’nin üzerinde değer kaybetmesi ilave edildiğinde (2007-09 yıllarındaki finansal kriz sırasında dolar yüzde 10 civarında bikir değer kaybetmişti), bu gelişmelerin ABD ekonomisi ve küresel ekonomiler için ne gibi sonuçlar doğurabileceğini hesaba katmak gerekiyor.

Ayrıca petrol ve gaz yüzde 30 değer kaybetti, petrol ilk kez üst üste üç yıl zarar etti. ABD'deki konutların ortalama fiyatı sabit kaldı; buğday fiyatı da yüzde 30 düştü. Keza ABD Hazinesi şu anda yıllık 1,8 trilyon dolarlık bütçe açığını finanse etmekte zorlanıyor. Ayrıca son kriz sırasında 10 trilyon dolar olan toplam kamu borcu bugün 38 trilyon dolar civarında. Faiz ödemeleri, 2020 yılında hükümet harcamalarının yüzde 6'sından 2025 yılında yüzde 14'e yükseldi ve bu da onu devlet harcamalarının en hızlı büyüyen bileşeni haline getirdi. Sadece geçen yıl 1,2 trilyon dolar faiz ödendi. (Faiz ödemeleri 2020'de 345 milyar dolar ve 2005'te 180 milyar dolardı). (7)

Rasmus bu durumu; “finansal piyasa balonları ve kronik dolar devalüasyonu ABD reel ekonomisinin altında yanan odunlarsa, ABD hanelerinin bugünkü istikrarsız ekonomik durumu, finansal balonların patlaması ve ABD ekonomisini bir kez daha resesyona sürüklemesi halinde önümüzdeki 18 ay içinde ekonomik bir yangını tetiklemeye hazır kuru odunlar” olarak tanımlıyor. (8)

Bir başka anlatımla, bugün ABD’de finansal patlamayı tetikleyen üç riskli sektör var: kripto, özel kredi ve yapay zekâ. Dahası 2008 krizini tetikleyen şeffaf olmayan finansal icatlar gibi, bu sektörler de aşırı kaldıraçlı ve yetersiz düzenlemelere tabi.

Önceki yazılarımızda da vurgulandığı gibi kripto para piyasası, periyodik çöküşlerinden birini yaşıyor ve bu kez çöküş çok daha büyük. Örneğin Bitcoin yaklaşık 125.000 dolar ile zirveye ulaştı ama Şubat’ta 60.000 doların altına kadar düştü. Toplam kripto piyasa değeri ise zirveden yaklaşık yüzde 40 düşüş gösterdi.

Özel krediler

İkinci sorunlu sektör ise özel krediler. 3 trilyon dolarlık özel kredi sektörü, riskli borçluların tamamen düzenlemesiz bir sermaye piyasasından yararlanmasına olanak tanıyor. Başlıca oyuncular arasında; Goldman Sachs, KKR, Apollo ve Blackstone gibi dev yatırımcılar bulunuyor ve sektör, veri merkezi inşaatı için kredi sağlamada aktif rol oynuyor. Risklerin artması ve beklenen getirilerin gerçekleşmemesi nedeniyle özel kredi yatırımcılarının “toplu halde” nakit çıkışı yaptığını bildirildi. Büyük bir ekonomik durgunlukta, bu kredilerin çoğu batık hale gelerek domino etkisi yaratacaktır. (9)

Yani ABD ekonomisindeki artan kırılganlığın arkasında, büyük çapta son 10 yıldır özel finans kurumlarının hızlı büyümesi yatıyor. Finansal İstikrar Kurulu'na göre, perakende yatırımcılardan fon toplayan ve agresif borçlanma yoluyla pozisyonlarını güçlendiren bu kuruluşlar, şu anda dünya toplam finansal varlıklarının neredeyse yarısını oluşturuyor. Risk iştahları, ticaret belirsizlikleri ve politika dalgalanmalarına rağmen varlık fiyatlarının yükselmesine katkıda bulunuyor. Trump'ın zaten zayıf olan finansal düzenlemeleri kaldırması ise bu tehdidi daha da artırıyor. (10)

Yapay zekâ-özel kredi ilişkisi

Yapay zekâ balonunun patlaması, bu özel kredilerle ilgili çünkü birçok özel kredi yapay zekânın geliştirilmesiyle bağlantılı. Ancak diğer yapay riskleri daha da endişe verici.

Bunlardan biri ani çöküş riski. Yapay zekâ daha geniş çaplı borsa patlamasının büyük bir kısmını tetikledi. Yapay zekâya yapılan büyük yatırımların ne kadar bunun karşılığını vereceği veya ne tür bir sarsıntı yaşanacağı henüz belli değil. Yatırımcılar olumsuz bir tavır sergilerse, otomatik ticaret sistemleri de aynı yönde tepki verebilir ve durgunluğu daha da büyütebilir. Özel kredi sağlayıcılarında son dönemde yaşanan satış dalgası, sadece veri merkezi kredileriyle ilgili endişelerden değil, özel kredi kredilerinin yaklaşık yüzde 20'sinin yapay zekâdan risk altında olan yazılım şirketlerine verilmiş olmasından da kaynaklanıyor. (11)

Kısaca, bu üç finansal varlık piyasalarından herhangi biri gruptan ayrılır ve hızla değer kaybına uğrarsa, ya da üçü birden çökerse, bulaşma ve daha genel bir varlık fiyatı çöküşü kaçınılmaz hale gelecek, finansal bir çöküşü tetiklenecek ve bu çöküş diğer sektörlere de sıçrayacaktır. Bunun reel ekonomiye etkileri 2007-09'da yaşananlardan daha büyük olacaktır.

Keza eğer İran savaşı gibi jeopolitik gerilimler sürerse, doların mevcut hâkimiyeti, belirsizliğin artması nedeniyle, sermayenin güvenli limana (ABD) geri dönmesiyle sonuçlanabilir. Bu da azgelişmiş ekonomilerde ulusal paranın sert değer kayıplarına neden olur ki bunun nihai sonucu sistemik bankacılık krizidir.

Devam edecek…

 Dip notlar:

(1)     https://jackrasmus.com/2026/02/19/how-close-is-the-next-financial-crisis (19 Şubat 2026).

(2)     https://www.project-syndicate.org/commentary/developing-countries-could-be-hit-hardest-by-future-financial-crisis-by-jayati-ghosh-2025-11 (4 Kasım 2025).

(3)     https://www.project-syndicate.org/commentary/ai-bubble-market-signals-to-watch-by-dambisa-moyo-2025 (20 Ekim 2025).

(4)     https://prospect.org/2026/02/10/trump-financial-collapse-federal-reserve (10 Şubat 2026).

(5)     Mustafa Durmuş, Kapitalizmin Krizi- 2008 Krizinin Eleştirel Bir Çözümlemesi, Gazi Kitabevi, 2013, s. 129-155.

(6)     https://jackrasmus.com/2026/02/19/how-close-is-the-next-financial-crisis (19 Şubat 2026).

(7)     https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and-100def36d9ed (18 Ocak 2026).

(8)     https://jackrasmus.com/2026/02/19/how-close-is-the-next-financial-crisis (19 Şubat 2026).

(9)     https://prospect.org/2026/02/10/trump-financial-collapse-federal-reserve (10 Şubat 2026).

(10) https://www.project-syndicate.org/commentary/developing-countries-could-be-hit-hardest-by-future-financial-crisis-by-jayati-ghosh-2025-11 (4 Kasım 2025).

(11) https://prospect.org/2026/02/10/trump-financial-collapse-federal-reserve (10 Şubat 2026).

 

1 Mart 2026 Pazar

İran'a saldırı

 

‘Barış Kurulu’ ve İran saldırısı: böyle başa böyle tarak!

Mustafa Durmuş

1 Mart 2026


"Barış Kurulu" (BoP), sözde “dünya çapında barışı korumayı teşvik etmek amacıyla yakın tarihlerde kurulmuş olan uluslararası bir kuruluş”.

Donald Trump tarafından kuruldu ve Amerika Birleşik Devletleri hükümeti tarafından yönetiliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararında; “Gazze barış planının süreçlerini denetlemekle görevli bir organ” olarak tanımlanıyor.

Sözde “Bölgeye barışı getirecek” olan Kurul

Katılımcı ülkelerin, ilk üç yılın ardından üyeliğini yenilemek için kuruluşa 1 milyar ABD doları katkıda bulunmaları gerekiyor. 2026 yılı itibariyle, üyelik için davet edilen 62 ülkeden, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 25 ülke kurulun tüzüğünü imzaladı.

İsrail Devleti, Gazze’deki soykırımını sürdürüp, Filistinlileri yurtlarından söküp atmaya devam ederken, buna sessiz kalan Barış Kurulu’nun Başkanı Trump’ın askeri desteğiyle, İsrail ve ABD, İran’a saldırdı. İlk belirlemelere göre saldırılar sonucunda çok sayıda İranlı üst düzey devlet yetkilisinin yanı sıra 108 öğrenci öldürüldü.

Anlaşmaya varılmak üzereyken…

Oysa ABD ve İran müzakerecileri, arabulucuların yıllardır yapılan en ciddi ve yapıcı görüşmeler olarak nitelendirdiği görüşmeler için bu hafta başında Cenevre'de bir araya gelmişti.

ABD ile İran arasında son zamanlarda yapılan görüşmelerin arabulucusu Umman Dışişleri Bakanı Badr Albusaidi, bu görüşmelerle ilgili olarak, “benzeri görülmemiş bir şeffaflıktan” bahsederek, her iki tarafın da yerleşik pozisyonlarını tekrarlamak yerine, yaratıcı çözümler aradığını belirtmişti.

Görüşmelerde “nükleer sınırlamalar ve yaptırımların hafifletilmesi konusunda esneklik gösterilmiş” ve arabulucular, “birkaç gün içinde ilkeler üzerinde bir anlaşmaya varılabileceğini ve ayrıntılı doğrulama mekanizmalarının birkaç ay içinde devreye girebileceğini” belirtmişti.

Trump, İran'ı bombalamak ve hükümetini devirmek için kararını açıklamadan birkaç saat önce, Badr Albusaidi, ABD'nin en önde gelen televizyon haber programlarından birine (Face the Nation) bizzat katılarak, “barış anlaşmasının ulaşılabilir olduğunu görebiliyorum, diplomatik bir atılım mümkün. Bu süreci devam ettirmeyi talep ediyorum çünkü anlaşma yolunda oldukça önemli bir ilerleme kaydettik. Bu anlaşmanın özü çok önemli ve bence biz bu özü yakaladık” demişti.

Ancak ABD ve İsrail, diplomasiyi sonuçlandırmak yerine, İran genelinde koordineli saldırılar başlattı. Trump, “büyük çaplı savaş operasyonları” başlattığını duyurarak, bunları nükleer ve füze tehditlerini ortadan kaldırmak için gerekli olarak nitelendirdi ve İranlıları bu fırsatı değerlendirip liderlerini devirmeye çağırdı. İran ise bölgedeki ABD üslerini ve müttefik devletleri hedef alan füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla yanıt verdi.

Gerçek hedef rejim değişikliği mi, yoksa Bölgeyi ele geçirmek mi?

Anlaşmaya varmak üzereyken saldırıyı başlatmak, ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizminin gerçek niyetinin İran’ı nükleer silahlardan arındırmak olmadığını, rejim değişikliği aracılığıyla bölgeyi tam kontrol altına almak olduğu ortaya çıktı.

İran’daki Molla Rejiminin, özellikle de Kürtlere yaptıkları, İran halkının rejime karşı olduğu ve sıklıkla ayaklandığı her kes tarafından biliniyor. Bu nedenle de İran’daki bu korkunç rejimin değişmesi gerekiyor. Ancak bu rejim değişikliğinin ABD tarafından gerçekleştirilmesi İran’a demokrasinin geleceği anlamına da gelmiyor.

Kendisi demokrasiye inanmayan bir otokrattan ve ortağı soykırımcı Netenyahu’dan otokrasi ile yönetilen bir ülkede demokrasinin gelmesine yardımcı olmasını beklemek büyük bir yanılgı olur.  

Kurul’un gerçek amacı

Böylece, ‘Barış Kurulu’nun gerçekte ne amaçla kurulduğu da ortaya çıktı: Emperyalist-Siyonist saldırılar sonrasında Orta Doğu coğrafyasının yeniden paylaşımı ve buradaki mevcut yönetimlerin emperyalizmin çıkarları doğrultusunda değiştirilerek bölgenin kontrol altına alınması.

Yani emperyalistler “barış” diyerek mazlum halklara karşı savaşlarını ve sömürgeleştirme çabalarını sürdürecekler. Türkiye gibi Kurul’a üye bazı ülkeler de üyelik için 1 milyar dolar vererek, bu saldırılarda pay sahibi olacaklar ve tarihe geçecekler.

Bölgeye barışı da demokrasiyi de getirecek olan emperyalizm değil, bölge halklarının öz güçlerine dayalı anti-kapitalist, anti-emperyalist demokratik halk devrimi mücadelesi olacaktır.


 

25 Şubat 2026 Çarşamba

Finansal kriz (ıv-d)

 

Yapay zekâ madenindeki kanaryalar (d)

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (IV)

Mustafa Durmuş

26 Şubat 2026


Yapay zekâ yatırımlarının neredeyse tamamı büyük miktarda borçla finanse ediliyor. ABD'li teknoloji şirketleri, veri merkezi inşaatlarını fonlamak için; şeffaf olmayan özel amaçlı kuruluşları, özel kredi anlaşmalarını ve bilanço dışı yapıları kullanıyor.

“Borç borç üstüne”

Nakit zengini şirketler bile, hisse geri alımları için likiditelerini korumak amacıyla yüksek maliyetli borçlanmayı tercih ediyor. Wall Street Journal, bu kredilerin faiz oranlarının çoğunun standart kurumsal faiz seviyelerinin çok üzerinde olduğunu bildiriyor. Bu durum, 2008 konut krizinde görülen “kaldıraç üzerine kaldıraç” yapısına benziyor. Bu borçlar, yalnızca yapay zekâ gelirleri hızla artarsa ödenebilecek borçlardır. Aksi olursa, olumsuz sonuçlar teknoloji sektörünün ötesine geçerek bankalara, tahvil piyasalarına ve emeklilik fonlarına da yansıyacaktır. (1)

Finansal balonu patlatan faktörler

Finansal balonlar nadiren kendiliğinden patlar. Burada genellikle dış etkenler devreye girer. Nitekim 20. yüzyılın büyük bir bölümünde, şişirilen finansal balonları söndüren şey de dışsal faktörlerdi. Bu faktörler arasında; faiz oranlarını yükselterek veya para arzını sınırlayarak ekonomiyi yavaşlatmak için harekete geçen ABD Merkez Bankası (Fed) veya güveni aniden sarsan daha geniş çaplı bir ekonomik durgunluk öne çıkıyor.

Ancak günümüzün finans piyasaları çok daha büyük, daha karmaşık ve faiz oranları gibi tek bir faktör ile daha gevşek bir şekilde bağlantılı. Nitekim Fed’in faiz oranlarını son on yıldır, en yüksek seviyelerde belirlemesine rağmen, mevcut yapay zekâ yatırımları tam gaz devam ediyor. Bu da para politikasının tek başına bu balonu söndürmeye yetmeyeceğini ortaya koyuyor.

Yetersiz kârlılık ve çip arz-talep uyumsuzluğu

Bunun yerine, bu döngü daha çok içsel faktörler nedeniyle sona erecek gibi görünüyor. “Büyük yapay zekâ oyuncularından birinin, beklentilerin altında kalan kârları gibi bir hayal kırıklığı”, büyümenin garantili olduğu algısını sarsabilir. Bu da balonu patlatabilir.

Keza yapay zekanın temel ara malı olan “çip arzı ve talebi arasındaki uyumsuzluk da fiyatların düşmesine” neden olabilir. Ya da daha büyük yapay zekâ modellerinin eğitilmesindeki “ilerleme yavaşlamaya başlarsa veya yeni yapay zekâ modelleri sadece mütevazı iyileştirmeler sunarsa”, yatırımcıların beklentileri hızla değişebilir.

Yani bu balonun en olası sonu geleneksel bir dış şok değil, temel ekonominin artık heyecanı karşılayamadığının farkına varılması ve ilgili hisse senetlerinde keskin bir düşüş yaşanması olabilir.

“Madendeki kanaryalar”

Bir balonu pratikte söndüren en belirgin neden; çok fazla borca karşılık çok az gelirin olması halidir. Google, Microsoft ve Meta dahil olmak üzere yapay zekâ altyapısını kuran çoğu büyük teknoloji şirketi, yatırımlarını kârlarıyla (öz sermaye) finanse edebildikleri için çok fazla borçlanmaya gerek duymadılar. Ancak Oracle bu eğilimin önemli bir istisnasını oluşturuyor, bu yüzden de Oracle “kömür madenindeki kanarya” olarak nitelendiriliyor.

Oracle'ın borç-özkaynak oranı yüzde 500 civarında. Chat-GPT'nin sahibi OpenAI'nin değeri 500 milyar dolar olarak tahmin ediliyor ancak 2025’in ilk yarısında 4,3 milyar dolarlık gelire karşılık, 13,5 milyar dolarlık net zarar bildirdi. Şirket, 10 yılın sonuna kadar kâr elde etmeyi beklemiyor ve şu anda devletin kendini kurtarması için girişimlerini sürdürüyor. Kasım ayı başında yapılan bu açıklamalar, NASDAQ'ı bir günde yüzde 1'den fazla düşürdü ve bir hafta içinde Wall Street'in en değerli teknoloji şirketlerinin değerinden 1 trilyon dolar sildi.

Bain & Co., Google, Microsoft ve Amazon gibi bulut hizmeti sağlayıcılarının gerekli tüm altyapıyı karşılayabilmek içinse 2030 yılına kadar yıllık gelirlerini 2 trilyon dolar artırmaları gerekeceğini tahmin ediliyor. Bu rakam, mevcut küresel yazılım abonelik pazarının beş katından fazla. 2024 yılında Amazon, Alphabet, Apple, Meta, Microsoft ve Nvidia'nın toplam geliri 2 trilyon doların altındaydı. (2)

Oracle: Düşecek ilk kanarya

Oracle kısa bir süre önce veri merkezi inşaatı için 18 milyar dolar borç aldı ve böylece şirketin toplam borcu 100 milyar doların üzerine çıktı. Wall Street Journal, “Morgan Stanley’deki kredi analistlerine göre, şirketin alacaklılara olan borçlarının yanı sıra, kiralamalardan kaynaklanan borçlarını da içeren düzeltilmiş borcunun 2028 yılına kadar iki katından fazla artarak, yaklaşık 300 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor” diye bildiriyor. (3)

Diğer taraftan, Oracle'ın bu agresif genişlemeden çok para kazanacağı da kesin değil. Her ne kadar şirket, en son gelir raporunda, gelecekteki sözleşmeli gelirinin 455 milyar dolar olduğunu ve bunun önceki yıla göre dört katından fazla bir artış olduğunu açıklamış olsa da The Information, Oracle'ın son çeyrekte Nvidia GPU’larla çalışan veri merkezlerini kiralayarak 900 milyon dolarlık gelir ve 125 milyon dolar kâr ettiğini bildiriyor. Bu, yüzde 14'lük bir kâr marjına denk geliyor. Bu marj, normal bir işteki mütevazı bir kâr marjı ve son derece değişken bir sektörde ise düşük. Keza bu marj, şirketin daha köklü hizmetlerden elde ettiği yaklaşık yüzde 70'lik brüt kâr marjının çok altında kalıyor. (4)

Zincir uzayabilir

Dahası bu sadece bir başlangıç olabilir. “OpenAI”, önümüzdeki beş yıl içinde en az 1 trilyon dolarlık yatırım yapmayı planladığını duyurdu. Bu ölçekte bir harcamanın kaçınılmaz olarak büyük ölçekli borçlanmayı gerektireceği çok açık. (5)

Özetle, yapay zekâ pazarının ve buradan elde edilecek kârın beklenenden daha küçük olduğuna dair herhangi bir işaret dahi finansal piyasaları sert bir şekilde vurabilir. En derin etki kuşkusuz reel yatırımlar üzerinde olacak ve bu durum, enflasyonun yüksek seyrettiği bir dönemde, inşaat sektörünü yavaşlatarak, özel ekipman talebini azaltarak ve büyümeyi yavaşlatarak, büyük bir ekonomik durgunluğa neden olacaktır.

Yani tıpkı şişirilen önceki finansal balonların (kısa süreliğine kapitalizmin içine düştüğü durgunluktan çıkmaya yardımcı olurken), son tahlilde derin bir finansal krize neden olması gibi, yapay zekâ teknolojisi de böyle bir akıbetle sonuçlanabilir.

Döngüsellik

Yapay zeka ekosisteminin finansal yapısı alışılmadık derecede döngüseldir. Nvidia, OpenAI ve Anthropic gibi yapay zeka laboratuvarlarının talebine göre GPU satıyor. Bu laboratuvarlar, GPU'lara erişimleri temelinde para topluyor. Hiper ölçeklendiriciler, bulut platformları için talep yarattıkları için bu laboratuvarlara yatırım yapıyor. Risk sermayesi, ilk büyük harcama kalemi de bilgi işlem olan girişimlere para akıtıyor. Nvidia ise bu firmalara yatırım yaparak çiplerine yönelik gelecekteki talebi garanti altına almaya çalışıyor. Bu sağlıklı bir endüstri zinciri değil: değerleme, harcama ve heyecanın birbirini pekiştirdiği kapalı bir döngü. Sistem, para artan oranlarda akmaya devam ettiği sürece işlev görüyor. (6)

Buradaki önemli nokta (aşağıdaki görsellerden de görülebileceği üzere), mega finansman anlaşmalarının çoğunun döngüsel olması.

Örneğin, Nvidia, OpenAI'ye yatırım yapıyor ve OpenAI, Nvidia'nın özel çiplerinden milyonlarca adet satın almayı planlıyor. OpenAI, Nvidia'nın GPU'larını satın alan Oracle'dan bilgi işlem gücü satın alıyor. Nvidia, CoreWeave'in yaklaşık yüzde 5'ine sahip ve CoreWeave'e yonga satıyor. CoreWeave'in en büyük müşterisi, OpenAI'ye yatırım yapan, OpenAI ile gelirini paylaşan, Nvidia’dan yonga satın alan ve AMD ile ortaklığı olan Microsoft. Nvidia'nın rakibi AMD, OpenAI'yi müşteri olarak kazanmak için o kadar hevesli ki, OpenAI'ye AMD'nin yüzde 10’unu hisse başına bir sent karşılığında satın alması için varantlar çıkardı. OpenAI, CoreWeave'in müşterisi ve aynı zamanda hissedarı. Nvidia, xAI’ye yatırım yaptı ve ona işlemci tedariki yapacak. Döngüsel ilişki böyle devam ediyor: şirketler arasındaki anlaşmalar, genel gelir paylaşımı ve çapraz sahipliği içeriyor. (7)


Döngüsel ilişki: balonu şişiren mekanizma

Finansal balonların ortak bir özelliği, şirketler arasında döngüsel işlemlerin yapılmasıdır. Bu tür anlaşmalar, 1980'lerde Japonya'daki hisse senedi balonunun oluşmasında önemli bir rol oynadı.

Önceki spekülatif döngülerde olduğu gibi, yapay zeka döngüsü de “yaratıcı” finansman mekanizmalarının ortaya çıkmasıyla karakterize ediliyor. 400 yıl önce, Hollanda'daki “Lale Çılgınlığı”, lale çiçeği soğanları üzerine vadeli işlem sözleşmelerinin ortaya çıkmasına neden oldu. 2008 “küresel finans krizi”, sentetik teminatlı borç yükümlülükleri ve kredi temerrüt swapları gibi egzotik türev ürünler tarafından körüklendi. Bugün, benzer bir dinamik, çip üreticileri (Nvidia, AMD), bulut sağlayıcıları (Microsoft, CoreWeave, Oracle) ve OpenAI gibi LLM geliştiricilerini birbirine bağlayan döngüsel finansman döngüsünde yaşanıyor. (8)

Hiçbir şey şeffaf değil!

Bu anlaşmalar için gereken paranın nereden geldiği ise net değil. Bu opak döngüsel işlemlerin, ilgili halka açık ve halka açık olmayan yapay zekâ şirketlerinin değerlemeleri için ne anlama geldiği de belli değil. Keza tüm bunların, yonga üreticileri (Nvidia ve AMD) arasındaki donanım rekabeti ve AI hizmetleri AI girişimleri (OpenAI, Anthropic, xAI ve Microsoft) arasındaki rekabet için ne anlama geldiği de belli değil. (9)

Bu nedenle, milyarlarca dolar tutarındaki bu astronomik döngüsel finansman anlaşmaları finansal istikrar açısından büyük endişe kaynağı oluşturuyor. Bu anlaşmalar, 2000’deki ‘dotcom çöküşü’nde ve 2008 ‘mortgage çöküşü’ öncesinde; satıcılar ve müşterilerin gerçek bir değer yaratmadan birbirlerinin ‘dotcom’ hisse senedi değerlemelerini güçlendirdiği ve ‘mortgage’ üzerinden çıkartılan türev araçların fiyatlarının şişirildiği döngüsel ve kurgusal finansman düzenlemelerini anımsatıyor.

Muhasebe hileleri

Ayrıca, dev teknoloji şirketleri finansal hilelere de başvuruyorlar. Böylece yapay zekâ altyapısının gerçek maliyetini gizliyorlar:

Şöyle ki, yapay zekâ harcamalarını şirket bilançolarından çıkartıyorlar. Veri merkezlerinin masraflarını kendileri ödemek yerine, özel sermaye şirketleriyle iş birliği yaparak özel amaçlı araçlar (SPV) olarak bilinen ortak girişimler kuruyorlar. Bu kuruluşlar tesisleri inşa edip, çipleri satın alırken, harcamalar teknoloji şirketlerinin defterlerinde yer almıyor. Bu yaz, Meta’nın bu tür SPV'ler aracılığıyla yapılandırılan yeni yapay zekâ veri merkezleri için özel kredi şirketlerinden yaklaşık 29 milyar dolarlık fon sağlamaya çalıştığı bildirildi. Keza Meta tek başına değil. Hızla büyüyen yapay zekâ bulut şirketi CoreWeave de SPV'ler aracılığıyla genişlemesini finanse etmek için özel kredilere yöneldi. Bu kuruluşlar, riski Silikon Vadisi şirketlerinin bilançolarından, emeklilik fonları ve sigorta şirketleri dahil olmak üzere özel sermaye sınırlı ortaklarının bilançolarına aktarıyor. Yapay zekâ balonu patlarsa, bunun faturasını sadece teknoloji hissedarları değil, emekliler ve sigorta poliçe sahipleri de ödeyecekler. (10)

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)     https://peoplesdemocracy.in/2025/1123_pd/ai-bubble-repeat-dotcom-mania (23 Kasım 2025).

(2)     https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and-100def36d9ed (18 Ocak 2026).

(3)     https://www.datacenterdynamics.com/en/news/oracle-takes-on-18bn-in-debt-ahead-of-ai-data-center-build-out (26 Eylül 2025).

(4)     https://www.understandingai.org/p/six-reasons-to-think-theres-an-ai (25 Kasım 2025).

(5)     https://theconversation.com/is-the-ai-bubble-about-to-burst-what-to-watch-for-as-the-markets-wobble (18 Kasım 2025).

(6)     https://peoplesdemocracy.in/2025/1123_pd/ai-bubble-repeat-dotcom-mania (23 Kasım 20259

(7)     https://www.wsj.com/tech/ai/is-the-flurry-of-circular-ai-deals-a-win-winor-sign-of-a-bubble-8a2d70c5, 22 Ekim 2025’ten aktaran Servaas Storm, The U.S. Is Betting the Economy on ‘Scaling’ AI:Where Is the Intelligence When One Needs It? Working Paper No. 244 (1 Aralık 2025), s. 14-15.

(8)     https://www.project-syndicate.org/onpoint/will-ai-bubble-burst-trigger-financial-crisis-by-william-h-janeway-2025-11 (7 Kasım 2025): Mustafa Durmuş, Kapitalizmin Krizi- 2008 Krizinin Eleştirel Bir Çözümlemesi, Birinci Baskı, Tan Kitabevi Yayınları, 2009, s. 180-182.

(9)     Servaas Storm, agm., s. 14.

(10)  https://www.understandingai.org/p/six-reasons-to-think-theres-an-ai (25 Kasım 2025).

 

 

23 Şubat 2026 Pazartesi

Finansal kriz (IV-c)

 

Yapay zekâ yatırımlarının borca dayalı finansmanı (c)

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (IV)

Mustafa Durmuş

23 Şubat 2026


Yapay zekaya yatırım yapan teknoloji şirketlerinin yıllık trilyon doları aşan yatırım harcamalarını, ücretli abonelerin gelirleriyle veya devlet destekleriyle finanse edebilmeleri imkânsız.

Bu yüzden de yapay zekâ şirketleri bu tür harcamaları finanse edebilmek için bankalardan, büyük fonlardan ve tahvil piyasalarından; hiper ölçekli borçlanmadan özel amaçlı kredilere, hatta menkul kıymetleştirmeye kadar çok sayıda riskli finansman biçimlerine başvuruyorlar. Bu da aslında bir sonraki finansal krizin temellerini atıyor.

Büyük yatırım harcaması büyük kaldıraç gerektiriyor!

Öncelikle, yatırım harcaması ihtiyacının büyüklüğü, teknoloji şirketlerinin finansman kaynağını işletme nakit akışlarından (öz sermaye), borçlara (yabancı kaynak) doğru kaydırmasını gerektiriyor.

Bu bağlamda, bugün itibarıyla, yapay zekâ patlamasının makroekonomik ve finansal istikrarla ilgili riskleri ılımlı görünse de bu patlamanın sürdürülebilirliği yapay zekâ şirketlerinin yüksek kazanç beklentilerini karşılamasına bağlı görünüyor.

Uluslararası finans kuruluşlarının raporları da yapay zekâ yatırımlarının ölçeğinin büyüklüğünün yabancı kaynak kullanımını gerekli kıldığına vurgu yapıyor.

Veri merkezinin inşası için gereken para: 5-7 trilyon dolar!

Örneğin, JP Morgan Chase & Co. 2026-2030 yılları arasında, 122 GW veri merkezi kapasitesinin inşa edileceğini ileri sürüyor. İlave 122 GW’lik bir veri merkezi kapasitesinin maliyetininse 5-7 trilyon dolar arasında olacağını tahmin ediyor. Böylece sadece 2026 yılı için öngörülen veri merkezi finansman ihtiyacı yaklaşık 700 milyar dolar olacak ve bu miktar muhtemelen tamamen hiper ölçekli nakit akışları ve yüksek dereceli tahvil piyasaları tarafından finanse edilebilecektir. Dahası, 2030 yılında finansman ihtiyacı 1,4 trilyon doları aşacak ve bu da mevcut piyasa kapasitesini aşarak alternatif finansman kaynakları aranmasını gerektirecektir. (1)

Büyük ölçekli borçlanma

BIS’e göre de ‘Bilgi Teknolojisi’ (BT) sektörünün önde gelen şirketleri, tarihsel olarak yatırımlarının çoğunu işletme nakit akışlarından (iç kaynaklarla) finanse ettiler. Ancak, mevcut ve öngörülen yapay zekâ ile ilgili yatırım ihtiyaçlarının ölçeği o kadar büyük ki şirketler dış finansman kaynakları arayışı içine girdiler. Bu yüzden de bu tür yatırımları borçlanma yoluyla finanse etme eğilimi giderek artıyor. Bu değişim kuşkusuz, finansal istikrar konusunda da önemli sorular ortaya atıyor. (2)

“Çürümeye hazır dijital marula yapılan yatırım!”

İktisatçı D. McWilliams, Fortune dergisine verdiği bir demeçte, “hemen çürüyebilecek bir ürüne yatırım yapıyorsunuz” diyerek, yapay zekâ donanımını “şu an çürüyecek olan dijital bir marul” olarak nitelendiriyor.

Ona göre, veri sunucuları, ağ ekipmanları ve depolama cihazlarının kullanım ömrü yaklaşık 3-5 yıl, buna karşılık gelen yıllık amortisman oranı yüzde 20-30. Bu yongalar genel amaçlı hesaplama motorları değil: Nvidia, Google ve Amazon gibi birkaç büyük tedarikçinin özel mimarilerine ve yazılım yığınlarına uyarlanmış, üretken yapay zekâ modellerini eğitmek ve çalıştırmak için özel olarak tasarlandılar. Bunlar, aşırı güç yoğunluğu, gelişmiş soğutma ve özel ağ iletişimi için tasarlanmış, özel amaçlı yapay zekâ veri merkezlerinin bir parçası. Birlikte, ölçeklendirme için optimize edilmiş ancak yeniden kullanımının zor olduğu kapalı bir sistem oluşturuyorlar. (3)

Kredilerde patlama

Aşağıdaki tablo 2015 yılından bu yana, “yapay zekâ veri merkezi inşaatı” için yapılan yıllık borçlanma tutarlarını gösteriyor.

Büyük teknoloji firmaları tarafından yapay zekâ yatırımları için 2025 Eylül-Ekim döneminde yapılan borçlanma tutarı 75 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2015-2024 döneminde yıllık ortalama 32 milyar dolar olan borçlanma tutarının oldukça üzerinde. Yapay zekâ şirketleri tarafından ihraç edilen tahviller (yatırım notu tahvilleri-IG), Ekim 2025’te Amerikan tahvil piyasasının yüzde 14'ünü oluşturuyordu. Barclays Bank analistleri, yapay zekâ ile ilgili kümülatif yatırımların 2029 yılına kadar ABD ulusal hasılasının yüzde 10’undan fazlasına ulaşabileceğini tahmin ediyor. (Bu rakam, 2025'in ilk altı ayında yaklaşık yüzde 6 idi).(4)

“Fırtınadan önceki sessizlik”

Kısaca, yeni bir finansal balonun şişmekte olduğunu gösteren bir gizli kaldıraç söz konusu. Çünkü yatırımcılar ve spekülatörler sadece aşırı değerli hisse senetlerine yatırım yapmaya devam etmekle kalmıyor, giderek artan sayıda yatırımcı bunu borçlanarak yapıyor.

Bu artan “kaldıraç etkisi” (2008 küresel finans krizinin tipik bir karakteristiğidir), finans sektörünün ve genel olarak ekonominin, tahmin edilenden daha fazla riskle yüz yüze olduğunu gösteriyor.


Nitekim kaldıraçla beslenen balonlar, son 150 yıldır defalarca finansal krizleri tetikledi. Modern kapitalizmin tarihi, bu tür “üretken balonların” birbirini izlemesiyle tanımlandı. Demiryollarından elektrifikasyona ve internete kadar, finansal spekülasyon dalgaları, getirisi önceden bilinemeyen, potansiyel olarak dönüştürücü teknolojileri finanse etmek için defalarca büyük miktarda sermayeyi harekete geçirdi.

Özel amaçlı krediler (SPV)

Yapay zekâ yatırımlarının finansmanında hızlı büyüyen bir dış finansman kaynağı özel amaçlı krediler.

“Özel amaçlı krediler”, çoğunlukla küçük veya orta ölçekli finansal olmayan şirketlere özel yatırım araçları (fonlar) tarafından verilen banka dışı kredileri ifade ediyor. Bu kredilerle ilgili olarak yapılan anlaşmalar, kredi verenler ve kredi alanlar arasında doğrudan müzakere ediliyor ve krediyi verenler, krediyi vadeye kadar bilançolarında tutuyor. Özel kredi, özel olarak tasarlanmış sözleşme yapıları, daha fazla kesinlik, daha hızlı uygulama ve daha esnek yeniden müzakere ile karakterize ediliyor.  İnşaat ve operasyonel riskleri karşılayan özel finansman düzenlemeleri sunma yeteneği, özel krediyi büyük, varlık ağırlıklı yapay zekâ projelerini finanse etmek için uygun hale getiriyor. (5)

Büyük teknoloji şirketleri de (büyük nakit akışlarına sahip olsalar da) ihtiyaç duyulan trilyonlarca dolarlık miktar onlar için bile çok yüksek olduğundan, bu tür kredilere ihtiyaç duyuyor. Keza risk sermayesi de yapay zekâ altyapısını finanse etmekle pek ilgilenmiyor. Ayrıca. yapay zekanın geliştirilmesinden doğabilecek süper güçte getiriler potansiyel olarak mevcut olsa da veri merkezleri ve enerji santralleri tek başına bunu başarabilecek güçte değil.

Diğer yandan, yatırımcılar büyük teknoloji şirketlerinin yönlendirdiği sanayi politikasının yıllarca süreceğine inandıklarından, bu tür yatırım fırsatlarını kaçırmak istemiyorlar. Ancak göreli olarak daha küçük yapay zekâ şirketleri piyasaların güvenini kazanarak yüz milyarlarca dolarlık sermaye borçlanma imkanına da sahip değiller.

Tarih tekerrür mü ediyor?

İşte burada devreye “özel amaçlı krediler” (SPV) giriyor: Bir şirket veri merkezi kurmak için ortaya çıkıyor ve büyük teknoloji firması olan bir “ana kiracı” buluyor. (Veri merkezleri alanlarını kiracılara kiralayan altyapıdır). Ancak hali hazırda, veri merkezlerini spekülatif olarak inşa edip kiralayan borç batağına saplanmış örnekler de mevcut.

Kısaca, 1920'lerin düzeyindeki “özel ve düzenlemesiz” kredilerin üzerine, 1990'ların “internet” (veya 1870'lerin “demiryolu”) düzeyindeki teknoloji ve altyapı gelişiminin üzerine, 2000’lerin “konut balonu” düzeyinde bir finans mühendisliği eklenmiş durumda.

Ancak bunların hepsini yöneten tek bir balon var. Özel sermaye fonları, gayrimenkul yatırım ortaklıkları ve diğer araçlar da bu balonun bir parçası. Moody's'in geçen ay yayınladığı bir rapora göre, bankaların bu tür özel kredilere ayırdığı tahsisat en az 300 milyar dolar. (6)

Kuşkusuz bir de giderek artan menkul kıymetleştirme var. Veri merkezleri, inşaat kredilerinden varlık destekli menkul kıymetlere dönüşüyor ve yatırımcılar risk toleranslarına göre bir dilim seçebiliyorlar. Bir rapora göre, bu piyasadaki geçerli menkul kıymetleştirme işlemlerinin yüzde 61'i veri merkezlerinden geliyor. (7)

Bu noktada 2008 finansal krizinde menkul kıymetleştirmenin önemine vurgu yaparak tarih tekerrür mü ediyor diye sormakta yarar var.

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)  Servaas Storm, The U.S. Is Betting the Economy on ‘Scaling’ AI:Where Is the Intelligence When One Needs It?, Working Paper No. 244 (1 Aralık 2025), s. 13-14.

(2)  Iñaki Aldasoro, Sebastian Doerr and Daniel Rees,” Financing the AI boom: from cash flows to debt”, https://www.bis.org/publ/bisbull120.pdf (7 Ocak 2026).

(3)  https://fortune.com/2025/11/20/david-mcwilliams-interview-history-of-money-ai-bubble-crash-economy (20 Kasım 2025).

(4)  Smith, I., E. Herbert and R. Rees, “Fund Managers Warn AI Investment Boom Has Gone Too Far,” https://www.ft.com/content/e2d93034-ef3b-4259-9ab1-c45396ca59b3 (18 Kasım 2025).

(5)  Iñaki Aldasoro, Sebastian Doerr and Daniel Rees,” Financing the AI boom: from cash flows to debt”, https://www.bis.org/publ/bisbull120.pdf (7 Ocak 2026).

(6)  https://prospect.org/2025/11/19/ai-bubble-bigger-than-you-think (19 Kasım 2025).

(7)  Agm.

20 Şubat 2026 Cuma

Finansal kriz (IV-b): Yapay zeka

 

Yapay zekâya dönük dev teknolojisi yatırımları (b)

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (IV)

Mustafa Durmuş

21 Şubat 2026


ABD’nde, yapay zekayı eğitmek ve kullanmak için gerekli olan bilgisayarları, veri merkezlerini ve diğer fiziksel altyapıları inşa edebilmek için tarihsel olarak eşi görülmemiş bir yatırım harcaması patlaması yaşanıyor.

Öyle ki daha akıllı yapay zekâ sistemleri inşa etmek için yarışan hiper ölçekli şirketler tarafından halihazırda yüz milyarlarca dolar harcandı ve büyük teknoloji şirketlerinin yatırımları bu yıl da tüm önceki rekorları kırmaya hazırlanıyor.

Meta, Alphabet, Amazon ve Microsoft gibi hiper ölçekli şirketlerin fiziksel sermaye harcamaları, geçen yılki 370 milyar dolardan bu yıl 600 milyar doları rahatlıkla aşacak boyuta ulaştı. Sadece Alphabet’in, 2026 yılında harcamalarının 175-185 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Meta'nın harcamaları 115 milyar doları, Amazon'un harcamaları ise 200 milyar doları aşacak gibi görünüyor.

Veri merkezi, bilgisayar ve yazılım yatırım harcaması 1 trilyon doları aştı!

Böyle bir yatırım harcaması patlaması ortamında, veri merkezi inşaatına yapılan harcamalar yeni bir rekor seviyeye ulaştı ve şu anda yıllık 42 milyar doları aşarak, 2022'nin sonlarında ChatGPT'nin piyasaya sürülmesinden bu yana yüzde 300'ün üzerinde bir artış gösterdi.

Ancak bu rakam, tesislerde bulunan pahalı GPU'lar, TPU'lar ve diğer elektronik cihazların çok daha yüksek maliyetlerini kapsamıyor.

Bu bilgisayarlar ve ilgili çevre birimlerine yapılan gerçek sabit yatırımlar, yıllık bazda 270 milyar doların üzerine çıkarak rekor seviyeye ulaştı. Bu rakam, geçen yıla göre yaklaşık yüzde 50, ChatGPT'nin piyasaya sürülmesinden bu yana ise yüzde 77 artış gösterdi. Özetle, yapay zekâ bağlantılı veri merkezi, bilgisayar ve yazılım yatırımlarına yapılan harcamaların toplamı şu anda yıllık 1 trilyon doları aşıyor ve rekor biçimde ABD ulusal hasılasının yaklaşık yüzde 3,5'ine denk düşüyor. (1)


                          (Kaynak: https://www.bis.org/publ/bisbull120.pdf, 7 Ocak 2026)

Büyük bir kumar oynanıyor

Diğer yandan, ABD’de yapay zekanın başarısı üzerine küresel ve tarihsel olarak eşi benzeri görülmemiş bir kumar oynanıyor. Öyle ki ekonominin bir parçası olarak, bu yapay zekâ patlaması, şimdiden Amerikan ekonomisinin tarihindeki en büyük ama birazdan açıklayacağımız nedenlerden ötürü en riskli yatırımlardan biri haline geldi.

Kuşkusuz, getirisi belli olmamasına rağmen yapılmakta olan bu düzeydeki bir yatırım harcaması rasyonel değil. Ama bu durum ABD’ye hiç yabancı değil. Amerika büyük altyapı projeleri inşa ettiğinde, genellikle aşırı inşaat yapılır: 19.  yüzyıl demiryolları ve 20. yüzyıl internet yatırımlarının hep aşırı inşaat ve balonla sonuçlandığı unutulmamalı.

Gerçekte karşılığı çok az olan bir heyecan ve coşku var

Teknoloji alanında balon şişirilmesi yeni bir durum değil. “Dotcom balonu” sırasında büyük yükselişler ve düşüşler yaşandı ve bazı teknoloji platformlarının popülaritesi (örneğin Covid-19 sırasında) hızla arttı. Bu teknolojik değişimlerin her biri gerçekti ancak potansiyelleriyle ilgili coşku, şirketlerin popülerliği kalıcı kâra dönüştürme yeteneklerinin çok ötesine geçtiğinde, bu performans balona dönüştü.

Yapay zekâ coşkusundaki artış da benzer bir his uyandırıyor. Günümüzün sistemleri gerçekten etkileyici ve bunların önemli bir ekonomik değer yaratacağını hayal etmek kolay. Asıl zorluk, şirketlerin bu değerin ne kadarını gerçekten realize edebilecekleri. (2)

Çünkü yapay zekâ tüm sektörleri yeniden şekillendirebilir ancak bu göz kamaştırıcı potansiyel hızlı bir şekilde istikrarlı ve kârlı bir talebe dönüşmezse, sözü edilen coşku ve heyecan şaşırtıcı bir hızla kaybolabilir ve bu balon hızla sönümlenebilir.

Yatırımların getirisi çok düşük, kârlılık neredeyse yok!

Peki bu neden böyle?

Büyük teknoloji şirketleri, giderek daha güçlü yapay zekâ sistemleri ve bunları çalıştırmak için giderek daha büyük veri merkezleri inşa etmek için muazzam miktarda para harcamaya devam etseler de milyarlarca dolar kaybediyorlar ve sürdürülebilir bir kârlılığa ulaşma ihtimalleri yok.

Çünkü teknoloji şirketlerinin ve finansman sağlayan risk sermayesi ortaklarının bu parayı ne kadar süreyle akıtmaya devam edecekleri henüz belli değil. Ayrıca, büyük teknoloji şirketlerine ve yapay zekâ sistemlerine karşı halkın duyduğu güvensizlik ve bundan kaynaklanan hoşnutsuzluk giderek artıyor.

Yapılan 560 milyar dolarlık harcamaya karşılık sağlanan brüt gelir: 35 milyar dolar!

Nitekim, yapay zekâ hakkında medyada yer alan tüm olumlu haberlere rağmen, teknoloji yorumcusu Ed Zitron, gerekli gelişmiş grafik işlem birimlerini üreten şirket olan “Nvidia dışında hiçbir şirket üretken yapay zekadan kâr elde etmiyor” diyor. Zitron, iş beyanlarını ve raporlarını inceleyerek şu sonuca varıyor:

“Sözlerini tutarlarsa, 2025'in sonunda Meta, Amazon, Microsoft, Google ve Tesla, son iki yılda yapay zekâ için 560 milyar doların üzerinde sermaye harcaması yapmış olacak ve bunların hepsi yaklaşık 35 milyar dolar kazanmak için yapılmış olacak.” Dahası, bu 35 milyar dolar kâr değil, toplam brüt gelir. Kısaca bu şirketlerin her biri yapay zekâ hizmetlerinden para kaybediyor.

Örneğin Microsoft’un 2025 yılında 80 milyar dolarlık sermaye harcaması yapacağı ve yapay zekâ gelirinin sadece 13 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. Amazon'un öngörülen rakamları ise daha kötü: 105 milyar dolarlık sermaye harcaması, buna karşılık sadece 5 milyar dolarlık gelir. Tesla'nın 2025 yılı için öngörülen yapay zekâ sermaye harcamaları 11 milyar dolar ve muhtemel gelirleri sadece 100 milyon dolar; analistler, yapay zekâ şirketi xAI'nin ayda yaklaşık 1 milyar dolar zarar ettiğini tahmin ediyor. OpenAI, 2029 yılına kadar nakit akışının pozitif olmasını beklemiyor. Şirketin bu hedefe ulaşacağından şüphe etmesi için haklı nedenleri var: Haftalık 500 milyondan fazla kullanıcısı olduğunu iddia etse de ancak sadece 15,5 milyon ücretli abonesi var. Zitron'un da belirttiği gibi, bu “kesinlikle berbat bir getiri oranı.” (3)

Risk sermayesi arzı beşte birden fazla azaldı

Geçen yılın üçüncü çeyreğinde, yapay zekâ firmalarıyla yapılan risk sermayesi anlaşmaları çeyrek bazda yüzde 22 düştü. Güvenilirlikle ilgili sorunların devam etmesi ve yeni modellerin eğitiminin maliyetlerinin hızla artması nedeniyle, 250'den fazla çalışanı olan şirketlerde yapay zekâ araçlarının kullanımı haziran ayında yaklaşık yüzde 14 iken ağustos ayında yüzde 12'nin altına geriledi. Edge AI & Vision Alliance'a göre, eğitim maliyetleri 2020'den bu yana yüzde 4.300'ün üzerinde arttı. Bu artışın başlıca nedenleri, çiplerin ve personel (mühendisler ve araştırmacılar) maliyetlerinin artması. (4)

Kısacası, sanıldığının aksine, yapay zekâ endüstrisi kârlılık yönünden çok sorunlu. Karşı karşıya olduğu başka handikapların yanı sıra, ‘Üretken Yapay Zekâ Sistemleri’nin yaygın olarak benimsenmesi bağlamında hem teknik olarak kusurlu hem de çok pahalı.

Kârlılık azaldı

Yapay zekadan elde edilen kârlar söz konusu olduğunda, durum daha net olarak anlaşılıyor. Büyük teknoloji şirketlerinin yıllık kâr artışları son birkaç çeyrektir sabit veya yavaşlamış durumda ve bunun 2025 ve 2026'da daha da yavaşlaması bekleniyor. (5) Sermayenin kârlılığı azaldığında ise yeni teknolojilere yatırım yapma motivasyonu azalıyor.


Nitekim, 2022 yılının sonlarından itibaren, ABD'li teknoloji şirketleri hızlı işe alım ve az varlık içeren büyüme modelinden, işe yeni çalışan alımı yapmayan “sermaye yoğun” bir modele geçtiler. Geçtiğimiz yıl boyunca, bu teknoloji şirketleri yaklaşık 20 bin kişiyi işten çıkartırken, net gayrimenkul, tesis ve ekipman varlıkları (sabit sermaye) 215 milyar dolardan fazla artarak, rekor bir büyüme kaydetti. (6)

Kapitalizmin doğasında var

Teknoloji geliştikçe ve sermaye yatırımlarının emeğe göre oranı arttıkça uzun vadede kâr oranlarında azalma eğilimi görülür. Çünkü kârı yaratan sadece emektir. Bu durum kapitalizmin doğasında (sermayenin hareket kanunlarında) mevcut.

Sonuçta (sermayenin değerine göre), kâr giderek azalır. Kâr oranı düştükçe ve yatırım fırsatları azaldıkça, 'aşırı birikmiş' sermaye ortaya çıkar (kârlı bir şekilde yeniden yatırılamayan para fazlası, tam kapasiteyle kullanılamayan fabrikalar gibi).

Değer yaratmak yerine, sadece bir yerden başka bir yere aktarılan parazitik spekülasyon, kişi başına daha az değer için rekabetin yoğunlaşmasıyla birlikte artar. Altın, gümüş, kripto paralar ve spekülatif hisse senetlerinin değerleri rekor düzeyde yükselir ve firmalar giderek daha çok ve daha çabuk elde çıkarılabilecek araçlara ve nakde yönelirler.

Diğer taraftan, ekonomideki reel büyüme, şişirilmiş değerlemelerle kıyaslandığında yavaşlama eğilimini sürdürür. Kârlılık düştükçe, likidite ve krediler kurudukça ve iş kayıpları arttıkça, merkez bankaları temel faiz oranını düşürmeye devam ederler ki bu da mevcut balonu daha da körükler. Çünkü yatırımcılar varlıklar ve gelecekteki büyüme üzerine spekülasyon yapmak için borçlanmaya yönelirler.

Bir başka anlatımla, yapay zekanın geleceği sorgulanmıyor. Dotcom çöküşünden sonra internet teknolşojisinde olduğu gibi, bu teknoloji de varlığını sürdürecektir. Sorgulanması gereken, yapay zekâ hisseleri son birkaç yıldır vaat ettikleri spekülatif getirileri sağlamayı bıraktığında sermayenin nereye akacağıdır. Bu soru bizi doğrudan Marx'ın aşırı birikimden kaynaklanan krizlere ilişkin analizine götürür: Marx, birikmiş sermayenin büyük kısmı artık kârlı bir şekilde yeniden yatırılamadığında ekonominin krize girdiğini savunur. Sermayenin aşırı üretimi, yeni yatırımların yeni artı değer yaratamadığı durumlarda ortaya çıkar. Artı sermaye, mal üretimi yoluyla kârlı bir şekilde emilemediğinde ise spekülatif çıkış noktalarına yönlendirilir. (7)

ABD’de dev sermaye şirketlerinin yapay zekâ altyapısına yaptığı harcamalar, artık hane halkı tüketiminden daha fazla GSYH büyümesine katkıda bulunuyor. Bu, büyümenin üretken genişlemeden çok, spekülatif yatırımlar tarafından belirlendiğini ortaya koyuyor. Ancak spekülasyonla şişirilen balon patladığında ekonomik küçülme kaçınılmaz olacaktır.

Sahte para gibi

Bir yazar, yapay zekâ temelli varlık fiyatı artışlarını sahte paraya benzetiyor:

“Varlık fiyatlarındaki artışın bir balon olduğu düşüncesi, bunun gerçeklere dayanmadığı, sahte olduğu düşüncesidir. En iyi benzetme sahte para olabilir. Diyelim ki, zeki bir kişi, hepimizin gerçek para olarak kabul edeceğimiz trilyonlarca dolarlık sahte para basmanın bir yolunu buldu. Bu aslında ekonomi için iyi bir şey gibi görünebilir: sonuçta, sahte parayla kendileri ve arkadaşları her türlü şeyi satın alacaktır. Bu, ekonomide talebi artıracak ve istihdam yaratacaktır. Ancak birileri sahtecileri ifşa ederse, bu talep ve yarattıkları istihdam ortadan kalkacaktır. Kısaca, sahte parayı basanlar sadece talep yaratmakla kalmıyor aynı zamanda fiyatları da artırıyorlar. Bu, yapay zekâ balonunda çok net bir şekilde görülebilen şeydir.” (8)

Sonuç olarak

Bu kadar büyük miktarda para ve kaynak yatırımı, yapay zekâ eğitmenlerine yapılan astronomik ödemeler ve devasa veri merkezlerinin inşası, bir yandan yapay zekâ heyecanının borsayı her zamankinden daha yüksek seviyelere taşımasını sağlarken, diğer yandan şu ana kadar önemli bir gelir elde edilememiş ve neredeyse hiç kâr elde edilememiş olması, tüm bunların devasa bir balon olduğunu gösteriyor.

Özetle, büyük yapay zekâ sektörü, yapay zekâ şirketleri için gelir ve daha da önemlisi kâr olarak gerçekleşmeyecek hayali sermaye ile finanse edilen dev bir balon gibidir.

Devam edecek….

Dip notlar:

(1)     https://www.apricitas.io/p/americas-1t-ai-gamble (10 Şubat 2026).

(2)     https://theconversation.com/is-the-ai-bubble-about-to-burst-what-to-watch-for-as-the-markets-wobble (18 Kasım 2025).

(3)     https://links.org.au/its-time-confront-big-techs-ai-offensive (13 Ağustos 2025).

(4)     https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and (18 Ocak 2026).

(5)     https://thenextrecession.wordpress.com/2025/07/27/ai-bubbling-up (27 Temmuz 2025).

(6)     https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and (18 Ocak 2026).

(7)     https://theconversation.com/the-ai-bubble-isnt-new-karl-marx-explained-the-mechanisms-behind-it-nearly-150-years-ago (30 Kasım 2025).

(8)     https://rwer.wordpress.com/2025/10/24/the-ai-bubble-and-counterfeit-money (24 Ekim 2025).