18 Mart 2026 Çarşamba

ABD/İsrail-İran Savaşı

 

ABD’de üst düzey bir güvenlik yetkilisinin istifası üzerine bazı çıkarımlar

Mustafa Durmuş

18 Mart 2026


Dün New York Times’ta sıcak gelişme haberi olarak yayımlanan bir habere göre (1), ABD’nin önde gelen terörle mücadele yetkililerinden (Terörle Mücadele Merkezi Direktörü) Joe Kent, “İsrail'in kışkırtmasıyla İran’a karşı savaş başlatan” Trump Yönetimine karşı çıkarak, istifa etti!

Mektubunda, “vicdanım el vermediği için İran’da devam eden bu savaşı destekleyemem, İran, ülkemiz için acil bir tehdit oluşturmuyordu. Bu savaşı İsrail’in ve onun güçlü Amerikan lobisinin baskısı nedeniyle başlattığımız açıktır” diye yazan Joe Kent mektubunda Başkan Trump’a seslendi.

Bazen konuyu iyi bilen bir kişi tartışmasız doğru gibi görünen bir şeyler söyler

Tam da böyle oldu ve son Irak savaşının da gazisi olan Kent, İran'a saldırmayı destekleyen argümanların ve hızlı bir zafer vaadinin, 2003'te Irak'a savaş açma konusundaki tartışmaları yansıttığını söyledi.

Kent ayrıca, 2019'da Suriye'de bir intihar saldırısında hayatını kaybeden, askeri kriptolog olan eşi Shannon'dan da söz ederek mektubunda şöyle devam etti:

“11 kez savaşa gönderilmiş bir gazi ve İsrail'in kışkırttığı bir savaşta sevgili eşim Shannon'ı kaybetmiş bir Gold Star kocası olarak, Amerikan halkına hiçbir fayda sağlamayan ve Amerikan vatandaşlarının hayatlarını kaybetmesini haklı çıkarmayan bir savaşta, gelecek nesli savaşmaya ve ölmeye gönderen bir şeyi destekleyemem”.

Trump’tan sert tepki

Beklendiği gibi, Kent'in istifa mektubu Trump'tan sert bir tepki gördü. Trump, aynı gün Oval Ofis’te gazetecilere, “onun iyi bir adam olduğunu ama güvenlik konusunda zayıf olduğunu hep düşünmüşümdür. İran’ın bir tehdit olmadığını söylediği için ayrılması iyi oldu” dedi. Ayrıca Silahlı Kuvvetler Komitesinde görev yapan ve Amerikan Hava Kuvvetlerinde eski bir tuğgeneral olan Temsilci Don Bacon, Kent’in mektubunu “iyi ki ondan kurtulduk” yorumuyla yeniden paylaştı.

Cumhuriyetçi Koalisyonda çatlak!

Böylece Joe Kent, savaş nedeniyle istifa eden ilk üst düzey yönetici oldu. Bu gelişmeyi Cumhuriyetçi Koalisyonda ortaya çıkan bölünmelerin bir işareti olarak görmekte yarar var.

Çünkü bir süredir İran’a yönelik ABD-İsrail savaşının sonunun belirsizliği Trump'ın destekçileri arasında güçlü bölünmelere yol açıyor. Uzun süren yurtdışı askeri müdahalelerine yönelik eleştirileri nedeniyle Başkan Trump'ı destekleyen koalisyonun müdahale karşıtı kanadı, 19 gündür süren ve sona ereceğine dair herhangi bir işaret görünmeyen savaştan hızla rahatsız olmaya başladı.

Maliyetli bir savaş

Ayrıca, ABD’nin İran’a yönelik olarak başlattığı savaş oldukça maliyetli bir savaş. Bu savaşın ABD’ye günlük maliyetinin 1 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. (2)  Bu da ABD Federal Bütçesine ilave yükler getiriyor. Hali hazırda bu yıl 1,8 trilyon dolar açık vermesi planlanan bütçenin, bu ilave yükü kısa vadede ancak yeni vergilerle ve (38 trilyon doları aşan kamu borcunu daha da artırarak) borçlanma ile karşılamaktan başka bir yolu da yok gibi görünüyor. (ABD, orta ve uzun vadede bu yükü, fazlasıyla, savaşta kendisiyle birlikte hareket eden Arap ülkelerine yıkacaktır).

Ayrıca Demokrat Senatör Brian Schatz da bu rakama tepki gösterdi ve “bu savaş günde 1 milyar dolara mal oluyor. Lanet olası bir ayda 2 milyondan fazla Amerikalının sağlık hizmetlerini kurtarmak için harcamamız gereken miktardan daha fazlasını orada harcayacağız. Bu rejim değişikliği savaşı için, kelimenin tam anlamıyla sizin yemeğinizi ve sağlık hizmetlerinizi elinizden alıyorlar.” (3)

Savaşa en az 50 milyar dolarlık ek kaynak lazım!

Nitekim, Reuters’in bir haberine göre, bazı Kongre danışmanları, Beyaz Saray'ın yakında savaş için ek fon talebini Kongre'ye sunmasını beklediklerini belirttiler. Bazı yetkililer talebin 50 milyar dolar olabileceğini söylerken, diğerleri bu tahminin dahi çok düşük olduğunu ileri sürüyor. (4)

Savaşın dolaylı maliyetleri daha yüksek

Dahası, bu savaşın dolaylı maliyetleri de söz konusu. Öyle ki savaşın başlamasından bu yana yaklaşık bir hafta içinde petrol fiyatları yüzde 43 artış göstererek varil başına 100 doların üzerine çıktı.  Bu, petrol fiyatının son yılların en yüksek seviyesi. 9 Mart itibarıyla, benzin fiyatı ülke genelinde galon başına ortalama 3,48 dolara ulaştı. Trump iki hafta önce “Birlik Durumu” konuşmasını yaptığında, benzin fiyatı 2,92 dolardı. Bu, 2025 Ocak'taki göreve başlama töreninde 3,11 dolar olan ve Trump'ın ekonomik yönetiminin başarısının kanıtı olarak sık sık gösterdiği referans değerin altındaydı. Bu seviye, yedi günden kısa bir sürede geride bırakıldı. Ekonomistler, ham petrol fiyatındaki her 10 dolarlık artışın benzin fiyatlarında yaklaşık 25 sentlik bir artışa yol açtığını tahmin ediyor. (Benzin fiyatları sadece işe ve okula gidip gelmekle ilgili değil. Tüketicilere mal ve hizmet ulaştırmakla da ilgili ve bu da tüm ekonomi genelinde enflasyonist baskıyı kat kat artırıyor). (5)

Aşağıdaki tabloda da gösterildiği gibi, İran savaşının Amerikan halkına yıllık maliyeti hane başına en az 2,143 dolar ile 2,565 dolar arasında değişiyor. (6)


Madalyonun diğer yüzü: patlayan savaş kârları

Diğer yandan, 16 Mart tarihli Financial Times’ta yer alan bir makalede bu savaştan kimlerin fayda sağladığı şöyle özetleniyor (7):

Ham petrol fiyatları İran savaşının başlamasından bu yana ulaştığı seviyeleri korursa, ABD’li petrol şirketleri bu yıl 60 milyar dolardan fazla havadan kazanç elde edecekler. Yatırım bankası Jefferies'in modellemesine göre, 28 Şubat'ta çatışmanın başlamasından bu yana, petrol fiyatlarında yaklaşık yüzde 47’lik bir artışın ardından, Amerikan petrol üreticilerinin sadece bu ay 5 milyar dolarlık ek nakit geliri elde edeceği tahmin ediliyor.


Silah tüccarlarının kârları arttı

Kuşkusuz savaştan yararlananlar sadece petrol şirketleri değil. Reuters’ın haberine göre, ABD Kongresine sunulan bir raporda, ABD Başkanı Trump Yönetiminin İran’a yönelik saldırıların ilk iki gününde 5,6 milyar dolarlık askeri mühimmat kullandığını belirtiliyor. (8)

Sonuç olarak

İstifa eden Joe Kent gibi uzun süreli yurt dışı askeri müdahalelere şüpheyle yaklaşan ve genellikle daha ölçülü bir dış politika savunucusu olan başka üst düzey yönetim yetkilileri de bulunuyor. Bunlara Ulusal İstihbarat Direktörü ve Kent’in amiri Tulsi Gabbard ile Başkan Yardımcısı JD Vance de dahil.

Bu da en despotik yönetimlerin gücünün bile nihayetinde, yönettikleri kişilerin rızasına ve iş birliğine bağlı olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Nitekim Amerikan halkı, İran’a yapılan askeri saldırıların ilk gününde bu saldırılara sadece yüzde 41 oranında destek verdi. Bu oran 1941 yılındaki yüzde 97’lik desteğin çok gerisinde bir destek.

Bu bağlamda Kent’in istifası da böyle bir rıza ve iş birliğinin geri çekildiği anlamına geliyor. Bu da ilk elden bu savaşın gayrimeşru olduğunu ortaya koyuyor ki bu durum, emperyalist ABD-Siyonist İsrail devletinin bu savaşı kaybetmekte olduğunun da işaretidir.

Dip notlar:

(1)    https://www.nytimes.com/2026/03/17/world/middleeast/joe-kent-counterterrorism-resigns-iran-war.html (17 Mart 2026).

(2)    Institute for Policy Studies (5 Mart 2026).

(3)    https://www.commondreams.org/news/what-s-the-cost-of-iran-war (5 Mart 2026).

(4)    https://www.reuters.com/world/middle-east/trump-administration-estimates-cost-iran-wars-first-two-days-56-bln-source-says-2026-03-10 (10 Mart 2026).

(5)    https://www.counterpunch.org/2026/03/13/the-cost-of-war-4 (13 Mart 2026).

(6)    Agm.

(7)    https://www.taxresearch.org.uk/Blog/2026/03/15/who-wins-from-this-war (15 Mart 2026).

(8)    https://www.reuters.com/world/middle-east/trump-administration-estimates-cost-iran-wars-first-two-days-56-bln-source-says-2026-03-10 (10 Mart 2026).

 

 

16 Mart 2026 Pazartesi

Yapay zeka (VI-d)

 

Yapay zekânın finans ve enerji sektörleri üzerindeki etkileri

Yapay zekanın ekonomi ve emek üzerindeki etkileri (VI-d)

Mustafa Durmuş

16 Mart 2026

Yapay zekayı incelediğimiz bu yazı dizisinde sırasıyla; yapay zekanın yeni fakat öncekilerden çok daha yıkıcı etkilere sahip olma potansiyeline sahip bir finansal krizin tetikleyicisi olma özelliğini ele aldık.

Ayrıca yapay zekanın; genel ekonomi, üretkenlik, istihdam, işsizlik, gelir dağılımı, insan, toplum ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konular üzerindeki olası etkilerini ve demokrasi ve insan hakları ve özgürlükler gibi politik ve sosyal etkilerini irdeledik. 

Böyle bir bütüncül bakış gerekliydi zira konu sadece üretkenlik ve/veya istihdam ve işsizlik üzerindeki etkileriyle sınırlandırılamayacak kadar çok boyutlu ve çok önemli.

Yapay zekâ önceki teknolojik gelişmelerden farklı

Yani buharlı makinaların, demiryollarının, elektriğin ya da bilişim teknolojisi ve internetin keşfi gibi daha önceki teknolojik gelişmelerden farklı olarak; yapay zekâ ekonomik, sosyal, politik ve çevresel dönüştürücü (olumsuz anlamda) etkilere sahip bir teknoloji.

Bu da haklı olarak, bir çoğumuzun, yapay zekadaki gelişmeleri distopik bir gelecek ile ilişkilendirmesine neden oluyor. Bu durum da bize, “teknolojiyi reddetmenin imkansızlığı veri iken, buna karşı insan ve doğa açısından nasıl önlemler alınması gerektiği” sorusunu sorduruyor.

Dünyada, ABD’de geçen yıl, yüzde 3’ün üzerinde (göreli olarak yüksek) bir ekonomik büyümeyi sağlayan faktörlerin başında gelen yapay zekâ teknolojisi yatırımlarındaki devasa artışın (2026 yılından itibaren neden olduğu finansal balonların sönmesiyle), finansal bir çöküşe, ardından da (tıpkı 2008 finansal çöküşü sonrasında yaşandığı gibi) küresel bir ekonomik küçülmeye yol açabileceğinin tartışıldığı biliniyor.

Keza yapay zekâ balonunun patlaması sonucunda ortaya çıkacak olan toplumsal faturanın, en ağır şekilde örgütsüz işçi sınıfı ve diğer ezilen halklar tarafından ödeneceğini tahmin etmek de zor değil.

Bir teoriye göre, modern kapitalizm düzgün ve sürekli bir büyümeyle değil, her biri yaklaşık yarım yüzyıl süren, belirgin teknolojik devrim dalgalarıyla ilerliyor. Buna göre, buhar ve demiryollarının çağından elektrik ve çeliğe, kitle üretimine ve ardından bilgi ve iletişime kadar her dalga hem ekonomiyi hem de toplumu yeniden şekillendirdi.

Yapay zekâ teknolojisinde “çılgınlık” aşamasındayız!

Bu teoriye göre, çığır açan yenilikler, cesur girişimciler ve erken altyapı inşası ile ortaya çıkan ilk “patlama” aşaması, artan yatırımlar, spekülatif finans ve genişleyen eşitsizlik biçiminde kendini gösteren “çılgınlık” aşamasıyla sürüyor. Bu aşamada finans sermayenin spekülatif hevesi, deneyselliği ve hızlı gelişmeyi besliyor ancak aynı zamanda üretken yatırımlardan koparak devasa balonların şişirilmesine neden oluyor. Yani şu anda tam bir ‘çılgınlık aşamasına’ girmiş bulunuyoruz. (1)

Finansallaşma ve teknolojik gelişme

Finansallaşma, günümüz kapitalizminin en tipik özelliği. Giderek küresel çapta finansallaşan bir ekonomide, ekonomik canlılığı sağlayabilmek, sermayeyi büyütebilmek ve kârlılığı finansal alanda sürdürebilmek için finansal balonlara ihtiyaç duyulur.

Yani giderek finansallaşan kapitalist rejimde, ekonomi esas olarak finansal varlık balonlarıyla ayakta durabilir. Ekonomik canlılık, büyüme, kârlılık için şişirilen finansal balonlar ise finansal krizleri tetikler.

Bir başka anlatımla, artık endüstriyel kapitalist bir ekonomide yaşamıyoruz. Çoğu insan ekonomimizi kapitalist olarak adlandırıyor ancak bu, 19. yüzyılda tartışılan endüstriyel kapitalizm ya da Marx'ın Kapital'de kastettiği kapitalizm değil. Bu, finans kapitalizmi ve finans sektörü artık tekelci çıkarları, rantçı çıkarları ve emlak sektörünün çıkarlarını destekliyor. (2) Finansallaşma ve yapay zekâ destekli rant ekonomisi, kapitalizmin verimliliği artırma potansiyelini tersine çevirdiği gibi, sömürüyü ve mevcut eşitsizlikleri daha da artırıyor.

Özetle, her ne kadar yapay zekâ teknolojisi askeri savaş sektörünün ihtiyaçlarını karşılayabilmek için geliştirilmiş olsa da şu anda en çok ilişkili olduğu sektörlerin başında finans sektörü geliyor.

Yapay zekâ ve finans sektörü arasındaki karşılıklı etkiler

Bu ilişki iki yönlü bir ilişki: yapay zekâ finans sektörünü etkileyip dönüştürürken, getiriye doymayan finans sektörü de yapay zekânın gelişimini destekliyor, etkiliyor ve yönlendiriyor. 

Yapay zekanın bir bütün olarak finansı ve finansal piyasaları dönüştürmesi, finans alanında kod yazma görevlerinin otomasyonunun devam etmesi ve algoritmaların kullanılmaya başlanmasının bir sonucudur. Algoritmik ticaret, piyasa hareketlerine yatırımcıların tepkisini hızlandırır ve hatta hataya açık sürekli insan müdahalesine gerek kalmadan daha iyi getiri sağlamak için, depolanan talimatlara dayalı olarak büyük işlemlerin bileşenlerinin boyutunu ve sırasını belirler. Bunun piyasa oynaklığını artırdığına ve hatta “ani çöküşlere” yol açtığına dair önemli kanıtlar mevcut. Dahası bu tür görevleri daha “bağımsız” ve daha hızlı yapmak üzere eğitilmiş yapay zekâ ajanları ile bu eğilimler daha da yoğunlaştı ve bir dizi insan tarafından yürütülen müdahalenin artık dijital vekiller tarafından gerçekleştirileceği korkusu ortaya çıktı. (3)

Bir başka anlatımla, yapay zekâ teknolojisi, ekonomilerimizi ve toplumlarımızı yeniden şekillendirecek. Ancak bu teknoloji spekülatif finans mantığına terk edilirse, eşitsizlikleri derinleştirme, ekonomileri istikrarsızlaştırma ve kontrolü bir avuç büyük özel sermaye grubunda yoğunlaştırma riski taşıyor.

Bu bağlamda, ortaya çıkan yapay zekâ balonu, teknolojiye ilişkin bir yargı değil, teknolojinin geliştirildiği ve kullanıldığı ekonomik modele (kapitalizm) ilişkin bir yargıdır. Burada sorulması gereken soru, “balonun patlayıp patlamayacağı değil, ne zaman patlayacağıdır”. Patladığında, küresel ekonomi ve kapitalist dünyadaki çalışanlar üzerinde önemli bir etkisi olacaktır.

Yapay zekâ doğayı dönüştürüyor

Yapay zekâ uygulaması (tıpkı kripto paralar gibi), önemli bir enerji kullanımını gerekli kılıyor. Çünkü büyük yapay zekâ modellerinin eğitimi ve kullanımı muazzam miktarda elektrik gerektiriyor.

Oysa yapay zekanın merkezi ABD halihazırda, birçok bölgede elektrik şebekesi sıkıntısı yaşıyor. Veri merkezlerinin genişlemesi iletim kapasitesinin önüne geçiyor. Enerji sektörü uzmanları artan elektrik maliyetleri ve yerel elektrik kesintileri konusunda uyarıda bulunuyor.

Öyle ki ABD'nin elektrik tüketimi artışı 2005-2020 yılları arasında yüzde 0,1'de kalırken, o zamandan bu yana bu oran yüzde 1,7'ye yükseldi. Ancak yapay zekanın 2030 yılına kadar talebi yıllık yüzde 2 daha artıracağı ve yeni elektrik santrallerinin inşa edilebileceğinden, daha hızlı elektrik tüketeceği tahmin ediliyor. 2024 yılının temmuz ayında, Illinois'ten New Jersey'e kadar 13 eyaletin bir kısmını kapsayan ABD'nin en büyük elektrik şebekesi operatörü PJM Interconnection tarafından düzenlenen yıllık elektrik piyasası ihalesinde, fiyatlar bir önceki yıla göre yüzde 800'den fazla artış gösterdi; megavat-gün başına 28,92 dolardan 269,92 dolara çıktı. Müşterilerin elektrik faturaları aylık yaklaşık yüzde 20 arttı. (4)

ABD’de bugün elektrik tüketimi beş yıl öncesine göre yüzde 40 daha pahalı. Yani elektrik fiyatları yapay zekâ veri merkezleri tarafından daha da yukarı çekiliyor.  OpenAI, 2024 yılının yoğun sıcak dalgasının zirvesinde, New York City ve San Diego'nun toplam elektrik tüketimine eşdeğer miktarda elektrik tüketti. Bu İsviçre ve Portekiz'in toplam elektrik talebine eşdeğer. Bu aynı zamanda, yaklaşık 20 milyon kişinin elektrik tüketimi anlamına geliyor. Google, Indiana'da planlanan 1 milyar dolarlık veri merkezini, bölge sakinlerinin veri merkezinin "elektrik fiyatlarını artıracağını" ve "zaten kuraklıkla boğuşan bir bölgede ciddi miktarda su tüketeceğini" protesto etmeleri üzerine iptal etti. (5)

ABD veri merkezlerinin 2030 yılına kadar ABD elektrik şebekesinin yaklaşık yüzde 10'unu tüketeceği tahmin ediliyor. Bu, Çin'in ulaşması öngörülen oranın dört katı. Oysa ABD, dünyadaki veri merkezlerinin yaklaşık yarısına sahip olmakla birlikte, küresel nüfusun sadece yüzde 4'ünü barındırıyor.(6)



İklim bilimcileri arasında en sıcak tartışmalardan birini ele alan bir araştırmaya göre, küresel ısınma oranı 2015 yılından bu yana hızla arttı ve şu anda 1970'lerdeki oranının neredeyse iki katına ulaştı. (7) Bu artışın ardında, son beş yıldır patlama yapan yapay zekâ yatırımlarının neden olduğu fosil yakıt kullanımına dayalı elektrik tüketimi olması hayli muhtemel.

Özetle, yapay zekâ sadece artan talep ve ABD/İsrail-İran savaşı nedeniyle artan petrol fiyatları yüzünden yükselen elektrik enerjisi kullanımı maliyetleri nedeniyle, üretimi ve genel olarak hayatı (özellikle de emekçi sınıflar için) daha pahalı hale getirmekle kalmayacak, aynı zamanda bu denli yoğun bir enerji tüketimi küresel ısınmayı daha da artırarak iklim yıkımını hızlandıracaktır.

Devam edecek….

Dip notlar:

(1)  https://peofdev.wordpress.com/2025/11/12/carlota-perez-and-the-ai-boom-where-are-we-in-the-cycle (12 Kasım 2025).

(2)  https://www.nakedcapitalism.com/2026/02/michael-hudson-destiny-of-civilization-financialization-collapse.html (21 Şubat 2026).

(3)  https://mronline.org/2026/03/06/is-human-well-being-comparable-with-an-ai-frenzy-driven-by-a-massive-speculative-pursuit-of-profit (6 Mart 2026).

(4)  https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and-100def36d9ed (18 Ocak 2026).

(5)  https://thenextrecession.wordpress.com/2025/10/14/the-ai-bubble-and-the-us-economy (14 Ekim 2025).

(6)  https://thenextrecession.wordpress.com/2026/02/03/ai-and-creative-destruction (3 Şubat 2026).

    (7) Foster, G. & Rahmstorf, S. Geophys. Res. Lett. 53, e2025GLI18804 (2026)’den aktaran https:

14 Mart 2026 Cumartesi

Yapay zeka (VI-c)

 

Yapay zekanın insan ve toplum üzerindeki bazı etkileri

Yapay zekanın ekonomi ve emek üzerindeki etkileri (VI-c)

Mustafa Durmuş

13 Mart 2026


Yapay zekanın iktisadi ve emek üzerindeki etkilerinin yanı sıra, çok iyi anlaşılmayan ama potansiyel olarak ciddi sonuçlara yol açabilecek; psikolojik, toplumsal, politik, militarist ve anti demokratik etkileriyle de yüzleşmeye hazır olmalıyız.

Mayın temizleme daha güvenli ve hızlı yapılabiliyor

Öncelikle, yapay zekayı iyimser bir bakış açısıyla ele aldığımızda, örneğin dünyada en az 57 ülkenin topraklarında aktif halde bulunan anti-personel kara mayınının imha edilmesi konusunda faydalı olabileceği görülüyor.

Öyle ki sadece 2024 yılında, 1.945 kişi bu mayınlar nedeniyle hayatını kaybetti, 4.325 kişi yaralandı ve bunların yüzde 90'ı sivillerden oluşuyor (bunların neredeyse yarısı çocuklardı). Aynı yıl, mayın temizleme operasyonları kapsamında 105.640 mayın imha edildi. (1)

Yeni çatışmalarla birlikte mayın sayısı artmaya devam edecektir. Çiftçiler, çocuklar ve çatışmadan sonra bölgelere dönen diğer kişiler için tek bir adım, kalıcı yaralanma veya ölüm anlamına gelebilir. Bu noktada olumlu bir iş olarak, kara mayınlarının daha hızlı, etkin ve güvenli bir şekilde temizlenmesi için insansız hava araçları ve yapay zekanın birleştirilmesine yönelik projelerin varlığı ve bunların birçoğunun başarılı sonuçlar elde etmesi önemlidir.

Sendikal faaliyetlerin etkinliği artabilir

Türkiye’de sendikaların içinde bulunduğu koşullar; düşük sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesi kapsama oranları, güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlığı, sendikal bürokrasi ve yozlaşma, ekonomik belirsizlikler, baskıcı politik atmosfer, genç çalışanlara ulaşmanın zorluğu gibi yapısal sorunlarla çevrili. Bu nedenle yapay zekâ temelli dijital araçların stratejik şekilde kullanılması, sendikal hareketin güçlenmesinde ve üye sayılarının artmasında yardımcı olabilir.

Bir başka anlatımla, yapay zekâ özellikle büyük dil modelleri; metin üretimi, metin dönüştürme, özetleme, sınıflandırma ve kampanya planlama gibi alanlarda önemli bir kapasite sunuyor olabilir. Bu kapasite, sendikalar açısından hem örgütlenme hem de eğitim faaliyetlerinde kritik bir fırsat olabilir.

Bu çerçevede yapay zekâ; sendikaların yürüteceği kampanyaların mesajlarının üretilmesi ve yeniden yazılması; kampanya planlama ve takvim oluşturma, eğitim materyallerinin hazırlanması; uzun metinleri ve raporları özetleme, sosyal medya koordinasyonu; rutin sendikal yazışmaları hızlandırma gibi işlevleri çok daha etkin bir biçimde yerine getirebilir. Böylece genç işçilere daha kolay erişim sağlanabilir, sendikanın kamuoyu görünürlüğü artabilir ve toplu iş sözleşmesi süreçlerinde şeffaflık sağlanabilir. (2)

Yeni tür bir “yabancılaşma” tehlikesi

Diğer yandan yapay zekâ, (çatışmalar ve savaşlar yüzünden) milyonlarca insanın ölümüne veya ciddi biçimde yaralanmasına ve eğitim dahil, tüm kamusal yaşamımızın büyük ölçüde aptallaştırılmasına yol açmak gibi çok sayıda olumsuz etkiye neden olabileceği gibi, toplumun atomlarına ayrılmasının artmasıyla, ciddi bir yabancılaşmaya da yol açabilir.

Bu durumda, yapay zekâ aparatlarıyla olan ilişkiler, giderek çok çeşitli insan ilişkilerinin yerini alır ve bu da yeni türden bir yabancılaşma ile sonuçlanır. Bunun etkileri şimdiden yaygın olarak gözlemleniyor. Ayrıca yapay zekanın politik ve ekonomik baskı ve gözetim aracı olarak kullanılması da büyük bir tehlike oluşturabilir.

Hatalı algoritmalar ölümcül zarara neden olabilir

Yapay zekâ sisteminin temel yapı taşları; teknoloji şirketleri ve onların geliştirdiği parlak büyük dil modelleri (LLM'ler) ve algoritmalardır. Algoritmalar toplumda her yerde karşımıza çıkar. Hastalıkların teşhisi, öğrencilerin okullara yerleştirilmesi veya sosyal sigorta ve istihdam yardımlarına hak kazanma gibi idari görevler gibi görevlerin yapay zekâ kullanımı aracılığıyla hem kalitesi hem de verimliliği açıkça iyileştirilebilirse de hatalı algoritmaların sonuçları felaketle sonuçlanabilir. İnsanların hayatları ve gelecekleri tehlikeye atılabilir.

İki skandal örnek

Bu konuda Avrupa’daki yapay zekâ uygulamasında önemli bulgular mevcut. Hollanda'nın çocuk bakım yardımı sistemi ve İngiltere Posta İdaresi skandalları bu çerçevede tarihe geçen iki örnek.

Her iki durumda da hükümetin büyük teknoloji şirketlerinden hazır olarak satın aldığı ve hükümet tarafından yönetilen algoritmalar sadece binlerce masum insanın mahkemeye çıkarılmasına ve haksız mahkumiyetine yol açmakla kalmadı, aynı zamanda geçim kaynaklarının yok edilmesi, iflaslar ve hatta intiharlar gibi yıkıcı sonuçlara da yol açtı. İsveç'ten alınan son örneklerse, devletin algoritmalar aracılığıyla işlediği algoritmik gücün demokrasinin temellerini nasıl sarsabileceğini ortaya koyuyor. (3)

Savaşlarda artık yapay zekâ kullanılıyor

Herhangi bir yapay zekâ modeli, belirli varsayımlar altında programlanır ve seçilen veri setleri üzerinde eğitilir. En açık ve acil olarak, bu durum savaşlarda eylem planları oluşturmakla görevli yapay zekâ destekli savaşlar ve karar destek sistemleri için de geçerlidir.

Bu bağlamda, iç gözetimin yanı sıra, bilinçli olarak tüm büyük orduların yapay zekayı hevesle kullanmasının giderek artması tesadüf değildir. Özellikle ABD iki yıl içinde binlerce otonom silah sistemi konuşlandırmayı planlıyor. Ukrayna, Filistin ve İran savaşları emperyalist ordular için adeta ideal birer test alanı oldu. Öyle ki İsrail ordusu, hızlı bir şekilde çok sayıda “ölüm listesi” oluşturan "Lavender" adlı bir yapay zekâ tabanlı program geliştirdi. Bu program, Hamas ve Filistin İslami Cihat'ın askeri kanatlarında yer alan tüm “şüpheli” militanları, düşük rütbeli olanlar da dahil olmak üzere, suikast hedefi olarak işaretlemek için tasarlandı. (4)

İran’a yönelik askeri saldırılarda yoğun yapay zekâ kullanımı

Bir kaynağa göre (5), ABD ordusu da İran’ yönelik askeri saldırılarında, hedefleri bir algoritma ile kontrol etmeden tek bir bomba bile atmadı. Pentagon, 28 Şubat 2026'da Epic Fury Operasyonu'nu başlattığında, İran ordusu ve liderlik merkezlerine yönelik saldırılar, Silikon Vadisi şirketlerinden kiralanan yapay zekâ sistemleri tarafından işlendi, çapraz referanslandı ve gerekçelendirildi.

Washington Post'a göre, operasyonların ilk gününde Anthropic'in Claude Sistemi, uydu görüntülerini, sinyal istihbaratını ve gözetim verilerini gerçek zamanlı olarak sentezleyerek, GPS koordinatları, silah önerileri ve her saldırı için otomatik yasal gerekçeler içeren hedef listeleri oluşturmak üzere yaklaşık bin adet öncelikli hedef belirledi. Dahası, tüketici sohbet robotlarını çalıştıran aynı teknoloji artık CENTCOM'un hedefleme altyapısına entegre edildi ve Amerikalı komutanlara düzenli bir özet sunuyor: “İşte hedef, işte risk, işte saldırı için mantıklı gerekçe”.

Kısaca, yapay zekanın askeri alandaki yaygın kullanımı klasik anlamdaki askeri-sanayi karması sektörde de değişikliklere neden olacaktır. Bu bir tür, “militarizmin açıkça övüldüğü potansiyel bir kültür değişiminin yaşanmakta olduğu” demek oluyor.

“Herkesin herkesle savaşının aracı” olarak yapay zekâ

Yani yeni askeri-sanayi karması sektörü, Thomas Hobbes'un “herkesin herkese karşı savaşı”nın sağlam bireyci, yüksek teknolojili bir versiyonu olarak düşünülebilir. Ya da İkinci Dünya Savaşını sona erdirmek için atom bombasının üretilmesini sağlayan ‘Manhattan Projesi’nin yeni bir versiyonu ile karşı karşıya olabiliriz. Ancak bu kez odak noktası, nükleer silahların geliştirilmesi değil, yapay zekanın askeri uygulamalarının hızlandırılması ve ABD’ne Çin'e karşı kalıcı bir teknolojik üstünlük sağlanması olacaktır. (6)

Yapay zekâ ile birlikte otoriter rejimlerin toplum üzerindeki gözetimi daha da arttı

Sermaye sınıfı ve patronlar hali hazırda yapay zekayı işçileri ve tüketicileri kontrol etmek için kullanıyor. Barış zamanlarında toplumun kontrolü ve gözetimi de artık büyük ölçüde yapay zekâ aracılığıyla yapılıyor. Bu, büyük ölçüde yüz tanıma yoluyla gerçekleştiriliyor ve yıllardır protestoculara karşı kitlesel polis müdahalelerinin temelini oluşturuyor.

Yapay zekâ ve kamera teknolojisiyle “nesneleri ve insanları güvenilir bir şekilde sınıflandırıp analiz edebilen, böylece davranış ve hareket kalıplarını istatistiksel analiz için görebilen gelişmiş derin öğrenme analitiğine sahip video çözümleri kullanmak” son derece kolaylaştı.

Dijitalleşmiş alt yapı ve yapay zekâ, işyerlerini, (hatta) konutları kontrol edebiliyor

Keza dijitalleşme, küresel gözetim programlarına (Valluy) dönüşümüne kolayca ve belirgin bir şekilde entegre edilebildiğinden, yönetimlere kolluk kuvvetlerinden daha ucuz ve daha az görünür bir caydırıcı güç sağlıyor. Muhtemelen çoğu büyük kent ve dünyadaki çoğu insan, şu anda Çin ve ABD'li mega şirketler tarafından tüm dünyaya ihraç edilen yapay zekâ gözetimi altında bulunuyor.

Yapılan bir araştırma (7), ağ bağlantılı gözetimin dünyadaki büyük kentlerde ne kadar yaygın hale geldiğini ortaya koyuyor. Öyle ki son birkaç yılda, devletler kendi gözetim kamera filolarını güçlendirmenin yanı sıra, işyerlerinde veya konutlarda CCTV sistemleri bulunan vatandaşları, gözetim görüntülerini yetkililerle paylaşmaya teşvik ediyor. Yapay zekâ teknolojisindeki büyük ilerlemeler, bu görüntüleri izleyen ekiplerin plakalardan nesnelere, yüzlerden yürüyüş şekline kadar her şeyi analiz etmesini ve takip etmesini sağlıyor.

Sözü edilen araştırma için, 1.000 kişi ve kilometre kare başına en fazla sayıda devlet bağlantılı CCTV kamerasına sahip dünya çapındaki kentler de belirlendi: Washington’da 1.000 kişi başına 44 adet devlet erişimli güvenlik kamerası bulunuyor. Dünyada kilometre kare başına devlet erişimli CCTV kamera sayısı en fazla olan kent ise kilometre kare başına 800 kamera bulunan Dubai (Birleşik Arap Emirlikleri). Hatta göreli olarak daha barışçıl ve demokratik bir kent olan Stockholm (İsveç) 1.000 kişi başına 22 CCTV kamera veya kilometre kare başına 117 kamera ile Avrupa'nın en fazla gözetlenen şehri konumunda. (8)

Devam edecek….

Dip notlar:

(1)  https://theconversation.com/researchers-are-combining-drones-and-ai-to-make-removing-land-mines-faster-and-safer (5 Mart 2026).

(2)  “AI: How to use it as a campaigner”, https://www.taxresearch.org.uk/Blog/2025/11/16/ai-how-to-use-it-as-a-campaigner (16 Kasım 2025).

(3)  https://www.socialeurope.eu/when-algorithms-undermine-democracy-europes-wake-up-call (11 Kasım 2025).

(4)  https://mronline.org/2026/02/28/i-am-afraid-of-ai (5 Mart 2026).

(5)  https://mronline.org/2026/03/09/anthropic-is-already-at-war (9 Mart 2026).

(6)  https://www.counterpunch.org/2026/03/10/the-brave-new-ai-war-machine (10 Mart 2026).

(7)  https://neomam.com/most-surveilled-cities-worldwide (28 Temmuz 2025).

(8)    Agm.

 

 

12 Mart 2026 Perşembe

Yapay zeka (VI-b)

 

Yapay zekanın emek ve çalışma koşulları üzerindeki etkileri

Yapay zekanın ekonomi ve emek üzerindeki etkileri (VI-b)

Mustafa Durmuş

12 Mart 22026


                                                                  (The Economist)

Günümüzde üretken yapay zekanın şu ana kadar en çok tartışılan boyutu istihdam üzerindeki etkisidir. Zira her gün yapay zekâ alanında yeni atılımlar yaşanıyor ve bu teknolojinin kitlesel işsizliğe (özellikle de beyaz yakalılar arasında) yol açma potansiyeli hakkında yeni endişeler ortaya çıkıyor.

İstihdam üzerindeki etkiler

Üretken yapay zekâ (örneğin, ChatGPT) ile ilgili son gelişmeler, kapitalist ürün ve işgücü piyasalarını kökten değiştirmek üzere olan yapay zekâ yazılım makinelerinde niteliksel bir sıçramaya işaret ediyor.

Diğer yandan, bu etkileri ortaya koyabilmek amacıyla bir grup araştırmacı, ChatGPT'nin Kasım 2022'de piyasaya sürülmesinden bu yana işgücü piyasasının nasıl değiştiğini, özellikle de son 33 ayda işgücü piyasasındaki meslek dağılımındaki değişimi analiz etti.

ChatGPT tam otomasyon sağlamadı

“ChatGPT gibi üretken yapay zekâ teknolojileri işleri büyük ölçekte otomatikleştiriyor olsaydı, otomasyon riskinin en yüksek olduğu işlerde çalışan işçi sayısının azalmasını beklerdik.  Verilerimiz bunun tam tersini ortaya koydu. Yale Üniversitesi Bütçe Laboratuvarı'nın yeni raporu aracılığıyla, ChatGPT'nin piyasaya sürülmesinden bu yana işgücü piyasasının genel olarak istikrarlı olduğunu ve herhangi bir bozulma yaşanmadığını ortaya koyduk. Yani yapay zekanın iş piyasasını yakında yok edeceği yönündeki korkulara rağmen, işgücü piyasası genel olarak ani bir çöküşten ziyade, süreklilik gösteriyor. Yapay zekaya yüksek, orta ve düşük düzeyde ‘maruz kalan’ işlerde çalışanların yüzdesi zaman içinde oldukça sabit kaldı. Benzer şekilde, yapay zekâ nedeniyle işini kaybeden işçilerin işsizlik istatistiklerine yansıyıp yansımadığını da inceledik. Yine, işsizler arasında yapay zekaya maruz kalma oranının arttığına dair bir eğilim bulamadık. (1)

Yazarlara göre, diğer yandan, “elde edilen bu bulgular, yapay zekanın son üç yılda hiçbir etki yaratmadığını göstermiyor. Buradaki ince detay şu: yapay zekâ mesleki kariyerlerinin henüz başındaki işçilerin işsizliğine neden olabilirken, genel bir işsizlik etkisinden bahsedebilmek için henüz çok erken. Bunun nedeni, bilgisayar ve internet gibi dönüştürücü teknolojilerin bile işyerlerindeki etkilerinin tam olarak ortaya çıkmasının on yıllarca sürüyor olması. Çünkü teknolojinin benimsenmesi, tamamlayıcı yatırımları, kültürel dönüşümleri ve yasal düzenlemeleri gerektiriyor”. (2)

300 milyon işi olumsuz etkileyebilir

Diğer yandan, Goldman Sachs, yapay zekanın 300 milyon işi etkileyeceğini öngörüyor. Kuruluşa göre, yapay zeka bazı işleri ya da meslekleri ortadan kaldıracak, bazılarını değiştirecek, birçoğunun çalışma saatlerini azaltacak ve ücretleri düşürecek. Ofis yönetimi desteği, hukuk, mimarlık ve mühendislik, iş ve finansal operasyonlar, yönetim, satış, sağlık, sanat ve tasarım işleri, otomasyondan etkilenecek sektörlerden sadece bazıları. (3)

Ünlü araştırma kuruluşu NBER'e göre, ABD’deki istihdam ve ücret yapısındaki birçok değişiklik, şirketlerin eskiden insanlar tarafından yapılan görevleri otomatikleştirmesinden kaynaklandı. Buna “imalatta mavi yakalı çalışanların yerini alan sayısal kontrollü makineler veya endüstriyel robotlar ya da büro çalışanlarının yerini alan özel yazılımlar” da dahil. Kamyon ve taksi şoförleri, kasiyerler, perakende satış elemanları ve imalat tesislerinde ve fabrikalarda çalışan insanların yerini robotlar ve teknoloji aldı ve almaya da devam edecek. Sürücüsüz araçlar, fast-food restoranlarındaki kiosklar ve mağazalardaki kendi kendine yardım, hızlı telefon taramaları yakında asgari ücretli ve düşük vasıflı işlerin çoğunu ortadan kaldıracak. İster self-servis kiosklarını devreye sokan ve maliyetleri düşürmek için saatlik çalışanları işten çıkaran McDonald's olsun, ister borsada milyon dolarlık bahisler yapmak için traderler yerine yazılıma güvenen üst düzey yatırım bankaları olsun, şirketler kârlarını artırmak için teknolojiyi uygulamaya ve çalışanları küçültmeye devam edecekler. Bu eğilim, tüm emekçileri olumsuz etkileme potansiyeline sahiptir. (4)

Ekonomilerin gelişmişlik düzeylerine göre etki farklılaşabilir

Azgelişmiş ekonomilerde (genelde), otomasyona açık olan düşük vasıflı bilişsel ve büro işlerinde çalışanların oranı daha yüksek olduğundan, yapay zekâ ile birlikte belirli işlerde/mesleklerde başlangıçta iş kayıpları riski artıyor olabilir. Nitekim Hindistan ve Filipinler'deki çağrı merkezleri ve iş süreçlerinde yapay zekâ kullanımının istihdamı azaltan etkileri olduğu ortaya çıktı. (5)

Dahası, eğitim ve sağlık sistemleri (sermaye lehine kasıtlı olarak), kamusal finansmandan mahrum bırakılarak, bu sistemler çöküşün eşiğine getirildi. Yapay zekâ ile birlikte artık “resmi olarak gereksiz olan kişilerin” istihdamını da azaltan etki daha da belirginleşiyor.

İşlerin yüzde 18-yüzde 33’ü tehlikede

Nitekim, daha önce de sözü edilen IMF çalışmasına göre, yapay zekâ gelişkin ekonomilerdeki işlerin yüzde 33'ünü, gelişmekte olan ekonomilerde yüzde 24'ünü ve düşük gelirli ülkelerde yüzde 18'ini tehlikeye atıyor olabilir. (6)

Gelişmekte olan piyasa ekonomilerinin ve düşük gelirli ülkelerin çoğu, gelişkin ekonomilere göre yüksek vasıflı işlerin daha küçük paylarına sahip, bu nedenle de muhtemelen daha az etkilenecek ve yapay zekadan daha az acil kesintilerle karşılaşacaktır. Diğer taraftan, bu ülkelerin birçoğu yapay zekanın potansiyel faydalarından yararlanmak için gerekli olan altyapıdan veya kalifiye işgücünden yoksun olduklarından, ülkeler arasındaki eşitsizlik daha da artacaktır. (7)

Bazıları yok olurken yenileri doğabilir

Diğer taraftan ünlü finans, maliye politikası ve kalkınma uzmanı C. P. Chandrasekhar yapay zekanın istihdam üzerindeki etkilerine daha temkinli yaklaşıyor.

Ona göre, yapay zekâ bazı işleri ortadan kaldırırken, yeni istihdam fırsatları da yaratabilir. Bu bağlamda, “işsiz bırakılan işgücünün bu şekilde ikamesinin, insan hatası olasılığını azaltıp azaltmayacağı, yoksa halüsinasyon gören botlar veya yazılım robotları tarafından yanlış yönlendirilmelere mi neden olacağı” gibi sorular asıl sorulması gereken sorulardır. Kaldı ki teoride, genel amaçlı bir teknoloji olan yapay zekânın, örneğin sağlık ve eğitim hizmetlerinin sunumuna olan etkileriyle, üretkenlik artışı, istihdam genişlemesi ve insan refahının iyileştirilmesi ile birlikte, insan faaliyetlerinin neredeyse her alanında devrim niteliğinde bir dönüşüm sağlayacağına inanılsa da pratikte bunların hiçbiri henüz deneyimlerle doğrulanmadı. (8)

Yapay zekâ emek biçimini ve çalışma koşullarını yeniden şekillendiriyor: "Görünmez Emek”

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) tarafından düzenlenen bir seminerde, dünyanın dört bir yanından gelen uzmanlar, yapay zekanın iş dünyasını nasıl etkilediğine dair bir dizi endişelerini paylaştılar.

Yapay zekanın çalışmasını sağlayan “görünmez” emek, birçok kişinin artık olağan kabul ettiği chatbot yanıtlarının, sosyal medya algoritmalarının ve diğer otomatik sistemlerin arkasında yer alıyor. Bu emek kabaca iki ana grupta toplanıyor: Zararlı içeriği inceleyerek platformları daha güvenli hale getiren içerik moderatörleri ve makinelerin öğrenebilmesi için gerçekliği yapılandıran veri etiketleyicileri ve açıklayıcıları. Bunların çalışma koşullarının ortak özelliği ise; “aşırı baskı, sürekli izleme, düşük ücretler ve ruh sağlığının bozulması” gibi insan sağlığına zararlı etkenler.

Büyük teknoloji şirketleri, içerik denetimi ve veri açıklamaları için genellikle Küresel Güney ülkelerindeki işçileri istihdam ediyor.

Örneğin sadece Hindistan'da on binlerce kişi bu tür işlerle uğraşıyor. Birçok kırsal bölge sakini (özellikle de kadınlar için), sadece internet bağlantısı gerektiren evden çalışma imkânı sunan iş ilanları, gelir ve bağımsızlık için nadir bir fırsat gibi görünüyor. Ancak bu kadınlar işe alındıklarında, genellikle hangi materyalleri inceleyeceklerini bilmiyorlar. Birçoğu, işlerini aile üyeleriyle bile tartışmalarını yasaklayan gizlilik anlaşmaları imzalamak zorunda kalıyor. Son zamanlarda yayınlanan bir medya raporuna göre, Hindistan'ın bir köyünden bir kadın, cinsel şiddet, trafik kazaları ve insanların ölümünü gösteren sahneler dahil olmak üzere günde yüzlerce video izlediğini söylüyor. Başka bir genç kadın ise, kendisinden çocuklara yönelik cinsel şiddet içeren içerikleri incelemesi ve pornografik materyalleri sınıflandırması istendiğini söyledi. (9)

Algoritmalarla gelen ölümcül kazalar

Avrupa’daki işçi sendikalarının izlemelerine göre, kuryelerin "algoritmalar tarafından belirlenen imkânsız teslimat hedeflerini kovalamaları" nedeniyle ölümcül trafik kazaları meydana geliyor.

Platformlar, işçilere güvenlik kurallarını ihlal etmeleri konusunda açıkça talimat vermese de, cezalar, hıza dayalı primler ve öncelikli sipariş tahsisi gibi teşvik sistemleri, işçilerin gelirlerini korumak için tehlikeli kararlar almak zorunda hissettikleri koşullar yaratıyor. (10)

Gelir dağılımı eşitsizliği daha da artacak

Yapay zekanın hızlı yükselişi, üretim sistemlerini yeniden şekillendiriyor ve beraberinde de işlerin geleceği hakkındaki endişeleri artırıyor.  Öyle ki yapay zekâ insan emeğini destekleyecek mi yoksa gereksiz bir hale mi getirecektir? Bu dönüşümden kimler yararlanacak: işçiler mi, sermayedarlar mı? İşçiler arasında olacaksa, hangi işçiler nispeten daha iyi durumda olacak: daha vasıflı olanlar mı, yoksa daha az vasıflı olanlar mı?

Bu sorularla ilgili olarak yapılan bir araştırma (21 Avrupa ülkesindeki 238 bölgeden elde edilen veriler kullanılarak), yapay zekâ ile ilgili yeniliklerin işgücü ve sermaye arasındaki gelir dağılımını ve farklı beceri sınıflarındaki işgücü arasında gelir dağılımını nasıl etkilediği inceledi.

Elde edilen bulgular (11); yapay zekâ patentlerinin daha yoğun olduğu bölgelerde (özellikle güçlü bir sanayi tabanına sahip bölgelerde), emeğin gelirden aldığı payda düşüş yaşanıyor. (Öyle ki yapay zekâ patent yoğunluğunun iki katına çıkması, emeğin payında 0,5 ila 1,6 puanlık bir azalma ile ilişkili: yapay zekâ yoğunluğunun daha yüksek olduğu bölgelerde, emeğin gelirden aldığı pay zaman içinde azalma eğilimi gösteriyor).

İşçi ücretleri dibe doğru yarışa girebilir

Yapay zekanın sadece emek ve sermaye arasında değil, aynı zamanda işgücü içinde de işgücü piyasasını yeniden şekillendirdiğini, beceri/vasıf grupları arasında getirileri yeniden dağıttığı görülüyor: orta ve yüksek vasıflı işçilerin gelir paylarında en güçlü düşüşler yaşanırken, düşük vasıflı işçilerin işgücü payındaki düşüşün daha az olduğu ortaya çıkıyor.

Yani yapay zekâ sadece üretkenliği artırmakla kalmıyor, aynı zamanda inovasyondan elde edilen kazançları yeniden bölüştürerek sermayeye düşen gelir payını daha da artırıyor.

Bu durum, yapay zekanın, sermaye yanlısı bir yenilik olduğunu gösteriyor. Yani yapay zekanın asıl olarak, sermaye yanlısı bir inovasyon olarak işlev gördüğü ve teknolojik ilerlemeden elde edilen getirileri giderek sermayeye aktardığı ortaya çıkıyor.

Bu noktada C. P. Chandrasekhar, kapitalizm altında inovasyon ve teknolojik değişimin, kâr peşinde olan sermayenin ihtiyaçları tarafından şekillendiğini ileri sürüyor ama aynı zamanda bunun, kapitalizm altında teknolojik değişimin tamamen kötü olduğu anlamına gelmediğini söylüyor. Ona göre:

“Hem kapitalizm altında hem de ötesinde, bu teknolojiler daha insan odaklı bir sürdürülebilir kalkınma gündeminin ihtiyaçlarına hizmet edecek şekilde şekillendirilebilir ve kullanılabilir”. (12)

Yapay zekâ toplumsal cinsiyet eşitsizliğini artırabilir

Üretken yapay zekâ (Gen AI), üretkenliği artırma, istihdam yaratmayı destekleme ve iş kalitesini iyileştirme potansiyeli ile iş dünyasını yeniden şekillendiriyor.

Ancak etkileri cinsiyet açısından tarafsız olmaktan çok uzak. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) “Gen AI, iş dünyasında mesleki ayrımcılık ve cinsiyet eşitliği" başlıklı araştırma raporuna göre, (13), üretken yapay zeka, kadınların işlerini erkeklerin işlerinden daha fazla olumsuz anlamda etkileyecek. Dahası kadınların ağırlıkta olduğu mesleklerin bu teknolojiye maruz kalma olasılığı neredeyse iki kat daha fazla. Çünkü otomasyona en açık mesleklerde kadınların oranı aşırı derecede yüksek; yapay zekâ ile ilgili mesleklerde ve bilim, teknoloji, mühendislik ve matematikle ilgili mesleklerde kadınların oranı hala düşük ve yapay zekâ sistemleri genellikle toplumlarda yerleşik olan cinsiyet önyargılarını yansıtıyor ve yeniden üretiyor”.

Özetle, teknolojiler mevcut sosyal ve ekonomik yapılar içinde tasarlanır, eğitilir, kullanılır ve bu nedenle önyargıları ve ayrımcılığı yeniden üretebilir. Yapay zekanın geliştirilmesi ve benimsenmesinde kadınların yetersiz temsil edilmesi, cinsiyet önyargılı teknolojilerin riskini artırıyor. Önyargılı veya eksik verilerle eğitilmiş yapay zekâ sistemlerinin; işe alımlarda, ücretlerle ilgili kararların alınmasında, kredi puanlamasında ve hizmetlere erişimde, kadınları dezavantajlı konuma düşürdüğü görülüyor. Bu tür riskler, ırk, etnik köken, engellilik veya göçmenlik statüsü gibi çoklu ve kesişen ayrımcılık biçimleriyle karşı karşıya olan kadınlar için daha da artıyor. Kısaca (koruma önlemleri alınmazsa), üretken yapay zekâ bu eşitsizlikleri büyük ölçüde artırabilir.

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)    https://www.brookings.edu/articles/new-data-show-no-ai-jobs-apocalypse-for-now (1 Ekim 2025).

(2)    Agm.

(3)    “AI could replace equivalent of 300 million jobs – report”, https://www.bbc.com/news/technology (28 Mart 2023).

(4)    https://www.forbes.com/sites/jackkelly/2023/03/31/goldman-sachs-predicts-300-million-jobs-will-be-lost-or-degraded-by-artificial-intelligence (31 Mart 2023).

(5)    Agm.

(6)    https://www.imf.org/en/Blogs/Articles/2024/06/25/mapping-the-worlds-readiness-for-artificial-intelligence-shows-prospects-diverge (25 Haziran 2024).

(7)    Agm.

(8)    https://mronline.org/2026/03/06/is-human-well-being-comparable-with-an-ai-frenzy-driven-by-a-massive-speculative-pursuit-of-profit (6 Mart 2026).

(9)     https://news.un.org (3 Mart 2026).

(10) Agm.

(11) https://www.nakedcapitalism.com/2026/03/ai-and-the-distribution-of-income-between-capital-and-labour.html (3 Mart 2026).

(12) https://mronline.org/2026/03/06/is-human-well-being-comparable-with-an-ai-frenzy-driven-by-a-massive-speculative-pursuit-of-profit (6 Mart 2026).

(13) https://www.ilo.org/resource/news/new-ilo-data-confirm-women-face-higher-workplace-risks-generative-ai-men (5 Mart 2026).

 

 

9 Mart 2026 Pazartesi

Yapay zeka (VI-a)

 

Yapay zekanın ekonomik gelişme üzerindeki etkileri

Yapay zekanın ekonomi ve emek üzerindeki olası etkileri (VI-a)

Mustafa Durmuş

9 Mart 2026


(Görsel: The Economist)

2007-09 küresel finans krizi, ABD gibi gelişkin ekonomilerdeki finansal krizlerin; mali imkanları sınırlı ve dış şoklara karşı korumasız olan azgelişmiş ve düşük gelirli ekonomileri nasıl tahrip edebileceğinin iyi bir örneğidir.

Çünkü bu krizler finansal piyasaların ötesine ve dünyaya yayıldığında, ortaya çıkan hasar daha hızlı ve daha geniş kapsamlı oluyor: yeni reel yatırım yapılmıyor, ekonomik büyüme yavaşlıyor ve işsizlik artıyor. Bu da ihracat talebini azaltan ve turizmden gelen döviz girişlerini kısıtlayan bir zincirleme reaksiyonu tetikleyerek, ekonomik zorlukları artırıyor.

2026-27 yıllarında ABD’de, yapay zekâ balonunun patlamasıyla tetiklenmesi beklenen bir küresel finansal kriz, Trump'ın korumacı politikaları nedeniyle de ekonomileri iyice zayıflamış olan ülkeler ve yüksek düzeyde dış borcu olan ülkeler açısından çok büyük bir risk oluşturuyor.

Bazı sermaye çevreleri de endişeli

Nitekim bu endişeler uluslararası sermayenin bir kesimi tarafından da yakınlarda paylaşıldı. Bu yıl ocak ayında Davos'ta toplanan Dünya Ekonomik Forumu’nda, AFL-CIO Başkanı E. Shuler, yapay zekâ endüstrisinin, halihazırda halkın çıkarlarına hizmet edemeyen ekonomiye vereceği ilave zararları konusunda uyarıda bulundu ve şunları söyledi:

“Ekonomiler şu anda halkın yararına çalışmıyor. Eşitsizlik en yüksek seviyede. İnsanlar daha çok çalışıyor ama daha az kazanıyorlar. Hayatta kalabilmek için iki, hatta üç işte birden çalışıyorlar... Şimdi buna bir de yapay zekayı ekleyin: İşlerinde, önceden eğitimini almadıkları, söz hakkına sahip olmadıkları, güvencesizliği daha da artıran yeni teknolojilerle karşılaşan insanlar elbette endişeli olacaklar.” (1)

Buna karşılık, yapay zekâ teknolojisinin toplumda “devrimci bir dönüşüm yarattığını” ileri sürenler de var ve bu kesimlerin ana savları; “bu teknolojinin işgücü verimliliğini, dolayısıyla da ekonomik büyümeyi artıracağı, yeni istihdam alanları yaratmak suretiyle istihdam üzerindeki olumsuz etkileri telafi edeceği” yönünde.

Bu tartışmaların farkında olarak, yazı dizimizin bu bölümünde (finansal krizi tetikleme potansiyeline ilave olarak), yapay zekâ teknolojisinin genel olarak ülke ekonomileri, gelişme, işçi sınıfı ve genel olarak emek üzerindeki etkilerini ele alıyoruz.

Teknolojik bir devrim ancak…

Yapay zekâ, “reel ekonomik faaliyetler üzerinde geniş kapsamlı etkileri olan dönüştürücü bir genel amaçlı teknolojik devrim” olarak nitelendiriliyor olabilir.

Ancak şu ana kadar elde edilen veriler; yapay zekanın mikro düzeyde verimlilik artışlarını sağlayabileceğini ortaya koysa da makro ekonomik düzeyde bu etkiler hala net değil. Keza sektörel kompozisyon ve yapay zekâ teknolojilerini benimseme ve kullanma hazırlığı konusunda ülkeler arasındaki düzey farklılıkları, yapay zekanın üretim ve istihdam üzerindeki etkilerini farklılaştırıyor.

Bir başka anlatımla, yapay zekanın ekonomik büyüme üzerindeki kısa ve orta vadeli etkileri, gelişkin ekonomiler ile azgelişmiş ekonomiler arasında belirgin bir şekilde farklılık gösteriyor.

Yapay zekâ işgücü verimliliğini ve ekonomik büyümeyi artırıyor mu?

Yapay zekanın reel ekonomik faaliyetler üzerindeki etkisi, işgücü verimliliği ve işgücü piyasaları üzerindeki etkisi ile doğrudan ilişkili bir konu. Nitekim mikro verileri kullanan görgül çalışmalardan elde edilen ilk bulgular; üretken yapay zekanın (generative AI) özellikle rutin olmayan bilişsel görevlerin bir kısmını otomatikleştirerek, kayda değer verimlilik artışları sağlayabileceğini gösteriyor.

Bu bağlamda, mikro düzeyde yapılan çalışmalar genellikle yüzde 10 ile yüzde 65 arasında bir verimlilik artışları sağlandığını ve özellikle de “kodlama”, “danışmanlık” görevleri ve “profesyonel yazım” alanlarında önemli iyileşmeler olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca, kanıtlar üretken yapay zekanın daha az deneyimli çalışanların verimliliğini (daha kıdemli çalışanlara göre) artırarak işyeri performansını eşitleme eğiliminde olduğunu da gösteriyor. (2)

Ekonomik gelişmişlik düzeyi önemli

Ancak bu mikro düzeydeki kazançların ekonominin bütünündeki toplam faktör verimliliğine (TFV) ne ölçüde yansıdığı net değil. Yani yapay zekanın makroekonomik etkileri hala belirsiz. Bu çerçevede ülkeleri; “gelişkin ekonomilere sahip ülkeler” ve “azgelişmiş” ya da daha popüler bir tanımla “yükselen ekonomiler” olarak ayırmakta ve kısa ve uzun dönem analizleri yapmakta yarar var.

Kısa dönemde, genel yapay zekanın ekonomik büyüme üzerindeki etkilerinin gelişkin ekonomilerde (diğerlerine göre), daha fazla olduğu görülüyor. Bunun nedeni, gelişkin ekonomilerdeki yapay zekâ yatırımlarının daha büyük ölçekli ve daha hızlı yapılabilmesi ve bu ülkelerin yapay zekâ teknolojisini kullanmaya hazır fiziki sermaye altyapısına ve nitelikli işgücü faktörüne (göreli olarak) daha fazla sahip olmasıdır.

Örneğin, üretken yapay zekanın benimsenmesi, “bilişsel ve bilgi işleme” işlerinin payının yüksek olduğu sektörlerde daha büyük kazançlar sağlıyor. Bu da daha büyük profesyonel ve finansal hizmetler sektörlerine sahip gelişkin ekonomilere daha güçlü bir başlangıç ivmesi kazandırıyor.

‘Yapay Zekâ Hazırlık Endeksi’

Nitekim, IMF bünyesinde yapılan bir araştırma da bu tespitleri doğruluyor. Araştırmanın verileri, IMF'nin 174 ekonomi için hazırladığı ve dört alandaki hazır olma durumlarına dayanan yeni ‘Yapay Zekâ Hazırlık Endeksi’ Gösterge Tablosundan alındı. Bunlar: “dijital altyapı”, “beşerî sermaye ve işgücü piyasası politikaları”, “inovasyon/yenilik ve ekonomik entegrasyon” ve “devlet düzenlemeleri”.

Araştırmaya göre (beklendiği gibi), gelişkin ekonomiler yapay zekanın benimsenmesi açısından (düşük gelirli ülkelere göre) çok daha donanımlılar. (3) Türkiye ekonomisi ise yapay zekâ uygulamalarına hazırlık açısından (yükselen ekonomilerin ortalamasının üzerinde bir puana sahip olsa da), diğerlerinin 6 ila 16 puan gerisinde kalıyor.


Özelleştirmeler toplumsal yararı önlüyor

Kaldı ki, yapay zekanın sağlık bilimleri, mühendislik veya jeoloji bilimlerine uygulandığında; zaman ve enerji tasarrufu sağlayarak yaratabileceği imkanlar reddedilemez olsa da bu alanlarda bile, temel hedefin kâr maksimizasyonu olduğu biliniyor. Yani özelleştirmeler ve ticarileştirmeler yapay zekanın olası toplumsal yararının ortaya çıkmasını büyük ölçüde önlüyor.

Dolayısıyla da azgelişmiş ülkeler, diğer ülkelerde bu alanlarda sağlanan gelişmeleri elde edemeyebilirler. Nitekim geçmişte Covid-19 aşılarının büyük ölçüde yoksul Güney ülkelerine verilmediği ve muhtemelen 10 milyondan fazla önlenebilir ölüme yol açtığı, acı bir gerçek olarak önümüzde duruyor.

Uçurumun kıyısında dans eden bir figür: Uygarlık!

Özetle, çoğunlukla ham haldeki yapay zekâ, bugün “uygarlık için uçurumun kenarında dans eden bir figür” gibi görünüyor. Bu yüzden de insan emeğini ve güvenceyi giderek daha fazla ortadan kaldıran kapitalizmde, yapay zekanın büyük sermaye çevrelerine ve otoriter iktidarlara ilave kâr ve güç sağlayabileceği açık olsa da sıradan insanlar olarak bizim yapay zekadan endişe duymamız gerekiyor.

İnsanlık, varlığını sürdürebilmek için finansallaştırılmanın yanı sıra, insan bedenlerinin, zamanlarının, düşüncelerinin ve dillerinin ele geçirilmesine veya boyun eğdirilmesine maruz kalıyor. Örneğin yapay zekâ esaslı yüz tanıma teknolojileri, devletler tarafından, ülke halklarını izlemek ve toplumsal muhalefeti bastırmak için güçlü araçlar olarak kullanılıyor. Bu yüzden de yapay zekâ, ekonomik ve sosyal krizler, iklim yıkımı ve savaşlar kadar tehlikeli bir gelişmedir.

Yapay zekâ ülkeler arasındaki mutlak gelişmişlik farklarını daha da artıracak

Yani yapay zekâ kaynaklı verimlilik artışlarının reel üretim üzerindeki etkilerindeki heterojenlik (yapay zekaya hazırlık düzeyindeki farklar devam ederse), orta ve uzun vadede daha da artacaktır.

Bu bağlamda, gelişkin ekonomiler ve azgelişmiş ya da gelişmekte olan ekonomiler arasında sektörel kompozisyonlar ve genel yapay zekâ hazırlık düzeylerindeki farklılıklar, yapay zekâ kaynaklı toplam faktör verimliliğinin 10 yıl boyunca yıllık yüzde 0,5 oranında sürdürülebilir bir artışının, gelişkin ekonomilerdeki ortalama reel ulusal hasılayı (azgelişmişlere göre) 2 puan fazla artıracağı anlamına geliyor. (4)

Özetle, yapay zekâ teknolojisi bu teknolojiyi üreten ve buna uygun bir alt yapıya sahip olan gelişkin ekonomiler ile bundan yoksun olan ekonomiler arasındaki gelişme farkını daha da artıracaktır. Bu da gelişmişlik-azgelişmişlik sorununun daha da derinleşmesiyle sonuçlanacaktır.

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)    https://www.weforum.org/stories/2026/01/social-dialogue-cannot-happen-without-working-people-being-heard (16 Ocak 2026).

(2)    “Economic impact of AI in emerging market economies”, https://www.bis.org/publ/bisbull121.htm (17 Şubat 2026).

(3)    https://www.imf.org/en/Blogs/Articles/2024/06/25/mapping-the-worlds-readiness-for-artificial-intelligence-shows-prospects-diverge (25 Haziran 2024).

(4)    Cornelli, G, L Gambacorta, D Rees and F Smets (2026): “Gen AI and productivity: differences in the effects across countries”, mimeo2dan aktaran https://www.bis.org/publ/bisbull121.htm (17 Şubat 2026).