“Güçlü” bir ülke mi yoksa “mutlu” bir ülke
mi?
Mustafa Durmuş
21 Temmuz 2026
İktidar medyası, Ankara’da 7-8 Temmuz’da yapılan NATO
Zirvesi’ni (önceden planlanmış bir şey olmasına rağmen) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın
ve devletin gücünün bir kanıtı olarak sunma yarışına girdi.
Kuşkusuz siyasal iktidar ağır misafirlerini çok iyi
ağırladı. Sadece her bir lidere özel olarak hazırlanmış tabancalar hediye edilmedi,
ayrıca kendilerini güvende ve rahat hissetsinler diye Ankara adeta Ankaralılara
yasaklandı. NATO’yu protesto etmeye kalkanlarsa, daha sokağa çıkmadan bir gün
önceden evlerinden toplandı. 7 ve 8’inde sokağa çıkanlar derdest edildi,
gözaltına alındı. Bazıları hala cezaevlerinde tutuluyor.
“Güçlü devlet- güçlü ülke” gösterisi mi?
Bütün bu gösteri, “güçlü bir devlet ve güçlü bir ülke”
olduğumuzu kanıtlamak için miydi? İktidarın bu tutumuyla NATO liderlerine, özellikle
de NATO ele başı Trump’a vermek istediği mesajı her halde şuydu:
“Yüzde 80’i NATO ve ABD karşıtı olan bir toplumu bile susturabilecek
kadar güçlü bir iktidarız. Nasıl ki şu ana kadar İsrail’in Filistinlilere
yönelik olarak yaptığı saldırılar ve katliamlara rağmen, büyük bir çoğunluğu
Müslüman olan bir toplumu (özellikle de AKP tabanını ve cemaatleri) susturduysak,
NATO karşıtı eylemleri de engelleriz, bize güvenebilirsiniz, o iş bizde!”
Peki, Türkiye, ülke dışından güçlü bir ülke olarak
görünüyor mu?
Aşağıdaki ilk görsel, 33 ülkede 15.131 yetişkinle
yapılan bir ankete dayanan Pennsylvania Üniversitesi Wharton School’un “2026 En
İyi Ülkeler Endeksi” verilerini kullanarak dünyanın en güçlü ülkelerini sıralıyor.
Sıralama, askeri veya ekonomik gücü doğrudan ölçmek yerine, katılımcıların her
ülkenin genel gücünü/etkisini nasıl algıladığını yansıtıyor. (1)
Türkiye güçlü ülke sıralamasında 13. sırada
yer alıyor!
Endekse göre Türkiye; İtalya, İspanya, İsviçre,
Hollanda gibi Avrupa devletlerinin yanı sıra, İran gibi güçlü bir Ortadoğu
ülkesinden ya da Avustralya gibi gelişkin emperyalist Uzak Doğu ülkesinden çok
daha güçlü bir ülke konumunda.
Bu çalışmada, bir ülkenin ya da bir devletin gücü;
büyük ölçüde askeri gücüyle ölçülse de aynı zamanda ekonomik gelişkinlik,
teknolojik liderlik, stratejik kaynakların varlığı ve diplomatik beceri ve erişim
tarafından da şekilleniyor.
ABD, Çin ve Rusya ilk üçte
Çalışmada öne çıkan bazı bulgularsa şöyle: ABD, Çin ve
Rusya, küresel güç algısında diğer ülkelerden tamamen ayrı bir ligde, emperyalist
süper ligde yer alıyor. ABD, sadece askeri ve teknolojik gücüyle değil,
aynı zamanda dünyanın en büyük ekonomisi olmasından dolayı ilk sırada konumlanıyor.
Çin, nadir toprak
elementleri üzerindeki hakimiyeti, geniş ticaret ilişkileri ve artan askeri
gelişmişliğiyle ve yaklaşık iki milyon askeri personeli ile dünyanın en büyük
aktif görevdeki ordusuna sahip olmasından dolayı, ikinci sırada yer alıyor.
Rusya ise, kendisinden
aşağıda yer alan bazı ülkelerden çok daha küçük bir ekonomiye sahip olmasına
rağmen, genel sıralamada üçüncü sırada bulunuyor. Ülkenin bu konumu; askeri
yeteneklerinin, nükleer silah cephaneliğinin, petrol ve doğal gaz gibi enerji
kaynaklarının ve jeopolitik etki alanının devam eden etkisini yansıtıyor. Birleşik
Krallık dördüncü sırada yer alırken, onu Almanya izliyor.
Sonuçlar, askeri gücün olduğu kadar, ekonomik ve
finansal kapital büyüklüğünün, teknolojik liderliğin, stratejik kaynaklara
sahip olmanın, diplomatik etki ve uluslararası olayları şekillendirme yeteneğinin
de bu sıralamada çok etkili olduğunu gösteriyor.
Yumuşak Güç Sıralaması
Güçlü olmanın sert biçiminin yanı sıra, yumuşak biçimi
de söz konusu. Yani bir “ülkenin dünya
çapında ne kadar tanındığı ve olumlu değerlendirildiği (itibar)”, ayrıca “diğer
ülkeler üzerinde ne kadar etkili olabildiği” gibi kıstaslar da söz konusu
olabiliyor. Buna “Yumuşak Güç/Soft Power” adı veriliyor. Bu güç dağılımı ise
ikinci görselde sunuluyor. (2)
Bu görselin temelini oluşturan endeks; 193 ülkenin
tamamını “küresel etki”, “itibar” ve “tanınırlık” esaslı olarak sıralıyor.
Bu
endeks, dünya çapında toplanan anketler ve diğer algı göstergelerine dayanarak,
ülkelerin dünya genelinde ne kadar olumlu algılandığını puanlayıp sıralıyor. Yani
yumuşak güç; “ülkenin kültür, diplomasi, iş dünyası ve uluslararası nüfuz
yoluyla küresel kamuoyunu biçimlendirme yeteneğini” yansıtıyor.
Bu görseldeki önemli bulgularsa şöyle:
ABD, 2026 yılında yumuşak güç sıralamasında yine ilk
sırada yer alıyor (Çin’in sadece 1,4 puan önünde). Japonya, Birleşik Krallık ve Almanya ilk beşi
tamamlıyor. Türkiye ise 100 puan üzerinden 52,4 puan ile kendisine ancak
25. Sırada konumlanıyor. Yani yumuşak güç kullanımında, Türkiye daha alt
sıralarda kendine yer bulabiliyor.
Güçlü ülkelerde yaşayan insanların yaşam kalitesi?
Yine, Wharton School tarafından hazırlanan “2026 En
İyi Ülkeler Endeksi” (3), dünya çapında insanların yaşam kalitesinin en yüksek
olduğu ülkelerin hangileri olduğuna dair bir sıralama yapıyor. 33 ülkeden
15.000'den fazla yetişkinin yanıtlarına dayanan bu sıralama 85 ülke insanının
yaşam kalitesine ilişkin uluslararası algıyı ölçüyor.
Endeks, yalnızca ekonomik veya demografik göstergelere
dayanmak yerine, ülkelerin “ticaret, iş fırsatları, dostluk ortamı, siyasi
istikrar ve genel refah” gibi faktörler açısından nasıl değerlendirildiğini
yansıtıyor.
Endekste öne çıkan noktalar şöyle:
İsveç, algılanan yaşam kalitesi açısından Danimarka ve
Kanada’nın önünde birinci sırada bulunuyor. Kanada, Amerika kıtasında en üst
sırada yer alan ülke olurken, ABD diğer tüm G7 ülkelerinin gerisinde kalıyor. (ABD,
2018’den bu yana 10 sıra gerileyerek diğer tüm G7 ekonomilerinin gerisine düştü).
Dünyanın en iyi 10 ülkesinden 8’i Avrupa’da bulunuyor;
bu durum, bölgenin yaşam kalitesi konusunda sahip olduğu güçlü küresel itibarı
yansıtıyor. En üst sıralarda yer alan ülkelerin ortak noktaları ise; istikrarlı
kurumlar, yüksek güven düzeyleri ve güçlü kamu hizmetleri. Yaşam Kalitesi
açısından Türkiye 100 üzerinden 26,4 puan ile 34.sırada yer alıyor. Özetle, ülkemiz
insanı büyük çoğunlukla kaliteli bir yaşam sürmüyor.
Güçlü ülkelerin insanı daha mı mutlu?
Son olarak, Dünya Mutluluk Endeksi’nin yer aldığı ‘Dünya
Mutluluk Raporu’nda (2026), İskandinav ülkeleri hep liste başı. Bu durum, bu
ülkelerin güçlü küresel itibarlarının, istikrarlı bir şekilde yüksek yaşam
memnuniyeti düzeyleriyle desteklendiğini gösteriyor.
Bu sonuç, yaşam kalitesi açısından, uluslararası
algıların ekonomik büyüklükten veya jeopolitik etkiden ne kadar farklı
olabileceğini gösteriyor. Bir başka deyimle, sert ya da yumuşak güç sahibi olmak,
ülke insanının yaşam kalitesinin de yüksek olmasını garantilemediği gibi (ABD
ve Türkiye örneğinde olduğu gibi), güçlü devletler altında yaşayan insanların
yaşam kalitesi, göreli olarak daha düşük olabiliyor.
Bu tespit mutluluk verileriyle de doğrulanıyor.
Nitekim Türkiye, mutluluk genel sıralamasında 109 ülke arasında 94. sırada yer
alıyor. (10 puan üzerinden 5,3 puana sahip). (4)
Yani, yaşayarak bildiğimiz bir gerçeğimizi,
uluslararası raporlar da doğruluyor:
Türkiye’de insanların büyük çoğunluğu mutsuz. En
mutsuzlar ise, milli gelirden sadece üçte birin altında bir pay alabilen ve çok
büyük bir kısmı açlık sınırının altında bir asgari ücret karşılığında ve
haftada 48 saatten fazla çalışan 10 milyona yakın işçi, çok büyük bir kısmı
açlık sınırının altında gelir elde edebilen 16 milyona yakın emekli ve 12
milyonu aşan (ve çoğunluğu da genç olan) işsiz.
Bu mutsuz çoğunluğa, artık ekip biçemeyen, ağır kredi
borçlarından dolayı iyice yoksullaşan köylüleri, küçük üreticileri, küçük
esnafı, istihdam dışı bırakılan, şiddete uğratılan, öldürülen kadınları ve
ötekileştirilen kimliklere ve inançlara sahip yurttaşları ve mahkemeye dahi
çıkartılmadan içerde tutulan binlerce tutsağı dahil edebilirsiniz.
Bu durum tesadüf değil
Demokrasi ve hukuka ilişkin diğer bazı uluslararası
raporlar; ülke insanının, güçlü ve “itibardan tasarruf etmeyen” devlet
görüntüsü altında, neden düşük bir yaşam kalitesine mahkûm edildiğini ve mutsuz
olduğunu ortaya koyuyor:
Türkiye, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde (2026),143 ülke
arasında 118. sırada kendine yer bulabiliyor. Yani Türkiye, bağımsız bir
yargının olmamasından dolayı, hukukun artık hiç işlemediği bir ülke.
Keza, “Küresel Özgürlükler Statüsü” (2026) açısından
Türkiye, “özgür olmayan bir ülke”. Öyle ki, puanı 100 üzerinden 32. Son olarak,
Türkiye, Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 180 ülke arasında 124. sırada. Dahası, son
10 yıldır ciddi bir düşüş yaşıyor. 10
yılda puanı 50’den 31’e ve endeksteki yeri 2017’den bu yana 81’den 124. sıraya geriledi.
Sonuç olarak
AKP’nin bundan 23 yıl önce verdiği; “3Y” ile yani
“Yasaklarla, Yolsuzluklarla ve Yoksulluklarla” mücadele sözüne rağmen, ülke her
üç alanda da tam bir çöküşe sürüklendi.
Daha da kötüsü, hızla yoksullaşan, toplumsal bir çöküş
ve ahlaki sorun yaşayan ülke ve toplum, hızla otoriterleşiyor. Siyasal iktidar
ise ayakta kalabilmek için, güçlü bir iktidar görüntüsü vermeye çalışıyor ve NATO
gibi emperyalist örgütler ve emperyalist devletlerle olan ilişkilerini sağlamlaştırıyor.
Ancak ülkeyi yeni bir paylaşım savaşında rol almak zorunda kalabileceği çok
ciddi risklerle de karşı karşıya bırakıyor.
Bu kötü gidişata karşı; başta işçi sınıfı ve diğer tüm
emekçilerin örgütleri, sendikalar, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları,
demokrasiden yana siyasal partiler olmak üzere, yoksul köylüler, küçük esnaf ve
küçük üreticiler, ekoloji hareketi, kadın hareketi, ezilen kimliklerin mücadele
hareketleri gibi toplumun geniş kesimleri arasında büyük yankı uyandıran
toplumsal hareketler, ortak bir mücadele içinde olmak zorunda.
Bu mücadelenin hedefi; eşitlikçi ve ekolojik olarak
sürdürülebilir demokratik bir ekonomi ve siyaset üzerinden şekillenecek olan; demokratik,
sosyal ve laik bir cumhuriyetin inşası olmalıdır.
Dip notlar:
(1) https://www.visualcapitalist.com/ranked-the-worlds-most-powerful-countries-according-to-global-opinion
(12 Temmuz 2026).
(2) https://www.visualcapitalist.com/ranked-the-worlds-most-powerful-countries-by-soft-power-in-2026
(28 Şubat 2026).
(3) https://www.visualcapitalist.com/mapped-where-people-think-quality-of-life-is-best
(16 Temmuz 2026).
(4) https://www.gallup.com/analytics/349487/world-happiness-report.aspx
(19 Mart 2026).