15 Şubat 2026 Pazar

Finansal Kriz (3): Bitcoin

 

Bitcoin balonu patlıyor mu?

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (III)

Mustafa Durmuş

15 Şubat 2026


5 Ocak’ta Bitcoin’in fiyatı yüzde 12’lik bir düşüşle 63.000 dolara kadar geriledi. Bu seviye, Ekim 2025'teki 126.000 dolarlık tüm zamanların en yüksek seviyesinden bu yana en düşük seviye.   Öyle ki Bitcoin, bu yıl dolar cinsinden değerinin dörtte birinden fazlasını kaybetti. (1)


Düşüşün bir sonu yok!

İkinci en büyük kripto para birimi olan Ether'in fiyatı da yüzde 13 düşüşle, 1.849 dolara geriledi ve bu yılki toplam düşüşü yüzde 37'ye ulaştı. ‘Tahmin Piyasası Platformu’ Kalshi'de işlem yapanlar geçen ay Bitcoin fiyatının bu yıl ne kadar düşeceği konusunda bahisler yapmaya başlamıştı. Buna göre, fiyatın 60.000 doların altına düşme olasılığı yaklaşık yüzde 85 düzeyinde. (2)

Bir görüşe göre ise bu düşüşün bir sonu yok, hatta Bitcoin’in değeri sıfıra kadar düşebilir. Çünkü yaşanmakta olan bu düşüş bir “fiyat düzeltmesi” değil, bir “çakılma” ya da “çöküş” ve bunun sonunda kripto piyasasında neredeyse hiçbir şey kalmayabilir. (3)


Borsayı düşürdü, fonları çökertti

Kripto para birimlerinin fiyatlarında bir aydır süren bu düşüş, Bitcoin'e giderek daha fazla yatırım yapan şirketlerin hisselerini çökertip, borsa genelindeki tedirginliği daha da artırırken, bankaları da çok olumsuz etkiledi çünkü bankalar Bitcoin alımlarını finanse etmek için borç para kullanıyor.

Ancak bazıları için bu zarar çok daha yüksek. En popüler borsa yatırım fonları olan MSTX ve MSTU (günlük getiriyi iki katına çıkaran bu fonlar), bu yıl yüzde 80'in üzerinde değer kaybetti. Bu da onları şu anda işlem gören 4.700'den fazla ürün arasında, Amerikan ETF piyasasının en kötü performans gösteren 10 fonu arasına soktu. Haziran ayında kripto çılgınlığı sırasında piyasaya sürülen MSTP olarak bilinen üçüncü bir fon da piyasaya çıktığından bu yana benzer bir düşüş yaşadı. Özetle bu fon Ekim başından bu yana toplamda yaklaşık 1,5 milyar dolarlık varlık kaybetti. (4)


“Genius Yasası”

Donald Trump, ikinci kez iktidara gelmeden önce kripto paralar ve piyasaların destekçilerini zengin edeceğini vaat etmişti. İktidar olduktan sonra kripto ve özel sermaye gibi riskli varlıkları 401(k) planlarına dahil etmek için baskı yapmayı sürdürdü. Dahası, 18 Temmuz 2025'te ‘ABD Stabilcoinleri İçin Ulusal İnovasyonu Yönlendirme ve Kurma Yasası (Genius Yasası) adlı çok tartışmalı bir yasayı çıkardı.

Bu yasa, finansal sistem, ekonomi ve toplum açısından büyük riskler içeren bir yasa. Çünkü bankacılık dışı kuruluşlara, temel güvencelere sahip olmaksızın sigortasız stabilcoinleri halka arz etme yetkisi veriyor. Ayrıca, bu yasa federal ve eyalet düzenleyicilerine, bankacılık dışı stabilcoin ihraççılarının halka yüksek kaldıraçlı (borca dayalı) kripto türevleri ve diğer spekülatif kripto yatırımları satmasına izin verme konusunda geniş yetkiler veriyor. (5)


Kripto varlığa yatırım oligarşiyi, Trump’ı ve Musk’ı daha da zenginleştirdi

Ancak bu durum finans oligarşisi, Trump ailesi ve çevresindeki süper zenginler için bir sorun oluşturmuyor. Çünkü geçen yıl Trump ailesi kripto para birimlerinden muazzam kazanç sağladı: aynı yıl kurdukları kripto tabanlı işletmelerin değeri 2 milyar dolara ulaştı. (6)

Tesla’nın sahibi (190 milyar doların üzerinde bir servete sahip olan) Elon Musk ise 2021 yılından bu yana Bitcoin’e yatırım yapıyor. Nitekim Tesla aynı yıl yatırım politikasını güncelleyerek 1,5 milyar dolarlık Bitcoin satın aldı. Yani yatırımlarının bir kısmını kripto para piyasasına yönlendirdi. Bunun sonucunda Bitcoinin değeri birden 5 bin dolar daha arttı (yüzde 14 artış). Tesla hisseleri de bu işten ciddi kazanç sağladı zira borsadaki değeri yüzde 3 arttı. Bu artışla birlikte başta Musk olmak üzere büyük hissedarlar 11 milyar dolar daha kazandılar. (7)


Yasa finansal krizi tetikliyor

Böylelikle “Genius Yasası”, Amerikan oligarşisine hizmet etmek için hazırlanmış bir yasa niteliğinde. Ancak bu yasa gelecekte Bitcoin başta olmak üzere tüm kripto paralara yönelik panik satışların ve kripto türevlerinin acil satışlarının finansal piyasalarda sistemik krizleri tetikleme ve ekonomide yıkıcı yan etkiler yaratma olasılığını büyük ölçüde artırıyor.

Ayrıca bu yasa büyük teknoloji şirketleri ve diğer ticari işletmelerin kripto para çıkarmasına ve dağıtmasına ve kripto tabanlı bankacılık faaliyetleri yürütmesine de olanak tanıyor.

Ticaret ve teknoloji devlerinin hali hazırda 300 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip bulunan kripto para piyasasında, bu riskli araçları ve diğer riskli kripto yatırımları sunmasına izin vermekle; gelecekteki kripto çöküşlerinin tüm ekonomiyi etkisi altına alma riskini büyük ölçüde artırıyor. (8)


“Piyasa düzeltmesi” değil, “çakılma!”

Son bir aylık düşüş ise “piyasa düzeltmesi” olarak değil, bir “çakılma” ya da “çöküş” olarak değerlendirilebilir.

Çakılmanın nedeni; Bitcoin’in aslında gerçek anlamda hiçbir değeri olmayan bir sahte varlık olması. Öyle ki hala hiçbir kullanım alanı bulamadı. Bu nedenle de değeri sıfıra kadar düşebilir. Nitekim bir analize göre:

“Kripto, bir para birimi haline gelmedi. Kriptoda çok fazla faaliyet var: dolar, sterlin, yen, avro ya da her neyse onunla değerlenen büyük miktarlarda gerçek para bu piyasaya atılıyor. Ancak bunların hiçbiri gerçekten değişim amaçlı kullanılmıyor. Bu, yutturmacaya yatırım yapmakla ilgili. Dünyada yaratılan kripto para birimlerinin hiçbirinin özü yok.  Sözde stabilcoin olarak adlandırılanların bile değerleri ve adlarında saklı olan gerçek değiş tokuş edilebilirliğe sahip olup olmadıkları belli değil. Kripto tarafından yaratılan tek şey, değer değil volatilitedir ve bu da gücü piyasadaki birkaç elde yoğunlaştırıyor”. (9)


Finansal krizin fragmanı

Dahası, Bitcoin’deki çöküş gelmekte olan finansal krizin bir öncülü olarak da düşünülmelidir. Çünkü (bir sonraki yazıda ele alacağımız gibi) yapay zekâ teknolojisi piyasasında da önemli sorunlar söz konusu. Bu da bir çakılmayla sonuçlanabilir. Her ne kadar yapay zekâ, Bitcoin’den farklı olarak, gerçek bir değere sahip olsa da yapay zekaya yatırım yapan büyük teknoloji şirketlerinin hisseleri aşırı şişmiş durumda. Bunlar da sert biçimde çakılabilirler.

Bitcoin çakılması ve yapay zekâ üreten teknoloji şirketlerinin borsa değerlerinin olası çöküşü ise bankaları ve diğer finansman şirketlerini zor durumda bırakabilir.

Bu durumda, kapitalizmin tarihinde sıklıkla yaşandığı gibi, devletler bu bankaları kurtarma yoluna gidecektir. Bunun son örneği, 2008 Finansal Krizi sırasında büyük çaptaki banka ve diğer büyük şirket kurtarmalarıdır. Ancak başta ABD ve Çin olmak üzere dünyada devletlerin bugün çok daha borçlu oldukları dikkate alındığında, bu yeni finansal çöküş 2008’den çok daha tahripkâr olma kapasitesine sahip.


Kripto paralardaki hızlı yükseliş ve keskin düşüşler nasıl açıklanabilir?

Kripto paraların değerindeki hızlı yükseliş ve çakılmalara ilişkin en popüler açıklama, “yatırımcılarının spekülatif kazanç elde etme isteği”.

Yani bu piyasalarda yürütülmekte olan “finansal spekülasyon” sonucunda balonlar şişiriliyor ve bir süre sonra bu balonlar sönüyor. 2008’de patlak veren ‘mortgage balonu’nda olduğu gibi, her balonun bir şişme sınırı var ve bu sınır aşıldığında balon patlayarak sönümleniyor çünkü sonsuza kadar balonların şişirilmesi mümkün değil.

Ya da menkul kıymet borsalarındakinde yaşandığı gibi, şirket hisselerinin fiyatlarının, gerçek değerlerinden çok farklılaşarak aşırı artmasına benzer biçimde, aslında sıfıra yakın değerleri olan kripto paraların fiyatları spekülatif kazanç güdüsüyle bu şekilde arttığında, bir süre sonra gerçek değere doğru çakılma başlıyor.

Spekülasyon kapitalizmde var olan bir olgu 

Karl Marx, 19. yüzyılda finansal varlıkları, tahvilleri ve bunların alınıp satıldığı borsaları, “kurgusal sermaye” araçları olarak tanımlamıştı. Kuşkusuz onun yaşadığı yüzyılda Bitcoin gibi kripto paralar mevcut değildi. Ancak Marx’ın bu tür finansal araçları tanımlama biçiminden yola çıkarak Bitcoin’in bu yüzyılın kurgusal sermaye yaratan araçlardan biri olduğu söylenebilir.

“Marx kapitalistlerin nihai amacının paradan para kazanmak olduğunu yazmıştı. Bu bağlamda kapitalizmin olmazsa olmazı bankaların ve kredi mekanizmasının görevi parayı sermayeye dönüştürmektir. Böylece para kâr yaratır. Birçok küçük yatırımcının bireysel tasarrufları bankalarda toplanır. Borsa ve diğer finansal araçlar ise bu parayı normalde ekonomiye döndürmenin ana kanallarıdır. Bu para hanelere, iş âlemine ya da devlete de kanalize edilir...

Bu süreçte kurgusal sermaye yaratılır: getiri reel üretimden değil, bir finansal alaşımdan türetilir. Asalak olsa da finansal faaliyetin büyük bir kısmı en azından fiilen ekonomiyle bazı bağlantılara sahiptir. Örneğin borsalar, şirketlerin gelecekteki kârları üzerindeki, devlet tahvilleri ise gelecekteki vergi gelirleri üzerindeki alacak iddialarıdır. Kripto paralarda ise böyle bir çıpa dahi yoktur: Bitcoin’in fiyatını yükselten şey yatırımcıların fiyatın gelecekte daha da yükseleceğine dair beklentileridir. Bu da bir balonun ana karakteristiğidir”. (10)

Manipülasyon yapmaya uygun bir araç

Britanyalı iki akademisyenin yapmış oldukları bir çalışma, Bitcoin fiyatlarındaki süper hızlı artış (ve hızlı düşüşün) bu parayı 2013 yılından bu yana asıl yönlendiren olgunun finansal spekülasyon ve manipülasyon olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. (11) Öyle ki sadece 1,000 oyuncunun Bitcoin piyasasının yüzde 40’ını kontrol edebiliyor olması ve örneğin Kasım 2017’de sadece bir oyuncunun bir seferde 25,000 Bitcoin’i (159 milyon dolar) sisteme sokması yapılan manipülasyonun büyüklüğünü gösteriyor. (12)

Küresel likidite bolluğu spekülasyona zemin hazırlıyor

Bu girişimlerin ve beraberinde oluşan balonların hazırlayıcısı ise küresel çaptaki likidite bolluğu. Başta Fed olmak üzere büyük merkez bankaları 2008 krizi ve Covid-19 sonrasında uyguladıkları aşırı düşük faiz ve büyük çaplı “miktarsal ve kredi kolaylaştırma politikaları” ile hem finans seçkinlerini daha da zenginleştirdiler hem de böyle bir spekülasyon için gerekli zemini hazırladılar.

Kısaca, Fed politikaları aracılığıyla borsaların, tahvil ve kredi piyasalarının yanı sıra kripto para piyasası da spekülatif kârlar elde etmenin alanı oldu. Yani Bitcoin’e olan talepteki inanılmaz artış ve fiyatındaki hızlı yükselişler küresel finans piyasalarındaki tarihsel zirve yapmış aşırı likiditenin kaçınılmaz bir sonucuydu. Blockchain teknolojisine ilave olarak küresel likidite fazlası da Bitcoin’in spekülasyon amaçlı olarak kullanılmasına yol açtı. (13)

Bu bağlamda, Trump’ın bir süredir Fed Başkanı’nı hedef almasının ardında yatan faktör asıl olarak, Fed başkanının faiz indirimini, dolayısıyla da kripto piyasasının büyük aktörlerinin taleplerini yerine getirmemesidir.

Sonuç olarak

Değerini, nereden geldiğini ya da nereye gittiğini bilemediğiniz her para bir sorundur. Kripto paraların değeri ise büyük ölçüde kripto için yeni alıcılar bulmaya bağlıdır. Bu bir saadet zinciridir ve her saadet zinciri gibi bir gün parçalanmaya mahkumdur.

Ayrıca, bu yolda büyük miktarlarda elektrik enerjisi kullanılıyor bu da fosil yakıt üretimini/tüketimini ve ekolojik tahribatı artırırken, aynı zamanda kara para aklama dahil yasa dışı işlemleri de kolaylaştırıyor, organize suç örgütlerinin faaliyetlerini (ödemeler açısından) kolaylaştırıyor.

Son olarak, kripto piyasalarıyla kolay yoldan para kazanma arzusu körüklendiğinden, bu ahlaki bir çöküntüye yol açtığı gibi, emekçileri sömürü düzenine karşı örgütlü bir sınıf mücadelesinden uzak tutuyor.

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)  theguardian.com/technology/2026/feb/05/bitcoin-cryptocurrency-slump (5 Şubat 2026).

(2)  https://www.nakedcapitalism.com/2026/02/bitcoin-crypto-crash-captures-headlines-as-potentially-more-serious-tech-driven-debt-retreat-progresses.html (6 Şubat 2026).

(3)  https://www.taxresearch.org.uk/Blog/2026/02/07/will-trumps-crypto-bubble-crash (7 Şubat 2026).

(4)  https://www.taxresearch.org.uk/Blog/2026/02/06/will-trumps-bubble-burst-with-crypto (6 Şubat 2026).

(5)  https://www.ineteconomics.org/perspectives/blog/time-bomb-how-uninsured-stablecoins-and-crypto-derivatives-threaten-financial-and-economic-stability (6 Ekim 2025).

(6)  https://www.epi.org/publication/trump-is-pushing-to-include-risky-assets-like-crypto-and-private-equity-in-401ks-why-this-endangers-retirement-savers-and-the-economy (2 Şubat 2026).

(7)  https://www.bloombergquint.com/gadfly/elon-musk-s-tesla-buying-bitcoin-is-inevitable-and-disconcerting (8 Şubat 2021).

(8)  https://www.bloombergquint.com/gadfly/elon-musk-s-tesla-buying-bitcoin-is-inevitable-and-disconcerting (8 Şubat 2021).

(9)  https://www.taxresearch.org.uk/crypto-or-ai-which-bubble-bursts-first (15 Ekim 2025)

(10)                    “The Bitcoin bubble and cryptocurrency craze”, https://plus.google.com/+MarxistDotCom (18 Ocak 2018).

(11)                    “The Bitcoin bubble – how we know it will burst”, https://theconversation.com/uk (6 Aralık 2017).

(12)                      “The Bitcoin Whales: 1,000 People Who Own 40 Percent of the Market A few massive investors can rock it with a shrug”, https://www.bloomberg.com (8 Aralık 2017).

(13)                    “Bitcoins, Crypto-Currencies and Other Financial Asset Bubbles (excerpt), https://jackrasmus.com (9 Aralık 2017).

 

13 Şubat 2026 Cuma

Finansal kriz (2-b)

 

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (II)

Altın fiyatındaki hızlı yükseliş (ve iniş) (b)

Mustafa Durmuş

13 Şubat 2026


Dünyada altın fiyatının uzun vadede artmasının bir diğer nedeni, yatırımcıların portföyünde spekülatif amaçlarla giderek daha fazla altın kullanılmasıdır. Keza altının sadece “güvenli liman” olmaktan çıkıp, yatırım varlığı olarak büyümesindeki önemli bir başka etkin, profesyonel olmayan yatırımcıların altın satın almasını kolaylaştıran altın ETF'lerinin (borsa yatırım fonları) yükselişidir. (1)

Altın, doların yerine “güvenli liman” oluyor!

Altına yönelimdeki asıl etken, kuşkusuz, ABD dolarının giderek “güvenli liman” olma özelliğini kaybetmesidir. Yani küresel finansal piyasalarda, Trump’ın izlediği politikaların ve doların neden olduğu belirsizlikler, altının “güvenli liman” olma rolünü üstlenmesiyle sonuçlanıyor.

Çünkü bir finansal varlık olarak altın, temettü sağlayan hisse senetleri veya kupon ödemesi sunan tahviller gibi gelir sağlamaz. Bu nedenle iyi zamanlarda altın, hisse senetleri ve tahviller lehine terk edilir. Ancak, risk ve belirsizliğin arttığı dönemlerde altının fiziksel olarak varlığı ona değer kazandırır.

Bu durum, finansal kriz (ve ardından gelen devlet borç krizi) sırasında ve Covid-19 döneminin başlangıcında görüldü. Bu dönemde hem hisse senedi fiyatları hem de faiz oranları düşüktü (faiz oranları tarihsel olarak en düşük seviyelerdeydi) ve altın, riskine göre daha yüksek getiri şansı sunduğu için, tercih edilen varlık haline geldi. (2)

Savaşlar, çatışmalar, Trumpçı gümrük vergileri

Altının fiyatındaki hızlı çıkış ve iniş dönemleri genellikle jeopolitik risklerin arttığı dönemlerdir. Şu anda Ukrayna'da sürmekte olan savaş, Filistin’in işgali ve Suriye’deki devam eden çatışmalar ve gerilimler, Venezuela müdahalesi ve Grönland ve İran konusu bu jeopolitik riskleri oluşturuyor.

Ancak altın fiyatını daha da yukarı çeken şeyin, Trump'ın açıkladığı gümrük vergilerinin yarattığı belirsizlikler olduğunu vurgulamak gerekir. Bu sadece uluslararası ticaret ve büyümeyle ilgili değil, aynı zamanda küresel finansal sistem üzerindeki etkileriyle de ilgili bir husustur.

Ciddi ekonomik krizler ve/veya finansal çöküşler

Geçmişte de altın fiyatında (dolar cinsinden ölçüldüğünde) birkaç kez yukarı doğru patlamalar oldu.  Yani ulusal ekonomilerde enflasyon hızla yükseliyorsa, finansal bir çöküş riski varsa, kapitalist üretimdeki tüm bu krizler ulusal para biriminin (ve uluslararası bir para birimi olarak doların) değerinin düşmesi anlamına gelir. Böylece altın, ulusal paralara karşı cazip bir alternatife dönüşür. 

Nitekim altının tarihsel olarak fiyatına bakıldığında; 1970'lerde küresel ekonominin küçülmeye girmesiyle birlikte petrol fiyatlarındaki şoklara tepki olarak yükseldiği, buna karşılık 1990’ların sonunda borsalar patlama yaşarken ve 2009’dan sonra küresel ekonomi toparlanırken düştüğü görülür.

Ancak altının (başlıca para biçimi ve nihai değer standardı olarak) sonu, 1970’lerde ABD’nin artık doları sabit miktarda altınla değiştirmeme kararıyla geldi. Böylece “altın standardı” sona erdi ve yerini “dolar standardı” aldı.

“Devalüasyon ticareti”

Altın fiyatındaki benzeri görülmemiş artış, “devalüasyon ticareti” olarak adlandırılan durumun bir sonucu da olabilir.  Bu ticaret, kamu ve özel finans kurumlarının, özellikle dolar nakit ve dolar borçları olmak üzere, ABD finansal varlıklarını elden çıkarmaları anlamına geliyor. Çünkü finansal yatırımcılar ve spekülatörler, sahip oldukları varlıkların dolar değerinin düşeceğinden (doların daha da değer kaybetmesinden) korkuyorlar ki bunun aşağıda açıklanan bazı haklı nedenleri var (3):

İlk olarak, Trump ABD’de enflasyonun hızla düştüğünü iddia etse de kanıtlar bunun tam tersini gösteriyor. (Enflasyon ulusal para biriminin değerini düşürür).

İkinci olarak, dolar üzerinden elde edilen faiz geliri ile diğer para birimleri (özellikle Euro ve Yen) üzerinden elde edilen faiz geliri arasındaki fark giderek açılıyor.  Finansal yatırımcılar, önümüzdeki bir yıl içinde ABD’de faiz oranlarının (ve gelirlerinin) diğer büyük ekonomilere göre daha fazla düşeceğini düşünüyor olabilirler. 

Üçüncü olarak, Trump faktörü de doların değerinin son dönemdeki düşüşünde rol oynuyor.  Onun öngörülemezliği, diğer ülkelere karşı uyguladığı zorbalık, dolar varlıklarına sahip yabancı yatırımcıları yani ABD'ye yatırım yapan şirketleri, ABD hisse senetleri ve tahvillerine sahip finans kurumlarını ve ABD kısa vadeli varlıklarına (nakit ve hazine bonoları) büyük miktarda sahip diğer merkez bankalarını, diğer para birimlerine veya altına yönelmek zorunda bırakıyor. 

Dördüncü olarak, merkez bankası rezervleri ve uluslararası ticaret ve finans işlemlerinde dünyanın en önemli para birimi olan dolar, onlarca yıldır kademeli bir düşüş eğiliminde.  Yani diğer merkez bankaları rezerv olarak giderek daha fazla altın tutmaya yöneldiler. Çünkü altını Trumpçı gümrük vergilerine karşı bir koruma önlemi olarak görmeye başladılar. Örneğin artan ABD gümrük vergileriyle karşı karşıya kalan azgelişmiş ekonomilerdeki birçok merkez bankası, doların uluslararası ticarette daha az gerekli hale gelmesiyle, altın rezervlerini artırmaya karar verdi.

Son olarak, ABD'nin endüstriyel gücündeki temel düşüş (özellikle de Çin karşısındaki), onlarca yıldır doların değerini zayıflattı (aslında Trump'ın tersine çevrilmesi gerektiğini düşündüğü şey de bu: endüstriyel hegemonyasını geri kazanarak “Amerika'yı Yeniden Büyük Yapmak/MAGA”.

Altındaki fiyat düşüşlerinin nedenleri?

Peki altın (ve gümüş) fiyatındaki ocak ayı sonunda gerçekleşen keskin düşüşün nedenleri neler olabilir?

Öncelikle, finansal getiri ancak eldeki finansal varlık satıldığında gerçekleşir. Finansal yatırımcılar da en yüksek getiriyi sağlamak için, muhtemelen aşırı yüksek bir piyasada tuttukları değerli metali satarlar. Bu işlemlerle bağlantılı olarak fiyat düşer ve bu satışları daha da artırır. (Fiyat düşerken altın ve gümüş satışlarının azalması arz-talep yasasının altın gibi piyasalarda işlememesidir).

“Stop Loss”

Buna” stop-loss” işlemleri (varlıkların belirli bir fiyatın altına düşmesi durumunda otomatik olarak satılması) ve hedge fonları ve diğer kurumsal traderler tarafından yapılan satışlar da dahil edilebilir. Bu yatırımcılar, büyük kayıpları önlemek için açık pozisyonlarını kapatmak zorundadır. Bu durum da altın (ve gümüş) satışlarını ve beraberinde fiyat düşüşünü getirir. Sonuçta, bu piyasada her zaman düzeltme olur ama altının çıkışına neden olan faktörler varlığını sürdürdükçe altında yükselişin sürmesi beklenmelidir. (4)

Fed Başkanı değişikliği

Bu nedenlere, Trump'ın, Warsh'ı bir sonraki Fed Başkanlığı için seçtiğini açıklaması ilave edilebilir. Çünkü son dönemlerde Walsh faizlerin düşürülmesi gerektiğini savunuyor. Nitekim Warsh'ın adaylığının açıklanmasının ardından dolar güçlendi. Keza fiyat çakılması, bu değerli metallerin fiyatlarının “çok hızlı ve çok fazla yükselmesinden” kaynaklanmış olabilir (aynı hızla düşüş söz konusu olabiliyor).

Ancak altın güvenli liman yatırımı olarak hala uzun vadeli cazibesini koruyor (nitekim düşüşün ardından mütevazı bir toparlanma söz konusu oldu). Ayrıca merkez bankaları ve yatırımcıların bu metale karşı güçlü talebi sürüyor. Dolayısıyla, doğrusal gitmese de uzun vadede altının (ve gümüşün) fiyatının artması beklenebilir. (5)

Türkiye neden altına yöneliyor?

Türkiye’de de altın (ve gümüş) fiyatı son yıllarda çok keskin bir biçimde arttı. Bunun kuşkusuz ilk nedeni, Türkiye’de 2025 yılında, Yİ-ÜFE ile indirgendiğinde; yatırım araçlarından, külçe altının yüzde 3,75; BİST 100 Endeksinin yüzde 2,81; mevduat faizinin (brüt) yüzde 2,22; Euro’nun yüzde 1,56 ve doların yüzde 0,21 oranlarında yatırımcılarına getiri sağlaması. TÜFE ile indirgendiğinde ise (reel getiri) külçe altın yüzde 3,61; BİST 100 Endeksi yüzde 2,67, mevduat faizi (brüt) yüzde 2,08; Euro yüzde 1,42 ve dolar yüzde 0,07 oranında yatırımcısına reel getiri sağladı. (6) Yani altın hepsinden daha fazla getiri sağladı.

Bunların dışında ülkeye özgü aşağıda sıralanan başka nedenler de söz konusu:

▪ABD’nin merkezinde yer aldığı jeopolitik gerilimler karşısında doların istikrarsızlaşmasının neden olabileceği “döviz krizlerine düşme kaygısı” ve Rusya’ya bir dönem uygulandığı gibi, uluslararası “finansal ödemelerde ABD kaynaklı engellerle karşılaşma riski”, T.C. Merkez Bankası’nın altın biriktirmesine yol açıyor. Bu da ithal bir meta olan altının fiyatını yükseltiyor.

Nitekim, 30 Ocak 2026 tarihinde döviz varlıkları (bir önceki haftaya göre), yüzde 2,4 azalarak 76,6 milyar dolara gerilerken, altın cinsinden rezerv varlıkları yüzde 3,4 artarak 133,8 milyar dolara yükseldi. (7)



▪ABD dolarının yüzde 57’lik bir pay ile hala dünyanın en büyük rezerv parası olması; buna karşılık avronun payının yüzde 16’da kalması ve Çin yuanının çok daha küçük bir paya sahip olması, “doların hegemonyasına karşı bir güvence olarak” altına yönelime neden oluyor.

▪Endüstriyel altın talebindeki artış (kuyumculuk, elektronik, dişçilik, madalyon ve hatıra para basımı).

▪Servet saklama ve yatırım amaçlı ve spekülasyon amaçlı altın talebi.

Yüksek enflasyon ve finansal istikrarsızlıklar nedeniyle yatırımcıların “güvenli liman” arayışı olarak altına yönelmeleri.

Bunlara ilave olarak, altının “kötü günler” için güvence olarak saklanması, kayıt dışılık, düğünlerde takı olarak yaygın biçimde kullanılması da altına yönelimde önemli faktörler arasında sayılabilir.

Ayrıca külçe altın konusunda sağlanan vergi istisnaları altına yönelimi teşvik ediyor.  Öyle ki külçe altın alım satımında 2014 yılından bu yana KDV istisnası var. Yani KDV (ÖTV de) alınmıyor. (Ancak külçe altın gram altına çevrildiğinde KDV’ye tabi tutuluyor).  

Ancak, Türkiye’deki bazı süper zenginlerin külçe altına yönelmelerinin tek nedeni vergi kolaylığı değil zira sermaye sınıfı zaten her türden vergi teşvikinden yararlanıyor.

Bu noktada bir başka etken devreye giriyor: külçe altın, dövizden daha kolay biçimde karayolu (TIR’larla) ya da hava yolu ile (özel jetlerle) yurt dışına götürülebiliyor. Ülkedeki kayıt dışılığın ve kara para aklamadan kaynakla servet birikiminin yüksek düzeylerde olması ve mücevherat ve kuyumculuk sektörünün önde gelen firmalarının siyasal iktidara çok yakın firmalar olması da altıncılık sektörünün teşvik edilmesini sağlıyor.

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)    https://theconversation.com/the-rise-and-fall-and-rise-again-of-gold-prices-whats-going-on (3 Şubat 2026).

(2)    Agm.

(3)    https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and-100def36d9ed (18 Ocak 2026).

(4)    https://theconversation.com/the-rise-and-fall-and-rise-again-of-gold-prices-whats-going-on (3 Şubat 2026).

(5)    https://www.forbes.com/sites/conormurray/2026/02/02/gold-and-silver-price-plummets-dont-worry-analysts-heres-why (2 Şubat 2026).

(6)    https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Finansal-Yatirim-Araclarinin-Reel-Getiri-Oranlari-Aralik-2025 (8 Ocak 2026).

(7)    TCMB, Uluslararası Rezervler ve Döviz Likiditesi Gelişmeleri (30 Ocak 2026).

 

 


10 Şubat 2026 Salı

Finansal kriz (2)

 

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (II)

Altın ve gümüşteki hızlı yükseliş (a)

Mustafa Durmuş

11 Şubat 2026

Uluslararası Para Fonu (IMF) yayımladığı son ‘Küresel Finansal İstikrar Raporu’nda hükümetlere yönelik uyarılarını sürdürüyor. Rapora göre, “finansal varlık fiyatları bir kez daha gerçek değerlerinin çok üzerine çıktı. Finansal piyasalar sakin görünseler de küresel finansın temelleri hiç güvenli değil”.

IMF: “Artık endişelenme zamanıdır!”

Buradan hareketle IMF, “artık endişelenme zamanıdır” diyor. Artan devlet borçları, kırılgan banka dışı finansal aracılar ve “stablecoin” gibi spekülatif varlıklar istikrarlı görünen ama gerçekte istikrarsız bir sistemin parçasını oluşturuyor. Aynı zamanda, geleneksel bankalar ve “gölge bankacılık” faaliyeti yürütenler tehlikeli bir şekilde iç içe geçmiş durumdalar. Bu yüzden de varlık değerlerinde ani bir düşüş veya faiz oranlarındaki artış, bankalardaki bilanço kayıplarından yatırım fonlarındaki likidite krizlerine kadar, zincirleme bir reaksiyonu kolayca tetikleyebilir. (1)

Kısaca IMF, bu gelişmelerin ekonomileri durgunluğa sokacağı gibi, yeni bir finansal krizi de tetikleyebileceğini ileri sürüyor.

Altın fiyatında keskin yükseliş!

Ocak ayı sonunda altın fiyatının yaklaşık 5.500 dolara yükselmesiyle tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşması (ardından 30 Ocak’ta bu kez fiyatının yüzde 10’luk bir düşüş ile en büyük günlük düşüşlerinden birine sahne olması), dikkatlerin bu değerli metale çevrilmesine neden oldu.

Son 10 yılda yüzde 300'ün üzerinde, son beş yılda yüzde 150'nin üzerinde ve (belki de daha da önemlisi) ABD Başkanı Donald Trump'ın “Kurtuluş Günü” gümrük vergileri açıklamasından bu yana yüzde 75'in üzerinde artış gösteren altın piyasasındaki bu müthiş yükseliş (ve bir günde yüzde 10’luk çakılma nasıl) açıklanabilir? Bunu açıklayabilmek için altının ekonomi politiğini ve fiyatının yükselmesine neden olan faktörleri ortaya koymak gerekiyor.

Altın fiyatı yüzde 100, gümüş fiyatı yüzde 182 arttı!

Öncelikle, bir tespitle başlayalım: Şu anda 4.900 doların üzerinde olan altın, son altı yılda üç katından fazla değer kazandı ve geçen yıl neredeyse iki katına çıkarak enflasyona göre düzeltilmiş 1981 rekorunu geride bıraktı.

Sadece altın değil, bir diğer değerli metal olan gümüşün fiyatı da Eylül 2020’de ons başına 12 dolardan, 31 Mart 2025’te 28 dolara ve 23 Ocak 2026’da 100 dolara fırladı. Bu, gümüşün aylık bazda dokuz kez üst üste yükselme yolunda olduğunu ve kayıtlardaki en uzun “galibiyet serisi” olduğunu gösteriyor. Gümüş de altının izlediği yolu izleyecek gibi görünüyor.

 



Finans piyasalarının verilerine göre; 2025 yılının başından bu yana altının fiyatı neredeyse iki katına ve ons başına 2.800 dolardan 5.000 doların üzerine çıktı. Bu, geçen yıl yaklaşık yüzde 80'lik bir artışa tekabül ediyor. Son on yıllardaki ılımlı büyümenin ardından son dönemdeki bu artış eşi benzeri görülmemiş bir durum (oysa 1971'den bu yana altının değeri yıllık ortalama yaklaşık yüzde 8 oranında arttı).

Bu arada, gümüşün fiyatı da keskin bir artış göstererek 4 Şubat tarihinde ons başına yaklaşık 90 dolardan işlem gördü. Bu, bir yıl önceki yaklaşık 32 dolardan yüzde 182'ye yakın bir artış anlamına geliyor ve tarihsel olarak yavaş giden fiyat artışlarını çok geride bırakıyor. (2) Bu gelişmeleri nasıl yorumlamak gerekiyor?

Geçmişteki fiyat artışlarından farklı

Altın ve gümüş fiyatlarındaki bu hızlı artışlar geçmişteki artışlardan farklılık gösteriyor. Çünkü uzun vadeli eğilimlerinin üzerinde fiyatı hızla yükselen varlıklar genellikle düşüşe geçerler. 1979 sonlarında zirveye ulaşan altında da böyle olmuştu. Sonraki beş yıl içinde altının fiyatı neredeyse üçte iki oranında düştü. Oysa 2025 yılı aralık ayı itibarıyla altın, dolar bazında yüzde 60'ın üzerinde değer kazandı ve 46 yılın en iyi performansını sergiledi. Enflasyona göre düzeltildiğinde, altın hiç bu kadar pahalı olmamıştı: o halde ya başka bir balon şişiriliyor ya da bir paradigma değişimi yaşanıyor. (3)

Benzer bir patika gümüş için geçerli: 4 Şubat 2026 tarihi itibarıyla kilo başına 3.061 dolar olan gümüşün değeri, bu yıl şimdiye kadar yüzde 26,7 arttı. Geçen yılın başından bu yana yüzde 214,5 ve 2024'ün başından bu yana yüzde 277,8 değer kazandı. Gümüş, 800,7 dolar olduğu 1 Ocak 2022'den bu yana yüzde 282,3 değer kazandı. 1 Ocak 2020'de kilosu 633,2 dolar olan gümüşün fiyatı 4 Şubat’ta yüzde 383,5 arttı. 1 Ocak 2018'de bir kilogram gümüşün fiyatı 596,1 dolar iken, fiyat yüzde 413,5 arttı. (4)

Analistler fiyat artışını; 2025'teki faiz indirimleri, Trump'ın ikinci döneminin başında uygulanan gümrük vergileri, ABD'nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'ya yaptığı askeri operasyon ve İran ve Avrupa ülkeleriyle artan gerilimler dahil olmak üzere, artan “jeopolitik gerilimler” gibi bir dizi faktöre bağlıyor.

Bu gelişmelerin sonucunda doların zayıflamasıyla birlikte güvenli liman varlıkları olarak altın ve gümüşe olan talep arttı. Fed'in bağımsızlığı konusundaki endişeler de değerli bu metallerin fiyatlarının yükselmesine katkıda bulundu zira Trump, Fed Başkanı Powell'ı defalarca eleştirdi ve Adalet Bakanlığı, Powell'ın Fed'in yenilenmesi konusunda Kongre'ye yalan söyleyip söylemediğini araştırmak için bir soruşturma başlattı. (5)

Gümüş fiyatı neden hızla arttı?

Arz ve talep arasındaki etkileşim, piyasa spekülasyonları ve makroekonomik faktörler gümüş fiyatını etkiliyor. Elektronik, güneş panelleri ve tıbbi uygulamalarda gümüşün rolü genişlemeye devam ettiği için endüstriyel talep önemli bir etken oluşturuyor.

Yatırımcılar da (özellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde), gümüşün enflasyon ve kur dalgalanmalarına karşı bir koruma aracı olarak (güvenli liman arayışı) görülmesi nedeniyle gümüş fiyatını etkiliyor. Bu yatırım talebi, jeopolitik gerilimler, para politikası değişiklikleri (faiz indirimi gibi) ve piyasa duyarlılığına bağlı olarak sıklıkla dalgalanıyor. Yani küresel rezerv para birimi olarak doların değerinin keskin bir düşüş yaşayacağı ve önemli ölçüde cazibesini yitireceği beklentisi gümüşe yönelimi artırabiliyor.

Son olarak, arz tarafında; jeopolitik sorunlar, grevler veya düzenleyici değişiklikler de fiyatları etkileyebiliyor. Gümüş madenciliği genellikle diğer metallerin çıkarılmasıyla bağlantılı olduğundan, madencilik faaliyetlerindeki aksaklıklar arzda önemli dalgalanmalara neden olabiliyor.

Altın fiyatındaki keskin artışın nedenleri?

Altın fiyatlarında küresel çaptaki bu yükselişin nedenleri şöyle özetlenebilir:

Öncelikle, altının kapitalist ekonomi içindeki önemli bir rolü var. Şöyle ki kapitalist ekonomiler parasal ekonomilerdir.  Kapitalistler, kâr elde etmek amacıyla piyasada satılmak üzere mal ve hizmet üretmek için işçi çalıştırırlar.  Ancak üretilen bu mal ve hizmetler “takas” yoluyla birbirleriyle değiştirilmez.  Bunun yerine, tarihsel olarak, farklı metalar evrensel olarak para olarak (yani bir değişim aracı, işlemlerde bir hesap birimi ve bir değer deposu olarak) kabul edilmek üzere seçildiler.

Bir başka anlatımla, altın gibi evrensel bir meta sonunda para metası haline geldi.  İdeal bir metaydı çünkü bozulabilir değildi. Aksine değişim için sikkeye ya da istifleme için külçeye dönüştürülebilirdi ve her yerde kabul görüyordu. Aslında altın, kapitalist üretim sistemi büyük ekonomilerde baskın hale gelmeden önce bile ana para metasıydı ancak kapitalizmle birlikte kısa süre içinde kapitalizmin para ve değişim sistemine egemen oldu ve güvenilir bir değer ölçüsü haline geldi. Kapitalizm geliştikçe ulusal para birimleri (dolar gibi) sabit bir fiyattan altına bağlandı (altın standardı).

Doların değer kaybetmesi

Altın hala ulus devletlerin rezervlerinde tutuluyordu ama esas olarak ‘para’ değil, şirket hisseleri veya devlet tahvilleri gibi finansal bir varlık haline geldi.  Yani altın, yatırımcıların sermaye kazancı elde etmek için alıp satabilecekleri spekülatif 'hayali sermaye' haline geldi ve paradan daha fazla para kazanmanın bir aracı oldu. Ancak altın, kapitalistlerin ezberlerindeki tarihsel rolünü yani herkes için kabul edilebilir evrensel meta ya da para olma özelliğini hiçbir zaman kaybetmedi.  Dolayısıyla, dolar gibi itibari para birimlerinin değerinin 'düşmüş' göründüğü dönemlerde, istifçiler altına geri döndüler. Özetle, altın, küresel olarak egemen para birimi olan ABD doları zayıflamaya başladığında, elde tutulması gereken finansal varlık haline geldi. (6)

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)    “The IMF is now saying its time to worry”, https://www.taxresearch.org.uk/the-imf-is-now-saying-its-time-to-worry (15 Ekim 2025).

(2)    https://fortune.com/2026/02/04/olympic-gold-silver-bronze-medal-value-surges-precious-metals-2026-winter-games-milan-italy-ryan-lochte-sold-for-six-figures (4 Şubat 2026).

(3)    https://www.reuters.com/commentary/breakingviews/golds-bubble-behaviour-may-signal-paradigm-shift (5 Aralık 2025).

(4)    https://strategicmetalsinvest.com/silver-prices (4 Şubat 2026).

(5)    https://www.forbes.com/sites/conormurray/2026/02/02/gold-and-silver-price-plummets-dont-worry-analysts-heres-why (2 Şubat 2026)

(6)    https://thenextrecession.wordpress.com/2025/10/09/gold-whats-behind-the-boom (9 Ekim 2025).

 

 

 

 


9 Şubat 2026 Pazartesi

Finansal kriz 2026 (1)

 

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (I)

Dünya ekonomisinin görünümü bize ne söylüyor?

Mustafa Durmuş

9 Ocak 2026


Kapitalist-emperyalist sistemin çoklu krizleri 2025 yılına damgasını vurdu ve bunlardan bazılarının 2026 yılında çok daha etkili olması bekleniyor.

Bu krizler, kendini “ekonomik durgunluk”, “yüksek işsizlik, “yüksek enflasyon” ve “finansal kriz” biçiminde gösteren “ekonomik kriz”; “aşırı hava hareketleri”, “orman yangınları”, “sel ve su baskınları” ve “hava kirliliği” biçiminde gösteren “iklim krizi”; “demokrasiden uzaklaşma”, “otoriterleşme” ve “aşırı sağcılaşma” biçiminde gösteren “politik kriz” ve “uluslararası çatışmalar”, “savaşlar” ve “ülke işgalleri” biçiminde gösteren “jeopolitik krizler” olarak ortaya çıkıyor.

Nitekim ocak ayında toplanan Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda dünyanın karşı karşıya bulunduğu risklerin ilk ikisi, önem derecesine göre, şöyle sıralandı: Jeo-ekonomik çatışma (yüzde18), devlet temelli silahlı çatışma (yüzde  14).  (Bu ikisi birlikte “Jeopolitik Risk” olarak tanımlanıyor ve toplam riskin üçte birini oluşturuyor). Aşırı hava koşulları yüzde 8 ile üçüncü, toplumsal kutuplaşma-yanlış bilgi ve dezenformasyon yüzde 7 ile dördüncü ve ekonomik durgunluk yüzde 5 ile beşinci sırada riskler olarak sıralanıyor.

Küresel ekonomik büyüme yavaşladı!

Kapitalist sistem özü itibarıyla bir sermaye birikim sistemidir. Sermaye birikiminin kaynağı ise kâr ve bunun da kaynağı işçilerden gasp edilmiş olan artı değerdir. Bir kapitalist ekonomide sermaye birikimin hızlanması onun “gayrisafi yurt içi hasıla” adı da verilen ulusal gelirinin düzenli bir biçimde büyütülmesiyle mümkün olabiliyor. Bu anlamda ekonomik büyüme, kapitalizm için kaçınılmaz bir gerekliliktir. Öyle ki sermaye birikimini sürdüremeyen, yani yeterince büyüyemeyen bir ekonomi krize girer.

Bu çerçevede dünya ekonomisini ele aldığımızda; 2008-2009 ve 2020-2021 gibi yıllar dışında dünyadaki ortalama ekonomik büyümenin pozitif olduğu ancak bunun 1990’ların ortalaması olan yıllık yüzde 4-5’in oldukça gerisinde kaldığı görülüyor. Yani dünya kapitalizmi, ikinci en büyük krizi olan 2008 ‘Büyük Resesyonu’ndan (daralma) hala tam anlamıyla çıkamadı.

2026 yılında en hızlı büyümesi beklenen ekonomiler

İçinde bulunduğumuz 2026 yılında dünyanın bazı ekonomileri için tahmin edilen büyüme oranları ise aşağıdaki tabloda gösteriliyor:

Küresel reel GSYH büyümesinin 2026 yılında yüzde 3,1 olması (2025 için öngörülen yüzde 3,2'lik büyüme oranının biraz altında kalması) ve birkaç yıllık ekonomik dalgalanmanın ardından, 2026 yılında büyümenin dünya genelinde dengesiz seyretmesi bekleniyor.

Küresel büyümenin genel olarak istikrarlı seyredeceği öngörülse de enerji üretimi, ticaret engelleri, mali koşullar ve demografik eğilimler gibi faktörlerin etkisiyle büyüme ivmesi ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösterebiliyor. Sonuç olarak, bazı ekonomiler hızlı büyüme potansiyeline sahipken, diğerleri daha mütevazı bir görünüm sergiliyor.

Örneğin Guyana'nın, büyük bir petrol patlamasının desteğiyle 2026 yılında yüzde 23'lük reel GSYH büyümesi kaydetmesi ve bu oranla küresel olarak en yüksek büyüme oranına ulaşması öngörülüyor. Türkiye ise toplam 190 ülke arasında, yüzde 3,7’lik bir büyüme beklentisi ile 71.sırada yer alabiliyor.

Diğer yandan, aynı tabloda 2026 yılında büyüme tahminleri sıralanan dünyanın en büyük ilk 20 ekonomisi olan G-20 ekonomilerinin, dünyadaki üretimin yaklaşık yüzde 85'ini gerçekleştirdiği tahmin ediliyor. Dolayısıyla bu ekonomilerin büyümesindeki herhangi bir yavaşlama, genel olarak dünya ekonomisini olumsuz etkileyecektir.

Trump’la birlikte küresel ekonominin kuralları değişiyor!

Trump’ın, ikinci kez ABD gibi emperyalist kapitalist sistemin amiral gemisi niteliğindeki bir ülkenin başına gelmesiyle küresel ekonominin kuralları da değişmeye başladı. Ulusal ekonomiler, kurumlar ve piyasalar, orta vadeli büyüme beklentilerinin zayıf olduğu ve makroekonomik politikaların yeniden ayarlanmasını gerektiren, daha fazla korumacılık ve parçalanmanın damgasını vurduğu bir ortama uyum sağlamaya çalışıyorlar.

Ekonomik büyüme beklentileri de bu gelişmeyle birlikte değişmeye başladı. ABD’nin 2025 yılı şubat ayında yüksek gümrük vergileri uygulamaya başlamasının ardından yapılan anlaşmalar ve (sonradan yapılan değişiklikler bazı aşırılıkları hafifletse de), küresel ekonominin istikrarı ve gidişatı hakkındaki belirsizlik hâlâ ciddi boyutlarda sürüyor. Bu arada, bazı gelişkin ülkelerin yapmakta oldukları ‘uluslararası kalkınma yardımları’nda önemli kesintiler yapıldı ve göçmenlik konusunda yeni kısıtlamalar uygulanmaya başlandı.

Uluslararası örgütler iyimser ama temkinli

Uluslararası Para Fonu (IMF), küresel ekonomik büyümenin 2025’te yüzde 3,1’e gerileyeceğini (2024'te yüzde 3,6 idi) öngörüyor. Ancak bu büyümenin önemli kısmı gelişkin ekonomilerden ziyade azgelişmiş ekonomilerden kaynaklanacak. 2026'da ise; gelişkin Avrupa ekonomilerinin yaklaşık yüzde 1,6 ve ABD’nin yüzde 2,1 büyüyebileceği tahmin ediliyor. Azgelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin ise ortalama yüzde 4,0'ın biraz üzerine büyümesi öngörülüyor. Avrupa’daki aralarında Türkiye ekonomisinin de bulunduğu yükselen ve azgelişmiş ekonomilerin büyüme hızı daha düşük olacak: yüzde 2,2. Türkiye ekonomisinin 2026 yılında büyüme hızının ise (daha önce de belirtildiği gibi) yüzde 3,7 olması bekleniyor. (1)

Diğer yandan, Dünya Bankası 2026 yılı için daha kötümser bir bakışa sahip. Bu örgüte göre, küresel büyüme 2026 yılında yüzde 2,6'ya gerileyecek. Özellikle, firmaların stok birikimini azaltması ve gümrük vergilerinin etkisinin artmasıyla, dış ticaret büyümesi zayıflayacak. Bu durum, dış ticaret mallarına olan talebin yavaşlamasına ve önemli ekonomilerde iç talebin zayıflamasına yol açacak. 2027 yılına kadar, önceki parasal gevşeme iç talebi destekleyecek ve belirsizliğin azalmasıyla ticaret toparlanacağı için büyümenin yüzde 2,7'ye yükselmesi bekleniyor. (2)

Kârlılıktaki düşüş

Ekonomik büyümedeki bu gerilemede; Trump’çı gümrük vergileri şokunun (başlangıçta açıklanandan daha küçük olmasına rağmen), belirsizliklerin ve korumacılığın yarattığı olumsuz etkiler kadar, kâr oranlarının azalmasının da etkisi var.

Çünkü kapitalist sistemin damarlarındaki kan gibi zaruri olan kâr oranlarının azalması (kârlılığın azalması) büyük ekonomik krizlerin asıl nedenini oluşturuyor. Kârlılık azalınca yeni yatırımlar azalıyor, bu da üretimin ve tüketimin yavaşlamasıyla sonuçlanıyor.

Ekonomik büyümeyi yavaşlatan diğer faktörlerse; Trump’çı gümrük vergileri ve korumacı politikalar sonucunda dünya ticaret hacminin daralması, çatışmalar ve savaşlar yüzünden tedarik zincirlerinde ortaya çıkan kopma ve diğer jeopolitik gerilimler olarak sıralanıyor.

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)      IMF, World Economic Outlook, October 2025, https://www.imf.org (16 Ocak 2026).

(2)      World Bank, Global Economic Prospects, https://www.worldbank.org/en/publication/global-economic-prospects (16 Ocak 2026).