9 Mart 2026 Pazartesi

Yapay zeka (VI-a)

 

Yapay zekanın ekonomik gelişme üzerindeki etkileri

Yapay zekanın ekonomi ve emek üzerindeki olası etkileri (VI-a)

Mustafa Durmuş

9 Mart 2026


(Görsel: The Economist)

2007-09 küresel finans krizi, ABD gibi gelişkin ekonomilerdeki finansal krizlerin; mali imkanları sınırlı ve dış şoklara karşı korumasız olan azgelişmiş ve düşük gelirli ekonomileri nasıl tahrip edebileceğinin iyi bir örneğidir.

Çünkü bu krizler finansal piyasaların ötesine ve dünyaya yayıldığında, ortaya çıkan hasar daha hızlı ve daha geniş kapsamlı oluyor: yeni reel yatırım yapılmıyor, ekonomik büyüme yavaşlıyor ve işsizlik artıyor. Bu da ihracat talebini azaltan ve turizmden gelen döviz girişlerini kısıtlayan bir zincirleme reaksiyonu tetikleyerek, ekonomik zorlukları artırıyor.

2026-27 yıllarında ABD’de, yapay zekâ balonunun patlamasıyla tetiklenmesi beklenen bir küresel finansal kriz, Trump'ın korumacı politikaları nedeniyle de ekonomileri iyice zayıflamış olan ülkeler ve yüksek düzeyde dış borcu olan ülkeler açısından çok büyük bir risk oluşturuyor.

Bazı sermaye çevreleri de endişeli

Nitekim bu endişeler uluslararası sermayenin bir kesimi tarafından da yakınlarda paylaşıldı. Bu yıl ocak ayında Davos'ta toplanan Dünya Ekonomik Forumu’nda, AFL-CIO Başkanı E. Shuler, yapay zekâ endüstrisinin, halihazırda halkın çıkarlarına hizmet edemeyen ekonomiye vereceği ilave zararları konusunda uyarıda bulundu ve şunları söyledi:

“Ekonomiler şu anda halkın yararına çalışmıyor. Eşitsizlik en yüksek seviyede. İnsanlar daha çok çalışıyor ama daha az kazanıyorlar. Hayatta kalabilmek için iki, hatta üç işte birden çalışıyorlar... Şimdi buna bir de yapay zekayı ekleyin: İşlerinde, önceden eğitimini almadıkları, söz hakkına sahip olmadıkları, güvencesizliği daha da artıran yeni teknolojilerle karşılaşan insanlar elbette endişeli olacaklar.” (1)

Buna karşılık, yapay zekâ teknolojisinin toplumda “devrimci bir dönüşüm yarattığını” ileri sürenler de var ve bu kesimlerin ana savları; “bu teknolojinin işgücü verimliliğini, dolayısıyla da ekonomik büyümeyi artıracağı, yeni istihdam alanları yaratmak suretiyle istihdam üzerindeki olumsuz etkileri telafi edeceği” yönünde.

Bu tartışmaların farkında olarak, yazı dizimizin bu bölümünde (finansal krizi tetikleme potansiyeline ilave olarak), yapay zekâ teknolojisinin genel olarak ülke ekonomileri, gelişme, işçi sınıfı ve genel olarak emek üzerindeki etkilerini ele alıyoruz.

Teknolojik bir devrim ancak…

Yapay zekâ, “reel ekonomik faaliyetler üzerinde geniş kapsamlı etkileri olan dönüştürücü bir genel amaçlı teknolojik devrim” olarak nitelendiriliyor olabilir.

Ancak şu ana kadar elde edilen veriler; yapay zekanın mikro düzeyde verimlilik artışlarını sağlayabileceğini ortaya koysa da makro ekonomik düzeyde bu etkiler hala net değil. Keza sektörel kompozisyon ve yapay zekâ teknolojilerini benimseme ve kullanma hazırlığı konusunda ülkeler arasındaki düzey farklılıkları, yapay zekanın üretim ve istihdam üzerindeki etkilerini farklılaştırıyor.

Bir başka anlatımla, yapay zekanın ekonomik büyüme üzerindeki kısa ve orta vadeli etkileri, gelişkin ekonomiler ile azgelişmiş ekonomiler arasında belirgin bir şekilde farklılık gösteriyor.

Yapay zekâ işgücü verimliliğini ve ekonomik büyümeyi artırıyor mu?

Yapay zekanın reel ekonomik faaliyetler üzerindeki etkisi, işgücü verimliliği ve işgücü piyasaları üzerindeki etkisi ile doğrudan ilişkili bir konu. Nitekim mikro verileri kullanan görgül çalışmalardan elde edilen ilk bulgular; üretken yapay zekanın (generative AI) özellikle rutin olmayan bilişsel görevlerin bir kısmını otomatikleştirerek, kayda değer verimlilik artışları sağlayabileceğini gösteriyor.

Bu bağlamda, mikro düzeyde yapılan çalışmalar genellikle yüzde 10 ile yüzde 65 arasında bir verimlilik artışları sağlandığını ve özellikle de “kodlama”, “danışmanlık” görevleri ve “profesyonel yazım” alanlarında önemli iyileşmeler olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca, kanıtlar üretken yapay zekanın daha az deneyimli çalışanların verimliliğini (daha kıdemli çalışanlara göre) artırarak işyeri performansını eşitleme eğiliminde olduğunu da gösteriyor. (2)

Ekonomik gelişmişlik düzeyi önemli

Ancak bu mikro düzeydeki kazançların ekonominin bütünündeki toplam faktör verimliliğine (TFV) ne ölçüde yansıdığı net değil. Yani yapay zekanın makroekonomik etkileri hala belirsiz. Bu çerçevede ülkeleri; “gelişkin ekonomilere sahip ülkeler” ve “azgelişmiş” ya da daha popüler bir tanımla “yükselen ekonomiler” olarak ayırmakta ve kısa ve uzun dönem analizleri yapmakta yarar var.

Kısa dönemde, genel yapay zekanın ekonomik büyüme üzerindeki etkilerinin gelişkin ekonomilerde (diğerlerine göre), daha fazla olduğu görülüyor. Bunun nedeni, gelişkin ekonomilerdeki yapay zekâ yatırımlarının daha büyük ölçekli ve daha hızlı yapılabilmesi ve bu ülkelerin yapay zekâ teknolojisini kullanmaya hazır fiziki sermaye altyapısına ve nitelikli işgücü faktörüne (göreli olarak) daha fazla sahip olmasıdır.

Örneğin, üretken yapay zekanın benimsenmesi, “bilişsel ve bilgi işleme” işlerinin payının yüksek olduğu sektörlerde daha büyük kazançlar sağlıyor. Bu da daha büyük profesyonel ve finansal hizmetler sektörlerine sahip gelişkin ekonomilere daha güçlü bir başlangıç ivmesi kazandırıyor.

‘Yapay Zekâ Hazırlık Endeksi’

Nitekim, IMF bünyesinde yapılan bir araştırma da bu tespitleri doğruluyor. Araştırmanın verileri, IMF'nin 174 ekonomi için hazırladığı ve dört alandaki hazır olma durumlarına dayanan yeni ‘Yapay Zekâ Hazırlık Endeksi’ Gösterge Tablosundan alındı. Bunlar: “dijital altyapı”, “beşerî sermaye ve işgücü piyasası politikaları”, “inovasyon/yenilik ve ekonomik entegrasyon” ve “devlet düzenlemeleri”.

Araştırmaya göre (beklendiği gibi), gelişkin ekonomiler yapay zekanın benimsenmesi açısından (düşük gelirli ülkelere göre) çok daha donanımlılar. (3) Türkiye ekonomisi ise yapay zekâ uygulamalarına hazırlık açısından (yükselen ekonomilerin ortalamasının üzerinde bir puana sahip olsa da), diğerlerinin 6 ila 16 puan gerisinde kalıyor.


Özelleştirmeler toplumsal yararı önlüyor

Kaldı ki, yapay zekanın sağlık bilimleri, mühendislik veya jeoloji bilimlerine uygulandığında; zaman ve enerji tasarrufu sağlayarak yaratabileceği imkanlar reddedilemez olsa da bu alanlarda bile, temel hedefin kâr maksimizasyonu olduğu biliniyor. Yani özelleştirmeler ve ticarileştirmeler yapay zekanın olası toplumsal yararının ortaya çıkmasını büyük ölçüde önlüyor.

Dolayısıyla da azgelişmiş ülkeler, diğer ülkelerde bu alanlarda sağlanan gelişmeleri elde edemeyebilirler. Nitekim geçmişte Covid-19 aşılarının büyük ölçüde yoksul Güney ülkelerine verilmediği ve muhtemelen 10 milyondan fazla önlenebilir ölüme yol açtığı, acı bir gerçek olarak önümüzde duruyor.

Uçurumun kıyısında dans eden bir figür: Uygarlık!

Özetle, çoğunlukla ham haldeki yapay zekâ, bugün “uygarlık için uçurumun kenarında dans eden bir figür” gibi görünüyor. Bu yüzden de insan emeğini ve güvenceyi giderek daha fazla ortadan kaldıran kapitalizmde, yapay zekanın büyük sermaye çevrelerine ve otoriter iktidarlara ilave kâr ve güç sağlayabileceği açık olsa da sıradan insanlar olarak bizim yapay zekadan endişe duymamız gerekiyor.

İnsanlık, varlığını sürdürebilmek için finansallaştırılmanın yanı sıra, insan bedenlerinin, zamanlarının, düşüncelerinin ve dillerinin ele geçirilmesine veya boyun eğdirilmesine maruz kalıyor. Örneğin yapay zekâ esaslı yüz tanıma teknolojileri, devletler tarafından, ülke halklarını izlemek ve toplumsal muhalefeti bastırmak için güçlü araçlar olarak kullanılıyor. Bu yüzden de yapay zekâ, ekonomik ve sosyal krizler, iklim yıkımı ve savaşlar kadar tehlikeli bir gelişmedir.

Yapay zekâ ülkeler arasındaki mutlak gelişmişlik farklarını daha da artıracak

Yani yapay zekâ kaynaklı verimlilik artışlarının reel üretim üzerindeki etkilerindeki heterojenlik (yapay zekaya hazırlık düzeyindeki farklar devam ederse), orta ve uzun vadede daha da artacaktır.

Bu bağlamda, gelişkin ekonomiler ve azgelişmiş ya da gelişmekte olan ekonomiler arasında sektörel kompozisyonlar ve genel yapay zekâ hazırlık düzeylerindeki farklılıklar, yapay zekâ kaynaklı toplam faktör verimliliğinin 10 yıl boyunca yıllık yüzde 0,5 oranında sürdürülebilir bir artışının, gelişkin ekonomilerdeki ortalama reel ulusal hasılayı (azgelişmişlere göre) 2 puan fazla artıracağı anlamına geliyor. (4)

Özetle, yapay zekâ teknolojisi bu teknolojiyi üreten ve buna uygun bir alt yapıya sahip olan gelişkin ekonomiler ile bundan yoksun olan ekonomiler arasındaki gelişme farkını daha da artıracaktır. Bu da gelişmişlik-azgelişmişlik sorununun daha da derinleşmesiyle sonuçlanacaktır.

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)    https://www.weforum.org/stories/2026/01/social-dialogue-cannot-happen-without-working-people-being-heard (16 Ocak 2026).

(2)    “Economic impact of AI in emerging market economies”, https://www.bis.org/publ/bisbull121.htm (17 Şubat 2026).

(3)    https://www.imf.org/en/Blogs/Articles/2024/06/25/mapping-the-worlds-readiness-for-artificial-intelligence-shows-prospects-diverge (25 Haziran 2024).

(4)    Cornelli, G, L Gambacorta, D Rees and F Smets (2026): “Gen AI and productivity: differences in the effects across countries”, mimeo2dan aktaran https://www.bis.org/publ/bisbull121.htm (17 Şubat 2026).

 

4 Mart 2026 Çarşamba

Finansal kriz(V): Amerika

 

ABD ekonomisi finansal çöküşün eşiğinde  

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (V)

Mustafa Durmuş

5 Mart 2026


Finansal krizlerin, finans sektörünün en kapsamlı örneğine sahip olan ABD’de patlak vermesi tesadüf değil. Bu ülkenin ev sahipliği yaptığı neo-liberalizm ve beraberinde hızlanan küreselleşme ve finansallaşma da bu krizlerin başta Avrupa olmak üzere, neredeyse tüm kapitalist dünyaya yayılmasıyla sonuçlanıyor.

‘2007-09 finansal krizi’ bunun en somut örneklerinden biri. ABD’de patlayıp, sadece üç hafta içinde tüm dünyaya yayılıp, başta finans ve imalat sektörü olmak üzere tüm ekonomik sektörleri vurmuş ve 1929 Büyük Buhranı’nın ardından şu ana kadar görülmüş en derin ikinci krizi sıfatını kazanmıştı.

Bu yıl bir finansal çöküş yaşanır mı?

Ancak kapitalizmin krizleri sona ermiyor. Üstelik bu krizler giderek çoklu krizlere dönüşmeye yani tüm toplumsal ve ekolojik yaşamı etkilemeye başladı. Şimdi soru, “bu yıl ya da en geç 2027’nin başlarında yeni bir finansal çöküşün yaşanıp yaşanmayacağı” sorusu.

Eğer tarih bir rehber ise aslında sorulması gereken soru, “başka bir büyük finansal çöküşün olup olmayacağı değil, ne zaman olacağıdır”. Kuşkusuz dünya nüfusunun çoğu için bu soru, “ABD’de başlayan böyle bir krizin kendi ülkelerini ve daha da önemlisi başta işçi sınıfı olmak üzere tüm halkların yaşamını ve geleceğini nasıl etkileyeceğidir”.

Balonların sönümlenme hızı belirleyici olacak

Amerikalı iktisatçı Jack Rasmus’a göre, önümüzdeki aylarda çok sayıda finansal piyasa balonunun ne kadar hızla sönümlenebileceği, önümüzdeki 12-18 ay içinde bir “finansal çöküş” olup olmayacağını belirleyecektir.

“Şubat 2026’da finansal piyasalarda olup bitenler, özellikle de mevcut yapay zekâ yatırımlarındaki patlama, 1998-2000 yıllarında ‘dotcom internet balonu’nun aşırı yatırımına benziyor ve 2003-07 yıllarını izleyen konut patlaması ve balonunun unsurlarıyla örtüşüyor olsa da 2026-2027 yıllarında ortaya çıkacak olan finansal çöküşün diğerlerin farklı ve daha endişe verici boyutları söz konusu”. (1)

Jeopolitik ve iç gerilimler

Kuşkusuz 28 Şubat tarihinde gerçekleşen ABD-İsrail ortaklı İran saldırısı gibi jeopolitik olaylar altın fiyatlarını, ABD’deki iç siyasi gelişmeler (Trump’ın Kasım ayında yapılacak ABD seçimlerini baltalamak için tehditler ve eylemlerde bulunması gibi) kripto fiyatlarını etkileyecektir. Tüm bunlar, bu yıl yatırımcıların ve tüketicilerin güvenini olumsuz etkileyecek ve zaten giderek kırılgan hale gelen hisse senedi (borsa), kripto para, ABD doları ve metal finans piyasalarına olumsuz etkilerde bulunacaktır.

Borsalar rekor seviyelere ulaşırken, artan finansal kırılganlık ABD ve Avrupa'da alarm zillerini çaldırıyor. IMF de son zamanlarda bu endişeleri yineleyerek, yaklaşan bir kriz korkusunu körükledi.

Küresel finans tehlikeli sularda yüzüyor

Kısaca, varlık fiyatları yükselirken ve devasa miktarda spekülatif para riskli piyasalara akarken, küresel finans sistemi yeniden tehlikeli bir bölgeye giriyor. Kaçınılmaz çöküşler veya fiyat düzeltmeleri gerçekleştiğinde, bunun etkileri ABD ve Avrupa'nın çok ötesine yayılacak ve zaten borç ve belirsizlikle boğuşan gelişmekte olan ekonomileri vuracaktır.

Uyarı işaretleri her yerde mevcut: finansal varlık fiyatları, temel göstergelerle açıklanabilecek seviyenin çok ötesinde yükselirken, banka dışı finansal aracılar artık 2008 finansal krizine giden yıllarda ‘gölge bankalar’ın oynadığı role benzer bir rol oynuyor. Aynı zamanda, stabilcoinlerin yükselişi, düzenlemeye tabi bankaları kripto para birimlerinin opak dünyasına çekmiş durumda. Kanıtlanmış getirilerden çok, abartılı reklamların etkisiyle büyük miktarda spekülatif sermaye yapay zeka hisselerine akın ediyor. (2)

Finansal göstergeler

Peki, somut olarak hangi finansal göstergeler ABD ekonomisinin, büyük olasılıkla bu yıl içinde ciddi bir finansal kriz yaşayabileceğini gösteriyor?

Aslında finansal balonları, patladıkları ana kadar gerçek zamanlı olarak tanımlamak oldukça zor. ABD ekonomisinin şu anda bir balonun içinde olup olmadığını kesin olarak söyleyebilmek için, günümüzün yapay zekâ yatırım patlamasının büyüklüğünü ve yoğunluğunu ve potansiyel balonun sona erme zamanını anlamak gerekiyor.

Bu yazı dizisinde şu ana kadar yaptığımız analizler, aslında ABD ekonomisinin bir finansal balonun içinde olduğunu ortaya koyuyor.

Aşırı değerlenmiş finans piyasaları

İlk olarak, ABD’de finansal piyasalar aşırı değerlenmiş durumda. Trump'ın göreve gelmesinden bu yana geçen 14 ay boyunca, S&P 500 ve Nasdaq borsaları, kripto para piyasası ve altın ve gümüş piyasaları gibi finansal varlık piyasası balonları 2025 yılında rekor seviyelere ulaştı. Bu yılın Şubat ayı başında bu piyasalar aniden daraldı, kısa bir süreliğine toparlandı ancak ardından tekrar düşüşe geçti.

Örneğin aşağıdaki grafikten de görülebileceği gibi balonun olup olmadığının bir göstergesi olarak kabul edilen ‘Fiyat-Kazanç (PE) Oranları’ gibi geleneksel değerleme ölçütleri aşırı seviyelere ulaşmış durumda.


Yüksek düzeyde gizli kaldıraç

Finansal balonu gösteren ikinci gösterge gizli kaldıraçtır. Yatırımcılar ve spekülatörler sadece aşırı değerli hisse senetlerine yatırım yapmaya devam etmekle kalmıyor, giderek artan sayıda yatırımcı kişi ve kurum bunu borç para ile yapıyor.

Gölge bankacılık sisteminde artan kaldıraç etkisi görülüyor ancak belki de daha büyük endişe kaynağı, kaldıraçlı borsa yatırım fonları gibi finansal ürünlerdeki riskler. Daha da endişe verici olan ise, sıfır gün opsiyonlarının (hisse senedi fiyat hareketlerine ilişkin tek günlük bahisler) patlaması, daha fazla perakende yatırımcının, risklerini nasıl yönetmeleri gerektiğini bilmedikleri kaldıraçlı işlemlerde bulunduklarını gösteriyor. (3)

Bu gelişmeleri okuyabilenlerin ciddi biçimde endişelenmeleri için haklı nedenler var. Çünkü özellikle de kripto para ve yapay zekâ sektörleri yeterli öz sermayeye sahip değil, bu yüzden de yatırımcılar (özellikle de dev teknoloji şirketleri) büyük çaplı borçla finansman (aşırı kaldıraçlı) yapmak durumunda kalıyor. Çoğu spekülatif nitelikte olan yatırımlar, Trump’ın ucuz para ve zayıf devlet düzenleme politikalarıyla da teşvik ediliyor.

Diğer yandan, ciddi bir ekonomik durgunlukta ortaya çıkacak iflaslar daha geniş çapta finansal piyasalarına ve bankacılık sistemine yayılır ve kaldıraç etkisini destekleyen sermayeyi yok eder. 2007-09 finansal çöküşünde olan da budur. (4)

İpotekli konut kredisi krizinden ders çıkarılmadı

Bu konuda 2007-09 ipotekli konut kredisi (mortgage) krizinden öğrenilecek çok şey var. Çünkü bu balon patlamadan birkaç yıl önce, mortgage faizleri düşürüldü. Bu durum, konuta olan talebi artırdı ve konut fiyatları yükseldi. Bankalarsa bunu fırsat bilip bu kredileri geri ödeme kapasitesi olmayan müşterilerle giderek daha fazla verdiler. (Bu krediler, aşırı değer biçilmiş mülklere karşı verildi).

Ardından doların değerini koruyabilmek için faiz oranları yükseltilince, konut piyasasına olan talep zayıfladı. Menkul kıymetleştirilmiş borç sahipleri pozisyonlarını kapatamadıklarını (bunları satamadıklarını) fark ettiklerinde kredi piyasaları durma noktasına geldi. Sahip oldukları varlıkların hangilerinin sağlam, hangilerinin zehirli olduğunu anlamak imkânsızdı.

Kredi kuruması

Sonuç olarak, finansal kurumlar kredi vermeyi durdurdu, kurumsal borçlanma faiz oranları birden fırladı, yatırımlar neredeyse durma noktasına geldi ve borsalar çakıldı: mortgage balonu patladı.

Tahribat konut piyasası ile sınırlı kalmadı: irili ufaklı bankalar iflas etmeye başladı. Eylül 2008'de ABD'li dev Lehman Brothers'ın iflası küresel krizin başlangıcını işaret ederken, Birleşik Krallık’ta Northern Rock'ın likidite krizi olayların odağına oturdu. Güvenlerini yitiren tasarruf sahipleri, banka şubelerinin önünde sıraya girerek paralarını çekmek istedi ve bu, 19. yüzyıldan bu yana Birleşik Krallık'ta bir bankaya yönelik ilk bankacılık krizi oldu. Ancak daha da kötüsü, bankalar birbirlerine olan güvenlerini yitirdiler. (5)

Bu krizin öncekilerden farklı yanları

Bu yıl şişirilmekte olan finansal balon ile tarihsel öncülleri arasındaki temel farklardan biri, önceki finansal çöküşlerin tek bir finansal piyasanın çöküşüyle sınırlı olmasıdır. Bugün ise üç finansal varlık piyasası balonu (borsa, kripto para piyasası ve metal piyasası)aynı anda dalgalı ve istikrarsız hale geldi. Bu balonlar zirveyi 2025 yılı sonunda görürken, daha da kırılgan bir hale geldiler (zirveye ulaşmak 2-3 yıl sürüyor). Altın ise jeopolitik gerilimlerin sürmesi yüzünden yükselişini sürdürmeye devam etti.

Üç balon bir arada

Varlık fiyat balonları genellikle şişirilirken olduğundan çok daha hızlı bir şekilde patlar ve sönümlenir. ABD şu anda üçünün de üçüncü yılında ve Şubat 2026'daki son daralmalar bir tehlike işareti olarak görülmeli: varlık fiyatlarının kırılganlığı zirveye ulaşıyor (burada "kırılganlık", büyük bir finansal çöküş eğiliminin göstergesidir). (6)

Bu daha önce hiç görülmemiş bir durum. Dolayısıyla da bugün üçlü balonun patlamasının sonuçları potansiyel olarak her zamankinden daha büyük olacaktır.

Doların değer kaybı, artan bütçe açığı, borçlanma ihtiyacı ve yüksek düzeydeki faiz ödemeleri

Bu gelişmelere bir de ABD dolarının bir süredir yüzde 20’nin üzerinde değer kaybetmesi ilave edildiğinde (2007-09 yıllarındaki finansal kriz sırasında dolar yüzde 10 civarında bikir değer kaybetmişti), bu gelişmelerin ABD ekonomisi ve küresel ekonomiler için ne gibi sonuçlar doğurabileceğini hesaba katmak gerekiyor.

Ayrıca petrol ve gaz yüzde 30 değer kaybetti, petrol ilk kez üst üste üç yıl zarar etti. ABD'deki konutların ortalama fiyatı sabit kaldı; buğday fiyatı da yüzde 30 düştü. Keza ABD Hazinesi şu anda yıllık 1,8 trilyon dolarlık bütçe açığını finanse etmekte zorlanıyor. Ayrıca son kriz sırasında 10 trilyon dolar olan toplam kamu borcu bugün 38 trilyon dolar civarında. Faiz ödemeleri, 2020 yılında hükümet harcamalarının yüzde 6'sından 2025 yılında yüzde 14'e yükseldi ve bu da onu devlet harcamalarının en hızlı büyüyen bileşeni haline getirdi. Sadece geçen yıl 1,2 trilyon dolar faiz ödendi. (Faiz ödemeleri 2020'de 345 milyar dolar ve 2005'te 180 milyar dolardı). (7)

Rasmus bu durumu; “finansal piyasa balonları ve kronik dolar devalüasyonu ABD reel ekonomisinin altında yanan odunlarsa, ABD hanelerinin bugünkü istikrarsız ekonomik durumu, finansal balonların patlaması ve ABD ekonomisini bir kez daha resesyona sürüklemesi halinde önümüzdeki 18 ay içinde ekonomik bir yangını tetiklemeye hazır kuru odunlar” olarak tanımlıyor. (8)

Bir başka anlatımla, bugün ABD’de finansal patlamayı tetikleyen üç riskli sektör var: kripto, özel kredi ve yapay zekâ. Dahası 2008 krizini tetikleyen şeffaf olmayan finansal icatlar gibi, bu sektörler de aşırı kaldıraçlı ve yetersiz düzenlemelere tabi.

Önceki yazılarımızda da vurgulandığı gibi kripto para piyasası, periyodik çöküşlerinden birini yaşıyor ve bu kez çöküş çok daha büyük. Örneğin Bitcoin yaklaşık 125.000 dolar ile zirveye ulaştı ama Şubat’ta 60.000 doların altına kadar düştü. Toplam kripto piyasa değeri ise zirveden yaklaşık yüzde 40 düşüş gösterdi.

Özel krediler

İkinci sorunlu sektör ise özel krediler. 3 trilyon dolarlık özel kredi sektörü, riskli borçluların tamamen düzenlemesiz bir sermaye piyasasından yararlanmasına olanak tanıyor. Başlıca oyuncular arasında; Goldman Sachs, KKR, Apollo ve Blackstone gibi dev yatırımcılar bulunuyor ve sektör, veri merkezi inşaatı için kredi sağlamada aktif rol oynuyor. Risklerin artması ve beklenen getirilerin gerçekleşmemesi nedeniyle özel kredi yatırımcılarının “toplu halde” nakit çıkışı yaptığını bildirildi. Büyük bir ekonomik durgunlukta, bu kredilerin çoğu batık hale gelerek domino etkisi yaratacaktır. (9)

Yani ABD ekonomisindeki artan kırılganlığın arkasında, büyük çapta son 10 yıldır özel finans kurumlarının hızlı büyümesi yatıyor. Finansal İstikrar Kurulu'na göre, perakende yatırımcılardan fon toplayan ve agresif borçlanma yoluyla pozisyonlarını güçlendiren bu kuruluşlar, şu anda dünya toplam finansal varlıklarının neredeyse yarısını oluşturuyor. Risk iştahları, ticaret belirsizlikleri ve politika dalgalanmalarına rağmen varlık fiyatlarının yükselmesine katkıda bulunuyor. Trump'ın zaten zayıf olan finansal düzenlemeleri kaldırması ise bu tehdidi daha da artırıyor. (10)

Yapay zekâ-özel kredi ilişkisi

Yapay zekâ balonunun patlaması, bu özel kredilerle ilgili çünkü birçok özel kredi yapay zekânın geliştirilmesiyle bağlantılı. Ancak diğer yapay riskleri daha da endişe verici.

Bunlardan biri ani çöküş riski. Yapay zekâ daha geniş çaplı borsa patlamasının büyük bir kısmını tetikledi. Yapay zekâya yapılan büyük yatırımların ne kadar bunun karşılığını vereceği veya ne tür bir sarsıntı yaşanacağı henüz belli değil. Yatırımcılar olumsuz bir tavır sergilerse, otomatik ticaret sistemleri de aynı yönde tepki verebilir ve durgunluğu daha da büyütebilir. Özel kredi sağlayıcılarında son dönemde yaşanan satış dalgası, sadece veri merkezi kredileriyle ilgili endişelerden değil, özel kredi kredilerinin yaklaşık yüzde 20'sinin yapay zekâdan risk altında olan yazılım şirketlerine verilmiş olmasından da kaynaklanıyor. (11)

Kısaca, bu üç finansal varlık piyasalarından herhangi biri gruptan ayrılır ve hızla değer kaybına uğrarsa, ya da üçü birden çökerse, bulaşma ve daha genel bir varlık fiyatı çöküşü kaçınılmaz hale gelecek, finansal bir çöküşü tetiklenecek ve bu çöküş diğer sektörlere de sıçrayacaktır. Bunun reel ekonomiye etkileri 2007-09'da yaşananlardan daha büyük olacaktır.

Keza eğer İran savaşı gibi jeopolitik gerilimler sürerse, doların mevcut hâkimiyeti, belirsizliğin artması nedeniyle, sermayenin güvenli limana (ABD) geri dönmesiyle sonuçlanabilir. Bu da azgelişmiş ekonomilerde ulusal paranın sert değer kayıplarına neden olur ki bunun nihai sonucu sistemik bankacılık krizidir.

Devam edecek…

 Dip notlar:

(1)     https://jackrasmus.com/2026/02/19/how-close-is-the-next-financial-crisis (19 Şubat 2026).

(2)     https://www.project-syndicate.org/commentary/developing-countries-could-be-hit-hardest-by-future-financial-crisis-by-jayati-ghosh-2025-11 (4 Kasım 2025).

(3)     https://www.project-syndicate.org/commentary/ai-bubble-market-signals-to-watch-by-dambisa-moyo-2025 (20 Ekim 2025).

(4)     https://prospect.org/2026/02/10/trump-financial-collapse-federal-reserve (10 Şubat 2026).

(5)     Mustafa Durmuş, Kapitalizmin Krizi- 2008 Krizinin Eleştirel Bir Çözümlemesi, Gazi Kitabevi, 2013, s. 129-155.

(6)     https://jackrasmus.com/2026/02/19/how-close-is-the-next-financial-crisis (19 Şubat 2026).

(7)     https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and-100def36d9ed (18 Ocak 2026).

(8)     https://jackrasmus.com/2026/02/19/how-close-is-the-next-financial-crisis (19 Şubat 2026).

(9)     https://prospect.org/2026/02/10/trump-financial-collapse-federal-reserve (10 Şubat 2026).

(10) https://www.project-syndicate.org/commentary/developing-countries-could-be-hit-hardest-by-future-financial-crisis-by-jayati-ghosh-2025-11 (4 Kasım 2025).

(11) https://prospect.org/2026/02/10/trump-financial-collapse-federal-reserve (10 Şubat 2026).

 

1 Mart 2026 Pazar

İran'a saldırı

 

‘Barış Kurulu’ ve İran saldırısı: böyle başa böyle tarak!

Mustafa Durmuş

1 Mart 2026


"Barış Kurulu" (BoP), sözde “dünya çapında barışı korumayı teşvik etmek amacıyla yakın tarihlerde kurulmuş olan uluslararası bir kuruluş”.

Donald Trump tarafından kuruldu ve Amerika Birleşik Devletleri hükümeti tarafından yönetiliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2803 sayılı kararında; “Gazze barış planının süreçlerini denetlemekle görevli bir organ” olarak tanımlanıyor.

Sözde “Bölgeye barışı getirecek” olan Kurul

Katılımcı ülkelerin, ilk üç yılın ardından üyeliğini yenilemek için kuruluşa 1 milyar ABD doları katkıda bulunmaları gerekiyor. 2026 yılı itibariyle, üyelik için davet edilen 62 ülkeden, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 25 ülke kurulun tüzüğünü imzaladı.

İsrail Devleti, Gazze’deki soykırımını sürdürüp, Filistinlileri yurtlarından söküp atmaya devam ederken, buna sessiz kalan Barış Kurulu’nun Başkanı Trump’ın askeri desteğiyle, İsrail ve ABD, İran’a saldırdı. İlk belirlemelere göre saldırılar sonucunda çok sayıda İranlı üst düzey devlet yetkilisinin yanı sıra 108 öğrenci öldürüldü.

Anlaşmaya varılmak üzereyken…

Oysa ABD ve İran müzakerecileri, arabulucuların yıllardır yapılan en ciddi ve yapıcı görüşmeler olarak nitelendirdiği görüşmeler için bu hafta başında Cenevre'de bir araya gelmişti.

ABD ile İran arasında son zamanlarda yapılan görüşmelerin arabulucusu Umman Dışişleri Bakanı Badr Albusaidi, bu görüşmelerle ilgili olarak, “benzeri görülmemiş bir şeffaflıktan” bahsederek, her iki tarafın da yerleşik pozisyonlarını tekrarlamak yerine, yaratıcı çözümler aradığını belirtmişti.

Görüşmelerde “nükleer sınırlamalar ve yaptırımların hafifletilmesi konusunda esneklik gösterilmiş” ve arabulucular, “birkaç gün içinde ilkeler üzerinde bir anlaşmaya varılabileceğini ve ayrıntılı doğrulama mekanizmalarının birkaç ay içinde devreye girebileceğini” belirtmişti.

Trump, İran'ı bombalamak ve hükümetini devirmek için kararını açıklamadan birkaç saat önce, Badr Albusaidi, ABD'nin en önde gelen televizyon haber programlarından birine (Face the Nation) bizzat katılarak, “barış anlaşmasının ulaşılabilir olduğunu görebiliyorum, diplomatik bir atılım mümkün. Bu süreci devam ettirmeyi talep ediyorum çünkü anlaşma yolunda oldukça önemli bir ilerleme kaydettik. Bu anlaşmanın özü çok önemli ve bence biz bu özü yakaladık” demişti.

Ancak ABD ve İsrail, diplomasiyi sonuçlandırmak yerine, İran genelinde koordineli saldırılar başlattı. Trump, “büyük çaplı savaş operasyonları” başlattığını duyurarak, bunları nükleer ve füze tehditlerini ortadan kaldırmak için gerekli olarak nitelendirdi ve İranlıları bu fırsatı değerlendirip liderlerini devirmeye çağırdı. İran ise bölgedeki ABD üslerini ve müttefik devletleri hedef alan füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla yanıt verdi.

Gerçek hedef rejim değişikliği mi, yoksa Bölgeyi ele geçirmek mi?

Anlaşmaya varmak üzereyken saldırıyı başlatmak, ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizminin gerçek niyetinin İran’ı nükleer silahlardan arındırmak olmadığını, rejim değişikliği aracılığıyla bölgeyi tam kontrol altına almak olduğu ortaya çıktı.

İran’daki Molla Rejiminin, özellikle de Kürtlere yaptıkları, İran halkının rejime karşı olduğu ve sıklıkla ayaklandığı her kes tarafından biliniyor. Bu nedenle de İran’daki bu korkunç rejimin değişmesi gerekiyor. Ancak bu rejim değişikliğinin ABD tarafından gerçekleştirilmesi İran’a demokrasinin geleceği anlamına da gelmiyor.

Kendisi demokrasiye inanmayan bir otokrattan ve ortağı soykırımcı Netenyahu’dan otokrasi ile yönetilen bir ülkede demokrasinin gelmesine yardımcı olmasını beklemek büyük bir yanılgı olur.  

Kurul’un gerçek amacı

Böylece, ‘Barış Kurulu’nun gerçekte ne amaçla kurulduğu da ortaya çıktı: Emperyalist-Siyonist saldırılar sonrasında Orta Doğu coğrafyasının yeniden paylaşımı ve buradaki mevcut yönetimlerin emperyalizmin çıkarları doğrultusunda değiştirilerek bölgenin kontrol altına alınması.

Yani emperyalistler “barış” diyerek mazlum halklara karşı savaşlarını ve sömürgeleştirme çabalarını sürdürecekler. Türkiye gibi Kurul’a üye bazı ülkeler de üyelik için 1 milyar dolar vererek, bu saldırılarda pay sahibi olacaklar ve tarihe geçecekler.

Bölgeye barışı da demokrasiyi de getirecek olan emperyalizm değil, bölge halklarının öz güçlerine dayalı anti-kapitalist, anti-emperyalist demokratik halk devrimi mücadelesi olacaktır.


 

25 Şubat 2026 Çarşamba

Finansal kriz (ıv-d)

 

Yapay zekâ madenindeki kanaryalar (d)

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (IV)

Mustafa Durmuş

26 Şubat 2026


Yapay zekâ yatırımlarının neredeyse tamamı büyük miktarda borçla finanse ediliyor. ABD'li teknoloji şirketleri, veri merkezi inşaatlarını fonlamak için; şeffaf olmayan özel amaçlı kuruluşları, özel kredi anlaşmalarını ve bilanço dışı yapıları kullanıyor.

“Borç borç üstüne”

Nakit zengini şirketler bile, hisse geri alımları için likiditelerini korumak amacıyla yüksek maliyetli borçlanmayı tercih ediyor. Wall Street Journal, bu kredilerin faiz oranlarının çoğunun standart kurumsal faiz seviyelerinin çok üzerinde olduğunu bildiriyor. Bu durum, 2008 konut krizinde görülen “kaldıraç üzerine kaldıraç” yapısına benziyor. Bu borçlar, yalnızca yapay zekâ gelirleri hızla artarsa ödenebilecek borçlardır. Aksi olursa, olumsuz sonuçlar teknoloji sektörünün ötesine geçerek bankalara, tahvil piyasalarına ve emeklilik fonlarına da yansıyacaktır. (1)

Finansal balonu patlatan faktörler

Finansal balonlar nadiren kendiliğinden patlar. Burada genellikle dış etkenler devreye girer. Nitekim 20. yüzyılın büyük bir bölümünde, şişirilen finansal balonları söndüren şey de dışsal faktörlerdi. Bu faktörler arasında; faiz oranlarını yükselterek veya para arzını sınırlayarak ekonomiyi yavaşlatmak için harekete geçen ABD Merkez Bankası (Fed) veya güveni aniden sarsan daha geniş çaplı bir ekonomik durgunluk öne çıkıyor.

Ancak günümüzün finans piyasaları çok daha büyük, daha karmaşık ve faiz oranları gibi tek bir faktör ile daha gevşek bir şekilde bağlantılı. Nitekim Fed’in faiz oranlarını son on yıldır, en yüksek seviyelerde belirlemesine rağmen, mevcut yapay zekâ yatırımları tam gaz devam ediyor. Bu da para politikasının tek başına bu balonu söndürmeye yetmeyeceğini ortaya koyuyor.

Yetersiz kârlılık ve çip arz-talep uyumsuzluğu

Bunun yerine, bu döngü daha çok içsel faktörler nedeniyle sona erecek gibi görünüyor. “Büyük yapay zekâ oyuncularından birinin, beklentilerin altında kalan kârları gibi bir hayal kırıklığı”, büyümenin garantili olduğu algısını sarsabilir. Bu da balonu patlatabilir.

Keza yapay zekanın temel ara malı olan “çip arzı ve talebi arasındaki uyumsuzluk da fiyatların düşmesine” neden olabilir. Ya da daha büyük yapay zekâ modellerinin eğitilmesindeki “ilerleme yavaşlamaya başlarsa veya yeni yapay zekâ modelleri sadece mütevazı iyileştirmeler sunarsa”, yatırımcıların beklentileri hızla değişebilir.

Yani bu balonun en olası sonu geleneksel bir dış şok değil, temel ekonominin artık heyecanı karşılayamadığının farkına varılması ve ilgili hisse senetlerinde keskin bir düşüş yaşanması olabilir.

“Madendeki kanaryalar”

Bir balonu pratikte söndüren en belirgin neden; çok fazla borca karşılık çok az gelirin olması halidir. Google, Microsoft ve Meta dahil olmak üzere yapay zekâ altyapısını kuran çoğu büyük teknoloji şirketi, yatırımlarını kârlarıyla (öz sermaye) finanse edebildikleri için çok fazla borçlanmaya gerek duymadılar. Ancak Oracle bu eğilimin önemli bir istisnasını oluşturuyor, bu yüzden de Oracle “kömür madenindeki kanarya” olarak nitelendiriliyor.

Oracle'ın borç-özkaynak oranı yüzde 500 civarında. Chat-GPT'nin sahibi OpenAI'nin değeri 500 milyar dolar olarak tahmin ediliyor ancak 2025’in ilk yarısında 4,3 milyar dolarlık gelire karşılık, 13,5 milyar dolarlık net zarar bildirdi. Şirket, 10 yılın sonuna kadar kâr elde etmeyi beklemiyor ve şu anda devletin kendini kurtarması için girişimlerini sürdürüyor. Kasım ayı başında yapılan bu açıklamalar, NASDAQ'ı bir günde yüzde 1'den fazla düşürdü ve bir hafta içinde Wall Street'in en değerli teknoloji şirketlerinin değerinden 1 trilyon dolar sildi.

Bain & Co., Google, Microsoft ve Amazon gibi bulut hizmeti sağlayıcılarının gerekli tüm altyapıyı karşılayabilmek içinse 2030 yılına kadar yıllık gelirlerini 2 trilyon dolar artırmaları gerekeceğini tahmin ediliyor. Bu rakam, mevcut küresel yazılım abonelik pazarının beş katından fazla. 2024 yılında Amazon, Alphabet, Apple, Meta, Microsoft ve Nvidia'nın toplam geliri 2 trilyon doların altındaydı. (2)

Oracle: Düşecek ilk kanarya

Oracle kısa bir süre önce veri merkezi inşaatı için 18 milyar dolar borç aldı ve böylece şirketin toplam borcu 100 milyar doların üzerine çıktı. Wall Street Journal, “Morgan Stanley’deki kredi analistlerine göre, şirketin alacaklılara olan borçlarının yanı sıra, kiralamalardan kaynaklanan borçlarını da içeren düzeltilmiş borcunun 2028 yılına kadar iki katından fazla artarak, yaklaşık 300 milyar dolara ulaşacağı tahmin ediliyor” diye bildiriyor. (3)

Diğer taraftan, Oracle'ın bu agresif genişlemeden çok para kazanacağı da kesin değil. Her ne kadar şirket, en son gelir raporunda, gelecekteki sözleşmeli gelirinin 455 milyar dolar olduğunu ve bunun önceki yıla göre dört katından fazla bir artış olduğunu açıklamış olsa da The Information, Oracle'ın son çeyrekte Nvidia GPU’larla çalışan veri merkezlerini kiralayarak 900 milyon dolarlık gelir ve 125 milyon dolar kâr ettiğini bildiriyor. Bu, yüzde 14'lük bir kâr marjına denk geliyor. Bu marj, normal bir işteki mütevazı bir kâr marjı ve son derece değişken bir sektörde ise düşük. Keza bu marj, şirketin daha köklü hizmetlerden elde ettiği yaklaşık yüzde 70'lik brüt kâr marjının çok altında kalıyor. (4)

Zincir uzayabilir

Dahası bu sadece bir başlangıç olabilir. “OpenAI”, önümüzdeki beş yıl içinde en az 1 trilyon dolarlık yatırım yapmayı planladığını duyurdu. Bu ölçekte bir harcamanın kaçınılmaz olarak büyük ölçekli borçlanmayı gerektireceği çok açık. (5)

Özetle, yapay zekâ pazarının ve buradan elde edilecek kârın beklenenden daha küçük olduğuna dair herhangi bir işaret dahi finansal piyasaları sert bir şekilde vurabilir. En derin etki kuşkusuz reel yatırımlar üzerinde olacak ve bu durum, enflasyonun yüksek seyrettiği bir dönemde, inşaat sektörünü yavaşlatarak, özel ekipman talebini azaltarak ve büyümeyi yavaşlatarak, büyük bir ekonomik durgunluğa neden olacaktır.

Yani tıpkı şişirilen önceki finansal balonların (kısa süreliğine kapitalizmin içine düştüğü durgunluktan çıkmaya yardımcı olurken), son tahlilde derin bir finansal krize neden olması gibi, yapay zekâ teknolojisi de böyle bir akıbetle sonuçlanabilir.

Döngüsellik

Yapay zeka ekosisteminin finansal yapısı alışılmadık derecede döngüseldir. Nvidia, OpenAI ve Anthropic gibi yapay zeka laboratuvarlarının talebine göre GPU satıyor. Bu laboratuvarlar, GPU'lara erişimleri temelinde para topluyor. Hiper ölçeklendiriciler, bulut platformları için talep yarattıkları için bu laboratuvarlara yatırım yapıyor. Risk sermayesi, ilk büyük harcama kalemi de bilgi işlem olan girişimlere para akıtıyor. Nvidia ise bu firmalara yatırım yaparak çiplerine yönelik gelecekteki talebi garanti altına almaya çalışıyor. Bu sağlıklı bir endüstri zinciri değil: değerleme, harcama ve heyecanın birbirini pekiştirdiği kapalı bir döngü. Sistem, para artan oranlarda akmaya devam ettiği sürece işlev görüyor. (6)

Buradaki önemli nokta (aşağıdaki görsellerden de görülebileceği üzere), mega finansman anlaşmalarının çoğunun döngüsel olması.

Örneğin, Nvidia, OpenAI'ye yatırım yapıyor ve OpenAI, Nvidia'nın özel çiplerinden milyonlarca adet satın almayı planlıyor. OpenAI, Nvidia'nın GPU'larını satın alan Oracle'dan bilgi işlem gücü satın alıyor. Nvidia, CoreWeave'in yaklaşık yüzde 5'ine sahip ve CoreWeave'e yonga satıyor. CoreWeave'in en büyük müşterisi, OpenAI'ye yatırım yapan, OpenAI ile gelirini paylaşan, Nvidia’dan yonga satın alan ve AMD ile ortaklığı olan Microsoft. Nvidia'nın rakibi AMD, OpenAI'yi müşteri olarak kazanmak için o kadar hevesli ki, OpenAI'ye AMD'nin yüzde 10’unu hisse başına bir sent karşılığında satın alması için varantlar çıkardı. OpenAI, CoreWeave'in müşterisi ve aynı zamanda hissedarı. Nvidia, xAI’ye yatırım yaptı ve ona işlemci tedariki yapacak. Döngüsel ilişki böyle devam ediyor: şirketler arasındaki anlaşmalar, genel gelir paylaşımı ve çapraz sahipliği içeriyor. (7)


Döngüsel ilişki: balonu şişiren mekanizma

Finansal balonların ortak bir özelliği, şirketler arasında döngüsel işlemlerin yapılmasıdır. Bu tür anlaşmalar, 1980'lerde Japonya'daki hisse senedi balonunun oluşmasında önemli bir rol oynadı.

Önceki spekülatif döngülerde olduğu gibi, yapay zeka döngüsü de “yaratıcı” finansman mekanizmalarının ortaya çıkmasıyla karakterize ediliyor. 400 yıl önce, Hollanda'daki “Lale Çılgınlığı”, lale çiçeği soğanları üzerine vadeli işlem sözleşmelerinin ortaya çıkmasına neden oldu. 2008 “küresel finans krizi”, sentetik teminatlı borç yükümlülükleri ve kredi temerrüt swapları gibi egzotik türev ürünler tarafından körüklendi. Bugün, benzer bir dinamik, çip üreticileri (Nvidia, AMD), bulut sağlayıcıları (Microsoft, CoreWeave, Oracle) ve OpenAI gibi LLM geliştiricilerini birbirine bağlayan döngüsel finansman döngüsünde yaşanıyor. (8)

Hiçbir şey şeffaf değil!

Bu anlaşmalar için gereken paranın nereden geldiği ise net değil. Bu opak döngüsel işlemlerin, ilgili halka açık ve halka açık olmayan yapay zekâ şirketlerinin değerlemeleri için ne anlama geldiği de belli değil. Keza tüm bunların, yonga üreticileri (Nvidia ve AMD) arasındaki donanım rekabeti ve AI hizmetleri AI girişimleri (OpenAI, Anthropic, xAI ve Microsoft) arasındaki rekabet için ne anlama geldiği de belli değil. (9)

Bu nedenle, milyarlarca dolar tutarındaki bu astronomik döngüsel finansman anlaşmaları finansal istikrar açısından büyük endişe kaynağı oluşturuyor. Bu anlaşmalar, 2000’deki ‘dotcom çöküşü’nde ve 2008 ‘mortgage çöküşü’ öncesinde; satıcılar ve müşterilerin gerçek bir değer yaratmadan birbirlerinin ‘dotcom’ hisse senedi değerlemelerini güçlendirdiği ve ‘mortgage’ üzerinden çıkartılan türev araçların fiyatlarının şişirildiği döngüsel ve kurgusal finansman düzenlemelerini anımsatıyor.

Muhasebe hileleri

Ayrıca, dev teknoloji şirketleri finansal hilelere de başvuruyorlar. Böylece yapay zekâ altyapısının gerçek maliyetini gizliyorlar:

Şöyle ki, yapay zekâ harcamalarını şirket bilançolarından çıkartıyorlar. Veri merkezlerinin masraflarını kendileri ödemek yerine, özel sermaye şirketleriyle iş birliği yaparak özel amaçlı araçlar (SPV) olarak bilinen ortak girişimler kuruyorlar. Bu kuruluşlar tesisleri inşa edip, çipleri satın alırken, harcamalar teknoloji şirketlerinin defterlerinde yer almıyor. Bu yaz, Meta’nın bu tür SPV'ler aracılığıyla yapılandırılan yeni yapay zekâ veri merkezleri için özel kredi şirketlerinden yaklaşık 29 milyar dolarlık fon sağlamaya çalıştığı bildirildi. Keza Meta tek başına değil. Hızla büyüyen yapay zekâ bulut şirketi CoreWeave de SPV'ler aracılığıyla genişlemesini finanse etmek için özel kredilere yöneldi. Bu kuruluşlar, riski Silikon Vadisi şirketlerinin bilançolarından, emeklilik fonları ve sigorta şirketleri dahil olmak üzere özel sermaye sınırlı ortaklarının bilançolarına aktarıyor. Yapay zekâ balonu patlarsa, bunun faturasını sadece teknoloji hissedarları değil, emekliler ve sigorta poliçe sahipleri de ödeyecekler. (10)

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)     https://peoplesdemocracy.in/2025/1123_pd/ai-bubble-repeat-dotcom-mania (23 Kasım 2025).

(2)     https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and-100def36d9ed (18 Ocak 2026).

(3)     https://www.datacenterdynamics.com/en/news/oracle-takes-on-18bn-in-debt-ahead-of-ai-data-center-build-out (26 Eylül 2025).

(4)     https://www.understandingai.org/p/six-reasons-to-think-theres-an-ai (25 Kasım 2025).

(5)     https://theconversation.com/is-the-ai-bubble-about-to-burst-what-to-watch-for-as-the-markets-wobble (18 Kasım 2025).

(6)     https://peoplesdemocracy.in/2025/1123_pd/ai-bubble-repeat-dotcom-mania (23 Kasım 20259

(7)     https://www.wsj.com/tech/ai/is-the-flurry-of-circular-ai-deals-a-win-winor-sign-of-a-bubble-8a2d70c5, 22 Ekim 2025’ten aktaran Servaas Storm, The U.S. Is Betting the Economy on ‘Scaling’ AI:Where Is the Intelligence When One Needs It? Working Paper No. 244 (1 Aralık 2025), s. 14-15.

(8)     https://www.project-syndicate.org/onpoint/will-ai-bubble-burst-trigger-financial-crisis-by-william-h-janeway-2025-11 (7 Kasım 2025): Mustafa Durmuş, Kapitalizmin Krizi- 2008 Krizinin Eleştirel Bir Çözümlemesi, Birinci Baskı, Tan Kitabevi Yayınları, 2009, s. 180-182.

(9)     Servaas Storm, agm., s. 14.

(10)  https://www.understandingai.org/p/six-reasons-to-think-theres-an-ai (25 Kasım 2025).

 

 

23 Şubat 2026 Pazartesi

Finansal kriz (IV-c)

 

Yapay zekâ yatırımlarının borca dayalı finansmanı (c)

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (IV)

Mustafa Durmuş

23 Şubat 2026


Yapay zekaya yatırım yapan teknoloji şirketlerinin yıllık trilyon doları aşan yatırım harcamalarını, ücretli abonelerin gelirleriyle veya devlet destekleriyle finanse edebilmeleri imkânsız.

Bu yüzden de yapay zekâ şirketleri bu tür harcamaları finanse edebilmek için bankalardan, büyük fonlardan ve tahvil piyasalarından; hiper ölçekli borçlanmadan özel amaçlı kredilere, hatta menkul kıymetleştirmeye kadar çok sayıda riskli finansman biçimlerine başvuruyorlar. Bu da aslında bir sonraki finansal krizin temellerini atıyor.

Büyük yatırım harcaması büyük kaldıraç gerektiriyor!

Öncelikle, yatırım harcaması ihtiyacının büyüklüğü, teknoloji şirketlerinin finansman kaynağını işletme nakit akışlarından (öz sermaye), borçlara (yabancı kaynak) doğru kaydırmasını gerektiriyor.

Bu bağlamda, bugün itibarıyla, yapay zekâ patlamasının makroekonomik ve finansal istikrarla ilgili riskleri ılımlı görünse de bu patlamanın sürdürülebilirliği yapay zekâ şirketlerinin yüksek kazanç beklentilerini karşılamasına bağlı görünüyor.

Uluslararası finans kuruluşlarının raporları da yapay zekâ yatırımlarının ölçeğinin büyüklüğünün yabancı kaynak kullanımını gerekli kıldığına vurgu yapıyor.

Veri merkezinin inşası için gereken para: 5-7 trilyon dolar!

Örneğin, JP Morgan Chase & Co. 2026-2030 yılları arasında, 122 GW veri merkezi kapasitesinin inşa edileceğini ileri sürüyor. İlave 122 GW’lik bir veri merkezi kapasitesinin maliyetininse 5-7 trilyon dolar arasında olacağını tahmin ediyor. Böylece sadece 2026 yılı için öngörülen veri merkezi finansman ihtiyacı yaklaşık 700 milyar dolar olacak ve bu miktar muhtemelen tamamen hiper ölçekli nakit akışları ve yüksek dereceli tahvil piyasaları tarafından finanse edilebilecektir. Dahası, 2030 yılında finansman ihtiyacı 1,4 trilyon doları aşacak ve bu da mevcut piyasa kapasitesini aşarak alternatif finansman kaynakları aranmasını gerektirecektir. (1)

Büyük ölçekli borçlanma

BIS’e göre de ‘Bilgi Teknolojisi’ (BT) sektörünün önde gelen şirketleri, tarihsel olarak yatırımlarının çoğunu işletme nakit akışlarından (iç kaynaklarla) finanse ettiler. Ancak, mevcut ve öngörülen yapay zekâ ile ilgili yatırım ihtiyaçlarının ölçeği o kadar büyük ki şirketler dış finansman kaynakları arayışı içine girdiler. Bu yüzden de bu tür yatırımları borçlanma yoluyla finanse etme eğilimi giderek artıyor. Bu değişim kuşkusuz, finansal istikrar konusunda da önemli sorular ortaya atıyor. (2)

“Çürümeye hazır dijital marula yapılan yatırım!”

İktisatçı D. McWilliams, Fortune dergisine verdiği bir demeçte, “hemen çürüyebilecek bir ürüne yatırım yapıyorsunuz” diyerek, yapay zekâ donanımını “şu an çürüyecek olan dijital bir marul” olarak nitelendiriyor.

Ona göre, veri sunucuları, ağ ekipmanları ve depolama cihazlarının kullanım ömrü yaklaşık 3-5 yıl, buna karşılık gelen yıllık amortisman oranı yüzde 20-30. Bu yongalar genel amaçlı hesaplama motorları değil: Nvidia, Google ve Amazon gibi birkaç büyük tedarikçinin özel mimarilerine ve yazılım yığınlarına uyarlanmış, üretken yapay zekâ modellerini eğitmek ve çalıştırmak için özel olarak tasarlandılar. Bunlar, aşırı güç yoğunluğu, gelişmiş soğutma ve özel ağ iletişimi için tasarlanmış, özel amaçlı yapay zekâ veri merkezlerinin bir parçası. Birlikte, ölçeklendirme için optimize edilmiş ancak yeniden kullanımının zor olduğu kapalı bir sistem oluşturuyorlar. (3)

Kredilerde patlama

Aşağıdaki tablo 2015 yılından bu yana, “yapay zekâ veri merkezi inşaatı” için yapılan yıllık borçlanma tutarlarını gösteriyor.

Büyük teknoloji firmaları tarafından yapay zekâ yatırımları için 2025 Eylül-Ekim döneminde yapılan borçlanma tutarı 75 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2015-2024 döneminde yıllık ortalama 32 milyar dolar olan borçlanma tutarının oldukça üzerinde. Yapay zekâ şirketleri tarafından ihraç edilen tahviller (yatırım notu tahvilleri-IG), Ekim 2025’te Amerikan tahvil piyasasının yüzde 14'ünü oluşturuyordu. Barclays Bank analistleri, yapay zekâ ile ilgili kümülatif yatırımların 2029 yılına kadar ABD ulusal hasılasının yüzde 10’undan fazlasına ulaşabileceğini tahmin ediyor. (Bu rakam, 2025'in ilk altı ayında yaklaşık yüzde 6 idi).(4)

“Fırtınadan önceki sessizlik”

Kısaca, yeni bir finansal balonun şişmekte olduğunu gösteren bir gizli kaldıraç söz konusu. Çünkü yatırımcılar ve spekülatörler sadece aşırı değerli hisse senetlerine yatırım yapmaya devam etmekle kalmıyor, giderek artan sayıda yatırımcı bunu borçlanarak yapıyor.

Bu artan “kaldıraç etkisi” (2008 küresel finans krizinin tipik bir karakteristiğidir), finans sektörünün ve genel olarak ekonominin, tahmin edilenden daha fazla riskle yüz yüze olduğunu gösteriyor.


Nitekim kaldıraçla beslenen balonlar, son 150 yıldır defalarca finansal krizleri tetikledi. Modern kapitalizmin tarihi, bu tür “üretken balonların” birbirini izlemesiyle tanımlandı. Demiryollarından elektrifikasyona ve internete kadar, finansal spekülasyon dalgaları, getirisi önceden bilinemeyen, potansiyel olarak dönüştürücü teknolojileri finanse etmek için defalarca büyük miktarda sermayeyi harekete geçirdi.

Özel amaçlı krediler (SPV)

Yapay zekâ yatırımlarının finansmanında hızlı büyüyen bir dış finansman kaynağı özel amaçlı krediler.

“Özel amaçlı krediler”, çoğunlukla küçük veya orta ölçekli finansal olmayan şirketlere özel yatırım araçları (fonlar) tarafından verilen banka dışı kredileri ifade ediyor. Bu kredilerle ilgili olarak yapılan anlaşmalar, kredi verenler ve kredi alanlar arasında doğrudan müzakere ediliyor ve krediyi verenler, krediyi vadeye kadar bilançolarında tutuyor. Özel kredi, özel olarak tasarlanmış sözleşme yapıları, daha fazla kesinlik, daha hızlı uygulama ve daha esnek yeniden müzakere ile karakterize ediliyor.  İnşaat ve operasyonel riskleri karşılayan özel finansman düzenlemeleri sunma yeteneği, özel krediyi büyük, varlık ağırlıklı yapay zekâ projelerini finanse etmek için uygun hale getiriyor. (5)

Büyük teknoloji şirketleri de (büyük nakit akışlarına sahip olsalar da) ihtiyaç duyulan trilyonlarca dolarlık miktar onlar için bile çok yüksek olduğundan, bu tür kredilere ihtiyaç duyuyor. Keza risk sermayesi de yapay zekâ altyapısını finanse etmekle pek ilgilenmiyor. Ayrıca. yapay zekanın geliştirilmesinden doğabilecek süper güçte getiriler potansiyel olarak mevcut olsa da veri merkezleri ve enerji santralleri tek başına bunu başarabilecek güçte değil.

Diğer yandan, yatırımcılar büyük teknoloji şirketlerinin yönlendirdiği sanayi politikasının yıllarca süreceğine inandıklarından, bu tür yatırım fırsatlarını kaçırmak istemiyorlar. Ancak göreli olarak daha küçük yapay zekâ şirketleri piyasaların güvenini kazanarak yüz milyarlarca dolarlık sermaye borçlanma imkanına da sahip değiller.

Tarih tekerrür mü ediyor?

İşte burada devreye “özel amaçlı krediler” (SPV) giriyor: Bir şirket veri merkezi kurmak için ortaya çıkıyor ve büyük teknoloji firması olan bir “ana kiracı” buluyor. (Veri merkezleri alanlarını kiracılara kiralayan altyapıdır). Ancak hali hazırda, veri merkezlerini spekülatif olarak inşa edip kiralayan borç batağına saplanmış örnekler de mevcut.

Kısaca, 1920'lerin düzeyindeki “özel ve düzenlemesiz” kredilerin üzerine, 1990'ların “internet” (veya 1870'lerin “demiryolu”) düzeyindeki teknoloji ve altyapı gelişiminin üzerine, 2000’lerin “konut balonu” düzeyinde bir finans mühendisliği eklenmiş durumda.

Ancak bunların hepsini yöneten tek bir balon var. Özel sermaye fonları, gayrimenkul yatırım ortaklıkları ve diğer araçlar da bu balonun bir parçası. Moody's'in geçen ay yayınladığı bir rapora göre, bankaların bu tür özel kredilere ayırdığı tahsisat en az 300 milyar dolar. (6)

Kuşkusuz bir de giderek artan menkul kıymetleştirme var. Veri merkezleri, inşaat kredilerinden varlık destekli menkul kıymetlere dönüşüyor ve yatırımcılar risk toleranslarına göre bir dilim seçebiliyorlar. Bir rapora göre, bu piyasadaki geçerli menkul kıymetleştirme işlemlerinin yüzde 61'i veri merkezlerinden geliyor. (7)

Bu noktada 2008 finansal krizinde menkul kıymetleştirmenin önemine vurgu yaparak tarih tekerrür mü ediyor diye sormakta yarar var.

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)  Servaas Storm, The U.S. Is Betting the Economy on ‘Scaling’ AI:Where Is the Intelligence When One Needs It?, Working Paper No. 244 (1 Aralık 2025), s. 13-14.

(2)  Iñaki Aldasoro, Sebastian Doerr and Daniel Rees,” Financing the AI boom: from cash flows to debt”, https://www.bis.org/publ/bisbull120.pdf (7 Ocak 2026).

(3)  https://fortune.com/2025/11/20/david-mcwilliams-interview-history-of-money-ai-bubble-crash-economy (20 Kasım 2025).

(4)  Smith, I., E. Herbert and R. Rees, “Fund Managers Warn AI Investment Boom Has Gone Too Far,” https://www.ft.com/content/e2d93034-ef3b-4259-9ab1-c45396ca59b3 (18 Kasım 2025).

(5)  Iñaki Aldasoro, Sebastian Doerr and Daniel Rees,” Financing the AI boom: from cash flows to debt”, https://www.bis.org/publ/bisbull120.pdf (7 Ocak 2026).

(6)  https://prospect.org/2025/11/19/ai-bubble-bigger-than-you-think (19 Kasım 2025).

(7)  Agm.