23 Şubat 2026 Pazartesi

Finansal kriz (IV-c)

 

Yapay zekâ yatırımlarının borca dayalı finansmanı (c)

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (IV)

Mustafa Durmuş

23 Şubat 2026


Yapay zekaya yatırım yapan teknoloji şirketlerinin yıllık trilyon doları aşan yatırım harcamalarını, ücretli abonelerin gelirleriyle veya devlet destekleriyle finanse edebilmeleri imkânsız.

Bu yüzden de yapay zekâ şirketleri bu tür harcamaları finanse edebilmek için bankalardan, büyük fonlardan ve tahvil piyasalarından; hiper ölçekli borçlanmadan özel amaçlı kredilere, hatta menkul kıymetleştirmeye kadar çok sayıda riskli finansman biçimlerine başvuruyorlar. Bu da aslında bir sonraki finansal krizin temellerini atıyor.

Büyük yatırım harcaması büyük kaldıraç gerektiriyor!

Öncelikle, yatırım harcaması ihtiyacının büyüklüğü, teknoloji şirketlerinin finansman kaynağını işletme nakit akışlarından (öz sermaye), borçlara (yabancı kaynak) doğru kaydırmasını gerektiriyor.

Bu bağlamda, bugün itibarıyla, yapay zekâ patlamasının makroekonomik ve finansal istikrarla ilgili riskleri ılımlı görünse de bu patlamanın sürdürülebilirliği yapay zekâ şirketlerinin yüksek kazanç beklentilerini karşılamasına bağlı görünüyor.

Uluslararası finans kuruluşlarının raporları da yapay zekâ yatırımlarının ölçeğinin büyüklüğünün yabancı kaynak kullanımını gerekli kıldığına vurgu yapıyor.

Veri merkezinin inşası için gereken para: 5-7 trilyon dolar!

Örneğin, JP Morgan Chase & Co. 2026-2030 yılları arasında, 122 GW veri merkezi kapasitesinin inşa edileceğini ileri sürüyor. İlave 122 GW’lik bir veri merkezi kapasitesinin maliyetininse 5-7 trilyon dolar arasında olacağını tahmin ediyor. Böylece sadece 2026 yılı için öngörülen veri merkezi finansman ihtiyacı yaklaşık 700 milyar dolar olacak ve bu miktar muhtemelen tamamen hiper ölçekli nakit akışları ve yüksek dereceli tahvil piyasaları tarafından finanse edilebilecektir. Dahası, 2030 yılında finansman ihtiyacı 1,4 trilyon doları aşacak ve bu da mevcut piyasa kapasitesini aşarak alternatif finansman kaynakları aranmasını gerektirecektir. (1)

Büyük ölçekli borçlanma

BIS’e göre de ‘Bilgi Teknolojisi’ (BT) sektörünün önde gelen şirketleri, tarihsel olarak yatırımlarının çoğunu işletme nakit akışlarından (iç kaynaklarla) finanse ettiler. Ancak, mevcut ve öngörülen yapay zekâ ile ilgili yatırım ihtiyaçlarının ölçeği o kadar büyük ki şirketler dış finansman kaynakları arayışı içine girdiler. Bu yüzden de bu tür yatırımları borçlanma yoluyla finanse etme eğilimi giderek artıyor. Bu değişim kuşkusuz, finansal istikrar konusunda da önemli sorular ortaya atıyor. (2)

“Çürümeye hazır dijital marula yapılan yatırım!”

İktisatçı D. McWilliams, Fortune dergisine verdiği bir demeçte, “hemen çürüyebilecek bir ürüne yatırım yapıyorsunuz” diyerek, yapay zekâ donanımını “şu an çürüyecek olan dijital bir marul” olarak nitelendiriyor.

Ona göre, veri sunucuları, ağ ekipmanları ve depolama cihazlarının kullanım ömrü yaklaşık 3-5 yıl, buna karşılık gelen yıllık amortisman oranı yüzde 20-30. Bu yongalar genel amaçlı hesaplama motorları değil: Nvidia, Google ve Amazon gibi birkaç büyük tedarikçinin özel mimarilerine ve yazılım yığınlarına uyarlanmış, üretken yapay zekâ modellerini eğitmek ve çalıştırmak için özel olarak tasarlandılar. Bunlar, aşırı güç yoğunluğu, gelişmiş soğutma ve özel ağ iletişimi için tasarlanmış, özel amaçlı yapay zekâ veri merkezlerinin bir parçası. Birlikte, ölçeklendirme için optimize edilmiş ancak yeniden kullanımının zor olduğu kapalı bir sistem oluşturuyorlar. (3)

Kredilerde patlama

Aşağıdaki tablo 2015 yılından bu yana, “yapay zekâ veri merkezi inşaatı” için yapılan yıllık borçlanma tutarlarını gösteriyor.

Büyük teknoloji firmaları tarafından yapay zekâ yatırımları için 2025 Eylül-Ekim döneminde yapılan borçlanma tutarı 75 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2015-2024 döneminde yıllık ortalama 32 milyar dolar olan borçlanma tutarının oldukça üzerinde. Yapay zekâ şirketleri tarafından ihraç edilen tahviller (yatırım notu tahvilleri-IG), Ekim 2025’te Amerikan tahvil piyasasının yüzde 14'ünü oluşturuyordu. Barclays Bank analistleri, yapay zekâ ile ilgili kümülatif yatırımların 2029 yılına kadar ABD ulusal hasılasının yüzde 10’undan fazlasına ulaşabileceğini tahmin ediyor. (Bu rakam, 2025'in ilk altı ayında yaklaşık yüzde 6 idi).(4)

“Fırtınadan önceki sessizlik”

Kısaca, yeni bir finansal balonun şişmekte olduğunu gösteren bir gizli kaldıraç söz konusu. Çünkü yatırımcılar ve spekülatörler sadece aşırı değerli hisse senetlerine yatırım yapmaya devam etmekle kalmıyor, giderek artan sayıda yatırımcı bunu borçlanarak yapıyor.

Bu artan “kaldıraç etkisi” (2008 küresel finans krizinin tipik bir karakteristiğidir), finans sektörünün ve genel olarak ekonominin, tahmin edilenden daha fazla riskle yüz yüze olduğunu gösteriyor.


Nitekim kaldıraçla beslenen balonlar, son 150 yıldır defalarca finansal krizleri tetikledi. Modern kapitalizmin tarihi, bu tür “üretken balonların” birbirini izlemesiyle tanımlandı. Demiryollarından elektrifikasyona ve internete kadar, finansal spekülasyon dalgaları, getirisi önceden bilinemeyen, potansiyel olarak dönüştürücü teknolojileri finanse etmek için defalarca büyük miktarda sermayeyi harekete geçirdi.

Özel amaçlı krediler (SPV)

Yapay zekâ yatırımlarının finansmanında hızlı büyüyen bir dış finansman kaynağı özel amaçlı krediler.

“Özel amaçlı krediler”, çoğunlukla küçük veya orta ölçekli finansal olmayan şirketlere özel yatırım araçları (fonlar) tarafından verilen banka dışı kredileri ifade ediyor. Bu kredilerle ilgili olarak yapılan anlaşmalar, kredi verenler ve kredi alanlar arasında doğrudan müzakere ediliyor ve krediyi verenler, krediyi vadeye kadar bilançolarında tutuyor. Özel kredi, özel olarak tasarlanmış sözleşme yapıları, daha fazla kesinlik, daha hızlı uygulama ve daha esnek yeniden müzakere ile karakterize ediliyor.  İnşaat ve operasyonel riskleri karşılayan özel finansman düzenlemeleri sunma yeteneği, özel krediyi büyük, varlık ağırlıklı yapay zekâ projelerini finanse etmek için uygun hale getiriyor. (5)

Büyük teknoloji şirketleri de (büyük nakit akışlarına sahip olsalar da) ihtiyaç duyulan trilyonlarca dolarlık miktar onlar için bile çok yüksek olduğundan, bu tür kredilere ihtiyaç duyuyor. Keza risk sermayesi de yapay zekâ altyapısını finanse etmekle pek ilgilenmiyor. Ayrıca. yapay zekanın geliştirilmesinden doğabilecek süper güçte getiriler potansiyel olarak mevcut olsa da veri merkezleri ve enerji santralleri tek başına bunu başarabilecek güçte değil.

Diğer yandan, yatırımcılar büyük teknoloji şirketlerinin yönlendirdiği sanayi politikasının yıllarca süreceğine inandıklarından, bu tür yatırım fırsatlarını kaçırmak istemiyorlar. Ancak göreli olarak daha küçük yapay zekâ şirketleri piyasaların güvenini kazanarak yüz milyarlarca dolarlık sermaye borçlanma imkanına da sahip değiller.

Tarih tekerrür mü ediyor?

İşte burada devreye “özel amaçlı krediler” (SPV) giriyor: Bir şirket veri merkezi kurmak için ortaya çıkıyor ve büyük teknoloji firması olan bir “ana kiracı” buluyor. (Veri merkezleri alanlarını kiracılara kiralayan altyapıdır). Ancak hali hazırda, veri merkezlerini spekülatif olarak inşa edip kiralayan borç batağına saplanmış örnekler de mevcut.

Kısaca, 1920'lerin düzeyindeki “özel ve düzenlemesiz” kredilerin üzerine, 1990'ların “internet” (veya 1870'lerin “demiryolu”) düzeyindeki teknoloji ve altyapı gelişiminin üzerine, 2000’lerin “konut balonu” düzeyinde bir finans mühendisliği eklenmiş durumda.

Ancak bunların hepsini yöneten tek bir balon var. Özel sermaye fonları, gayrimenkul yatırım ortaklıkları ve diğer araçlar da bu balonun bir parçası. Moody's'in geçen ay yayınladığı bir rapora göre, bankaların bu tür özel kredilere ayırdığı tahsisat en az 300 milyar dolar. (6)

Kuşkusuz bir de giderek artan menkul kıymetleştirme var. Veri merkezleri, inşaat kredilerinden varlık destekli menkul kıymetlere dönüşüyor ve yatırımcılar risk toleranslarına göre bir dilim seçebiliyorlar. Bir rapora göre, bu piyasadaki geçerli menkul kıymetleştirme işlemlerinin yüzde 61'i veri merkezlerinden geliyor. (7)

Bu noktada 2008 finansal krizinde menkul kıymetleştirmenin önemine vurgu yaparak tarih tekerrür mü ediyor diye sormakta yarar var.

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)  Servaas Storm, The U.S. Is Betting the Economy on ‘Scaling’ AI:Where Is the Intelligence When One Needs It?, Working Paper No. 244 (1 Aralık 2025), s. 13-14.

(2)  Iñaki Aldasoro, Sebastian Doerr and Daniel Rees,” Financing the AI boom: from cash flows to debt”, https://www.bis.org/publ/bisbull120.pdf (7 Ocak 2026).

(3)  https://fortune.com/2025/11/20/david-mcwilliams-interview-history-of-money-ai-bubble-crash-economy (20 Kasım 2025).

(4)  Smith, I., E. Herbert and R. Rees, “Fund Managers Warn AI Investment Boom Has Gone Too Far,” https://www.ft.com/content/e2d93034-ef3b-4259-9ab1-c45396ca59b3 (18 Kasım 2025).

(5)  Iñaki Aldasoro, Sebastian Doerr and Daniel Rees,” Financing the AI boom: from cash flows to debt”, https://www.bis.org/publ/bisbull120.pdf (7 Ocak 2026).

(6)  https://prospect.org/2025/11/19/ai-bubble-bigger-than-you-think (19 Kasım 2025).

(7)  Agm.

20 Şubat 2026 Cuma

Finansal kriz (IV-b): Yapay zeka

 

Yapay zekâya dönük dev teknolojisi yatırımları (b)

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (IV)

Mustafa Durmuş

21 Şubat 2026


ABD’nde, yapay zekayı eğitmek ve kullanmak için gerekli olan bilgisayarları, veri merkezlerini ve diğer fiziksel altyapıları inşa edebilmek için tarihsel olarak eşi görülmemiş bir yatırım harcaması patlaması yaşanıyor.

Öyle ki daha akıllı yapay zekâ sistemleri inşa etmek için yarışan hiper ölçekli şirketler tarafından halihazırda yüz milyarlarca dolar harcandı ve büyük teknoloji şirketlerinin yatırımları bu yıl da tüm önceki rekorları kırmaya hazırlanıyor.

Meta, Alphabet, Amazon ve Microsoft gibi hiper ölçekli şirketlerin fiziksel sermaye harcamaları, geçen yılki 370 milyar dolardan bu yıl 600 milyar doları rahatlıkla aşacak boyuta ulaştı. Sadece Alphabet’in, 2026 yılında harcamalarının 175-185 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Meta'nın harcamaları 115 milyar doları, Amazon'un harcamaları ise 200 milyar doları aşacak gibi görünüyor.

Veri merkezi, bilgisayar ve yazılım yatırım harcaması 1 trilyon doları aştı!

Böyle bir yatırım harcaması patlaması ortamında, veri merkezi inşaatına yapılan harcamalar yeni bir rekor seviyeye ulaştı ve şu anda yıllık 42 milyar doları aşarak, 2022'nin sonlarında ChatGPT'nin piyasaya sürülmesinden bu yana yüzde 300'ün üzerinde bir artış gösterdi.

Ancak bu rakam, tesislerde bulunan pahalı GPU'lar, TPU'lar ve diğer elektronik cihazların çok daha yüksek maliyetlerini kapsamıyor.

Bu bilgisayarlar ve ilgili çevre birimlerine yapılan gerçek sabit yatırımlar, yıllık bazda 270 milyar doların üzerine çıkarak rekor seviyeye ulaştı. Bu rakam, geçen yıla göre yaklaşık yüzde 50, ChatGPT'nin piyasaya sürülmesinden bu yana ise yüzde 77 artış gösterdi. Özetle, yapay zekâ bağlantılı veri merkezi, bilgisayar ve yazılım yatırımlarına yapılan harcamaların toplamı şu anda yıllık 1 trilyon doları aşıyor ve rekor biçimde ABD ulusal hasılasının yaklaşık yüzde 3,5'ine denk düşüyor. (1)


                          (Kaynak: https://www.bis.org/publ/bisbull120.pdf, 7 Ocak 2026)

Büyük bir kumar oynanıyor

Diğer yandan, ABD’de yapay zekanın başarısı üzerine küresel ve tarihsel olarak eşi benzeri görülmemiş bir kumar oynanıyor. Öyle ki ekonominin bir parçası olarak, bu yapay zekâ patlaması, şimdiden Amerikan ekonomisinin tarihindeki en büyük ama birazdan açıklayacağımız nedenlerden ötürü en riskli yatırımlardan biri haline geldi.

Kuşkusuz, getirisi belli olmamasına rağmen yapılmakta olan bu düzeydeki bir yatırım harcaması rasyonel değil. Ama bu durum ABD’ye hiç yabancı değil. Amerika büyük altyapı projeleri inşa ettiğinde, genellikle aşırı inşaat yapılır: 19.  yüzyıl demiryolları ve 20. yüzyıl internet yatırımlarının hep aşırı inşaat ve balonla sonuçlandığı unutulmamalı.

Gerçekte karşılığı çok az olan bir heyecan ve coşku var

Teknoloji alanında balon şişirilmesi yeni bir durum değil. “Dotcom balonu” sırasında büyük yükselişler ve düşüşler yaşandı ve bazı teknoloji platformlarının popülaritesi (örneğin Covid-19 sırasında) hızla arttı. Bu teknolojik değişimlerin her biri gerçekti ancak potansiyelleriyle ilgili coşku, şirketlerin popülerliği kalıcı kâra dönüştürme yeteneklerinin çok ötesine geçtiğinde, bu performans balona dönüştü.

Yapay zekâ coşkusundaki artış da benzer bir his uyandırıyor. Günümüzün sistemleri gerçekten etkileyici ve bunların önemli bir ekonomik değer yaratacağını hayal etmek kolay. Asıl zorluk, şirketlerin bu değerin ne kadarını gerçekten realize edebilecekleri. (2)

Çünkü yapay zekâ tüm sektörleri yeniden şekillendirebilir ancak bu göz kamaştırıcı potansiyel hızlı bir şekilde istikrarlı ve kârlı bir talebe dönüşmezse, sözü edilen coşku ve heyecan şaşırtıcı bir hızla kaybolabilir ve bu balon hızla sönümlenebilir.

Yatırımların getirisi çok düşük, kârlılık neredeyse yok!

Peki bu neden böyle?

Büyük teknoloji şirketleri, giderek daha güçlü yapay zekâ sistemleri ve bunları çalıştırmak için giderek daha büyük veri merkezleri inşa etmek için muazzam miktarda para harcamaya devam etseler de milyarlarca dolar kaybediyorlar ve sürdürülebilir bir kârlılığa ulaşma ihtimalleri yok.

Çünkü teknoloji şirketlerinin ve finansman sağlayan risk sermayesi ortaklarının bu parayı ne kadar süreyle akıtmaya devam edecekleri henüz belli değil. Ayrıca, büyük teknoloji şirketlerine ve yapay zekâ sistemlerine karşı halkın duyduğu güvensizlik ve bundan kaynaklanan hoşnutsuzluk giderek artıyor.

Yapılan 560 milyar dolarlık harcamaya karşılık sağlanan brüt gelir: 35 milyar dolar!

Nitekim, yapay zekâ hakkında medyada yer alan tüm olumlu haberlere rağmen, teknoloji yorumcusu Ed Zitron, gerekli gelişmiş grafik işlem birimlerini üreten şirket olan “Nvidia dışında hiçbir şirket üretken yapay zekadan kâr elde etmiyor” diyor. Zitron, iş beyanlarını ve raporlarını inceleyerek şu sonuca varıyor:

“Sözlerini tutarlarsa, 2025'in sonunda Meta, Amazon, Microsoft, Google ve Tesla, son iki yılda yapay zekâ için 560 milyar doların üzerinde sermaye harcaması yapmış olacak ve bunların hepsi yaklaşık 35 milyar dolar kazanmak için yapılmış olacak.” Dahası, bu 35 milyar dolar kâr değil, toplam brüt gelir. Kısaca bu şirketlerin her biri yapay zekâ hizmetlerinden para kaybediyor.

Örneğin Microsoft’un 2025 yılında 80 milyar dolarlık sermaye harcaması yapacağı ve yapay zekâ gelirinin sadece 13 milyar dolar olacağı tahmin ediliyor. Amazon'un öngörülen rakamları ise daha kötü: 105 milyar dolarlık sermaye harcaması, buna karşılık sadece 5 milyar dolarlık gelir. Tesla'nın 2025 yılı için öngörülen yapay zekâ sermaye harcamaları 11 milyar dolar ve muhtemel gelirleri sadece 100 milyon dolar; analistler, yapay zekâ şirketi xAI'nin ayda yaklaşık 1 milyar dolar zarar ettiğini tahmin ediyor. OpenAI, 2029 yılına kadar nakit akışının pozitif olmasını beklemiyor. Şirketin bu hedefe ulaşacağından şüphe etmesi için haklı nedenleri var: Haftalık 500 milyondan fazla kullanıcısı olduğunu iddia etse de ancak sadece 15,5 milyon ücretli abonesi var. Zitron'un da belirttiği gibi, bu “kesinlikle berbat bir getiri oranı.” (3)

Risk sermayesi arzı beşte birden fazla azaldı

Geçen yılın üçüncü çeyreğinde, yapay zekâ firmalarıyla yapılan risk sermayesi anlaşmaları çeyrek bazda yüzde 22 düştü. Güvenilirlikle ilgili sorunların devam etmesi ve yeni modellerin eğitiminin maliyetlerinin hızla artması nedeniyle, 250'den fazla çalışanı olan şirketlerde yapay zekâ araçlarının kullanımı haziran ayında yaklaşık yüzde 14 iken ağustos ayında yüzde 12'nin altına geriledi. Edge AI & Vision Alliance'a göre, eğitim maliyetleri 2020'den bu yana yüzde 4.300'ün üzerinde arttı. Bu artışın başlıca nedenleri, çiplerin ve personel (mühendisler ve araştırmacılar) maliyetlerinin artması. (4)

Kısacası, sanıldığının aksine, yapay zekâ endüstrisi kârlılık yönünden çok sorunlu. Karşı karşıya olduğu başka handikapların yanı sıra, ‘Üretken Yapay Zekâ Sistemleri’nin yaygın olarak benimsenmesi bağlamında hem teknik olarak kusurlu hem de çok pahalı.

Kârlılık azaldı

Yapay zekadan elde edilen kârlar söz konusu olduğunda, durum daha net olarak anlaşılıyor. Büyük teknoloji şirketlerinin yıllık kâr artışları son birkaç çeyrektir sabit veya yavaşlamış durumda ve bunun 2025 ve 2026'da daha da yavaşlaması bekleniyor. (5) Sermayenin kârlılığı azaldığında ise yeni teknolojilere yatırım yapma motivasyonu azalıyor.


Nitekim, 2022 yılının sonlarından itibaren, ABD'li teknoloji şirketleri hızlı işe alım ve az varlık içeren büyüme modelinden, işe yeni çalışan alımı yapmayan “sermaye yoğun” bir modele geçtiler. Geçtiğimiz yıl boyunca, bu teknoloji şirketleri yaklaşık 20 bin kişiyi işten çıkartırken, net gayrimenkul, tesis ve ekipman varlıkları (sabit sermaye) 215 milyar dolardan fazla artarak, rekor bir büyüme kaydetti. (6)

Kapitalizmin doğasında var

Teknoloji geliştikçe ve sermaye yatırımlarının emeğe göre oranı arttıkça uzun vadede kâr oranlarında azalma eğilimi görülür. Çünkü kârı yaratan sadece emektir. Bu durum kapitalizmin doğasında (sermayenin hareket kanunlarında) mevcut.

Sonuçta (sermayenin değerine göre), kâr giderek azalır. Kâr oranı düştükçe ve yatırım fırsatları azaldıkça, 'aşırı birikmiş' sermaye ortaya çıkar (kârlı bir şekilde yeniden yatırılamayan para fazlası, tam kapasiteyle kullanılamayan fabrikalar gibi).

Değer yaratmak yerine, sadece bir yerden başka bir yere aktarılan parazitik spekülasyon, kişi başına daha az değer için rekabetin yoğunlaşmasıyla birlikte artar. Altın, gümüş, kripto paralar ve spekülatif hisse senetlerinin değerleri rekor düzeyde yükselir ve firmalar giderek daha çok ve daha çabuk elde çıkarılabilecek araçlara ve nakde yönelirler.

Diğer taraftan, ekonomideki reel büyüme, şişirilmiş değerlemelerle kıyaslandığında yavaşlama eğilimini sürdürür. Kârlılık düştükçe, likidite ve krediler kurudukça ve iş kayıpları arttıkça, merkez bankaları temel faiz oranını düşürmeye devam ederler ki bu da mevcut balonu daha da körükler. Çünkü yatırımcılar varlıklar ve gelecekteki büyüme üzerine spekülasyon yapmak için borçlanmaya yönelirler.

Bir başka anlatımla, yapay zekanın geleceği sorgulanmıyor. Dotcom çöküşünden sonra internet teknolşojisinde olduğu gibi, bu teknoloji de varlığını sürdürecektir. Sorgulanması gereken, yapay zekâ hisseleri son birkaç yıldır vaat ettikleri spekülatif getirileri sağlamayı bıraktığında sermayenin nereye akacağıdır. Bu soru bizi doğrudan Marx'ın aşırı birikimden kaynaklanan krizlere ilişkin analizine götürür: Marx, birikmiş sermayenin büyük kısmı artık kârlı bir şekilde yeniden yatırılamadığında ekonominin krize girdiğini savunur. Sermayenin aşırı üretimi, yeni yatırımların yeni artı değer yaratamadığı durumlarda ortaya çıkar. Artı sermaye, mal üretimi yoluyla kârlı bir şekilde emilemediğinde ise spekülatif çıkış noktalarına yönlendirilir. (7)

ABD’de dev sermaye şirketlerinin yapay zekâ altyapısına yaptığı harcamalar, artık hane halkı tüketiminden daha fazla GSYH büyümesine katkıda bulunuyor. Bu, büyümenin üretken genişlemeden çok, spekülatif yatırımlar tarafından belirlendiğini ortaya koyuyor. Ancak spekülasyonla şişirilen balon patladığında ekonomik küçülme kaçınılmaz olacaktır.

Sahte para gibi

Bir yazar, yapay zekâ temelli varlık fiyatı artışlarını sahte paraya benzetiyor:

“Varlık fiyatlarındaki artışın bir balon olduğu düşüncesi, bunun gerçeklere dayanmadığı, sahte olduğu düşüncesidir. En iyi benzetme sahte para olabilir. Diyelim ki, zeki bir kişi, hepimizin gerçek para olarak kabul edeceğimiz trilyonlarca dolarlık sahte para basmanın bir yolunu buldu. Bu aslında ekonomi için iyi bir şey gibi görünebilir: sonuçta, sahte parayla kendileri ve arkadaşları her türlü şeyi satın alacaktır. Bu, ekonomide talebi artıracak ve istihdam yaratacaktır. Ancak birileri sahtecileri ifşa ederse, bu talep ve yarattıkları istihdam ortadan kalkacaktır. Kısaca, sahte parayı basanlar sadece talep yaratmakla kalmıyor aynı zamanda fiyatları da artırıyorlar. Bu, yapay zekâ balonunda çok net bir şekilde görülebilen şeydir.” (8)

Sonuç olarak

Bu kadar büyük miktarda para ve kaynak yatırımı, yapay zekâ eğitmenlerine yapılan astronomik ödemeler ve devasa veri merkezlerinin inşası, bir yandan yapay zekâ heyecanının borsayı her zamankinden daha yüksek seviyelere taşımasını sağlarken, diğer yandan şu ana kadar önemli bir gelir elde edilememiş ve neredeyse hiç kâr elde edilememiş olması, tüm bunların devasa bir balon olduğunu gösteriyor.

Özetle, büyük yapay zekâ sektörü, yapay zekâ şirketleri için gelir ve daha da önemlisi kâr olarak gerçekleşmeyecek hayali sermaye ile finanse edilen dev bir balon gibidir.

Devam edecek….

Dip notlar:

(1)     https://www.apricitas.io/p/americas-1t-ai-gamble (10 Şubat 2026).

(2)     https://theconversation.com/is-the-ai-bubble-about-to-burst-what-to-watch-for-as-the-markets-wobble (18 Kasım 2025).

(3)     https://links.org.au/its-time-confront-big-techs-ai-offensive (13 Ağustos 2025).

(4)     https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and (18 Ocak 2026).

(5)     https://thenextrecession.wordpress.com/2025/07/27/ai-bubbling-up (27 Temmuz 2025).

(6)     https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and (18 Ocak 2026).

(7)     https://theconversation.com/the-ai-bubble-isnt-new-karl-marx-explained-the-mechanisms-behind-it-nearly-150-years-ago (30 Kasım 2025).

(8)     https://rwer.wordpress.com/2025/10/24/the-ai-bubble-and-counterfeit-money (24 Ekim 2025).

 

17 Şubat 2026 Salı

Finansal kriz (ıv): Yapay zeka

 

Yapay zekâ balonu (a)

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (IV)

Mustafa Durmuş

17 Şubat 2026


Son birkaç yıldır dünyada yapay zekâ konusunda olağanüstü bir heyecan ve coşku yaratıldı. Öyle ki yapay zekâ, elektriğin bulunmasından bu yana “en dönüştürücü teknoloji” olarak sunuluyor.

Bu çerçevede, Nvidia, Microsoft ve OpenAI gibi dev teknoloji şirketlerinin hisselerinin fiyatları önceleri borsada adeta füze hızıyla yükseldi. Bu şirketlerce yeni veri merkezlerine ve çip fabrikalarına onlarca milyar dolarlık yatırım yapıldı, buralara devasa miktarda finansal kaynak aktarıldı.

Kapitalizmi krizinden çıkartacak bir buluş mu, yoksa onu çökertecek bir spekülatif balon mu?

Ancak, teknolojik değişimin önceki her döneminde olduğu gibi, bu heyecan ve coşku konusunda da değerlendirmeler keskin bir biçimde farklılaşıyor. Bazıları yapay zekâ konusundaki gelişmeleri “kapitalizmi çöküşten kurtarabilecek yeni bir verimlilik artışı çağının başlangıcı” olarak görüyor.

Karamsarlarsa bunun aslında daha önce “1845 İngiliz Demiryolu”, 2000 Amerikan “dotcom” ve “2008 ABD mortgage” balonlarında olduğu gibi, spekülatif balonlardan biri daha olduğunu ve bu balonun da patlayacağını ancak zamanının kestirilemediğini ileri sürüyor.

“Yapay zekâ korkusu satışları”

Pratikte ise daha çok karamsar görüşleri doğrular biçimde gelişmeler yaşanıyor. 11 Şubat 2026’da ticari gayrimenkul sektöründeki CBRE Group ve Jones Lang LaSalle hisseleri yüzde 12, Cushman & Wakefield hisseleri ise yüzde 14 değer kaybetti. CBRE ve Cushman & Wakefield için bu düşüş, Covid-19’un neden olduğu 2020 yılındaki çöküşten bu yana en büyük düşüş oldu. Aynı gün gelen hisse senedi satışı dalgası, Covid-19’dan bu yana yeniden ayağa kalkmaya çalışan ticari gayrimenkul sektörüne bir darbe daha vurdu (ancak sonraki iki gün içinde satış dalgası ivme kaybetti).

Keefe, Bruyette & Woods analisti J. Rahmani müşterilerine gönderdiği bir notta, “yatırımcıların, yapay zekâ kaynaklı yıkıcı etkilerden potansiyel olarak etkilenebileceği düşünülen, yüksek ücretli ve emek yoğun iş modellerinden uzaklaştığını düşünüyoruz” diye uyarıda bulundu.

Aslında Wall Street'teki her şeyde olduğu gibi, bu fenomenin de bir adı var: “AI scare trade” (yapay zekâ korkusu ticareti). (1)

Teknoloji hisseleri sert çakıldı

Borsalardaki bu düşüşün asıl olarak teknoloji şirketlerinin hisselerindeki sert düşüşten (aşağıdaki grafikte de görülebileceği gibi) kaynaklandığı ortaya çıktı.


Piyasanın ikilemi

Bu durum mevcut piyasanın garip bir ikilemini ortaya koyuyor: Karamsarlar piyasanın çöküşünü tetikleyebilecek bir yapay zekâ (AI) balonunun patlamasını beklerken, diğerleri teknolojinin kısa vadeli başarı potansiyelini değerlendiriyor ve buna göre hareket ediyorlar.

O halde, öncelikle, yapay zekâ üretimine yatırım yapan ve daha ziyade “Müthiş 7’li” olarak anılan dev teknoloji şirketlerinin borsalardaki hisselerinin değerlerinin ve bunun sürüklediği borsaların genel değerinin inanılmaz bir biçimde yükseldiği gerçeğiyle analize başlayalım.

Borsalar şahlandı!

Daha önce, ABD menkul kıymet borsalarındaki büyüme, ABD ulusal hasılasındaki (GSYH) büyümenin önüne bu kadar geçmemişti. Öyle ki halka açık (borsada işlem gören) 3.265 şirketin (Wilshere 5000) toplam piyasa değeri şu anda ulusal hasılanın yüzde 224'ü ile tüm zamanların en yüksek seviyesinde. Bu rakam, Aralık 2021'deki yüzde 193 ve Mart 2000'deki yüzde 135'i geçerek, 2000 yılında ‘dotcom balonu’nun patlamasının ardından S&P 500'ün yüzde 49 ve NASDAQ'ın yüzde 57 değer kaybetmesine neden olan seviyeyi aştı. (2)

Keza 2026 yılının ocak ayı ortasında, “S&P 500 Fiyat-Defter Değeri Oranı” 5,6'ya yükseldi (bu oran, 2000 dotcom balonunun zirve yaptığı dönemde 5 idi). Bu, yatırımcıların fon sağladıkları şirketlerin sahip olduğu fiziksel varlıklar için (borçlar hariç) her 1 dolar karşılığında 5,60 dolar ödediği anlamına geliyor. (3)

Borsada kayıtlı bir şirketin “defter değerine göre hisse senedi fiyatı” ile ölçülen “yapay zekâ yatırım balonu” 2000 yılındaki dotcom balonunun 17 katı ve 2007 yılındaki “subprime mortgage” balonunun dört katı. ABD borsa değerinin ulusal hasılaya oranı (diğer adıyla Buffett Göstergesi) yüzde 217 ile yeni bir rekor seviyeye ulaştı. (4)

 


Dahası, 2022'den bu yana ikiye katlanan ‘Piyasa Değeri/M2 Para Arzı Oranı’ yüzde 306 ile rekor seviyeye ulaştı. Yani şu anda ABD’deki tüm hisse senetlerinin toplam değeri, ABD finans sisteminde nakit, çek ve tasarruf olarak tutulan toplam dolar miktarının üç katından fazla. (5)

Teknoloji şirketlerinin borsa hakimiyeti

“Müthiş 7’li” olarak da anılan şirketlerin (Nvidia, Microsoft, Alphabet (Google), Apple, Meta, Tesla ve Amazon) tümü teknoloji sektöründe faaliyet gösteriyor.  Teknoloji ve “Yapay zekâ/AI” sektörü, 2025'in ilk yarısında ABD ekonomisinin büyümesinin yüzde 92'sini oluşturdu. Gelişmiş araştırma asistanı aracı Chat-GPT'nin Kasım 2022'de piyasaya sürülmesinden bu yana, yapay zekâ ile ilgili hisse senetleri piyasa değerine tahmini 17,5 trilyon dolar ekledi (bu, S&P 500'ün kazançlarının yüzde 75'ine denk geliyor).

Müthiş 7’linin hisseleri şu anda ABD borsa değerinin yaklaşık yüzde 35'ini oluşturuyor. Tek başına Nvidia'nın piyasa değeri Müthiş 7’linin yaklaşık yüzde 19'una denk düşüyor. S&P 500, Nvidia'nın, endeksin yaklaşık yüzde 8'ini temsil etmesiyle, bugüne kadar hiç bu kadar tek bir hisse senedinin yoğunluğuna tanık olmamıştı.

Nvidia: teknoloji şirketlerinin “Aşil Topuğu”

Bir başka anlatımla, bu borsa, sadece yedi hisse senedi ve özellikle de yapay zekâ şirketlerinin modellerini geliştirmek için ihtiyaç duydukları tüm işlemcileri üreten Nvidia şirketi tarafından yönlendirilen, şu anda rekor seviyelerde olan, son derece dengesiz bir borsa. 

Öyle ki eğer Nvidia'nın gelir artışı yavaşlarsa, bu aşırı değerlenmiş borsa üzerinde büyük bir aşağı yönlü baskı oluşturacaktır.  Yani ‘Müthiş 7’liden herhangi biri gelir ve kârlarına göre harcamaları konusunda tereddüt etmeye başlar ve çip alımlarını azaltırsa, Nvidia'nın hisse senedi fiyatı hızla düşebilir ve diğerlerini de beraberinde uçuruma sürükleyebilir. (6)

Yapay zekâ şirketlerinin hisse değeri ulusal hasılaya eşit

Yapay zekaya yatırım yapan şirketlerin hisselerinin toplam değeri ABD ulusal hasılasına eşit düzeyde. Dahası, bu rakam üç yılda iki katına çıktı ve ‘dotcom balonu’nun sönmesinden önce ulaştığı yüzde 60'ın çok üzerine çıktı.

Bu rakam, ‘konut (mortgage) balonu’ için de geçerli. İngiltere ‘Demiryolu Hisse Çılgınlığı’ sırasında, demiryolu hisselerinin piyasa değeri ise İngiltere ulusal hasılasının sadece yüzde 10’uydu ki bu, dört yıl içinde tüm demiryolu şirketlerinin yarısının iflas etmesine yol açtı.

1929 Borsa balonundan çok daha kapsamlı bir balon

Son olarak, “1929 Büyük Buhranı” öncesinde borsa çöktüğünde, hanelerin sadece yüzde 10'u borsaya yatırım yapıyordu. Şu anda ABD'deki yetişkinlerin yüzde 62'si, hisse senedi sahibi olduğunu belirtiyor ve bu rakama, genellikle doğrudan veya dolaylı olarak borsaya yatırım yapılan emeklilik fonları dahil değil. Perakende yatırımcıların (bireysel) en az yüzde 43'ü, nakitlerinin karşılayabileceğinden daha fazla hisse senedi satın alıyor. ABD hane halkının hisse senedi varlıkları, toplam finansal varlıkların yüzde 47'sine ulaşarak 2000 yılındaki zirveyi 8 puan aştı. (7)

Aslında bu veriler bile borsaların çökmesinin, bir topyekûn finansal çöküşe, ekonomik küçülmeye ve aynı zamanda yoksullaştırma ve mülksüzleştirmeye neden olabileceğini çok iyi anlatıyor.

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)    https://peofdev.wordpress.com/2025/11/12/carlota-perez-and-the-ai-boom-where-are-we-in-the-cycle (12 Kasım 2025).

(2)    S&P 500, ABD'nin en zengin 500 şirketinin, NASDAQ ise teknoloji sektörünün borsasıdır.

(3)    “Defter değeri”, ekonominin sağlam ve üretken temelini gösteren kabaca bir gösterge olarak kabul ediliyor.

(4)    https://thenextrecession.wordpress.com/2025/10/14/the-ai-bubble-and-the-us-economy.

(5)    https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and-100def36d9ed (18 Ocak 2026).

(6)    https://thenextrecession.wordpress.com/2025/07/27/ai-bubbling-up.

(7)    https://grossmanite.medium.com/us-empire-on-the-precipice-jobs-market-enters-recessionary-territory-as-oil-price-sinks-and-100def36d9ed (18 Ocak 2026).

 

15 Şubat 2026 Pazar

Finansal Kriz (3): Bitcoin

 

Bitcoin balonu patlıyor mu?

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (III)

Mustafa Durmuş

15 Şubat 2026


5 Ocak’ta Bitcoin’in fiyatı yüzde 12’lik bir düşüşle 63.000 dolara kadar geriledi. Bu seviye, Ekim 2025'teki 126.000 dolarlık tüm zamanların en yüksek seviyesinden bu yana en düşük seviye.   Öyle ki Bitcoin, bu yıl dolar cinsinden değerinin dörtte birinden fazlasını kaybetti. (1)


Düşüşün bir sonu yok!

İkinci en büyük kripto para birimi olan Ether'in fiyatı da yüzde 13 düşüşle, 1.849 dolara geriledi ve bu yılki toplam düşüşü yüzde 37'ye ulaştı. ‘Tahmin Piyasası Platformu’ Kalshi'de işlem yapanlar geçen ay Bitcoin fiyatının bu yıl ne kadar düşeceği konusunda bahisler yapmaya başlamıştı. Buna göre, fiyatın 60.000 doların altına düşme olasılığı yaklaşık yüzde 85 düzeyinde. (2)

Bir görüşe göre ise bu düşüşün bir sonu yok, hatta Bitcoin’in değeri sıfıra kadar düşebilir. Çünkü yaşanmakta olan bu düşüş bir “fiyat düzeltmesi” değil, bir “çakılma” ya da “çöküş” ve bunun sonunda kripto piyasasında neredeyse hiçbir şey kalmayabilir. (3)


Borsayı düşürdü, fonları çökertti

Kripto para birimlerinin fiyatlarında bir aydır süren bu düşüş, Bitcoin'e giderek daha fazla yatırım yapan şirketlerin hisselerini çökertip, borsa genelindeki tedirginliği daha da artırırken, bankaları da çok olumsuz etkiledi çünkü bankalar Bitcoin alımlarını finanse etmek için borç para kullanıyor.

Ancak bazıları için bu zarar çok daha yüksek. En popüler borsa yatırım fonları olan MSTX ve MSTU (günlük getiriyi iki katına çıkaran bu fonlar), bu yıl yüzde 80'in üzerinde değer kaybetti. Bu da onları şu anda işlem gören 4.700'den fazla ürün arasında, Amerikan ETF piyasasının en kötü performans gösteren 10 fonu arasına soktu. Haziran ayında kripto çılgınlığı sırasında piyasaya sürülen MSTP olarak bilinen üçüncü bir fon da piyasaya çıktığından bu yana benzer bir düşüş yaşadı. Özetle bu fon Ekim başından bu yana toplamda yaklaşık 1,5 milyar dolarlık varlık kaybetti. (4)


“Genius Yasası”

Donald Trump, ikinci kez iktidara gelmeden önce kripto paralar ve piyasaların destekçilerini zengin edeceğini vaat etmişti. İktidar olduktan sonra kripto ve özel sermaye gibi riskli varlıkları 401(k) planlarına dahil etmek için baskı yapmayı sürdürdü. Dahası, 18 Temmuz 2025'te ‘ABD Stabilcoinleri İçin Ulusal İnovasyonu Yönlendirme ve Kurma Yasası (Genius Yasası) adlı çok tartışmalı bir yasayı çıkardı.

Bu yasa, finansal sistem, ekonomi ve toplum açısından büyük riskler içeren bir yasa. Çünkü bankacılık dışı kuruluşlara, temel güvencelere sahip olmaksızın sigortasız stabilcoinleri halka arz etme yetkisi veriyor. Ayrıca, bu yasa federal ve eyalet düzenleyicilerine, bankacılık dışı stabilcoin ihraççılarının halka yüksek kaldıraçlı (borca dayalı) kripto türevleri ve diğer spekülatif kripto yatırımları satmasına izin verme konusunda geniş yetkiler veriyor. (5)


Kripto varlığa yatırım oligarşiyi, Trump’ı ve Musk’ı daha da zenginleştirdi

Ancak bu durum finans oligarşisi, Trump ailesi ve çevresindeki süper zenginler için bir sorun oluşturmuyor. Çünkü geçen yıl Trump ailesi kripto para birimlerinden muazzam kazanç sağladı: aynı yıl kurdukları kripto tabanlı işletmelerin değeri 2 milyar dolara ulaştı. (6)

Tesla’nın sahibi (190 milyar doların üzerinde bir servete sahip olan) Elon Musk ise 2021 yılından bu yana Bitcoin’e yatırım yapıyor. Nitekim Tesla aynı yıl yatırım politikasını güncelleyerek 1,5 milyar dolarlık Bitcoin satın aldı. Yani yatırımlarının bir kısmını kripto para piyasasına yönlendirdi. Bunun sonucunda Bitcoinin değeri birden 5 bin dolar daha arttı (yüzde 14 artış). Tesla hisseleri de bu işten ciddi kazanç sağladı zira borsadaki değeri yüzde 3 arttı. Bu artışla birlikte başta Musk olmak üzere büyük hissedarlar 11 milyar dolar daha kazandılar. (7)


Yasa finansal krizi tetikliyor

Böylelikle “Genius Yasası”, Amerikan oligarşisine hizmet etmek için hazırlanmış bir yasa niteliğinde. Ancak bu yasa gelecekte Bitcoin başta olmak üzere tüm kripto paralara yönelik panik satışların ve kripto türevlerinin acil satışlarının finansal piyasalarda sistemik krizleri tetikleme ve ekonomide yıkıcı yan etkiler yaratma olasılığını büyük ölçüde artırıyor.

Ayrıca bu yasa büyük teknoloji şirketleri ve diğer ticari işletmelerin kripto para çıkarmasına ve dağıtmasına ve kripto tabanlı bankacılık faaliyetleri yürütmesine de olanak tanıyor.

Ticaret ve teknoloji devlerinin hali hazırda 300 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahip bulunan kripto para piyasasında, bu riskli araçları ve diğer riskli kripto yatırımları sunmasına izin vermekle; gelecekteki kripto çöküşlerinin tüm ekonomiyi etkisi altına alma riskini büyük ölçüde artırıyor. (8)


“Piyasa düzeltmesi” değil, “çakılma!”

Son bir aylık düşüş ise “piyasa düzeltmesi” olarak değil, bir “çakılma” ya da “çöküş” olarak değerlendirilebilir.

Çakılmanın nedeni; Bitcoin’in aslında gerçek anlamda hiçbir değeri olmayan bir sahte varlık olması. Öyle ki hala hiçbir kullanım alanı bulamadı. Bu nedenle de değeri sıfıra kadar düşebilir. Nitekim bir analize göre:

“Kripto, bir para birimi haline gelmedi. Kriptoda çok fazla faaliyet var: dolar, sterlin, yen, avro ya da her neyse onunla değerlenen büyük miktarlarda gerçek para bu piyasaya atılıyor. Ancak bunların hiçbiri gerçekten değişim amaçlı kullanılmıyor. Bu, yutturmacaya yatırım yapmakla ilgili. Dünyada yaratılan kripto para birimlerinin hiçbirinin özü yok.  Sözde stabilcoin olarak adlandırılanların bile değerleri ve adlarında saklı olan gerçek değiş tokuş edilebilirliğe sahip olup olmadıkları belli değil. Kripto tarafından yaratılan tek şey, değer değil volatilitedir ve bu da gücü piyasadaki birkaç elde yoğunlaştırıyor”. (9)


Finansal krizin fragmanı

Dahası, Bitcoin’deki çöküş gelmekte olan finansal krizin bir öncülü olarak da düşünülmelidir. Çünkü (bir sonraki yazıda ele alacağımız gibi) yapay zekâ teknolojisi piyasasında da önemli sorunlar söz konusu. Bu da bir çakılmayla sonuçlanabilir. Her ne kadar yapay zekâ, Bitcoin’den farklı olarak, gerçek bir değere sahip olsa da yapay zekaya yatırım yapan büyük teknoloji şirketlerinin hisseleri aşırı şişmiş durumda. Bunlar da sert biçimde çakılabilirler.

Bitcoin çakılması ve yapay zekâ üreten teknoloji şirketlerinin borsa değerlerinin olası çöküşü ise bankaları ve diğer finansman şirketlerini zor durumda bırakabilir.

Bu durumda, kapitalizmin tarihinde sıklıkla yaşandığı gibi, devletler bu bankaları kurtarma yoluna gidecektir. Bunun son örneği, 2008 Finansal Krizi sırasında büyük çaptaki banka ve diğer büyük şirket kurtarmalarıdır. Ancak başta ABD ve Çin olmak üzere dünyada devletlerin bugün çok daha borçlu oldukları dikkate alındığında, bu yeni finansal çöküş 2008’den çok daha tahripkâr olma kapasitesine sahip.


Kripto paralardaki hızlı yükseliş ve keskin düşüşler nasıl açıklanabilir?

Kripto paraların değerindeki hızlı yükseliş ve çakılmalara ilişkin en popüler açıklama, “yatırımcılarının spekülatif kazanç elde etme isteği”.

Yani bu piyasalarda yürütülmekte olan “finansal spekülasyon” sonucunda balonlar şişiriliyor ve bir süre sonra bu balonlar sönüyor. 2008’de patlak veren ‘mortgage balonu’nda olduğu gibi, her balonun bir şişme sınırı var ve bu sınır aşıldığında balon patlayarak sönümleniyor çünkü sonsuza kadar balonların şişirilmesi mümkün değil.

Ya da menkul kıymet borsalarındakinde yaşandığı gibi, şirket hisselerinin fiyatlarının, gerçek değerlerinden çok farklılaşarak aşırı artmasına benzer biçimde, aslında sıfıra yakın değerleri olan kripto paraların fiyatları spekülatif kazanç güdüsüyle bu şekilde arttığında, bir süre sonra gerçek değere doğru çakılma başlıyor.

Spekülasyon kapitalizmde var olan bir olgu 

Karl Marx, 19. yüzyılda finansal varlıkları, tahvilleri ve bunların alınıp satıldığı borsaları, “kurgusal sermaye” araçları olarak tanımlamıştı. Kuşkusuz onun yaşadığı yüzyılda Bitcoin gibi kripto paralar mevcut değildi. Ancak Marx’ın bu tür finansal araçları tanımlama biçiminden yola çıkarak Bitcoin’in bu yüzyılın kurgusal sermaye yaratan araçlardan biri olduğu söylenebilir.

“Marx kapitalistlerin nihai amacının paradan para kazanmak olduğunu yazmıştı. Bu bağlamda kapitalizmin olmazsa olmazı bankaların ve kredi mekanizmasının görevi parayı sermayeye dönüştürmektir. Böylece para kâr yaratır. Birçok küçük yatırımcının bireysel tasarrufları bankalarda toplanır. Borsa ve diğer finansal araçlar ise bu parayı normalde ekonomiye döndürmenin ana kanallarıdır. Bu para hanelere, iş âlemine ya da devlete de kanalize edilir...

Bu süreçte kurgusal sermaye yaratılır: getiri reel üretimden değil, bir finansal alaşımdan türetilir. Asalak olsa da finansal faaliyetin büyük bir kısmı en azından fiilen ekonomiyle bazı bağlantılara sahiptir. Örneğin borsalar, şirketlerin gelecekteki kârları üzerindeki, devlet tahvilleri ise gelecekteki vergi gelirleri üzerindeki alacak iddialarıdır. Kripto paralarda ise böyle bir çıpa dahi yoktur: Bitcoin’in fiyatını yükselten şey yatırımcıların fiyatın gelecekte daha da yükseleceğine dair beklentileridir. Bu da bir balonun ana karakteristiğidir”. (10)

Manipülasyon yapmaya uygun bir araç

Britanyalı iki akademisyenin yapmış oldukları bir çalışma, Bitcoin fiyatlarındaki süper hızlı artış (ve hızlı düşüşün) bu parayı 2013 yılından bu yana asıl yönlendiren olgunun finansal spekülasyon ve manipülasyon olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. (11) Öyle ki sadece 1,000 oyuncunun Bitcoin piyasasının yüzde 40’ını kontrol edebiliyor olması ve örneğin Kasım 2017’de sadece bir oyuncunun bir seferde 25,000 Bitcoin’i (159 milyon dolar) sisteme sokması yapılan manipülasyonun büyüklüğünü gösteriyor. (12)

Küresel likidite bolluğu spekülasyona zemin hazırlıyor

Bu girişimlerin ve beraberinde oluşan balonların hazırlayıcısı ise küresel çaptaki likidite bolluğu. Başta Fed olmak üzere büyük merkez bankaları 2008 krizi ve Covid-19 sonrasında uyguladıkları aşırı düşük faiz ve büyük çaplı “miktarsal ve kredi kolaylaştırma politikaları” ile hem finans seçkinlerini daha da zenginleştirdiler hem de böyle bir spekülasyon için gerekli zemini hazırladılar.

Kısaca, Fed politikaları aracılığıyla borsaların, tahvil ve kredi piyasalarının yanı sıra kripto para piyasası da spekülatif kârlar elde etmenin alanı oldu. Yani Bitcoin’e olan talepteki inanılmaz artış ve fiyatındaki hızlı yükselişler küresel finans piyasalarındaki tarihsel zirve yapmış aşırı likiditenin kaçınılmaz bir sonucuydu. Blockchain teknolojisine ilave olarak küresel likidite fazlası da Bitcoin’in spekülasyon amaçlı olarak kullanılmasına yol açtı. (13)

Bu bağlamda, Trump’ın bir süredir Fed Başkanı’nı hedef almasının ardında yatan faktör asıl olarak, Fed başkanının faiz indirimini, dolayısıyla da kripto piyasasının büyük aktörlerinin taleplerini yerine getirmemesidir.

Sonuç olarak

Değerini, nereden geldiğini ya da nereye gittiğini bilemediğiniz her para bir sorundur. Kripto paraların değeri ise büyük ölçüde kripto için yeni alıcılar bulmaya bağlıdır. Bu bir saadet zinciridir ve her saadet zinciri gibi bir gün parçalanmaya mahkumdur.

Ayrıca, bu yolda büyük miktarlarda elektrik enerjisi kullanılıyor bu da fosil yakıt üretimini/tüketimini ve ekolojik tahribatı artırırken, aynı zamanda kara para aklama dahil yasa dışı işlemleri de kolaylaştırıyor, organize suç örgütlerinin faaliyetlerini (ödemeler açısından) kolaylaştırıyor.

Son olarak, kripto piyasalarıyla kolay yoldan para kazanma arzusu körüklendiğinden, bu ahlaki bir çöküntüye yol açtığı gibi, emekçileri sömürü düzenine karşı örgütlü bir sınıf mücadelesinden uzak tutuyor.

Devam edecek…

Dip notlar:

(1)  theguardian.com/technology/2026/feb/05/bitcoin-cryptocurrency-slump (5 Şubat 2026).

(2)  https://www.nakedcapitalism.com/2026/02/bitcoin-crypto-crash-captures-headlines-as-potentially-more-serious-tech-driven-debt-retreat-progresses.html (6 Şubat 2026).

(3)  https://www.taxresearch.org.uk/Blog/2026/02/07/will-trumps-crypto-bubble-crash (7 Şubat 2026).

(4)  https://www.taxresearch.org.uk/Blog/2026/02/06/will-trumps-bubble-burst-with-crypto (6 Şubat 2026).

(5)  https://www.ineteconomics.org/perspectives/blog/time-bomb-how-uninsured-stablecoins-and-crypto-derivatives-threaten-financial-and-economic-stability (6 Ekim 2025).

(6)  https://www.epi.org/publication/trump-is-pushing-to-include-risky-assets-like-crypto-and-private-equity-in-401ks-why-this-endangers-retirement-savers-and-the-economy (2 Şubat 2026).

(7)  https://www.bloombergquint.com/gadfly/elon-musk-s-tesla-buying-bitcoin-is-inevitable-and-disconcerting (8 Şubat 2021).

(8)  https://www.bloombergquint.com/gadfly/elon-musk-s-tesla-buying-bitcoin-is-inevitable-and-disconcerting (8 Şubat 2021).

(9)  https://www.taxresearch.org.uk/crypto-or-ai-which-bubble-bursts-first (15 Ekim 2025)

(10)                    “The Bitcoin bubble and cryptocurrency craze”, https://plus.google.com/+MarxistDotCom (18 Ocak 2018).

(11)                    “The Bitcoin bubble – how we know it will burst”, https://theconversation.com/uk (6 Aralık 2017).

(12)                      “The Bitcoin Whales: 1,000 People Who Own 40 Percent of the Market A few massive investors can rock it with a shrug”, https://www.bloomberg.com (8 Aralık 2017).

(13)                    “Bitcoins, Crypto-Currencies and Other Financial Asset Bubbles (excerpt), https://jackrasmus.com (9 Aralık 2017).