Ateşkes başlamadan bitti mi?
Mustafa Durmuş
10 Nisan 2026
Trump, İran’ı “şimdilik ve sonsuza dek yok etmekle”
tehdit ettikten hemen sonra (7 Nisan’da), aynı ülke ile iki hafta sürecek olan geçici
bir ateşkes yapıldığını duyurdu.
Trump neden çark etti?
Trump bu sürede savaşın ABD ve dünya ekonomisinde
neden olduğu büyük hasarı görerek, durumu daha da kötüleştirmeden bir çıkış
yolu bulmaya mı çalışıyor, yoksa bu müzakereler ABD ve İsrail’in askeri
kaynaklarını yeniden toparlamak için zaman kazanmak amacıyla uygulanan bir
başka ABD aldatmacası ve taktiği mi?
ABD, bu savaşa bir ara vermeye ihtiyaç duyuyor
olabilir. Zira füze stoklarını önemli ölçüde tüketti. İsrail’in ise övündüğü
“demir kubbe” hava savunması ciddi şekilde zayıfladı, öyle ki İran füzelerinin yüzde
80’i artık bu savunmayı delip geçebiliyor. Diğer yandan İran, hala balistik
füzelere, on binlerce insansız hava aracına ve hızlı teknelerden, otonom sualtı
insansız araçlarından ve henüz kullanılmamış deniz mayınlarından oluşan bir
donanmaya sahip. (1)
Çok değil, sadece geçen yıl haziran ayında Trump ve Netenyahu,
İranlıları iki kez müzakerelere çekmiş, ardından görüşmeler sürerken İran'ı
bombalamışlardı. Bu nedenle de bir üçüncü aldatmaca neden sahnelenmesin ki?
Uzun vadeli ekonomik etkiler henüz
görülmedi
Diğer yandan, ateşkes açıklamasının hemen ardından
olumlu ekonomik etkiler görüldü ve küresel ham petrol fiyatlarının varil başına
fiyatı yüzde 17 düştü. 10 ve 30 yıllık ABD Hazine tahvillerinin faizleri geriledi.
ABD borsalarında, altın ve gümüşte yükseliş eğilimine geri dönüldü.
Diğer yandan, savaş orta ve uzun vadede, başta ABD
ekonomisi olmak üzere, dünyanın hemen hemen tüm ekonomilerini olumsuz yönde
etkilemeye devam edecek. Nitekim IMF gibi örgütler şimdiden küresel ekonomik büyüme
oranlarını aşağıya doğru, enflasyon ve işsizlik oranlarını ise yukarı doğru
çekmeye başladılar.
Türkiye ise bu gelişmelerden sadece kısa vadeli değil,
uzun vadeli olarak da etkilenecek gibi görünüyor. Nitekim resmi ağızlar bu yıl
öngörülen enflasyonun artacağını, faiz oranlarının yükseltilmek durumunda
kalınabileceğini ve özellikle de ülkenin bütçe açığının ve cari açığının ciddi
biçimde artacağını açıkladılar.
Ateşkes sırasında İsrail saldırıları
yoğunlaştı
Diğer yandan ateşkes yapıldı ama emperyalist-Siyonist
güçlerin saldırıları sona ermedi. Daha ateşkesin ilk günü, Lübnan'da yaşanan en
kanlı gün oldu: Lübnan Sağlık Bakanlığı'nın açıklamasına göre, ülke genelinde
düzenlenen İsrail saldırılarında en az 203 kişi hayatını kaybetti, 1.000 kişi
ise yaralandı.
Yani ateşkesin daha haftası dolmadan, savaş bu kez
Lübnan’da alevlendi. İsrail’in Lübnan’a saldırıları artarken, bu saldırılarda çok
sayıda sivil hayatını kaybetti ve geniş çaplı bir yıkım gerçekleşti.
Lübnan’ın başkenti Beyrut ve çevresindeki mahalleler,
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından, “şimdiye kadarki en yoğun
İsrail saldırıları” olarak nitelendirilen saldırılara maruz kaldı (2): 1,1
milyondan fazla kişi yerinden edildi, bunların çoğu zorlu koşullarda yaşıyor ve
etkilenenlerin büyük bir kısmını çocuklar ve kadınlar oluşturuyor. Sağlık
tesislerine yönelik olarak devam eden saldırılar ve sağlık çalışanlarının maruz
kaldığı riskler, sağlık hizmetlerinin sunulabilmesi konusunda ciddi endişeler
yaratıyor. Hastaneler ve birinci basamak sağlık hizmetleri zor durumda. Yollar,
köprüler, su ve elektrik sistemlerinde meydana gelen hasarlar, tedaviye erişimi
ve acil müdahaleyi daha da kısıtlıyor.
Aileler ise hazırlıksız yakalandı; birçoğunun saldırılardan
kaçmak için çok az zamanı vardı. Kadınlar ve kız
çocukları, yerinden edilme, kayıp ve son derece zor koşullarda ailelerine bakma
yükü gibi artan risklerle karşı karşıya kaldılar. Çatışmaların sona erdiği
iddia edilmesine rağmen, en az beş Körfez ülkesinde saldırılar devam etti.
Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı’nı aşabilmesinin tek yolu olan önemli bir
petrol boru hattı vuruldu.
İran Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattı
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ardından İran,
Hürmüz Boğazı’nı petrol tankerlerine yeniden kapattı ve Devrim Muhafızları,
Lübnan saldırıları devam ederse “bölgedeki saldırganlara” (İsrail kastediliyor)
karşı askerî harekât düzenleyeceği tehdidinde bulundu. Bunun ardından petrol
fiyatları tekrar yükselmeye başladı.
Kısaca, bugün masada belirsizliklerle dolu son derece
kırılgan bir Barış Planı var. Bunun işe yarayıp yaramayacağı ise bilinmiyor. İran,
İsrail’in de bu plana dahil edilmesi gerektiğini şart koşsa da üç gündür
gerçekleşen İsrail saldırılarından da anlaşılacağı gibi, İsrail kendini bu
planın kapsamında görmüyor. Bu yüzden de bu plana bağlı kalacağı şüpheli.
Trump’ın açmazları
Trump neden ateşkes planı önerdi? Çünkü acilen bir
barış planına ihtiyacı vardı çünkü bir yandan yaptığı İran halkına yönelik soykırım
tehdidinin hukuksal sonuçlarından kurtulması gerekiyordu. Diğer yandan da kendi
evinde kendisine verilen destek tarihsel olarak dip yapmıştı. Kendi partisinin
politikacılarının bazıları bile karşısına geçmişti.
Keza İngiltere ile ABD arasındaki ittifak gerginliği
hala sürüyor ve NATO ile ABD arasındaki ilişki NATO tarihinin en kötü dönemini
yaşıyor. Kısaca Trump bu plana razı oldu çünkü başka seçeneği yoktu.
Bu barışın, savaşta sadece bir duraklama olma ihtimali
hayli yüksek. ABD emperyalizminin şu ana kadar bir zaferi olmadığı gibi, ağır bir
yenilgisi var. Barıştan söz ediliyor olsa da ABD açısından özünde olanlar aslında
bir geri çekilme. Bu sözde barış planındaki maddelerden biri, ABD’nin
Körfez’deki tüm üslerinden çekileceği yönünde ve bu ABD açısından olağanüstü
bir itibar kaybı demek. Bu nedenle de ABD baskı altında geri adım atsa da bu
plana uymayacaktır.
İsrail faktörü
Bu sözde barış planının kaderi aslında bir ölçüde İsrail'e
bağlı. Çünkü plana göre, İsrail iş birliği yapmalı, Lübnan'daki düşmanlıklarını
durdurmalı ama o tam tersini yapıyor ve Lübnan’a yönelik saldırılarını artırıyor.
Çünkü İsrail devletini yönetenlerin buna ihtiyacı var:
Netanyahu’nun stratejik öncelikleri oldukça farklı. 28 Şubat’ta hava saldırılarını
başlatırken Netanyahu, hedefinin “İran'daki Ayetullah rejiminin tehdidine son
vermek” olduğunu söyledi. Bunu, İslam Cumhuriyeti'nin var olduğu 47 yıl boyunca
İsrail için varoluşsal bir tehdit olarak nitelendirdi ve rejim değişikliğinin “hedef
olmadığını, ancak ... kesinlikle sonuç olabileceğini” vurguladı. (3)
Bu arada, savaşın beş haftası boyunca İsrail’in
stratejik hedefleri hem genişledi hem de uzadı. İran konusunda, ABD ile açıkça
iş birliği içinde hareket etmekle birlikte, İsrail “nükleer ve füze programları
yeniden kurulduğunda her seferinde geri dönüp İran’a saldırma” hakkını tek
taraflı olarak elinde tutmak istiyor. Lübnan’da ülkenin güneyini Litani
Nehri’ne kadar işgal etmesi, İsrail'in bu bölgeyi uzun vadeli olarak işgal
etmeyi planladığını gösteriyor.
Netanyahu’nun ihtiyacı
Ayrıca Netanyahu’nun da önünde genel seçim var.
Anketler, İran’a karşı savaşa yönelik İsrail halkının desteğinin, seçimlerde
Netanyahu’ya bir ivme kazandırabileceğini gösteriyor. Anketlerin, İsrail
vatandaşlarının çoğunluğunun sona ermesini istediğini gösterdiği Gazze’ye karşı
yürütülen savaşın aksine, İran’a karşı savaşa İsrail’de Netanyahu’ya ezici bir
destek var.
Öyle ki Netanyahu hükümetindeki bakanlar bile, iç
siyasetin Netanyahu’nun bu çatışmayı şu anda başlatma motivasyonunun büyük bir
parçasını oluşturduğunu kabul ediyor ve Netanyahu açısından “oy verme
merkezlerine giden yol Washington ve Tahran’dan geçiyor” diyorlar. (4)
Sonuç olarak
Trump’ın ve Netanyahu’nun kaderi bu savaşın nasıl
biteceğine bağlı olduğu gibi, birbirlerine de bağlı. Öngördükleri gibi çıkıp da
erken ve kesin bir zafer sağlayabilselerdi, Trump’ın Aralık’taki ara seçimlerde
kazanma şansı artardı, Netanyahu da seçimi garantilerdi. Ancak böyle olmadı.
İran’ın gösterdiği direniş oyunlarını bozdu.
Eğer Trump, Netanyahu'nun bu hedefleri gerçekleşmeden,
savaşa son verme kararı alırsa, bu ikisi için tehlike çanları çalmaya başlar.
Bu kuşkusuz dünyanın başına bela bu iki devleti yöneten bu politikacıların
tarihin çöp sepetine atılması ve belki de yargılanmalarıyla sonuçlanabilecek
bir iyiliğe yol açabilir. Diğer yandan böyle bir gelişme, en az onlar kadar
kötü bir rejimin (İran’daki molla rejiminin) bu süreçten daha da güçlenerek
çıkmasıyla sonuçlanabilir.
Bu noktada kesin olarak söyleyebileceğimiz tek şey; savaşın
kendisi sona erse bile (ki bu da bugünden bilinemez), bu savaşın ekonomik ve
ekolojik sonuçlarının henüz görülmediği, ancak ilerleyen aylar ve yıllarda bunları
çok daha derinden hissedeceğimizdir.
Yanıtlanması gereken soru; “Türkiye’de yüksek enerji,
gıda ve hammadde temini ve ulaştırma maliyetleri, yüksek enflasyon ve artan
yaşam maliyetleri, artan döviz kuru, artan cari açık ve bütçe açığının neden
olacağı ekonomik faturanın kimlere ve nasıl ödettirileceği” sorusudur.
Mevcut otoriter siyasal iktidar altında bu bedelin
ezilen halklara ve Türkiye işçi sınıfına ödettirilmek istendiği kesin. Bu hali
hazırda yapılıyor da. Ancak bu durum sınıfsal çelişkileri derinleştirip sınıf
mücadelesini de körüklüyor. O halde emek, demokrasi ve barış güçlerinin asıl olarak
yaklaşmakta olan bu büyük savaşa hazırlanması gerekiyor.
Dip notlar:
(1) https://www.counterpunch.org/2026/04/08/trump-announces-iran-ceasefire-us-offramp-or-just-another-deception
(8 Nisan 2026).
(2) https://news.un.org/en/story/2026/04
(9 Nisan 2026).
(3) https://theconversation.com/why-benjamin-netanyahu-needs-the-iran-conflict-to-continue
(2
Nisan 2026).
(4) Agm.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder