Trump, nükleer silah bahanesiyle savaşı
yeniden başlatıyor
Mustafa Durmuş
13 Nisan 2026
ABD ile İran arasında Pakistan'da yürütülen ancak
anlaşmaya varılamayan görüşmelerin ardından, Trump, Fox News’e yaptığı
açıklamada, “görüşmelerde birçok başlıkta ilerleme sağlandığını ancak en önemli
konu olan nükleer konusunun çözülemediğini” belirterek, yeni tehditler savurdu:
“ABD Donanması, dünyanın en güçlüsü olarak, derhal Hürmüz Boğazı’na giriş
yapmaya veya çıkmaya çalışan tüm gemileri ablukaya alma sürecini başlatacak”
dedi.
Trump tehditlerini sürdürüyor
Trump, “ABD’nin uygun zamanda İran’ı “ortadan
kaldırmaya” hazır olduğunu da belirterek, İran’ı bir kez daha sivil altyapısına
saldırmakla tehdit etti. Ayrıca ateşkes duyurusundan kısa bir süre önce, “bu
gece bütün bir medeniyet yok olacak” şeklindeki, çok eleştirilen tehdidinden “pişmanlık
duymadığını da” belirtti. “NATO’nun utanç verici bir tutum içinde olduğunu vurguladı”
ve İngiltere Başbakan’ı Keir Starmer'a yönelik sert sözler sarf etti. (1)
Diğer yandan İran, uzun süredir nükleer silah peşinde
olmadığını ileri sürüyor ve sadece sivil nükleer programı yürütme hakkında
ısrar ediyor. Nitekim 2015'teki tarihi nükleer anlaşma, bir yılı aşkın süren müzakerelerin
ardından imzalanmıştı. (Ancak bazı uzmanlar, İran'ın zenginleştirilmiş uranyum
stokunun, silah sınıfında olmasa da silah sınıfına ulaşmak için teknik olarak
sadece küçük bir adım uzaklıkta olduğunu ileri sürüyor).
İran’ın nükleer silahı var mı?
İran’ın şu anda nükleer silahı yok ve hiç olmadı.
İran’ın, ABD’nin yardımıyla başlattığı bir sivil nükleer programı var.
1970’lerin ortalarından itibaren ABD, İran Şahı ile nükleer enerjiye yatırım
yapılması konusunda müzakereler yürüttü. Bunun en önemli nedenlerinden biri ABD
merkezli enerji şirketlerinin bu ihaleleri alabilmesiydi. Bu çabalar hiçbir
zaman meyve vermedi ve 1979 İran Devrimi'nde Şah hükümetinin yıkılmasıyla
sonuçsuz kaldı. Humeyni Devrimi, ABD'nin İran'a karşı muhalefetini tırmandırdı.
Herhangi bir somut kanıt olmamasına rağmen, İran'ın nükleer silah ürettiği
iddiaları yaygın bir şekilde dolaştırıldı.
Oysa Birleşmiş Milletler’in nükleer denetim kurumu
IAEA, 1980'lerin başından itibaren İran'ın nükleer enerji kapasitesini
denetlemeye başladı. 2003 yılında, olası askeri kullanım amaçlı erken dönem
araştırmalara dair kanıtlar bulunmasından bu yana, bu denetimler çok daha
kapsamlı ve ciddi bir hal aldı.
Ancak yine 2003 yılında İran hükümeti, nükleer silah
üretme niyetini kesin bir dille reddeden açıklamalar yayınladı ve bu tür
silahları İslam ilkelerine aykırı olarak nitelendirdi. Bu tutum o günden bu
yana değişmedi; ayrıca eski ABD Devlet Başkanı Obama’nın imzaladığı 2015 İran
Nükleer Anlaşması’ndan bu yana yapılan uluslararası denetimlerde, nükleer silah
üretimi yönünde hiçbir kanıt bulunamadı.
Nükleere ilişkin kanıt yok!
Daha yakın bir tarihte, Ağustos 2025'te, ABD
istihbarat topluluğu bir bütün olarak "İran'ın nükleer silah üretmediğini
ve kısa süre önce öldürülen Dini Lider Ali Hamaney'in 2003'te askıya aldığı
nükleer silah programını tekrar gündeme getirmediğini " açıkladı.
ABD ve İsrail bu savaşı başlatmadan bir gün önce,
Umman Dışişleri Bakanı, CBS News'e, “İranlı müzakerecilerin İran'ın
zenginleştirme programına o kadar katı sınırlamalar getirilmesini kabul
ettiklerini”, “bu sınırlamaların “asla bomba yapabilecek nükleer malzemeye
sahip olamayacakları” anlamına geldiğini ve “tesislerini Uluslararası Atom
Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) denetimlerine tabi tutacaklarını” söyledi. Bu
azaltma seviyeleri, 2015 İran nükleer anlaşmasında uygulananlardan bile daha
katıydı. Buna rağmen, ertesi gün ayni ABD-İran görüşmelerinin yeniden
başlamasına sadece birkaç gün kala, ABD ve İsrail İran’ı bombalamaya başladı.
(2)
Toronto Üniversitesi öğretim üyesi Timothy Snyder’
göre, “Trump yönetiminin İran’ın nükleer silah ürettiği iddiası kanıtlanmadı.
Bu iddia, yönetimin geçen haziran ayında hava saldırılarıyla İran’ın nükleer
silah programını imha ettiği yönündeki tekrarlanan iddialarıyla da bağdaşmıyor.
Trump’ın İslam Cumhuriyeti’nin demokratik – ya da en azından ABD dostu – bir
rejimle değiştirilmesi gerektiği konusundaki ısrarı da yabancı askeri
müdahalelere ve rejim değişikliği savaşlarına karşı kararlı muhalefetin sözde
Trump’ın MAGA hareketinin temel ilkelerinden biri olduğu düşünüldüğünde, en az
o kadar tuhaf”. (3)
Nükleer silah tehdidi İsrail’den kaynaklı
İşin ironik yanı, Orta Doğu da gerçekte böyle bir
tehdidin olması ancak bu tehdidin asıl olarak İsrail’den kaynaklanıyor olması. Üstelik,
İsrail, nükleer bombalarının varlığını ne doğrulayan ne de yalanlayan bir
"stratejik belirsizlik" politikası izliyor. Ancak hem ABD'li hem de
İsrailli yetkililer birkaç kez ağzından kaçırarak bunu kabul ettiler.
Özellikle de Dimona'daki nükleer cephanelik tehlikeli
zira İsrail Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nı imzalamayı
reddettiği için, bu cephanelik BM'nin nükleer denetim kurumu ya da başka
herhangi bir uluslararası gözlemci tarafından denetlenemiyor. İsrail dışında hiç
kimse orada kaç adet bomba olduğunu, bunların ne durumda olduğunu ya da savaşta
kullanılabilir olup olmadıklarını bilmiyor. (4)
Denetlenmeyen ve genellikle hiç bahsedilmeyen bu
nükleer silah cephaneliğinin varlığı, bölgedeki nükleer silahların yayılmasını
önleme çabalarına sürekli bir tehdit oluşturuyor ve Orta Doğu'da nükleer
silahlanma yarışının tırmanmasına neden oluyor.
Nükleer silahlanma yarışı artacak
Trump yönetiminin savaşı haklı gösterme gerekçeleri
tutarsız ve belirsiz olsa da bunun temelinde her zaman Trump'ın İran'ın asla
nükleer silah geliştirmemesi gerektiği konusundaki ısrarı yatıyor.
Nükleer silaha sahip iki saldırgan devletin, kendilerinin yaptığı gibi
davranmasını engellemek için, nükleer silahı olmayan bir başka devlete saldırdığı
savaşın üzerinden bir aydan fazla bir zaman geçtikten sonra, nükleer silahların
yayılması hakkında ciddi sorular da kaçınılmaz olarak gündeme geliyor.
Öyle ki, nükleer silahlara sahip ülkeler uluslararası
hukuku ihlal ettikçe, diğer ülkeler caydırıcılık aracı olarak nükleer
silahların üretilmesine yönelebilirler: İsrail ve ABD, İran’a böyle bir silahı
geliştirmesi için yol açıyor. Üstelik bu durum küresel çapta, nükleer
silahların olumlu bir şekilde yeniden değerlendirilmesine yönelik var olan bir
eğilimi de güçlendirebilir.
Bu gelişmeler karşısında İran'daki sertlik
yanlılarının, nükleer silahlı ülkelerin saldırılarına karşı caydırıcı bir araç
olarak nükleer silah peşinde koşmak için daha güçlü bir argümana sahip olmaları
çok muhtemeldir. Ayrıca bölgedeki başka gelişmeler de bu silahlanmayı
artırabilir.
Örneğin, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin
Selman, 2023 yılında Fox News’e verdiği röportajda, “İran’ın nükleer silah
geliştirirse Suudi Arabistan’ın da aynısını yapacağını” söylemişti: “Onlar bir
tane elde ederse, güvenlik nedenleriyle ve Orta Doğu’daki güç dengesini
sağlamak için biz de bir tane elde etmeliyiz”. Daha yakın bir tarihte, CBC’ye
verdiği bir röportajda Suudi siyasi analist Salman Al-Ansari, Suudi
Arabistan’ın İran ile savaşa girmesi halinde, Pakistan ile olan karşılıklı
savunma anlaşmasını devreye sokacağını söyledi. Al-Ansari, “Suudi Arabistan’ın
üzerinde Pakistan’ın nükleer şemsiyesi var” dedi.
Yeni Delhi’deki Hava Gücü Araştırmaları Merkezi’nde bir
araştırmacı ve Atom Bilimcileri Bülteni’nin Bilim ve Güvenlik Kurulu üyesi olan
Manpreet Sethi, giderek artan sayıda ülkenin nükleer silahları bir güç aracı ve
saldırıya karşı güvence olarak gördüğü bir döneme girdiğimizi söylüyor: “Bir
kez daha, nükleer silah üretme eşiğinde olabilecek devletlerden bahsediyoruz”.
Sethi, “Güney Kore, Japonya, Almanya ve Polonya'nın şu anda nükleer silaha
sahip olmamasına rağmen, stratejik toplulukların bu silahları geliştirmeyi veya
paylaşmayı tartışmaya başlamasının endişe verici bir durum olduğunu”
belirtiyor. (5)
Trump’ın, İran’ın nükleer silahı olmamasına rağmen,
yalan söyleyerek İran ile savaşı yeniden başlatması tarihte ilk örnek değil.
Emperyalist güçler bunu hep yaparlar. Nitekim Irak da benzer bir gerekçeyle,
ABD ve İngiltere öncülüğünde yürütülen bir savaşla işgal edilmişti.
Trump gerçekte neden ateşkesi sonlandırdı?
Trump’ın meşru olmayan ama kendisi açısından makul
olan bu kararının iki nedeni olabilir: ABD’deki otoriter rejimini ara
seçimlerden başarı ile çıkarak pekiştirmek ve içinde yer aldığı oligarşiyi daha
da zenginleştirmek. Keza Epstein olayı ve kendisi ile ilgili yolsuzluk
davalarının üstünü örtmek de bu nedenler arasında sayılabilir. Bunun dışında,
ABD emperyalizminin Çin karşısında hegemonya kaybetmesi ve ABD ekonomisinin
giderek ciddi bir finansal krize sürüklenmesi de bu kararın nedenleri olabilir.
Çünkü uluslararası çatışmalar ve savaşlar, ya halkı
liderin arkasında birleşmeye zorlayarak (muhalifleri “vatan haini” olarak
göstererek) ya da seçimler öncesinde iktidar partisine elverişli koşullar
yaratarak, demokrasileri zayıflatabilir ve çökertebilirler. Nitekim ABD ve
İsrail’deki aşırı sağcı hükümetler, bu son derece öngörülebilir otoriter modeli
izliyorlar.
Uluslararası direnişi büyütmek gerekiyor
Ancak savaşlar bir hükümetin suçlarını silemediği
gibi, Trump ve Netanyahu gibi despotların gerçek niyetlerini ortaya çıkarmak
için iyi bir fırsat da sunabilirler. Diğer yandan bu fırsatın ABD ve Orta Doğu
halkları lehine kullanılabilmesi için uluslararası çapta bir şeyler yapmak
gerekiyor.
Öncelikle, savaşın gerçek nedeni ve emperyalist
amaçlarla olan ilişkisi çok iyi teşhir edilmeli ve bu savaşın derhal
sonlandırılması için dünya çapında bir mücadeleye girişilmelidir.
İkinci olarak, savaş karşıtlığı ve demokrasi cephesi
büyütülmelidir. Trump, nüfusun yalnızca yüzde 18’inin desteğiyle İran’a
saldırdı. Savaş başladığında destek az da olsa arttıysa da bu yine de modern
tarihin en az destek gören ABD savaşı olarak görünüyor (şu anda yüzde 41). İlericilerin
ve barış yanlılarının görevi savaş karşıtlığını güçlendirmektir.
Minnesota’daki toplumsal grevler ve ülke çapındaki “No
Kings” eylemleri bu açıdan umut veriyor. Ancak bu eylemlerin ABD ile sınırlı
kalmaması ve başta Avrupa ve Bölgemizdeki ülkelerde benzerlerinin hayata
geçirilmesi gerekiyor.
Eğer küresel sermaye, emperyalist koç başları olan ABD
ve İsrail ile birlikte dünyayı tehdit ediyorsa, buna karşı dünya işçi sınıfı
başta olmak üzere, emekçi halkların, demokratların ve barış yanlılarının
birlikte mücadele etmelerinden başka çare yok.
Dip notlar.
(1) https://www.pbs.org/newshour/world/trump-says-u-s-navy-will-immediately-blockade-strait-of-hormuz-after-ceasefire-talks-end-without-agreement
(12 Nisan 2026).
(2) https://ips-dc.org/what-you-need-to-know-about-the-u-s-war-in-iran
(12 Mart 2026).
(3) https://www.socialeurope.eu/the-iran-war-has-nothing-to-do-with-nuclear-weapons
(4 Mart 2026).
(4) https://ips-dc.org/what-you-need-to-know-about-the-u-s-war-in-iran
(12 Mart 2026).
(5) https://truthout.org/articles/the-us-israeli-war-on-iran-is-incentivizing-nuclear-proliferation
(26 Mart 2026).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder