‘Barış
Kurulu’ ve İran saldırısı: böyle başa böyle tarak!
Mustafa
Durmuş
1
Mart 2026
"Barış Kurulu" (BoP), sözde “dünya çapında
barışı korumayı teşvik etmek amacıyla yakın tarihlerde kurulmuş olan
uluslararası bir kuruluş”.
Donald Trump tarafından kuruldu ve Amerika Birleşik
Devletleri hükümeti tarafından yönetiliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi'nin 2803 sayılı kararında; “Gazze barış planının süreçlerini
denetlemekle görevli bir organ” olarak tanımlanıyor.
Sözde
“Bölgeye barışı getirecek” olan Kurul
Katılımcı ülkelerin, ilk üç yılın ardından üyeliğini
yenilemek için kuruluşa 1 milyar ABD doları katkıda bulunmaları gerekiyor. 2026
yılı itibariyle, üyelik için davet edilen 62 ülkeden, aralarında Türkiye’nin de
bulunduğu 25 ülke kurulun tüzüğünü imzaladı.
İsrail Devleti, Gazze’deki soykırımını sürdürüp,
Filistinlileri yurtlarından söküp atmaya devam ederken, buna sessiz kalan Barış
Kurulu’nun Başkanı Trump’ın askeri desteğiyle, İsrail ve ABD, İran’a saldırdı.
İlk belirlemelere göre saldırılar sonucunda çok sayıda İranlı üst düzey devlet
yetkilisinin yanı sıra 108 öğrenci öldürüldü.
Anlaşmaya
varılmak üzereyken…
Oysa ABD ve İran müzakerecileri, arabulucuların
yıllardır yapılan en ciddi ve yapıcı görüşmeler olarak nitelendirdiği görüşmeler
için bu hafta başında Cenevre'de bir araya gelmişti.
ABD ile İran arasında son zamanlarda yapılan
görüşmelerin arabulucusu Umman Dışişleri Bakanı Badr Albusaidi, bu görüşmelerle
ilgili olarak, “benzeri görülmemiş bir şeffaflıktan” bahsederek, her iki
tarafın da yerleşik pozisyonlarını tekrarlamak yerine, yaratıcı çözümler
aradığını belirtmişti.
Görüşmelerde “nükleer sınırlamalar ve yaptırımların
hafifletilmesi konusunda esneklik gösterilmiş” ve arabulucular, “birkaç gün
içinde ilkeler üzerinde bir anlaşmaya varılabileceğini ve ayrıntılı doğrulama
mekanizmalarının birkaç ay içinde devreye girebileceğini” belirtmişti.
Trump, İran'ı bombalamak ve hükümetini devirmek için
kararını açıklamadan birkaç saat önce, Badr Albusaidi, ABD'nin en önde gelen
televizyon haber programlarından birine (Face the Nation) bizzat katılarak, “barış
anlaşmasının ulaşılabilir olduğunu görebiliyorum, diplomatik bir atılım mümkün.
Bu süreci devam ettirmeyi talep ediyorum çünkü anlaşma yolunda oldukça önemli
bir ilerleme kaydettik. Bu anlaşmanın özü çok önemli ve bence biz bu özü
yakaladık” demişti.
Ancak ABD ve İsrail, diplomasiyi sonuçlandırmak yerine,
İran genelinde koordineli saldırılar başlattı. Trump, “büyük çaplı savaş
operasyonları” başlattığını duyurarak, bunları nükleer ve füze tehditlerini
ortadan kaldırmak için gerekli olarak nitelendirdi ve İranlıları bu fırsatı
değerlendirip liderlerini devirmeye çağırdı. İran ise bölgedeki ABD üslerini ve
müttefik devletleri hedef alan füze ve insansız hava aracı saldırılarıyla yanıt
verdi.
Gerçek
hedef rejim değişikliği mi, yoksa Bölgeyi ele geçirmek mi?
Anlaşmaya varmak üzereyken saldırıyı başlatmak, ABD
emperyalizmi ve İsrail Siyonizminin gerçek niyetinin İran’ı nükleer silahlardan
arındırmak olmadığını, rejim değişikliği aracılığıyla bölgeyi tam kontrol
altına almak olduğu ortaya çıktı.
İran’daki Molla Rejiminin, özellikle de Kürtlere
yaptıkları, İran halkının rejime karşı olduğu ve sıklıkla ayaklandığı her kes
tarafından biliniyor. Bu nedenle de İran’daki bu korkunç rejimin değişmesi
gerekiyor. Ancak bu rejim değişikliğinin ABD tarafından gerçekleştirilmesi
İran’a demokrasinin geleceği anlamına da gelmiyor.
Kendisi demokrasiye inanmayan bir otokrattan ve ortağı
soykırımcı Netenyahu’dan otokrasi ile yönetilen bir ülkede demokrasinin
gelmesine yardımcı olmasını beklemek büyük bir yanılgı olur.
Kurul’un
gerçek amacı
Böylece, ‘Barış Kurulu’nun gerçekte ne amaçla
kurulduğu da ortaya çıktı: Emperyalist-Siyonist saldırılar sonrasında Orta Doğu
coğrafyasının yeniden paylaşımı ve buradaki mevcut yönetimlerin emperyalizmin
çıkarları doğrultusunda değiştirilerek bölgenin kontrol altına alınması.
Yani emperyalistler “barış” diyerek mazlum halklara
karşı savaşlarını ve sömürgeleştirme çabalarını sürdürecekler. Türkiye gibi
Kurul’a üye bazı ülkeler de üyelik için 1 milyar dolar vererek, bu saldırılarda
pay sahibi olacaklar ve tarihe geçecekler.
Bölgeye barışı da demokrasiyi de getirecek olan
emperyalizm değil, bölge halklarının öz güçlerine dayalı anti-kapitalist,
anti-emperyalist demokratik halk devrimi mücadelesi olacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder