Savaşın ve krizin
faturası emekçilere kesiliyor!
Mustafa Durmuş
9 Mayıs 2026
Siyasal iktidarın son yıllarda arkasına sığınabildiği
(ama toplumun büyük bir kısmı için herhangi bir anlamı olmayan) tek gösterge
olan ekonomik büyüme tahmini ile başlayalım.
OECD 2026 yılında Türkiye ekonomisinin ancak yüzde 3,3
büyüyebileceğini öngörüyor. (1) Ancak bu tahmin yapıldığında ABD/İsrail-İran
savaşı henüz başlamıştı. Dolayısıyla, bu savaşın yaygınlaşarak sürmesi halinde
bu rakamın daha da düşmesi kaçınılmaz olacak. İçerde ise izlenen düşük gelir ve
ücret politikaları nedeniyle iç pazara dayalı yüksek bir büyüme sağlayabilmek
zor. Yatırımlar cephesinde ise uzunca bir süredir yaprak kımıldamıyor. Hatta
tekstil firmaları tesislerini söküp Mısır gibi ülkeler gittiler.
Özetle, Türkiye ekonomisi yıllardır alışkın olduğu yüzde
4-5 aralığındaki ekonomik büyümesinden çok farklı bir görünüm sergiliyor. Yeni
normal artık yüzde 2-3 aralığında sürünen bir büyüme.
Enerji kullanımının GSYH içindeki payı
Türkiye’de petrol ürünleri ve doğal gaz tüketiminin
milli gelir içindeki payı yüzde 3. Bu tüketim, ortalama tüketici sepetinin
yüzde 7’sini oluşturuyor. Ancak yoksullar ve zenginler açısından önemli bir
fark söz konusu: En düşük gelirli yüzde 20’lik nüfusun enerji malları
tüketiminin toplam tüketim sepeti içindeki payı yüzde 7,5 iken; en zengin yüzde
20’nin payı bunun yarısı kadar: yüzde 3,5. (2)
Yani savaş nedeniyle artan enerji faturası toplumu
eşit ölçüde etkilemiyor. Zenginler bu fiyat artışlarından çok daha az
etkilenirken, yoksullar çok daha fazla etkileniyor. Yani gıda yoksulluğunu
artık enerji yoksulluğu da izliyor.
Bu nedenle de acilen yoksul ailelere ve düşük gelirli
gruplara, enerji sübvansiyonu desteği verilmeli ve/veya enerji fiyatlarına bir
üst sınır getirilmelidir.
Cari açık ve dış ticaret açığı:
Türkiye ekonomisinin en yumuşak iki karnından biri
cari açık, diğeri ise bütçe açığı. ABD/İsrail-İran savaşının da etkisiyle dış
ticaret açığı ve cari açık daha da arttı. Örneğin şubat ayı itibarıyla yıllık
olarak dış ticaret açığı 73,2 milyar dolara, cari açık ise 35,4 milyar dolara
yükseldi. Aylık olarak 2025 yılı şubat ayında 5,2 milyar dolar olan cari açık
bu yılın şubat ayında 2,3 milyar dolar artarak 7,5 milyar dolara çıktı.
İhracatın ithalatı karşılama oranı bu yılın mart ayında yüzde 66,1’e geriledi.
Geçen yıl aynı ayda bu oran yüzde 76,5 idi. (3)
Yani bir süredir iç talebi baskılayarak ihracata
yönelmeye çalışan Türkiye kapitalizmi savaş öncesinde de ihracatta sorunlar
yaşıyor ve artışı önlenemeyen ithalat yüzünden dış ticaret açığı ve cari açık
veriyordu. Bu durum savaş ile birlikte daha da kötüleşiyor. Zira ülkenin en
büyük pazarı olan Avrupa ekonomisi, savaşın da etkisiyle büyük ölçüde
durgunluğa girdi.
Rezervler
Açığın finansmanı ve döviz kurunun baskılanması için
şubat ayında toplamda 24,2 milyar dolarlık Merkez Bankası rezervi kullanıldı.
Yani rezervler 24,2 milyar dolar azaldı. Savaş döviz rezervlerindeki azalmayı
daha da artırdı. Döviz rezervleri 10 Nisan 2026’da 56,3 milyar dolar iken, iki
haftada (24 Nisan) 3 milyar dolara yakın azalarak 53,2 milyar dolara geriledi.
Takas hariç net döviz rezervleri 30 milyar dolara kadar geriledi. (4) Yani ağır
toplumsal faturalar ödenerek biriktirilen rezervler, savaşın sürmesi halinde
daha da azalacak ve bu da ülkeyi bir döviz krizi riski ile karşı karşıya
bırakabilecektir.
Bütçe gerçekleşmeleri
Bütçe açığı artmaya devam ediyor. Faiz ödemeleri ise
bütçe açığının iki katından fazla. Öyle ki bu yılın mart ayında merkezi Yönetim
Bütçesi açığı 230 milyar TL, üç aylık (Ocak-Mart) açık ise 420 milyar TL oldu.
Bu üç ayda ödenen faizin 876 milyar TL olması, yani faiz ödemelerinin açığın
iki katından fazla olması (5) başta vergiler olmak üzere kamu gelirlerinin asıl
olarak tefeci sermaye için kullanıldığını ortaya koyuyor. Savaşın sürmesi
halinde faiz oranlarının daha da yükseleceği gerçeği, savaşın tefeci sermayeye
hizmet ettiğini gösteriyor.
Diğer yandan siyasal iktidar mali disiplini sağlama
gerekçesiyle, vergilere yükleniyor. Öyle ki bu yılın ilk üç ayında vergi
gelirlerinde yüzde 24,3’lük bir artış sağlandı. Oysa bu ilk üç aydaki resmi
enflasyon toplam yüzde 10,3. Yani siyasal iktidar, vergi gelirlerini
enflasyonun 2,5 katına yakın artırarak, halktan gereğinden fazla vergi alıyor.
Finans sermayesi için vergi cennetine
dönüşen ülke
Halkın vergi yükünü artırırken, Meclis’e gelen bir
kanun teklifi ile iktidar İstanbul Finans Merkezi’nde (İFM) faaliyet gösteren
şirketlere 20 yıllık vergi muafiyeti getiriyor.
5 Mayıs 2026 tarihinde TBMM gündemine giren ve Komisyon’da kabul edilen “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi,” ihracattan varlık barışına, İFM teşviklerinden vergi borcu yapılandırmasına uzanan geniş bir yelpazede köklü değişiklikler öneriyor (6):
▪Yeni
bir “varlık barışı” geliyor. Yani yurt içinde ya da yurt dışında kayıt dışı
kalan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının
ekonomiye kazandırılması amacıyla yeni bir varlık barışı düzenlemesi planlanıyor.
Burada, vergide temel oran yüzde 5 olarak kabul edilmekle birlikte, devlet iç
borçlanma senetleri veya kira sertifikalarında tutulacak varlıklar için
bulundurma süresine göre indirimli oranlar uygulanacak. Herhangi bir taahhüt
yoksa yüzde 5, en az 5 yıl taahhüt varsa hiç vergi alınmayacak. Aradaki süreler
için vergi oranları yüzde 1 ila yüzde 4 arasında değişiyor.
▪Kurumlar vergisi oranı bazı sektörler için
indiriliyor: Sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal
eden kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar ile
zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran bu üretim
faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına kurumlar vergisi oranının yüzde 12,5
olarak uygulanması öngörüldü.
▪Türkiye'ye yerleşenler için gelir vergisi istisnası
getiriliyor: Son üç takvim yılında Türkiye'de yerleşik sayılmayan ve vergi
mükellefiyeti bulunmayan gerçek kişiler, Türkiye'ye taşındıktan sonra yurt
dışında elde ettikleri kazanç ve iratlar için 20 yıl boyunca gelir vergisinden
muaf tutulacak. Bu istisnadan yararlananlar için söz konusu süre içinde
gerçekleşen veraset yoluyla mal intikal vergisi oranı ise yüzde 1 olarak
uygulanacak.
İstanbul Finans Merkezi'nde (İFM) faaliyet gösteren
kurumlara yönelik transit ticaret ve yurt dışı mal alım satımı teşvikleri güçlü
biçimde artırılıyor bu kanunla vergi indirimi oranları artıyor: İFM
içindeki kuruluşlar- transit ticaret kazancında yüzde 50 olan vergi indirimi
yüzde 100’e; İFM dışındaki kuruluşlar- transit ticaret kazancında yüzde 0 olan
vergi indirimi yüzde 95’e yükseltiliyor. Ayrıca, transit ticaret ile nitelikli
hizmet merkezi kazançları ve İFM kapsamındaki finansal hizmet ihracatı
kazançları artık asgari kurumlar vergisi matrahından da indirilebilecek. Bu
düzenleme, ilgili kuruluşlar açısından kurumlar vergisi yükünü sıfıra
yaklaştırabilecek.
▪İFM' de finansal hizmet ihracatı yapan kurumlara
uygulanan yüzde 100 kurumlar vergisi indirimi, 2031'de sona erecekken, bu süre
2047 yılına kadar uzatılıyor. Katılımcı finansal kuruluşların finansal faaliyet
harçlarından muafiyet süresi ise 5 yıldan 20 yıla çıkarılıyor.
▪İstanbul Finans Merkezi Kanunu kapsamında,
halihazırda yalnızca finansal kuruluşlara tanınan ve yurt dışı tecrübeye bağlı
olarak (nitelikli personele sağlanan); yüzde 60 ve yüzde 80 oranında uygulanan
gelir vergisi istisnasının kapsamı genişletiliyor ve söz konusu teşvikten İFM’ de
faaliyet gösteren tüm katılımcıların yararlanabilmesi amaçlanıyor.
▪Vergi borçlarında taksit süresi ve limiti genişliyor
ve azami taksit süresi 36 aydan 72 aya çıkarılıyor.
Dip notlar:
(1) OECD,
Economic Outlook, Interim Report, March 2026.
(2) Agr.
(3) TÜİK
ve TCMB verileri.
(4) TCMB
Ödemeler Dengesi Verileri.
(5) Hazine
ve Maliye Bakanlığı, Bütçe Gerçekleşmesi Raporu, Mart.
(6) 05
0.5.2026 tarih ve 111 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi; Tax & International Advisory, Taxademy (7 Mayıs
2026).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder