Bilerek ve isteyerek (2): oyunun ikinci
perdesi
Mustafa Durmuş
22 Mayıs 2026
Dün Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, Cumhuriyet Halk
Partisinin (CHP) 38. Olağan Genel Kurultayını geçersiz sayarak, mevcut
yönetimin uzaklaştırılmasına ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibinin
getirilmesine karar verince, 14 ay sonra ekonomide ve siyasette yeniden bir
deprem yaşandı.
Mutlak butlanın üç önemli yanı
“Mutlak Butlan” olarak da anılan bu kararın birçok
yanı var ama asıl olarak aşağıdaki üç yanı çok önemli:
Öncelikle,
bu karar, CHP ile ilgili gözükse de etkileri itibarıyla onun ötesine geçen bir
karar: önümüzdeki seçimlerde iktidarı almaya yakın olan her türden muhalefet
partisine karşı alınmış bir karar. Yani “demokrasi” butlana uğratıldı.
İkincisi,
bu karar, bir süredir otoriter bir rejimle ülkeyi yönetenlerin açık bir
diktatörlüğe geçiş için başvurdukları bir aşama: daha önce HDP’li belediyelere
ve ardından CHP’li belediyelere yapılan yaygın kayyum atamaları, Türkiye çapında
CHP’li belediyelere yönelik kolluk operasyonları, yaygın tutuklamalar ve mutlak
butlan ile sürdürülüyor.
Üçüncü olarak,
bu operasyon açık bir biçimde, 13 yıldır tek bir seçimi bile kazanamamış olan
ve artık müesses nizam içindeki yeri giderek netleşmiş olan Kemal Kılıçdaroğlu
ve ekibi aracılığıyla yapılıyor.
Oyunun ikinci perdesi
Kısaca mutlak butlan, 19 Mart 2025 tarihinde
sahnelenen ve İstanbul Büyükşehir Belediyesine (İBB) yapılan operasyonlarla
sürdürülen bir oyunun ikinci perdesidir.
Günümüz faşizminde artık siyasal iktidarlar, muhalif siyasal
partileri kapatmıyorlar ama soruşturmalarla, baskılarla ve mutlak butlan
kararlarıyla etkisiz hale getiriyorlar. Böylece önümüzdeki iki yıl içinde yapılması
beklenen bir genel seçime rakipsiz girmek ve sözde seçimlerle iktidarlarını
korumak istiyorlar.
Bu ne nedenle de yazının başlığı (oyunun ikinci bölümü
anlamında), “bilerek ve isteyerek (2)” oldu.
Ağır ekonomik fatura
Mutlak butlanın neden olduğu ve daha da olacağı
ekonomik yıkım ise 19 Mart’takinden çok daha ağır olacak. Zira o tarihlerdeki
ekonomik sorunların yanı sıra artık dibimizdeki savaşın beraberinde getirdiği ciddi
ekonomik sorunlar da söz konusu.
Kısaca, mutlak butlan kararının açıklanmasının
ardından TL varlıklar ağır bir satış dalgasına uğradı. BİST100 Endeksi, kararın
ardından yüzde 6 düştü, bankacılık endeksinde bu düşüş yüzde 8,5’e yaklaştı ve devre
kesici devreye sokuldu. Türkiye’nin 5 yıllık iflas risk primi (CDS), kararın
hemen ardından 9 baz puan artışla 253 baz puana yükseldi. (Bu prim puanı normal
bir ekonomide 50-80 baz puan arasında değişiyor).
Mutlak butlan kararı, ekonominin bütününe; artan mali
ve finansal riskler, bütçe açıkları ve cari açık, sermaye çıkışı, kur artışı, daha
yüksek faiz, rezervlerin erimesi, daha düşük ekonomik büyüme, daha yüksek
işsizlik ve daha yüksek enflasyon (stagflasyon koşulları) ve daha fazla
yoksulluk olarak geri dönecektir.
Nitekim, Bloomberg’in haberine göre, kuru tutabilmek
için, TCMB dün 6 milyar dolar sattı. Bazılarına göre bu rakam 10 milyar doları
buluyor. Kısaca dün swap hariç net rezervler 37 milyar dolar seviyelerine
geriledi. (Tam rakamlar birkaç güne belli olur). Yani artık kurdaki artışı
yavaşlatacak tamponlar da iyice zayıfladı.
Asıl bedeli emekçiler ödeyecek
Asıl bedel ise bir kez daha halka ödettirilecek. Hali
hazırda artmakta olan enflasyon yüzünden perişan durumdaki, başta asgari
ücretliler ve emekliler olmak üzere tüm emekçiler, mutlak butlan kararıyla daha
da kötüleşecek fiyat artışları karşısında daha da yoksullaşacaklar. Öyle ki bu
yıl yapılan toplu iş sözleşmeleriyle yüzde 30-40 arasında ücret zammı alabilmiş
olan işçi sınıfının bu sınırlı kazanımı da bu kararla ellerinden alınacak.
Ama ne gam!
Diğer yandan, ülkeyi yönetenler açısından mesele, ülke
ekonomisinin ve emekçilerin perişan halde olması değil. Aksine bu kesimlerin sınıfsal
ve siyasal çıkarlarının korunması. Öyle olmasaydı, Butlan kararından bir gün
önce “Varlık Barışı” adı altında bir yasayı apar topar geçirerek, kara
paracıları, finans sektöründeki büyük spekülatörleri ve manipülatörleri memnun
ederler miydi?
Bu, artık açık bir sınıf savaşıdır. İktidar Bloku bu
savaşı bir süredir emekçi halkları iyice güçsüzleştirerek yürütmek istiyor. Mutlak
butlan kararı da buna hizmet ediyor. (Burada nasıl bir mekanizma işlediğini
anlayabilmek için lütfen 19 Mart operasyonlarının hemen ardından yazdığım
yazıyı okuyun: https://t24.com.tr/yazarlar/mustafa-durmus/ekonomik-yikim-bilerek-ve-isteyerek-mi)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder