12 Ocak 2018 Cuma

KAHVENİN KÖPÜĞÜ GİTTİĞİNDE GERİYE SADECE ACI TADI KALIR!

KAHVENİN KÖPÜĞÜ GİTTİĞİNDE GERİYE SADECE ACI TADI KALIR!
Mustafa Durmuş
11 Ocak 2018

Bu yılın başında beri küresel sermaye geçen yıl gerçekleşen, deyim yerindeyse “muhteşem” ekonomik gelişmeleri anlatmaya doyamıyor. Bunu yaparken de kuşkusuz bütün dünyaya “kapitalizm ve piyasalar sonsuza kadar devam edecek olan gelmiş geçmiş en başarılı sistemdir” mesajını veriyor.

Borsalar zirvede
Küresel borsalardan başlarsak, geçen yıl değerlerini 2 trilyon dolar daha artırmışlar. Örneğin ABD’de geçen yıl borsalar 2000 yılından bu yana yüzde 72’lik bir artışla zirve yapmışlar (1), geçen yılı “boğa piyasaları” olarak geçirmişler, yani adrenalin, coşku tavan yapmış. Öyle ki dünyanın en büyük borsalarından olan Dow 25,000’inin üzerine çıkmış.
Hedge fonlar da coşmuş. Birçok hedge fon geçen yıl iki haneli oranlarda kâr elde etmiş. Örnek olarak Marcato Capital Management yüzde 25,6 ve Atlantic Investment Management yüzde 16 kâr sağlamışlar. 2016 yılındaki performanslarının düşüklüğü nedeniyle bu fonlardan 70 milyar doların geri çekildiği, buna karşılık geçen yılın sadece ilk üç çeyreğinde 2,9 milyar dolar yeni paranın bu fonlara aktığı dikkate alındığında (2), 2017 yılının finans kapitalin önemli unsurlarından biri haline gelen bu küresel fonlar için de son derece verimli geçtiği ortaya çıkıyor.
Hem yaratılan toplam değer, hem de reel yatırım ve finansal akımlar açısından dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’de 2016 yılında bir bütün olarak düşen kârlılık geçen yıl yükselmeye başlamış (hala 2008 krizi öncesinin ortalamasının gerisinde kalsa da). Ancak bu kârlar daha ziyade kurgusal kârlar olarak da adlandırılan, borsalar gibi finans sektöründen elde edilen kârlardan kaynaklanmış (3).

Ekonomik büyüme hızlanıyor
Ekonomik büyüme açısından ise genelde küresel bir toparlanma yılının yaşandığının altı kalın çizgilerle çiziliyor. OECD ve IMF’ye ek olarak en son Birleşmiş Milletler de (BM) bu büyümeci koroya katıldı. Son raporunda dünya ekonomisinin 2011’den bu yana en yüksek hıza kavuştuğunu ve yüzde 3 oranında büyümekte olduğunu belirtti (4).
Rapora göre 2016’daki ortalama yüzde 2,4’lük büyümeye karşın 2017’de sağlanan bu büyüme çok önemli. Üstelik dünya ülkelerinin üçte ikisinde büyüme hızlandı.
Türkiye: Borsa uçtu, ekonomi coştu
Türkiye’de de finans piyasalarında, borsa (BİST 100) tarihinde ilk kez 115.000 puanın üzerini gördü. Bu arada bankalar da ortalama yüzde 65 gibi yüksek bir oranda kârlarını artırdılar. Kaldı ki ekonominin 2017 yılının 3. çeyreğindeki yüzde 11,1’lik açıklanması zor bir oranla, bütün yıl yüzde 6’nın üzerinde büyüyecek olması geçen yıl hafızalarımıza kazındı.
Belli ki 7 milyar nüfuslu dünyada bu borsalarda hisse senetleri, kıymetli kâğıtları bulunan bir avuç azınlığın oluşturduğu finans oligarşisi 2008 krizinden bu yana en mutlu yılını yaşamış ve kapitalizmin kaçınılmaz para-kredi krizlerinden biri daha gelene kadar yaşamaya devam edecek.
Bu yazıda bu gelişmelerin nedenlerini analiz etmeye kalkmayacağım. Sadece sonuçlarına ve madalyonun öteki yüzündekilerine odaklanacağım.
Yani ilk soru şu: Bu gelişmeler sağlıklı bir ekonomik büyümenin mi, yoksa şişirilmekte olan spekülatif finansal balonların mı belirtileri?
Piyasaların içinden birisinden, milyarder yatırımcı Gundlach’tan başlarsak, Gundlach geçen yılda müthiş bir getiri sağlayan S&P 500’ün bu çıkışını 2018 yılının ilk yarısında da sürdürerek yüzde 15 daha yükseleceğini, ancak FED’in miktarsal sıkılaştırma ve faiz artırımı politikaları nedeniyle yılın ikinci yarısından itibaren düşeceğini ve yılın bütününü eksi getiri ile (zarar) kapatacağını öngörüyor (5).

IMF: Toparlanma rayından çıkabilir!
Bu soru ile ilgili olarak uluslararası kuruluşlar pek de rahat değiller. Hatta daha ziyade endişeliler diyebiliriz.
Örneğin IMF son Finansal İstikrar Raporu’nda (6) genişletici para politikasının bir sonucu olarak varlık fiyatlarının aşırı değerlendiğini ve borçluluğun küresel olarak çok arttığını, finansal istikrar riskinin bankacılık sisteminden banka dışı sektörlere kaydığını, düşük getirili varlıkların peşinden koşan çok fazla miktarda likiditenin olduğunu, G20 ülkelerinin artık çok fazla borçlu olduklarını, bunun da finans dışı sektörün faiz oranlarındaki değişime aşırı duyarlı hale gelmesine neden olduğunu ve özel sektör borç servisi oranlarının çok yükseldiğini, tüm bu nedenlerden dolayı da mevcut küresel toparlanmanın rayından çıkabileceğinin altını çiziyor.

OECD: Verimlilik artışı yetersiz, 2019’dan itibaren dünya ekonomisi yavaşlayacak!
Dünya ekonomisindeki bu canlanmayı kurgusal olarak, finansal varlık ve emlak sektörlerinde yoğunlaştığının farkında olan OECD ise bu yükselişin zirvesinin 2017 ve 2018 yılları olacağını, sonraki yıllarda bunun yavaşlayacağı, çünkü verimlilik artışının yetersiz kalacağını, bu durumun da büyümenin sürdürülebilmesi açısından ciddi bir sorun oluşturabileceğini söylüyor (7).
Kısaca OECD’nin tespitleri şöyle yorumlanabilir: Büyüme hızları 2008 krizi öncesine göre düşük kalsa de, küresel büyüme artıyor, kısa vadede bir çöküş olmaz. Ama elimizde çok yüksek borç stokları var, finansal varlık spekülasyonu çok artmış durumda, eğer verimliliklerin sürükleyeceği kârlılık ve büyüme yavaşlarsa çöküş kaçınılmaz olur.

AMB: Gelişmeler risk iştahını köpürtüyor!
Avrupa Merkez Bankası (AMB), Avro bölgesi ekonomik büyümesinin ilerlediğini, ancak lehte ekonomik ve dış finansal koşulların mevcut kırılganlıkları gizlediğini, küresel varlık fiyatlarının ve varlık arzına ait göstergelerin yüksek bir küresel risk iştahına işaret ettiğini ileri sürerek “baş ağrısı devam ediyor” diyor (8).

BIS: 2008’den daha ağır sonuçlanabilecek bir finansal kriz riski var!
2006-07’de ABD’deki mortgage balonuna dikkat çeken nadir kuruluşlardan biri olan ‘ve Merkez Bankalarının Bankası’ olarak da anılan Bank of International Settlements (BIS) Merkez ülkelerde faiz oranlarının ani yükseltilmesi durumunda, yüksek borç stokları ve düşük verimlilik artışları nedeniyle, başta özel sektör ve hane halkının borçlarının çevrilemez olacağını, bunun da 2008 yılındakinden daha büyük bir finansal krizle sonuçlanabileceğini (9) ileri sürüyor.

Watford: Kırmızı ışık yanıp sönüyor!
İngiltere’nin en kârlı yatırım fonu yöneticilerinden Neil Watford (10), borsaların çökme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu, milyonlarca insanın bunun altında kalabileceğini, 2000’lerdeki dotcom çöküşüne benzer bir çöküşün yaşanabileceğini, çünkü finans piyasalarının volatilitesinin çok düşük hesaplandığını, bunun da yatırımcıları dünya ekonomisinin bu zararsız iyi gidişinin uzun süreceği ve birçok yıl daha varlık fiyatlarının yükselmeye devam edeceğine inandırdığını, yani yatırımcılar riski unuttuklarını, bunun da şişik varlık fiyatları ve şişik değerlemelerin oluşumunda rol oynadığını, oysa sayılamayacak kadar kırmızı ışığın yanıp söndüğünü söylüyor.

Goldman Sachs: 117 yılın en yüksek balonu!
Goldman Sachs’a göre, borsalar, tahvil ve bono gibi finansal araç fiyatları gerçek getirileri ile kıyaslandığında 1900 yılından bu yana en yükseğe çıkmış durumda (yüzde 90 artış) (11). 

MSCI Endeksleri: Finansal balon şişiriliyor!
Uluslararası sermayenin performansını (verimliliğini) ölçmeyi amaçlayan MSCI Endeksleri uluslararası yatırımlar açısından önemli bir gösterge olduğu kadar, şişirilmekte olan balonu göstermek açısından da önemli endeksler. Merkez ekonomilerdeki bu endeksler yeni bir finansal balonun şişirildiğine işaret ediyor (12).
Sadece resmi kuruluşlar değil, finans piyasalarının büyük aktörleri de yatırımcılarını sözü edilen bu balonun patlaması olasılığına karşı uyarmaya başladı. Bazıları müşterilerine paralarını iade ederken, hedge fonların piyasalarda yeterince fırsat görmediğinin altını çiziyor ve risk azaltmanın zamanının geldiğini vurguluyorlar (13).

Tarihteki 18 Büyük resesyonun 17’si Fed’in sıkılaştırma politikasının sonucu!
Tarih FED’in sıkılaştırmaya gittiğinde finansal olayların bunu izlediğini gösteriyor. Öyle ki 1915 yılından bu yana ortaya çıkan 18 resesyonun 17’si FED’in bu sıkılaştırma politikalarıyla birlikte gelmiş (14).
FED faiz artırımını sürdürüyor ve 4,5 trilyon dolarlık bilançosunu küçültüyor. Eğer “geçmişteki parasal genişleme (easing) borsalar açısından iyi ise, tersi de aynı ölçüde kötüdür” denilebilir. Böylece borsalarda yaşanan coşku bir çöküşle kâbusa dönüşebilir.
Özcesi küresel ekonomiye ilişkin pembe tablonun ardında “kap kara bir finansal risk” olasılığı var ve bu kez sonuç 2008 krizinden daha da ağır olabilir.

Şimdi gelelim ikinci soruya: Küçük bir azınlık kârlarını katlarken büyük çoğunluğun durumu neydi?
Yani “yeryüzünün lanetlileri” olarak nitelenen milyarlarca insan açısından 2017 yılı ne ifade ediyordu? Çünkü 7 milyar nüfuslu dünyada küçük bir azınlığın dışında büyük çoğunluğun bu göklere yükselen borsalarda, tahvil ve bono piyasalarında hisse senetleri, sözüm ona kıymetli kâğıtları yok. Öyle ki bu varlık patlamasının yaşandığı ABD’de milyonlarca işsiz ve yoksul, evsiz çok sert geçmekte olan bu kış koşullarında deyim yerindeyse ölmemeye çalışıyor.
Yukarıda sözü edilen bu raporlar sadece övgü düzüp, biraz da finansal balon riskine dikkat çekmekle mi yetiniyorlar? Aslında haksızlık etmeyelim, küçük küçük de olsa madalyonun öbür yüzü ile ilgili tespitlerini da paylaşıyorlar.
Örneğin BM raporu: “Küresel nüfusun hemen hemen yüzde 20’sinde 2018-2019’daki gelir artışı ihmal edilebilecek kadar küçük kalacak” derken, bağımsız bir IMF çalışması (15), “hızlı büyüme dünya ekonomisinin üçte ikisine ulaşıyor. Ama yükselenlerin ve azgelişmişlerin neredeyse yarısında, özellikle de küçük ekonomilerde kişi başı gelir artışı gelişmişlerin çok gerisinde kaldı. Hatta bu ülkelerin dörtte birinde kişi başı gelir azaldı” tespitinde bulunuyor.
Dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates'in yöneticisi 17 milyar dolarlık servetin sahibi Roy Dalio daha da ileri gitti ve geçen hafta kendisi ile Wall Street Journal Gazetesi'nde yayımlanan bir röpörtajda, borsadaki bu süper yükselişin uzun vadeli sağlıklı bir ekonomik büyümeye işaret etmediği gibi, Amerikan toplumunun yüzde 60'ının durumunu iyileştirmediğini, sadece yoksulların kızgınlığını ve toplumdaki kutuplaşmayı artırdığını "eğer ilerde bir ekonomik kriz patlarsa insanların birbirini boğazlayacağını söyledi (16).
Nitekim daha önce de bu köşede vurgulandığı gibi, küresel çapta en zengin yüzde ‘1lik bir nüfus, servetin yüzde 50,1’ine el koyarken, kalan yüzde 99,9’luk nüfus yüzde 49,9 ile idare etmek durumunda (17).
2017 yılında en az 750 milyon insan aşırı yoksulluk koşullarında yaşıyordu. Bu da bir önceki yıldan bu yana yoksullukta her hangi bir iyileşme olmadığı anlamına geliyor. FAO’nun 2017 yılı raporuna göre, ise 2016 yılında 815 milyon insan yetersiz gıda alıyor. Bu sayı 2015 yılında 777 milyon idi (18). Ortaya çıkan iş kazaları sonucu işçi ölümlerini ve doğal tahribatı ise anlatmaya sayfalar yetmez.

Türkiye ekonomisi büyüdü (mü), ama eşitsizlikler daha da arttı!
Türkiye’de ise hem gelir hem de servet eşitsizliği hızla artıyor. Piketty ve arkadaşlarının yaptıkları son bir araştırmaya göre en zengin yüzde 1’lik nüfus milli gelirin yüzde 23,4’üne (19), en zengin yüzde 10’luk nüfus servetin yüzde 78’ine sahip durumda. Kayıtlı ve kayıt dışı toplam yaklaşık 10 milyon asgari ücretlinin bu yıl asgari ücreti artırılmış haliyle 1603 lira, ama açlık sınırı 1610 lira ve 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 5,000 liranın üzerinde. Üstelik ayda on binlerce lira maaş alan siyasiler asgari ücret artışını yetersiz bulanları “kadir kıymet bilmemekle” suçlayabiliyorlar.
Hatırlayalım, TÜİK’in son büyüme bültenindeki bir ayrıntı çok önemliydi. Buna göre 2016 yılında milli gelirin sadece yüzde 29,9’unu işçiler (ücret), buna karşılık yüzde 60,5’ini sermaye çevreleri (kâr, rant ve faiz) ve kalan yüzde 10’unu da vergi, prim ve diğer kamu fiyatlaması biçiminde devlet alıyordu. Daha da önemlisi işçilerin bir yıl öncesinde payları daha yüksekti (yüzde 36’ya yakın). Yani işçi sınıfı son bir yılda milli gelirden aldığı paydan yüzde 5’ten fazlasını kaybetmiş.
Madalyonun bu yüzünde yer alan gerçekleri burjuva ana akım iktisat kitaplarında ya da bu tür iktisatçıların yazılarında göremezsiniz. Ama bizler bunları yaşayarak görüyoruz. Borsalar yükseldikçe, , bankaların, holdinglerin, büyük inşaat şirketlerinin kârları fırladıkça işçiler, köylüler, küçük esnaf, küçük burjuvalar yoksullaşıyor, borç batağında debeleniyorlar.
Ülkede olduğu gibi çocuklarını pahalı özel okullarda okutamayanlar ya İmam Hatip okullarına ya da geleceğin yoksul çalışanlarını oluşturacak (prekarya yetiştiren) meslek liselerine göndermek zorunda kalıyorlar. Ya da hiç okutmuyorlar.
İşte kapitalizmin, borsaların baş döndürücü yükselmesinin, yüksek büyüme hızlarının toplumun çok büyük bir kısmına layık gördüğü ekonomik refah düzeyi ve sosyal yaşam biçimi.

Sözün özü, “kapitalizm köpürterek büyür, geriye sadece kahvenin acı tadı kalır…”
………………
(1) Outsider Club <newsletter@outsiderclub.com.
(2) 
https://www.reuters.com/…/some-hedge-funds-deliver-double-d….
(3) 
https://thenextrecession.wordpress.com/…/forecast-for-2018-….
(4) 
https://www.un.org/…/sites/45/publi…/WESP2018_Full_Web-1.pdf.
(5) 
https://www.reuters.com/…/doublelines-gundlach-predicts-sp-….
(6) IMF, Global Financial Stability Report, Is Growth at Risk?, Ekim 2017.
(7) 
http://www.oecd.org/%…/oecd-sees-global-economy-strengthenin.
(8) European Central Bank, Financial Stability Review, Kasım 2017, s. 7.
(9) BIS Quarterly Review, International banking and financial market developments , Aralık 2017.
(10) Phillip Inman, “Financial markets could be over-heating, warns central bank body”, 
https://www.theguardian.com/, 3 Aralık 2017.
(11) Chris Anstey, “Goldman Warns That Market Valuations Are at Their Highest Since 1900”, 
https://www.bloomberg.com, 29 Kasım 2017.
(12) Yardeni, Global Index Briefing: MSCI Forward P/Es, 8 Kasım 2017, s.3.
(13) John Mauldin, “The bull market in complacency will end badly”, subscribers@mauldineconomics.com, 9 Aralık 2017.
(14) Agm.
(15) Oya Celasun, Gian Maria Milesi-Ferretti, and Maurice Obstfeld, “The Year in Review: Global Economy in 5 Charts”, 
https://blogs.imf.org, 18 Aralık, 2017.
(16) “The Dow at 25,000: The bonanza for the oligarchy continues”,
https://www.wsws.org/en/articles, 5 Ocak 2018.
(17) Credit Swiss, Global Wealth Report 2017: Where Are We Ten Years After The Crisis?, 14 Kasım 2017.
(18) 
https://thenextrecession.wordpress.com/…/12/01/boom-or-bust.
(19) Ünlü iktisatçı Piketty’den çarpıcı rapor: Türkiye’de en zengin yüzde 1 ile en yoksul yüzde 50 arasındaki gelir payı makası artıyor, Politik Yol, 18 Aralık 2017.


Formun Üstü


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder