Uyurken Para Kazanmanın Dayanılmaz
Cazibesi
Mustafa Durmuş
5 Ekim 2026
İki hafta önce patlayan şey finansal fon balonundan
ziyade, artık adeta büyük bir lağıma dönüşmüş bir düzen ve ortaya saçılan
devasa pisliktir.
Bu pisliğin merkezinde; iktidar partisine mensup bazı
politikacılar, devleti yönetenlerin atadıkları, sözüm ona denetleyici olması
gereken kurumların bazı yöneticileri ve bir kumarhaneye dönüşmüş olan finans
piyasaları var.
İbretlik Bir Tablo
Aslında, 23 yıldır ülkeyi yöneten neo-liberal/siyasal
İslamcı zihniyetin ülkeyi, kurumları ve insanımızı ne hale getirdiğinin
ibretlik bir tablosu ile karşı karşıyayız. Öyle ki, haramdan ya da kul hakkı
yemekten korktuklarını söyleyen bu insanlar, haramın en büyüğünü yemekten hiç
korkmamışlar ki yüzbinlerce insanın birikimini hortumlamakta hiçbir sakınca
görmemişler.
Diğer yandan, “mağdur” olarak tanımlanan 450 binden
fazla yatırımcının önemli bir kısmı; yaşam standardını devam ettirebilmek için
finansal piyasalara yönelen, aynı zamanda emek sarf etmeden parasını büyütmek
isteyen yatırımcılardan oluşuyor. Belli ki onlar da emek sarf etmeden para
kazanmanın dayanılmaz cazibesine kapılmışlar.
Çalışarak, Alın Teri Dökerek Kazanılan
Para ile Emek Sarf Etmeden Elde Edilmiş Büyük Çaptaki Servetten Kazanılan Para
Aynı mıdır?
“Fon vurgunu” ortaya çıktığından bu yana yapılan
değerlendirmelerde ve konuya ilişkin tartışmalarda eksik bırakılan ya da
bilinçli olarak üstü örtülen soru aslında tam da budur.
Bakın ünlü Amerikalı dolar milyarderi W. Buffett servetten
para kazanmayı, nasıl meşrulaştırıyor: “Uyurken para kazanmanın bir yolunu
bulamazsanız, ölene kadar çalışırsınız.” (1)
Yani Buffett’e göre, para sizin için çalışırsa, siz çalışmaksızın
çok daha fazla para kazanabilirsiniz. Ancak, tipik bir ücretli gibi, siz para
için çalışırsanız, ölene kadar çalışmak zorunda kalırsınız. Oysa insanlar günde
sadece belli saatler çalışabilirler. Buna karşılık, finansal piyasaya yatırım
yaptığınız sürece, para 7/24 sizin için çalışmaya devam edebilir. Yani siz
uyurken dahi servetinizi katlayabilirsiniz.
Gerçekten de öyle: AKP eski genel başkan yardımcısı ve
eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi başta olmak üzere, büyük paraların
sahipleri rahat yataklarında uyurken devasa bir servetin sahibi olmadılar mı?
Gelir ve Servet Dağılımındaki Uçurum
Bir ekonomide bu ve benzeri vurgunların yapılabilmesi
için; öncelikle gelir ve servet eşitsizliğinin çok büyük boyutlarda olması
gerekiyor. Yani birilerinin çok büyük servetlerinin olması, diğerlerinin ise
geçim sıkıntısı içinde olmaları lazım: toplumun büyük bir kısmı ücret
gelirleriyle geçinemediği için (küçük de olsa) tasarruflarını büyüterek
ihtiyaçlarını karşılayabilmek için bu yola başvurmak zorunda kalmalı. (Bireysel
kurtuluş bir yol olabilir ama asıl gerçekçi kurtuluş toplumcu kurtuluştur).
Büyük servetlerin sahipleri ise (genellikle iktidarı
arkalarına aldıklarından) büyük çaptaki paralarıyla (ya da devlet bankalarından
aldıkları düşük faizli, uygun kredilerle) bu oyunu başlatarak bu küçük
yatırımcıların birikimlerini hortumlamalılar.
Emek Gelirinin Payı Hızla Azalıyor
Malum, kapitalist bir ekonomide kabaca iki temel gelir
kaynağı var: emek/işgücü geliri olarak bilinen çalışarak kazanılan para ve
sermaye/servet geliri olarak bilinen para.
Geçtiğimiz yüzyılda, ekonomideki geleneksel anlayış,
bu gelirin genel olarak dörtte üçünün emek gelirine, dörtte birinin ise sermaye
ve servete ayrıldığı yönündeydi.
İçinde bulunduğumuz yüzyılın en önemli özelliği ise;
artık sermaye ve servet gelirlerinde bir patlama yaşanması ve emek gelirlerinin
giderek azınlığa düşmesidir. Öyle ki ILO’nun en son tahminlerine göre, küresel
çapta sermayenin payı yüzde 47,4’e, yani toplam milli gelirin neredeyse
yarısına yükseldi. Bu oran, 1980’de yaklaşık yüzde 39 idi. (2) Temsil ettikleri
nüfus dikkate alındığında eşitsizliğin boyutlarının ne kadar büyük olduğu
anlaşılabilir.
Dünya Eşitsizlik Laboratuvarı (WIL) tarafından
hazırlanan “Dünya Eşitsizlik Raporu” (2026) (3), dünyanın en zengin yüzde
40’ının toplam gelirin yüzde 53’ünü; toplam servetinse yüzde 75’inie elde
ettiğini ve dünyanın en alttaki (en yoksul) yüzde 50’sinin toplam gelirin yüzde
8’ine ve toplam servetin yüzde 2’sine sahip olduğunu ileri sürüyor.
Günümüzde bu eğilimi daha da güçlendiren birçok faktör söz konusudur: dünyada sermaye yanlısı otoriter rejimlerin yaygınlaşması, sendikalar gibi emek örgütlerinin zayıflaması sonucunda işçi sınıfının sınıf mücadelesinde geriye düşmesi ve yapay zekâ teknolojisi gibi teknolojik yenilikler.
Türkiye’deki Eşitsiz Gelir ve Servet
Dağılımı
Türkiye’de ise en zengin yüzde 20’lik nüfus, milli
gelirin yüzde 48’inden fazlasına sahip iken, en alttaki yüzde 20’nin payı yüzde
6’nın biraz üzerinde. Nüfusun en zengin yüzde 10’u toplam gelirin yüzde 53’ünü
alırken, en alttaki yüzde 50’lik nüfus yalnızca yüzde 15’ini alabiliyor. En üst
yüzde 10 ile en alt yüzde 50 arasındaki gelir farkı ise 32 kattan 35 kata
yükseldi (2014–2024 yılları arasında).
Servet ise en zengin azınlığın elinde birikmiş
durumda: en zengin yüzde 10 toplam servetin yüzde 68’ini elinde tutuyor. Tek
başına en üst yüzde 1’lik nüfus toplam servetin yüzde 35’ine sahip. (4)
Yani, Türkiye’de izlenen ekonomi politikaları gelirin
(ve servetin) zenginlere doğru da aktarılmasını sağladığından hem gelir hem de
servet giderek üst gelir ve servet gruplarının elinde birikiyor, halk ise
mülksüzleşiyor ve yoksullaşıyor. Zenginleşen bu kesimler paralarını daha kısa
sürede büyütebilmek için fonlar, borsalar gibi alanlara yöneliyorlar.
Aşırı Finansallaşma Vurgunların Önünü
Açıyor
İşte bu aşamada, artan finansallaşma mekanizması devreye
giriyor. Dünyada ve Türkiye’de finansal sektörün (fire: bankacılık,
sigortacılık, borsalar, mali fonlar, türev araçlar, menkul kıymetleştirme,
emlak/gayrimenkul ve inşaat projeleri gibi) giderek sanayi ve tarımsal faaliyetlerin
önüne geçmesi biçiminde ortaya çıkan finansallaşma, yapısı gereği bu vurgunlara
zemin hazırlıyor. Böyle bir birikim modelinde finans; hizmetkar değil, efendi
rolü oynuyor. Bu sektörün temel güdüsü ise spekülasyon ve manipülasyonlarla
büyütülen servetler.
“Nerden Buldun” Nereye Gitti?
Kuşkusuz böyle bir ekonomik model buna uygun siyasal
bir yapılanma olmaksızın yürüyemezdi. Devlet, denetlemelerden çekilmeli,
kuralsızlaştırma esas olmalı ve en önemlisi de kimseye servetinin kaynağı
sorulmamalıydı. İşte bu yüzden AKP, daha iktidarının ikinci yılında, “Nereden
Buldun Yasası” olarak da bilinen bir önemli denge-denetleme mekanizmasını
ortadan kaldırdı.
Ve bugünlere böyle geldik: İktidara yakın 100’ü aşkın fonun
yöneticileri, bunları yöneten portföy yöneticisi şirketler, servet sahibi
politikacılar bir araya gelerek (SPK ve BDDK, İMKB gibi kurumların da göz
yummalarıyla), bu Ponzi soygununu başlattılar ve küçük yatırımcıların ilk
tespitlere göre 900 milyar liradan fazla parasını hortumladılar.
Alınan önlemlerse vurgunun sonuçlarını ortadan
kaldırmaya ya da yeni vurgunların yapılmasını önlemeye yetecek gibi görünmüyor.
Çünkü iktidar, kendisi açısından büyük bir skandala dönüşen bu fon vurgununun
politik etkilerini hafifletmeye dönük önlemler almakla yetiniyor, yani derine
gitmiyor. Zira önümüzde seçimler var ve zaten giderek büyük bir kayıp yaşayan
iktidar yeni kayıplarla karşılaşacaktır. Derine gitse parti teşkilatında
çözülme başlayacaktır.
Sonuç: Tepedeki Örgütlü Servete Karşı Tabanda Emekçileri, Halkı Örgütlemek Gerekiyor!
Kısaca iktidarın, sorunun özüyle uğraşmak gibi bir
niyeti yok. Bunu ancak halktan yana bir iktidar yapabilir.
Böylece, öncelikle gelir dağılımını iyileştirmek ve milli
gelir içindeki emeğin payını artırmak gerekiyor. Bunun için de demokrasiye, güçlü
işçi sendikalarına ve sınıf mücadelesine ihtiyaç var. Yani emekten yana yeniden
bölüştürücü bütçe politikalarının yanı sıra, sendikal hak ve özgürlüklerin ve
sendikal örgütlülüğün artırılmasına yönelik sosyal politikalar uygulamak şart.
İkinci olarak, sermaye gelirlerini daha ağır vergilendirmek
ve ilave olarak artan oranlı bir servet vergisi uygulamak gerekiyor. Ayrıca bu
gelirlerin ya doğrudan nakit ödemeleri yoluyla ya da bu gelirlerle kamusal sağlık,
eğitim, bakım, ulaşım ve enerji gibi evrensel kamu hizmetlerini fonlayarak,
insanların sahte umutların peşinde koşmasını önlemek gerekiyor.
İktidardaki oligarşi bunu yapmayacaktır, bunu
biliyoruz: demokratik bir halk iktidarı altında, zor da olsa, bunları yapmak hem
mümkün hem de gereklidir.
Dip Notlar:
(1) https://www.sarwa.co/blog/warren-buffett-quotes
(4 Ekim 2026).
(2) https://stonecenter.gc.cuny.edu/publications/capitalization-of-the-world-global-distribution-of-income-from-property-2000-2020
(Şubat 2026).
(3) Chancel,
L., Gómez-Carrera, R., Moshrif, R., Piketty, T., et al. World Inequality
Report 2026, World Inequality Lab. wir2026.wid.world (20 Haziran 2026).
(4) TÜİK,
Gelir Dağılımı İstatistikleri, 2025, https://veriportali.tuik.gov.tr (26
Aralık 2025); World Inequality Report 2026 agr.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder