Fon Krizi mi, Borsa Balonu mu, Yoksa Kapitalizmin
Krizi mi?
Mustafa Durmuş
21 Eylül 2026
Türkiye ekonomisi, bazılarının “Fon Krizi/Borsa
Balonu”, bazılarınınsa “Çağın Vurgunu/Manipülasyonu” olarak adlandırdığı ciddi
bir finansal alt-üst oluşla çalkalanıyor. Bunlar, mevcut durumun belli
yanlarını ön plana çıkardıklarından, tam olarak ne olup bittiğini anlatmaya
yetmiyor. Bunun için, krizin sistemik boyutlarını da ele almak gerekiyor. Bu
yazıda, krizin kapitalist sistem ile olan bağını kurmaya çalışacağım. Bu yüzden
de bu krizi; “Kapitalizmin Krizi” olarak adlandırmayı uygun buluyorum.
Krizin Çapı
Önce krizin çapından söz edelim. Basında yer alan
haber ve yorumlara göre, krizin kapsamında toplam 131 yatırım fonu var. Bu
fonların toplam büyüklüğü, TEFAS (Türkiye Elektronik Fon
Alım Satım Platformu) (1) kapsamında işlem gören toplam fonların onda biri gibi
oldukça yüksek bir orana sahip. Bu 131 fonun sahibi ise yedi portföy yönetim
şirketi. Yani krizin merkezinde yedi büyük portföy yönetim şirketi var: AI
Capital, Atlas Portföy, Bulls Portföy, Hedef Portföy, Pardus Portföy, Pusula
Portföy ve Tera Portföy.
Ekonomim Gazetesi’nden Ş. Turhan’ın hazırladığı habere
göre, bu yedi şirkete ait toplam 222 yatırım fonunun portföy büyüklüğü 1
trilyon lirayı, yatırımcı sayısı ise 934 bini aşıyor. (2)
Bu fonlardan 131’ine ilişkin olarak Sermaye Piyasası
Kurulu (SPK) tasfiye kararı aldı. Bu fonlarda işlem yapan yatırımcı sayısı 511 bin
civarında. Tasfiye edilen bu fonların en büyükleri; TLY Tera Portföy Birinci
Serbest Fonu (243,6 milyar lira) ve TP2 Tera Portföy Para Piyasası Fonu (224,4
milyar lira). Yani iki büyük fonun riski neredeyse yarım trilyon lirayı buluyor.
Kriz Nasıl Çıktı?
Bir süredir manipülasyonla şişirilen bu fonlarda yaşanan
büyük çaptaki likidite sıkıntısı (temerrüt) sonrasında, bu yatırım fonlarından
iki günde 149,3 milyar lira net para çıkışı yaşandı. Bunun sonucunda; bu
fonların bünyesindeki borsada işlem gören hisselerin fiyatları hızla çakıldı ve
BİST yüzde 6’ye yakın bir değer kaybetti.
Nitekim, SPK'nın tasfiye kararı verdiği fonların
portföylerindeki hisselere bakıldığında; bazı hisselerde fonların elindeki payın
fiili dolaşımın yarısından fazlasına ulaştığı görülüyor. Bu durum fon
batışlarının neden olduğu domino etkisini de ortaya koyuyor.
Toplam zararın yaklaşık 980 milyar lirası doğrudan ya
da dolaylı olarak (para piyasası ters repo teminatı üzerinden) manipülasyon ile
değeri şişirilmiş 15-20 hisseden kaynaklanıyor. Bu hisselerin ancak yüzde 5 ila
10’unun nakde çevrilerek kurtarılma ihtimali var (yani büyük bir kısmı fiktif
ya da kurgusal para niteliğinde). (3)
Devlet Devrede
SPK, yedi şirketin 131 fonunu tasfiye etme kararı
alırken, Merkez Bankası (TCMB) likidite sıkıntısını aşmak için teminatları
gevşeterek limitleri artırdı. T. Varlık Fonu (TVF) ise Borsa İstanbul’da (BİST)
en büyük alıcı oldu. (Bu noktada TVF’nin yaptığı bu alımlardan oluşan zararın gelecekte
kimlerin sırtına yıkılacağı önemli).
Ayrıca TCMB, miktar yöntemiyle; 22 Eylül vadeli 150
milyar lira ve 24 Eylül vadeli 150 milyar lira tutarında iki repo ihalesi açtı.
İhalelere miktarın üç katına yakın talep geldi. Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurumu da (BDDK) aldığı karar ile halka açık bankaların hisse geri
alımlarının çekirdek sermayeden düşülmeyeceğini açıkladı. Açıklamaya göre bu
hisse senetleri kredi riskine ve piyasa riskine esas tutar hesaplamasına dahil
edilmeyecek. Böylece bankaların sermaye yeterliliği oranı hesaplamasında
esneklik tanındı. Bu açıklamanın ardından, bankacılık hisselerine sert alımlar
geldi. BIST 100 endeksi günü yüzde 3 artışla (13.510 puandan) sonlandırdı.
Ayrıca bazı Fon ve Portföy yöneticisi şirketlerin
sahipleri ve yöneticilerine ilişkin hukuki işlem başlatıldı. Aralarında bir
zamanlar Saray’ın gözde ekonomistlerinden olan biri akademisyenin de bulunduğu
bazıları ise göz altına alındı. (4)
Kârlar Özelde Kalırken Zarar
Sosyalleştiriliyor mu?
Kısaca, kapitalist kural değişmedi: kârlı zamanlarda kârlar
özel sermaye sahiplerinde kalırken, zarar zamanlarında bu zarar tüm topluma
ödettirilir. Bu olayda bunun böyle olup olmadığını; devletin bu fonların
sahiplerine ilişkin tutumu ve zarardaki yarım milyonu aşkın yatırımcının
zararının telafi edilip edilmeyeceği ile test edeceğiz.
Kim Ne Dedi?
Fon ve Borsadaki bu çöküşün nedenlerini birçok
ekonomist; regülasyon eksikliğine (SPK ve BDDK’nın denetleme ve düzenleme eksikliklerine)
bağlarken, hepsinin ortaklaştığı konu bunun tam bir manipülasyon eylemi olduğu.
Aslında, 4 Kasım 2025'te Maliye Bakanı manipülasyondan
söz etmiş ve buna izin vermeyeceklerini söylemişti. (5) Keza bu fonların TEFAS’a
açılmasına izin veren, bu şirketlere şişirme değerleme raporlarıyla halka arz
izni veren bir SPK yönetimi söz konusuydu.
Nitekim, 4,5 senelik süre içerisinde bir fonun değeri
524 kat arttı. Yani bu fona 1 milyon lira yatıran birinin parası 524 milyon
lira oldu. Sonra SPK’ya baş vuruldu ve SPK’dan bu fonun vatandaşa satılmasına
izin çıktı (6).
“Regülasyon Eksikliği ve Manipülasyon”
Ayrıca, fiktif fiyat oluşumunun içinde yer alanlar ve
fonları tasfiye edilecek yedi portföy yönetim şirketinin sahipleri arasında dört
bankanın var olması (hatta içlerinde banka izni almadan önce kara para
soruşturmasında adı geçenlerin bile var olduğu iddia ediliyor) bu bankalara bu
izinlerin ne zaman ve kimler tarafından verildiğini de sorgulamayı
gerektiriyor.
Tüm bunlar, devasa bir manipülasyon ile birlikte büyük
çapta organize bir finansal dolandırıcılık faaliyetinin söz konusu olduğunu
gösteriyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek ise krizin nedenleri
konusunda herhangi bir şey söylemezken, krizin sistemik bir kriz olmadığını, bu
nedenle de endişe edilecek bir hususun olmadığını açıkladı.
Oysa bu gelişmeler çok sayıda ekonomik gelişmeyi
etkileyecek. Bir yandan birikimlerinden olan yarım milyondan fazla (ağırlıklı
olarak küçük yatırımcı) mağdur olurken, diğer yandan borsadan ve fonlardan çıkan
para, alternatif yatırım araçları olarak faize, dövize ve altına yönelecektir.
Bu da başta enflasyon, işsizlik ve döviz kuru olmak üzere çok sayıda
makroekonomik değişkeni daha da kötüleştirecektir.
Söylenmeyen Tek Şey?
Oysa tüm bu gelişmeler soyut bir ortamda yaşanmadı, aksine
küreselleşmiş bir kapitalist sistemin parçası olan Türkiye ekonomisinin finans
piyasalarında oluştu ve yaşandı. Özellikle de son 40 yıldır dünyada egemen olan
neo-liberalizmin ve son 23 yıldır bu ülkeyi neo-liberal ideolojiye bağlı olarak
yöneten siyasal iktidarın bu olup bitenle yakından ilgisi var.
Çünkü neo-liberalizm insanları sadece aşırı bencil,
bireyci, toplumsal çıkarlardan uzak aktörler haline getirmedi. Aynı zamanda bir
zamanlar ekonominin emrinde olduğu kabul edilen finansı, ekonominin ve
insanlığın efendisi yaptı. Mevcut iktidar da bundan hiç rahatsız olmadığı gibi,
bunu iktidarda kalmanın bir yolu olarak gördü. (Aksi halde İstanbul Finans
Merkezi projesi nasıl savunulabilirdi?)
Bu yüzden, bu krizi sadece finans sermayenin aç
gözlülüğü, insanların kolay para kazanma arzusu; buna karşılık devlete ait SPK,
BDDK gibi denetleyici kuruluşların yetersizliği ve bütün bunların
manipülasyonları mümkün kılması ile açıklamak yeterli olmaz. Daha temeldeki
yapısal bir soruna değinmek gerekiyor: “sistemik çelişkiler”. Ancak böyle bir
yaklaşım altında finansal krizleri önleyebilmek mümkün olabilir.
Yani, sonuçlardan ziyade, altta yatan nedenlerle
uğraşmak ve bunlara müdahale etmek gerekiyor. Ancak burjuva ideolojisi, özellikle
de neo-liberal ideoloji, uzun zamandır bunu yapmamızı önlüyor. Bunun sonucunda
bizler her düzeyde ortaya çıkan sorunlar üzerinden gerçekçi olmayan çözümler
peşinde oyalanmak zorunda kalıyoruz. O halde işin aslına, yani soruna yol açan
nedenlere odaklanalım.
Finansallaşmanın Yaygınlaşması ve
Küreselleşmesi
Bunlardan biri, finansın giderek artarak küreselleşmesidir.
Zira 1980 sonrası dönemde, üretimin olduğu kadar finansın da çok hızlı
küreselleştirilmesine tanık olduk. Küreselleşen
finansallaşma, sanayideki kârlılığın düşüşünü tersine çeviren çok önemli bir
telafi edici mekanizma olarak işlev gördü.
Çünkü bankacılık- finans, sigorta ve emlak-gayrimenkul
gibi alt parçalardan oluşan finans sektörü (FIRE) sırasıyla; sanayideki azalan
kârlılığı restore etti ve reel sektörde elde edilen kârların değerlenebilmesi
için ciddi imkânlar yarattı. Hem kendi sektöründe yeni istihdam yarattı hem de
varlık zenginleşmesiyle reel sektör için efektif talep oluşturdu. Menkul
kıymetleştirme, CDO, CDS ve diğer türev araçlar gibi cazip finansal araçlar
sunarak finansal seçkinlerin daha da zenginleşmesini sağladı. (7)
Finans Balonları Şişirilerek Kârlar
Artırılıyor
Ekonomi bu denli finansallaşan bir ekonomide
ekonomiler ancak finansal balonlar şişirilerek büyütülebiliyor. Örneğin ABD’de
yakınlarda açıklanan göreli olarak yüksek ekonomik büyümenin asıl nedeni; yapay
zekâ teknolojisi sektöründeki yedi dev şirketin yaptığı trilyon dolarlık veri
merkezi yatırımlarının bu şirketlerin borsa değerlerini hızla yükseltmesiyle
ortaya çıkan büyümedir. (Diğer yandan yapay zekâ balonunun patlamasıyla, 2008
krizinden daha büyük bir finansal krizin küresel çapta ortaya çıkmasından
endişe ediliyor).
Spekülasyon/Manipülasyon: Finansallaşmanın
Olmazsa Olmazı!
Finans balonları spekülasyon ve manipülasyonla şişiriliyor.
Yani bu piyasalarda yürütülmekte olan “finansal spekülasyon” ve
“manipülasyonlar” sonucunda balonlar şişiriliyor ve bir süre sonra bu balonlar
sönüyor (her balonun bir şişme sınırı var ve bu sınır aşıldığında balon
patlayarak sönümleniyor çünkü sonsuza kadar balonların şişirilmesi mümkün değil).
Bunun en çarpıcı örnekleri; 2008’de ABD’de patlak
veren ‘mortgage balonu’ ve yıllarda ortaya çıkan Bitcoin gibi kripto para
piyasalarında şişirilen balonlar. Bu paraların fiyatları spekülatif kazanç
güdüsüyle hızla arttığında, bir süre sonra gerçek değere doğru hızlı iniş
başlıyor. Bir diğer örnek ise menkul kıymet piyasası (borsa) balonları. Öyle
ki, bu balonlarla birlikte şirketlerin hisselerinin fiyatları, gerçek
değerlerinden çok farklılaşarak aşırı biçimde artıyor.
“Minsky Anı”
Çağımızın en önde gelen finansal kriz teorisyeni H. Minsky,
krizlerin istikrarın istikrarsızlığı beslediği, finansal işlemlerdeki güvenlik
marjlarını aşındıran ve aşırı kaldıraç kullanımını teşvik eden içsel (sistemik)
olgular olduğunu savunuyor. Finansal balonların genişleme aşamasında, bu
güvenlik marjları azalıyor ve en ufak bir aksilik bile beklentilerin
karşılanamamasına yol açarak, şirketleri ve yatırımcıları nakit akışı
taahhütlerini yerine getirmek için planlarını revize etmeye zorluyor. Sonuç
olarak, varlıkların tasfiyesi gerekli hale gelebiliyor ve bu da borcun reel
yükünün arttığı ve varlık satışları yoluyla likidite sorunlarının çözülmesinin
zorlaştığı bir borç-deflasyon sürecine katkıda bulunuyor. (8)
Kuşkusuz bu balonlar patladığında sadece yatırımcılar
bunların altında kalmıyor, finans sektöründen başlayan sistemik bir kriz de
tetikleniyor. Bugün tüm dünyada korkulan da aslında budur. Devletin müdahalesi
de küçük yatırımcıyı korumaktan ziyade, krizin tüm sisteme yayılmasını önlemek:
Ne de olsa “batırılamayacak kadar büyük finansal aktörler” söz konusu olabilir!
“Herif” Sayesinde Hisse Senetleri Yükseldi!
Fon ya da Borsa balonu bir ilk değil. Türkiye’de 2017
yılında Borsa İstanbul’da yaşanan bir olay çok öğretici olmalıydı, ama ders
alınmadı. Çünkü hisse senetleri, o zamanki kritik anayasa referandumu haftasına
dünya çapında rekor kıran bir yükselişle başlamıştı. Yani politik bir
manipülasyonla borsa patlatılmıştı.
Ülkenin en büyük ve en likit hisse senetlerinden
oluşan Borsa İstanbul 30 Endeksi, bir günde yüzde 3,4 artış kaydetmiş; bu,
diğer tüm önemli endekslerden daha yüksek bir artış olmuştu. Bu yükseliş,
İstanbul merkezli “Yatırım Finansman” adlı bir aracı kuruma aitti. Şirket, 208
milyon lira (55,8 milyon dolar) tutarında hisse senedinin net tek alıcısı oldu;
bu hacim, en aktif ikinci aracı kurumun hacminin neredeyse üç katını aşan bir
tutardı. Kısaca işlemlerin en büyük kısmı tek bir aracı kuruma aitti.
Kim bu “Herif”?
“Yatırım Finansman”, 2016 yılının başlarından beri
İstanbul piyasasının gündeminde yer alıyordu; zira bu aracı kurum aracılığıyla
yapılan devasa bahislerin borsanın seyrini belirlediği ortaya çıkmıştı. Yerel
yatırımcılar, kimliği hiçbir zaman açıklanmayan bu gizemli yatırımcıya, “Herif/Dude”
adını taktılar. Şirketin yaptığı bu olağanüstü işlem hacmi, 16 Nisan
referandumunu bekleyen yatırımcıların, ülkedeki şirketlere yaptıkları
yatırımlar karşılığında aldıkları ek getirinin azalması nedeniyle
pozisyonlarını azaltmaya başlamasının ardından, ortaya çıktı. (9) Bizce bu,
borsa kullanılarak yapılan politik bir
manipülasyonun tipik örneğidir.
Spekülasyon Kapitalizmin Yapısında Var
Kısaca, spekülasyon da manipülasyon da kapitalist
sistemin birer parçasıdır. Buna karşılık hukuki düzlemde bu ikisi arasında bir
ayırım yapılıyor. Buna göre; spekülasyon yasal bir girişim, oysa manipülasyon
yasa dışı bir eylemdir. Oysa bu tamamen hukuki bir ayrımdır ve bize göre
yanıltıcıdır (tıpkı vergiden kaçınma ve vergi kaçırma arsında fark yaratılması
gibi). Çünkü manipülatörler, bunun arkasına sığınarak “biz aslında spekülatörüz”
diyebiliyorlar. Oysa, sonuçları itibarıyla bunların birbirinden esasta herhangi
bir farkları yok.
Keynes ve Spekülasyon
J. Maynard Keynes, spekülasyonun büyük ölçüde
piyasanın psikolojisini tahmin etme meselesi olduğunu, zaman içinde
spekülasyonun "girişim" aleyhine olmak üzere egemen hale geldiğini
savunmuştu. Ona göre:
“Finansal piyasalar büyüdükçe ve ekonomi üzerinde daha
büyük bir etkiye sahip oldukça, spekülasyonun baskın çıkma riski de
artmaktadır. Spekülatörler, istikrarlı bir girişim akışı üzerindeki baloncuklar
olarak zarar vermeyebilir. Ancak girişim bir spekülasyon girdabının baloncuğu
haline geldiğinde durum ciddileşir. Bir ülkenin sermaye gelişimi bir
kumarhanenin faaliyetlerinin yan ürünü haline geldiğinde, işin kötü yapılması
muhtemeldir.” (10)
Keynes’e göre, spekülasyonun büyük önem kazandığı bir
ekonomi, sadece krizlerin ve bunalımların aşırı şiddetli hale gelmesi değil,
aynı zamanda ekonomik refahın da 'sıradan' insanların ihtiyaç ve isteklerini
dikkate almak yerine, iş insanlarına ve spekülatörlere hitap eden siyasi ve
sosyal iklime aşırı bağımlı hale gelmesi anlamına gelir.
Marx’ta Spekülasyon ve Kurgusal Sermaye
İşin aslını anlayabilmek için, analizde kullandığımız kavram
setine, finansallaşma olgusunun yanı sıra; kurgusal sermaye gibi Marksist
ekonomi politik kavramları dahil etmemizde yarar var.
K. Marx, 19. yüzyılda finansal varlıkları, tahvilleri
ve bunların alınıp satıldığı borsaları, “kurgusal sermaye” araçları olarak
tanımlamıştı.
Ona göre, böyle yatırımlar gelecekteki kazançlara,
kârlara ilişkin iddiaları temsil ederler, yani reel sermaye yatırımları, para
sermaye, nakit gibi varlıklar üzerindeki iddialardır. Şirketler tahvil, bono
çıkartırlar, bunu satın alanlar da şirketlerin gelecekteki kazançları üzerinden
bu pay senetleri aracılığıyla hak iddia ederler. Bu kâğıtların alınıp satıldığı
ikincil piyasalar da mevcuttur. Ancak bu değerli kâğıtlar reel sermaye gibi
işlev görmezler, sadece gelecekte elde edilebilecek kârlarla ilgili
iddialardır.
Bütünüyle İllüzyon!
“Dolayısıyla da böyle değerli kâğıtların sermaye
değeri bütünüyle bir illüzyondur. Bu kâğıtlar sadece mülkiyet göstergeleridir.
Sermaye işletmelere yapılacak fiili sermaye ya da fiilen yapılmış yatırımlar
biçiminde kendini gösterirken, bu değerli kâğıtlar sadece mülkiyeti
(yaratılacak artı değerden alınacak payı/kârı) gösterir”. Spekülatör yatırımcılar
bu hisseleri alıp sattığında bunların fiyatları da iner, çıkar. Eğer bol nakit
varsa bu hisselerin fiyatları yükselir. “Kredilerle birlikte sermaye ikiye üçe
katlanır ama bu değişik biçimlerde ve değişik ellerde gerçekleşir. Böyle bir
büyümenin çok önemli bir kısmı kurgusaldır.” (11) Marx’a göre borsayı
yükselten, fiyatlarını etkileyen şey faiz oranları ile bütüncül kâr oranları
arasındaki farktır. Borsa fiyatları sermayenin kârlılığından saptıkça aradaki
sapma ortadan kalkana kadar borsa düşer.
Ancak, Marx’ın da vurguladığı gibi, son tahlilde, uzun
vadede, bir şirketin hissesinin fiyatı şirketin kârı ile uyumlu olmak zorundadır.
Dolayısıyla bu spekülatif kazançlar bir gün sona ermek ve hisse fiyatları
gerçek değerlerine geri dönmek zorundadır. Patlayan borsa balonları işte bu kurgusal
sermayenin yok olmasını sağlar. Yani kapitalizm; yarattığı kendi kriziyle,
kurgusal sermayeden kurtularak, bir sonraki krize kadar sermayenin verimli bir
biçimde çalışmasının önünü açar.
Bir başka anlatımla (12), Marx’ın, borsa, tahvil ve
diğer parasal varlıklardaki spekülatif yatırım olarak tanımladığı kurgusal
sermaye tam olarak reel sermaye kârlılığı üzerindeki baskıyı tazmin etmek için
ortaya çıkar. Kâr oranlarındaki azalma spekülasyonu tetikler. Eğer
kapitalistler meta üretiminden yeterince kâr elde edemiyorlarsa, parayı borsa
ya da diğer finansal piyasalarda kullanırlar. Kapitalistler, kâr oranları
azalmasını neredeyse eş anlı olarak yaşarlar. Bu nedenle de bu bono ve
tahvilleri ve varlıkları aynı zamanda satın almaya başlarlar, bu da fiyatların
yükselmesine ve borsada balonların oluşmasına neden olur.
Bu perspektiften, bir süredir Türkiye’de küçük orta
ölçekli işletmelerin kâr oranlarındaki azalma ve işletmelerin kapanması
sonucunda eldeki nakdin, zararın telafisi için bu fonlarda değerlendirilmek
istendiği düşünülebilir.
Sonuç Olarak
Son yılların en önemli finansal alt-üst oluşlarından
birini yaşıyoruz. Ancak, bu sadece finans sektöründe yaratacağı etkilerle
sınırlı bir olay değil. Bu olayın, piyasa aktörleri ile ilgili olduğu kadar,
devleti ve denetleyici kuruluşları yönetenlerle de yakın ilişkisi var.
Bu
durum İktidar Bloku açısından sadece ekonomi bağlamında değil, siyaset bağlamında
da çok tatsız bir durum olmalı. Zira bir süredir yolsuzluk gerekçesiyle
muhalefet belediyelerini alt üst eden, gizli tanık ifadeleriyle belediye
başkanlarını ve bürokratlarını içeri atan siyasal iktidar, yolsuzluğun çok daha
büyüğünün kendi kontrolü altında bulunan kurumlarda gerçekleştiği gerçeği ile
yüzleşmek zorunda kalacak.
Birikimlerini
kaybeden küçük yatırımcılara gelince; onlara da bir tavsiyemiz var: kapitalist sistem
finansal balonlar şişirilerek yürüyor. Bu balonlar şişerken bazıları büyük
servetler kazanıyor, sizlerse kazandığınızı zannediyorsunuz. Bir süre sonra
balon patladığında bunun altında kalıyorsunuz. Birikimlerinizi de kaybedip daha
da yoksullaşıyorsunuz.
Bu nedenle kumar oynamayı değil, bireysel ve büyük
kısmı sahte olan kurtuluş yollarını değil, gerçek kurtuluş yollarını seçin. Bizim
sorunlarımız; borsalarla, kripto paralarla ya da bahislerle çözümlenemeyecek
kadar büyük ve sistemik sorunlar. Yani sınıfsal sorunlardan kaynaklanan
sorunlar. Enerjimizi başta işçi sınıfı olmak üzere tüm emekçilerin bu sorunlara
neden olan kapitalizmden ve onun sürücüsü otoriter rejimden kurtulabilmek için
örgütlü bir biçimde kullanalım.
Dip Notlar:
(1) Yatırım
fonları; hisse senetleri, kira sertifikaları, döviz, kıymetli madenler veya borçlanma
araçları gibi çeşitli varlıklardan oluşan portföylerin profesyonel yöneticiler
tarafından yönetilmesini sağlayan fonlardır. TEFAS, farklı portföy yönetim
şirketleri tarafından oluşturulan fonları merkezi bir yapıda bir araya
getirerek yatırımcılara geniş bir alternatif seti sunar. Böylece kullanıcılar,
tek bir banka ya da aracı kuruma bağlı kalmadan, farklı kurumların fonlarını
karşılaştırmalı olarak inceleyebilir ve işlem yapabilir.
(2) https://www.ekonomim.com/gundem/kasif-kozinoglu-sorusturmasi-4-supheli-daha-gozaltina-alindi-haberi
(19 Eylül 2026).
(3) https://www.borsaningundemi.com/haber/iste-tasfiye-karari-verilen-fonlarin-elindeki-hisseler
(17 Eylül 2026).
(4) https://www.ekonomim.com/gundem/kasif-kozinoglu-sorusturmasi-4-supheli-daha-gozaltina-alindi-haberi
(19 Eylül 2026).
(5) https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/hazine-ve-maliye-bakani-simsek-manipulasyonla-mucadelenin-dozunu-artiracagiz
(4 Kasım 2025).
(6) Kerim
Rota, Borsa Filozofu @borsafilozofu (20 Eylül 2026).
(7) Harry
Magdoff, “Monopoly Capital” (review), Economic Development and Cultural
Change, Vol.16, Nr.1 (October), s. 148.
(8) https://rwer.wordpress.com/2026/04/28/why-we-are-heading-for-another-financial-crash
(28 Nisan 2026).
(9) https://www.bloomberg.com/amp/news/articles/2017-04-10/investors-prep-for-key-vote-on-erdogan-s-powers-by-buying-bonds
(10 Nisan 2017).
(10)
https://rwer.wordpress.com/casino-capitalism
(30 Ağustos 2024).
(11)
“Covid and fictitious capital”, https://thenextrecession.wordpress.com (25
Ocak 2021).
(12)
https://lbo-news.com/about-that-stock-panic
(8 Şubat 2018).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder