bankacılık krizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bankacılık krizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2016 Pazar

Deutsche Bank: Buzdağının görünen kısmı!




Deutsche Bank: Buzdağının görünen kısmı!

Mustafa Durmuş

Deutsche Bank’taki gelişmeler bu haftaya damgasını vurdu. Bankanın CEO’su ise, bankanın iyi durumda olduğunu, ama “piyasada bazılarının bankaya olan güveni azaltarak onu çökertmeye çalıştığını” ima eden bir açıklama yaptı (https://www.ft.com). 

Dün ABD Hükümetinin, spekülatif faaliyetleri nedeniyle bankaya keseceği cezayı 5 milyar dolar civarında bir para cezası ile sınırlandıracağı haberlerinin yayılmasının ardından bankanın hisselerinin değeri tekrar yükselişe geçti. Diğer yandan Alman yasaları gereğince bu uzlaşmanın banka tarafından teyidi gerekiyor ki, banka henüz bu anlaşmayı ya da uzlaşmayı doğrulamadı.

Daha önceki bir yazımızda bankanın durumunun IMF tarafından, tıpkı İngiliz HSBC ve İsviçreli Credit Swiss gibi, “sistemik risk” olarak nitelendirildiğini yazmıştık.  Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise Temmuz ayında yapılan ‘stres testi’nde bankanın iyi durumda olduğunu açıklamıştı (https://www.facebook.com/Michael-Roberts-blog). 

Dolayısıyla neler oluyor? Uluslar arası finans kapitalin farklı ulusal kökene sahip büyük bankaları Deutsche Bank üzerinden bir yeniden paylaşımı hedefleyen bir savaş mı başlattılar?

Teorik olarak bu her zaman mümkün olduğu gibi, pratikte bunun pratikte örnekleri de mevcut. Kaldı ki böyle bir yeniden paylaşım için tarafların mutlaka farklı uluslardan olması gerekmiyor. Kapitalizmin doğasında var olan rekabet “büyük balığın küçük balığı yutmasıyla” sonuçlanıyor ve kapitalizmde sermayenin belli ellerde toplanması böyle mümkün oluyor. 

Bu özellikle de ekonomik kriz dönemlerinde yaygın olarak görülen bir olgu. Nitekim ABD’de,  2008 krizi sonrasında bugün ABD’nin en büyük ve dünyanın yedinci büyük bankası konumunda olan JPMorgan Chase & Co, krizde batan ve ABD’nin büyük bankalarından olan Bear Stearns’ı sadece 1 ABD doları karşılığında, ama milyarlarca dolarlık Hazine garantisi desteğiyle satın almıştı. Yani krizler sermayenin el değiştirmesiyle sonuçlanıyor ve bu süreçte devlet daha güçlü olanı her türlü destekliyor.

Bu bağlamda küresel çapta uluslar arası finans kapitalin çeşitli ulusal seksiyonlarının bir kapışma içine girmesi ve böyle bir sermayenin el değiştirmesi sürecinin yaşanması sürpriz olmayacaktır.
Ancak bu operasyonu sadece bir rekabetçi kapışma, el değiştirme operasyonu olarak görmek yanıltıcıdır. Çünkü böyle dar bir bakış küresel bankacılık sisteminin bir bütün olarak Deutsche Bank’ın içinde bulunduğu duruma benzer bir büyük risk ile karşı karşıya olduğu, bunun da yeni bir küresel finans krizine neden olabileceği gerçeğini görmemizi önleyebilir.

Ek’teki Tablo (http://www.taxresearch.org.uk, September 29, 2016)  dünyanın en büyük 50 bankasının aktiflerinin toplamını gösteriyor.  Sadece en büyük 50 bankanın aktiflerinin toplamı 64 trilyon ABD dolarını buluyor. Yani neredeyse dünyada bir yılda üretilen toplam hâsılaya yakın ve dünyadaki servet stokunun da dörtte birinden fazla bir büyüklükten söz ediyoruz. En büyük ilk dört banka ise şu aralar banka batışı haberleriyle gündemde olan Çin kaynaklı. 

Dolayısıyla da bu sektörde çıkacak bir kriz sadece Deutsche Bank’ın ya da Almanya’nın değil, tüm kapitalist sistemin bir krizine dönüşecektir. Zira özellikle de son 30 yıldır bankalar, finans kuruluşları daha önce görülmemiş ölçüde, boyutta birbirine entegre oldular.  Bu nedenle de birinde ya da bir kaçında patlayan bir kriz domino etkisiyle diğerlerini devirecektir.

Krizi tetikleyen şeyin ise bu aktiflerin önemli bir kısmını oluşturan spekülatif ve kriz tetikleyici küresel türev araç ticareti olma olasılığı bir hayli yüksek.  Tıpkı ABD’de patlak veren 2008 krizinde olduğu gibi, verilen mortgage kredileri üzerinden defalarca türetilmiş ve değeri fiktif bir biçimde on katına kadar çıkartılmış olan toksik kağıtlar, ilk değerin temel alındığı konut fiyatlarının düşmesi sonucunda, bir anda değersiz kağıtlara dönüşüp krizin çıkmasına neden olduğu gibi, bu finansal balon bir kez daha patladığında çok daha büyük bir küresel finansal kriz kaçınılmaz olacaktır.

Ancak bu kez zarar çok daha büyük boyutlarda olacaktır. Zira dünya 2008 öncesi gibi, bir ekonomik genişleme döneminde olmadığı gibi (ekonomik durgunluk kalıcı hale geldi), o günlere göre dünya en az yarı yarıya daha fazla borçlu konumda. Bu nedenle de yeni bir finansal krizin ekonomik olduğu kadar politik sonuçları da çok daha ağır olacaktır. Yani bu kez durum çok daha ciddi olabilir.
Durumun ciddiliğini bir fıkrayı paylaşarak bitirelim: 

Batı ülkelerinden birinde bir babanın birbirinden yaramaz iki oğlu vardır. Mahalleliye illallah ettiren, bir türlü uslanmayan bu çocuklar ile ne yapacağını bilemeyen baba sonunda mahallenin papazına başvurur ve ondan çocuklara dini telkinde bulunması ister. Randevu alınır ve iki kardeş o gün kiliseye papazı görmeye giderler. İçeri girdiklerinde papazın odasının kapısının açık olduğunu ve papazın içerde masasının gerisinde oturduğunu gören büyük kardeş durumu anlamak için kardeşine dışarıda beklemesini söyler ve kapıyı tıklatarak içeri girer. Daha içeri girmesiyle papazın gürlemesi bir olur: “Söyle Tanrı nerede?”. Çocuk afallar, o afalladıkça papaz daha yüksek perdeden bağırmaya başlar. “Sana söylüyorum Tanrı nerede?” Çocuk büyük bir korku ile odadan kaçar ve kardeşinin elinden tutup koşarak, nefes nefese evlerine gelirler. Odalarına çıkarlar ve büyük kardeş odayı arkadan kilitler. Küçük kardeş hem korku, hem de büyük bir merak içinde abisine neler olduğunu sorunca abi cevap verir: “oğlum sus, bu sefer durum ciddi, Tanrı kaybolmuş, onu da bizden biliyorlar!”.
Evet, bu sefer durum gerçekten ciddi olabilir…  

DEUTSCHE BANK’A NELER OLUYOR?



DEUTSCHE BANK’TA NELER OLUYOR?
Mustafa Durmuş


Deutsche Bank ile ilgili “kurtarılacağı iddiası” banka yetkilileri tarafından doğrulanmasa da ciddi gözüküyor. 

Bankanın sıkıntısı nedir ve bankanın bu durumu sırasıyla; Almanya, Avrupa ve dünya finans piyasaları üzerinden Dünya ekonomisinde ve Alman halkı üzerinde nasıl etkiler yaratacaktır?
Banka yakın geçmişte, müşterilerine sattığı ve milyarlarca avroluk zarara neden olan ipotekli konut kredileri (mortgage) üzerinden türetilmiş menkul kıymet satışları yüzünden çok büyük bir para cezası ile karşı karşıya kalmıştı. Bir dönem aktiflerinin tutarı Türkiye’deki tüm bankaların aktiflerinin tutarından fazla olan Almanya’nın bu en büyük bankası, hem bu ceza, hem de borsadaki hisse senetlerinin değerinin hızla düşüyor olması nedeniyle iflas durumuyla karşı karşıya.

Bankanın gelirlerinin % 80’inden fazlası yatırım bankacılığı kolunun yaptığı ‘spekülatif türev araç ticareti’nden sağlanıyor. Bu tür spekülatif menkul kıymet ticareti ise kaçınılmaz olarak kötü kullanımlara, skandallara ve usulsüzlüklere daha fazla yol açıyor. Bu nedenle de sıklıkla büyük para cezaları söz konusu olabiliyor. Bu konuda en önemli tecrübe 2008 krizi sırasında bazı Amerikan ve İngiliz yatırım bankalarının uygulamalarında yaşandı.

Banka Alman ekonomisi için çok önemli zira bankanın aktiflerinin toplamı Almanya’nın milli gelirinin yaklaşık yarısı tutarında ( 1,8 trilyon dolara yakın). Yani bu bankanın olası bir batışı hem Alman bankacılık sektörünü, hem de reel sektörünü ciddi olarak etkileyecektir.

‘2008 finansal krizi’nin çıkışında ABD’li büyük yatırım bankası Lehman Brothers’in (LB) batışının oynadığı önemli rolü unutmayalım. LB’nin batışının hemen ardından, önce ABD, sonra da Avrupa ve Japonya’da finans piyasalarında tam bir kredi kuruması (credit crunch) yaşanmıştı ve devletler bu durumu atlatabilmek için çok büyük çapta nakit parayı finansal sektöre şırınga etmek durumunda kalmışlardı. 

2008 krizi sonrasında gelişen küresel ekonomik durgunluktan hala çıkılamadığı, ekonomik büyüme hızlarının yerlerde süründüğü, diğer yandan dünyanın hiç olmadığı kadar büyük borç stoklarıyla ve borçluluk düzeyleriyle karşı karşıya bulunduğu günümüzde, Deutsce Bank’ın batışı üzerinden yaşanacak yeni bir Lehman Brothers olayının ekonomik, politik ve jeo politik etkileri çok daha büyük olacaktır.

Nitekim bu durumun farkında olan IMF, bankanın durumunu “sistemik risk” olarak niteledi ve gereğinin yapılması için çağrıda bulundu.

Şimdi ne olacak? Zordaki İtalyan bankalarının İtalyan devletince kurtarılmasına bir süredir karşı çıkan, bu nedenle de İtalya ile gerilim yaşamakta olan Alman devleti kendi bankasını kurtarmak durumunda kalacak mı? Muhtemelen öyle olacak. Zira kendi deyimleriyle Deutsche Bank, “batırılamayacak kadar büyük bir banka” konumunda.

Ulus devletlerin bir kez daha “kapitalizmi kendinden kurtarmak için devreye girdiği” anlara tanık olacağız gibi görünüyor. Bunun adı “kamulaştırma” değil, olsa olsa sermaye yapısını güçlendirerek zamanı geldiğinde tekrar özel sektöre devretmek amacıyla, şimdilik hisselerinin bir kısmını (%25) satın alma yoluyla “devletleştirme” olabilir.  

Bu tür devletleştirmelerin, başta Alman halkı,  işçi sınıfı ve diğer emekçiler olmak üzere, toplumun çok büyük bir kısmına her hangi bir fayda sağlamasını bir yana bırakın, zarar vereceği açıktır. Zira ortaya çıkan hasar, zarar yeni vergilerle, bütçe kısıntılarıyla, işsizlikle, yoksullaşma ile bu kesimlerin sırtına bindirilecektir. Bunun Avrupa’da diğer toplumlara da yansıması kaçınılmaz olacaktır.

Aslında çok uzağa ve çok geriye gitmeye gerek yok. Sadece 15 yıl önce, 2001 krizi sonrasında Türkiye’de batan 25 civarındaki bankanın toplam zararının, resmi açıklamaya göre,  100 milyar doları bulduğunu hatırlayan var mı? Dahası bu zararın ne kadarı, bu zarara neden olan banka sahiplerinden ve dönemin politikacılarından ve bürokratlarından tahsil edilebildi, kaç tane bankacı hapis yattı?