2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist
savaş ve otokrasi (I)
Dünya ekonomisinin görünümü bize ne
söylüyor?
Mustafa Durmuş
9 Ocak 2026
Kapitalist-emperyalist sistemin çoklu krizleri 2025
yılına damgasını vurdu ve bunlardan bazılarının 2026 yılında çok daha etkili
olması bekleniyor.
Bu krizler, kendini “ekonomik durgunluk”, “yüksek
işsizlik, “yüksek enflasyon” ve “finansal kriz” biçiminde gösteren “ekonomik
kriz”; “aşırı hava hareketleri”, “orman yangınları”, “sel ve su baskınları” ve
“hava kirliliği” biçiminde gösteren “iklim krizi”; “demokrasiden uzaklaşma”,
“otoriterleşme” ve “aşırı sağcılaşma” biçiminde gösteren “politik kriz” ve “uluslararası
çatışmalar”, “savaşlar” ve “ülke işgalleri” biçiminde gösteren “jeopolitik
krizler” olarak ortaya çıkıyor.
Nitekim ocak ayında toplanan Davos’taki Dünya Ekonomik
Forumu’nda dünyanın karşı karşıya bulunduğu risklerin ilk ikisi, önem
derecesine göre, şöyle sıralandı: Jeo-ekonomik çatışma (yüzde18), devlet
temelli silahlı çatışma (yüzde 14). (Bu ikisi birlikte “Jeopolitik Risk” olarak
tanımlanıyor ve toplam riskin üçte birini oluşturuyor). Aşırı hava koşulları yüzde
8 ile üçüncü, toplumsal kutuplaşma-yanlış bilgi ve dezenformasyon yüzde 7 ile
dördüncü ve ekonomik durgunluk yüzde 5 ile beşinci sırada riskler olarak
sıralanıyor.
Küresel ekonomik büyüme yavaşladı!
Kapitalist sistem özü itibarıyla bir sermaye birikim
sistemidir. Sermaye birikiminin kaynağı ise kâr ve bunun da kaynağı işçilerden
gasp edilmiş olan artı değerdir. Bir kapitalist ekonomide sermaye birikimin
hızlanması onun “gayrisafi yurt içi hasıla” adı da verilen ulusal gelirinin
düzenli bir biçimde büyütülmesiyle mümkün olabiliyor. Bu anlamda ekonomik
büyüme, kapitalizm için kaçınılmaz bir gerekliliktir. Öyle ki sermaye
birikimini sürdüremeyen, yani yeterince büyüyemeyen bir ekonomi krize girer.
Bu çerçevede dünya ekonomisini ele aldığımızda;
2008-2009 ve 2020-2021 gibi yıllar dışında dünyadaki ortalama ekonomik
büyümenin pozitif olduğu ancak bunun 1990’ların ortalaması olan yıllık yüzde 4-5’in
oldukça gerisinde kaldığı görülüyor. Yani dünya kapitalizmi, ikinci en büyük
krizi olan 2008 ‘Büyük Resesyonu’ndan (daralma) hala tam anlamıyla çıkamadı.
2026 yılında en hızlı büyümesi beklenen ekonomiler
İçinde bulunduğumuz 2026 yılında dünyanın bazı
ekonomileri için tahmin edilen büyüme oranları ise aşağıdaki tabloda
gösteriliyor:
Küresel reel GSYH büyümesinin 2026 yılında yüzde 3,1 olması (2025 için öngörülen yüzde 3,2'lik büyüme oranının biraz altında kalması) ve birkaç yıllık ekonomik dalgalanmanın ardından, 2026 yılında büyümenin dünya genelinde dengesiz seyretmesi bekleniyor.
Küresel büyümenin genel olarak istikrarlı seyredeceği
öngörülse de enerji üretimi, ticaret engelleri, mali koşullar ve demografik
eğilimler gibi faktörlerin etkisiyle büyüme ivmesi ülkeden ülkeye büyük
farklılıklar gösterebiliyor. Sonuç olarak, bazı ekonomiler hızlı büyüme
potansiyeline sahipken, diğerleri daha mütevazı bir görünüm sergiliyor.
Örneğin Guyana'nın, büyük bir petrol patlamasının
desteğiyle 2026 yılında yüzde 23'lük reel GSYH büyümesi kaydetmesi ve bu oranla
küresel olarak en yüksek büyüme oranına ulaşması öngörülüyor. Türkiye ise
toplam 190 ülke arasında, yüzde 3,7’lik bir büyüme beklentisi ile 71.sırada yer
alabiliyor.
Diğer yandan, aynı tabloda 2026 yılında büyüme
tahminleri sıralanan dünyanın en büyük ilk 20 ekonomisi olan G-20
ekonomilerinin, dünyadaki üretimin yaklaşık yüzde 85'ini gerçekleştirdiği
tahmin ediliyor. Dolayısıyla bu ekonomilerin büyümesindeki herhangi bir
yavaşlama, genel olarak dünya ekonomisini olumsuz etkileyecektir.
Trump’la birlikte küresel ekonominin
kuralları değişiyor!
Trump’ın, ikinci kez ABD gibi emperyalist kapitalist
sistemin amiral gemisi niteliğindeki bir ülkenin başına gelmesiyle küresel
ekonominin kuralları da değişmeye başladı. Ulusal ekonomiler, kurumlar ve
piyasalar, orta vadeli büyüme beklentilerinin zayıf olduğu ve makroekonomik
politikaların yeniden ayarlanmasını gerektiren, daha fazla korumacılık ve
parçalanmanın damgasını vurduğu bir ortama uyum sağlamaya çalışıyorlar.
Ekonomik büyüme beklentileri de bu gelişmeyle birlikte
değişmeye başladı. ABD’nin 2025 yılı şubat ayında yüksek gümrük vergileri
uygulamaya başlamasının ardından yapılan anlaşmalar ve (sonradan yapılan
değişiklikler bazı aşırılıkları hafifletse de), küresel ekonominin istikrarı ve
gidişatı hakkındaki belirsizlik hâlâ ciddi boyutlarda sürüyor. Bu arada, bazı
gelişkin ülkelerin yapmakta oldukları ‘uluslararası kalkınma yardımları’nda
önemli kesintiler yapıldı ve göçmenlik konusunda yeni kısıtlamalar uygulanmaya
başlandı.
Uluslararası örgütler iyimser ama temkinli
Uluslararası Para Fonu (IMF), küresel ekonomik
büyümenin 2025’te yüzde 3,1’e gerileyeceğini (2024'te yüzde 3,6 idi) öngörüyor.
Ancak bu büyümenin önemli kısmı gelişkin ekonomilerden ziyade azgelişmiş
ekonomilerden kaynaklanacak. 2026'da ise; gelişkin Avrupa ekonomilerinin
yaklaşık yüzde 1,6 ve ABD’nin yüzde 2,1 büyüyebileceği tahmin ediliyor.
Azgelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerin ise ortalama yüzde 4,0'ın biraz
üzerine büyümesi öngörülüyor. Avrupa’daki aralarında Türkiye ekonomisinin de
bulunduğu yükselen ve azgelişmiş ekonomilerin büyüme hızı daha düşük olacak: yüzde
2,2. Türkiye ekonomisinin 2026 yılında büyüme hızının ise (daha önce de
belirtildiği gibi) yüzde 3,7 olması bekleniyor. (1)
Diğer yandan, Dünya Bankası 2026 yılı için daha
kötümser bir bakışa sahip. Bu örgüte göre, küresel büyüme 2026 yılında yüzde 2,6'ya
gerileyecek. Özellikle, firmaların stok birikimini azaltması ve gümrük
vergilerinin etkisinin artmasıyla, dış ticaret büyümesi zayıflayacak. Bu durum,
dış ticaret mallarına olan talebin yavaşlamasına ve önemli ekonomilerde iç
talebin zayıflamasına yol açacak. 2027 yılına kadar, önceki parasal gevşeme iç
talebi destekleyecek ve belirsizliğin azalmasıyla ticaret toparlanacağı için
büyümenin yüzde 2,7'ye yükselmesi bekleniyor. (2)
Kârlılıktaki düşüş
Ekonomik büyümedeki bu gerilemede; Trump’çı gümrük
vergileri şokunun (başlangıçta açıklanandan daha küçük olmasına rağmen),
belirsizliklerin ve korumacılığın yarattığı olumsuz etkiler kadar, kâr
oranlarının azalmasının da etkisi var.
Çünkü kapitalist sistemin damarlarındaki kan gibi
zaruri olan kâr oranlarının azalması (kârlılığın azalması) büyük ekonomik
krizlerin asıl nedenini oluşturuyor. Kârlılık azalınca yeni yatırımlar
azalıyor, bu da üretimin ve tüketimin yavaşlamasıyla sonuçlanıyor.
Ekonomik büyümeyi yavaşlatan diğer faktörlerse;
Trump’çı gümrük vergileri ve korumacı politikalar sonucunda dünya ticaret
hacminin daralması, çatışmalar ve savaşlar yüzünden tedarik zincirlerinde
ortaya çıkan kopma ve diğer jeopolitik gerilimler olarak sıralanıyor.
Devam edecek…
Dip notlar:
(1) IMF,
World Economic Outlook, October 2025, https://www.imf.org (16 Ocak
2026).
(2) World
Bank, Global Economic Prospects, https://www.worldbank.org/en/publication/global-economic-prospects
(16 Ocak 2026).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder