Alın size kutlamayı hak
eden bir “başarı” hikayesi daha!
Mustafa Durmuş
20 Ağustos 2026
ABD doları, küresel çapta, 2019 sonundan bu yana satın
alma gücünün ortalama yaklaşık yüzde 23’ünü kaybetti.
Ancak ülkelere göre (toplam 35 ülke) bu kayıp; yüzde 6,7
ile yüzde 89,07 arasında değişiyor: İsviçre, 2019’dan bu yana yüzde 7’den az
bir kayıp yaşayarak satın alma gücünü en iyi koruyan ülke oldu. Buna karşılık Türkiye,
aynı dönemde satın alma gücünün yüzde 89’unu kaybederek, en büyük kaybı yaşayan
ülke oldu.
Görseldeki rakamlar, her ülkedeki kümülatif enflasyona
göre 100 doların 2019’dan bu yana ne kadar değer kaybettiğini gösteriyor. Öyle
ki artık 100 dolarlık (ya da 100 dolar karşılığı TL cinsinden) bir hane bütçesi,
2019’a göre geçim maliyetini karşılamaya yetmiyor. Bu, Türkiye’de yüzde 89’unu
karşılamıyor demek.
Neden halklarımız en büyük zararı gördü?
Çünkü Türkiye’de tüketici fiyatları (TÜFE) Aralık
2019’dan Nisan 2026’ya kadar yüzde 814’ün üzerinde bir artış gösterdi; bu da
2019’daki 100 dolarlık satın alma gücünün bugün 11 doların altında bir değere
sahip olmasına neden oldu.
Şimdi sormak gerekiyor: enflasyondaki bu süper artışa
neden olan kimlerdi, hangi politikalardı, hangi inançtı?
Yoksa bütün bunlar ekonomik büyüme yavaşlamasın,
sermaye ve servet birikimi hız kaybetmesin, belli sermaye kesimlerinin kârları
artsın diye yapılmış bir siyasal tercih miydi?
Satın alma gücümüzdeki bu değer kaybının nedenlerini
okuyucunun değerlendirmesine bırakalım ve şu soruya odaklanalım:
Satın alma gücünün yüzde 89’unu kaybetmek
ne demektir?
Yurttaşlarımız için satın alma gücündeki bu sert düşüş,
enflasyonun göreli olarak yavaşlamasına rağmen, geçim maliyetinin neden yüksek
kaldığını ve artık enflasyonun bir geçim krizine dönüştüğünü açıklıyor.
Özetle, başta asgari ücret, emekli maaşları, köylü
taban fiyatları olmak üzere, ücret ve diğer emek gelirleri reel olarak
artırılmadığı için, enflasyonun yavaşlaması (dezenflasyon) geçmişteki fiyat
artışlarını tersine çevirmeye yetmediği gibi, ülkedeki enflasyon yüzde 30’un
üzerinde kalıcı hale geldi.
Bu durum da (yüksek işsizliğin yanı sıra) halkın,
özellikle de son 7 yıldır nasıl yoksullaştığını, mülksüzleştiğini, hatta açlık
sorunuyla baş başa kaldığını gösteriyor.
Buyurun size müthiş bir başarı hikayesi daha. 25 yıla
bir 25 yıl daha katarak başarılarını sürdürsünler ta ki ortada bir ekonomi
kalmayana kadar!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder