2 Aralık 2019 Pazartesi

YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ (4)- İşsizlik ve yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal bir sorundur!


YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ (4)- İşsizlik ve yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal bir sorundur!

Mustafa Durmuş

1 Aralık 2019

Yurttaşlık Temel Geliri önerisinin (YTG) toplumsal fayda ve maliyetlerini ülkelerdeki hali hazırdaki sosyal refah devleti uygulamalarının, sosyal transferlerin niteliğine, yaygınlığına ve büyüklüğüne göre değerlendirmek gerekiyor.
Çünkü bu destekleri dikkate aldığımızda gelişkin Avrupa ülkeleri ile azgelişmiş ülkelerde programın fayda ve maliyetleri farklılaşabilir.

YTG’NİN YAPILABİLİRLİĞİ NEDİR?
Şu ana kadar çok kısıtlı bir uygulamasının olması ve bu konudaki teorik çalışmaların daha ziyade Kuzey Amerika ve Avrupa ülkeleri gibi ülkelerle sınırlı kalması nedeniyle yapılabilirlik tartışmaları da bu ülkelere dönük olarak yapılıyor. 

Bu çerçevede genel olarak gelişkin Avrupa ülkelerinde programın toplumsal fayda ve maliyetleri bir arada değerlendirildiğinde, YTG programlarının yapılabilirliği zorlaşıyor.
İngiltere’deki düşünce kuruluşu Compass’ın yapmış olduğu bir çalışmanın bulgularına göre (1), finansal olarak karşılanabilir bir YTG’nin sağladığı toplumsal fayda yetersiz kalırken, yeterli fayda sağlayan bir YTG karşılanabilir düzeyde olmuyor.

ASTARI YÜZÜNDEN PAHALI BİR PROGRAM MI?
Çünkü eğer örneğin İngiltere’de mevcut yoksulluk yardımları kaldırılıp yerine aylık 292 poundluk bir YTG verilirse; çocuk yoksulluğu yüzde 10, emeklilerin yoksulluğu yüzde 4 ve çalışanların yoksulluğu yüzde 3 artıyor. Mevcut sosyal yardımları koruyup, ilave destek olarak çalışanlara 284 pound aylık YTG (diğerlerine daha düşük miktarlarda) verildiğinde ise bu GSYH’nin yüzde 6,5’i büyüklüğünde (170 milyar pound) bir ilave vergi alınmasını gerektiriyor.
Bu programın önde gelen teorisyenlerinden P. Van Parijs’in önerisi olan yılda 600 avroluk bir gelirin Belçika ekonomisinin kabaca yüzde 6’sına ve en cömert haliyle aylık 1,100 avroluk bir gelirin Fransız ekonomisinin yüzde 35’ine (871 milyar avroya) denk düşen bir mali yük getireceğini öngörmek gerekiyor. (2)
Bunca maliyete rağmen sonuçlar da iç açıcı değil: Çocuk yoksulluğu ancak yüzde 16’dan yüzde 9’a; çalışan yoksulluğu yüzde 13,9’dan yüzde 12’ye ve emeklilerin yoksulluğu yüzde 14,9’dan yüzde 14,1’e düşürülebiliyor. Böylece, bu büyüklükteki bir kaynağın olumlu etkisi çok sınırlı kalıyor ve özellikle de çok ihtiyacı olanlar bundan yeterince faydalanamıyorlar. Yani YTG aslında yeni bir vergi gibi işlev görüyor. (3)
Ayrıca hali hazırdaki kamu harcamalarının ülke ekonomisinin yüzde 50’si civarında olduğu kapitalist bir ekonomide (bu oranı yüzde 70’lerin üzerine çıkartacağı için), ekonomiyi tamamıyla sosyalleştirmeden bunu yapabilmek mümkün değil. Kuşkusuz siyasal iktidarda köklü bir değişim gerçekleşmeden de bu politik olarak yapılabilir değil.

PETROL, ARAZİ YA DA DİĞER MÜŞTEREKLERİN GELİRLERİNDEN FONLAMA
Böyle bir programın finansmanı ya Alaska’da ve Norveç’te önerildiği gibi petrol (veya arazi) gelirleri gibi gelirlerle ya da vergilerle karşılanacaktır. Aksi taktirde faydası çok tartışmalı minimalist versiyon seçilecek ve birçok sosyal harcamadan vazgeçilecektir.
Nitekim Hickel fonlamanın petrol, arazi, orman ve balıkçılık gibi doğal müştereklerin gelirlerinden karşılanmasını öneriyor. Ona göre, Alaska’da olduğu gibi petrol gelirlerinin bir kısmı doğrudan dağıtılabileceği gibi, bu finansman Toprak Değerlenme Vergisi, Entelektüel Mülkiyet Gelirleri Vergisi, Finansal Spekülasyon Vergisi ve Karbon Vergisinden sağlanabilir. Hickel bu kaynaklardan yılda ortalama 3 trilyon dolarlık (dünyada herkese günde 1 dolarlık ek gelir) gelir elde edilebileceğini, bunun bir hayırseverlik olmadığını, gezegende herkese ait olan müştereklerden herkesin yararlanması gerektiğini ileri sürüyor. (4)
Diğer yandan yukarıda sözü edilen müşterekler küreseldir, sınırları çizilemez. Bu nedenle de böyle bir fonlamanın küresel düzeyde planlanması ve hayata geçirilmesi gerekir. Mevcut kapitalist küreselleşmenin buna izin vermeyeceği ise açık.

FİNANSAL İŞLEM VERGİSİ GİBİ VERGİLERLE FONLAMA
Compass araştırmacıları ise yüzde 5’lik bir Finansal İşlem Vergisi (Tobin Vergisi benzeri) konulmasını öneriyorlar. Diğer yandan finansallaşmanın bu denli büyük boyutlarda olduğu bir dünyada bu çapta bir vergi gelirinin kendi üzerinden alınmasına uluslararası finans kapital izin vermeyecektir.
Devlet Varlık Fonu üzerinden yatırım fonu, borsa, tahvil-bono, emlak gibi finansal piyasalarında sağlanacak getirinin YTG aracılığıyla yoksulluğun azaltılmasında kullanılması önerisi ise etik bir öneri değil.
Çünkü bu piyasaların kendileri spekülatiftir, asalaktır, bunların aktörleri ise yoksulları ya da toplumları değil, kârlarını maksimize eden aktörler olarak insanların hayatlarını karartırlar. Bu yüzden de böyle bir finansallaşmaya güvenmek, yaslanmak yerine mega şirketlere ve fon yöneticilerine olan bağımlılığı azaltmak gerekir.

FONLAMANIN EKOLOJİK ETKİLERİ NE OLACAK?
Ayrıca petrole dayalı Devlet Servet Fonları servetlerini fosil petrol kaynaklarının çıkarımı gibi iklim değişikliğinin temel nedeni olan bir faaliyetten sağlıyorlar.
Kısaca doğayı ya da finansal spekülasyonlarla ekonomileri tahrip eden, yoksulları daha da yoksullaştıran faaliyetlerden sağlanacak gelirlerin bir kısmının YTG geliri biçiminde yeniden dağıtılması ekolojik ve toplumsal maliyetleri çok yüksek olan bir finansman şeklidir. Bu tür fonların gelirleri ile finanse edilen bir YTG kapitalist üretim tarzına meydan okuyamaz ya da onun neden olduğu sorunlara çözüm oluşturamaz.

VERGİLEME YOLUYLA FİNANSMAN
Geriye vergileme yoluyla finansman kalıyor. Mevcut, verginin yükünü asıl olarak emekçinin omuzlarına yükleyen vergi sistemlerini aynen koruyarak, YTG’yi buradan elde edilecek vergilerle finanse etmek emekçinin bir cebinden alıp diğerine koymaktan farklı bir sonuç doğurmayacaktır.
Bu nedenle bu finansmanın; dik artan oranlı, verginin yükünü en üst gelirlilere doğru yıkan, düşük gelirlileri vergilendirmeyen ve sistemin ağırlıklı olarak gelir ve servet vergilerinden oluştuğu bir vergi sistemine dayalı bir finansman hem etkinlik, hem de bölüşümde adalet açısından ideal olan finansman biçimidir. Ancak böyle bir vergi sisteminin kurulması radikal politik değişiklikleri gerektirir.

ÖNCE GÜVENCELİ BİR İŞ…
Bu nedenle de böyle bir programı toplumu radikal bir biçimde dönüştürecek esas program olarak görmemek gerekiyor. Bu program yoksulluğu azaltmak için bir seçenek olarak düşünülürken, asıl olarak mali olarak karşılanabilir sosyal konut sahibi olmayı, nitelikli ve ücretsiz kamusal sağlığa ve eğitime erişimi, kamusal ulaştırmayı, aile ve engelli destekleri gibi kamusal hizmetlerin daha da genişletilmesini savunmak ve bunlar için mücadele etmek gerekiyor.
İlave olarak YTG gibi programlar, yerel demokrasiyi de güçlendirebilmesi için, daha ziyade yerel yönetimler tarafından kontrol edilen ve yürütülen, finansmanı kamuca sağlanan Kamu Garantili İstihdam Yaratma Programlarının bir tamamlayıcısı olarak hayata geçirilmelidir.

DİP NOTLAR:

(1) Howard Reed and Stewart Lansley, Universal Basic Income: An idea whose time has come?, A publication by Compass, 2016, s. 27-30.
(2) Daniel Zamora, “The Case Against a Basic Income”, 
https://www.jacobinmag.com/…/universal-basic-income-inequal… (28 December 2017).
(3) Reed and Lansley, agm.
(4) Jason Hickel, The Divide –A Brief Guide to Global Inequality and its Solutions, Windmill Books, 2017, s. 269-270.


1 Aralık 2019 Pazar

YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ (3)- İşsizlik ve yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal bir sorundur Mustafa Durmuş


YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ (3)-
İşsizlik ve yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal bir sorundur
Mustafa Durmuş

25 Kasım 2019

Program emek hakları ve örgütlenmesi üzerindeki olumsuz etkileri yüzünden bazı Marksistlerce eleştiriliyor.

PROGRAMA BİR KISIM MARKSİST SOL’DAN GELEN ELEŞTİRİLER
Öncelikle bu programın siyasetin iyice sağcılaşmasının bir sonucu olduğu ileri sürülüyor. Buna göre, siyaset Sağ’a kaydıkça, toplumsal hareketler savunma hattını iyice geriden kurmaya başladıkça YTG fikri gibi fikirler yaygınlaşmaya başlıyor. Toplumsal kazanımları elde etmek ve korumak zorlaştıkça bu fikirler güçleniyor. Neo-liberal reformlar insanları vurdukça aynı insanlar giderek YTG’ne sığınıyorlar.
Bu anlamda program, neo-liberalizme bir alternatif değil, ona ideolojik bir teslimiyettir, kapitülasyondur ve güvencesiz istihdamı yaygınlaştırırken, kapitalist piyasaları daha da büyütür. Oysa kapitalizmin küçültülmesi hedeflenmelidir. (1)

KUZU POSTUNA BÜRÜNMÜŞ KURT
Yani politik sonuçları açısından programın masum olmadığı, refah devletinden geri kalanların da emekçilerin ellerinden alınmasını amaçlayan bir tür “kuzu postuna bürünmüş kurt” niteliğinde olduğu, eksik tüketim sorununa karşı bir çözüm olarak gündeme getirildiği, yani temel kaygının sistemi krizden çıkartmak ve bunu yaparken de emekçilerin ellerinde kalan hakları da yok etmek olduğu ileri sürülüyor.
Örneğin Roberts’e göre (2), bu program sermayedarlar açısından bir tür ücret sübvansiyonu işlevi görebilir zira onlar tarafından ödenen ücretlerin düşük tutulmasını mümkün kılar.
Ayrıca gelir çalışmadan (kısmen dahi) ayrı tutulduğunda işçilerin ücret kesintilerine karşı mücadele azmi azalır, bu da işgücü piyasasını daha esnekleştirir ve böylece ücret ve işgücü maliyetlerinin değişen ekonomik koşullara uyarlanmasını kolaylaştırır.
Bu program kamu harcamalarının finansmanında kullanılan Helikopter Para uygulaması gibi, yapılması gereken temel reformların ötelenmesiyle ve ekonomiyi canlandıracak nakit dağıtımı ile sorunun geçici olarak da olsa çözümlenmesine yönelmeyle sonuçlanır.
YTG’nin kapitalizmde sosyal sınıflar arasında uzlaşmaz çelişkilerin mevcut olduğu ve bu sınıflar arasında ciddi bir güç dengesizliği olduğu gerçeğinin unutturulmasına yardımcı olacağını ileri süren Sodha’ya göre, program işçi hakları gibi konuların gündemden düşürülmesine hizmet ediyor (3):
“Bu program karşılığında işçi haklarından vazgeçmek işçiler için intihar anlamına gelir. Sol biraz gelir desteği sağlamak için değil, iktidar olmak için mücadele etmelidir. Bu yüzden de emek örgütleri bu tür programları desteklememelidir”.
Böyle bir perspektiften YTG bir sosyal dönüşüm aracı olamaz, daha ziyade statükoyu korumaya hizmet eder. Eğer hayata geçirilirse mevcut güç ilişkileri altında bundan yararlanacaklar ekonomik ve politik güce sahip olan sermayedarlar olacaktır. Çünkü YTG altında mevcut sosyal koruma sistemi de, emek piyasası kontrolleri de zayıflatılacaktır.

SOSYALİZM VE TEMEL YURTTAŞLIK GELİRİ
Buradan hareketle YTG’nin, yaşanabilir bir ücret düzeyinde ihtiyacı olan herkese kamu garantili istihdam sağlanması talebi kadar güçlü ve iyi bir talep olmadığı ya da ücretleri düşürmeden çalışma saatlerini düşürmek talebi ve yaşanabilir ücretli bir emeklilik sistemi kadar adil bir talep olmadığı ileri sürülebilir.
Böylece bu öneriyi her şeyin merkezine koymadan (sosyalist bir toplumda Yurttaşlık Temel Geliri gibi programlara ihtiyaç olmayacağının bilincinde olarak), emek hareketi onu taleplerinin ve mücadelesinin bir parçası olarak görmelidir. Çünkü gelecek kendiliğinden gelmeyecektir. Geleceği kurmak için bugünden bilinçli ve örgütlü bir biçimde mücadele edilmelidir.
…devam edecek


DİP NOTLAR:
(1) Daniel Zamora, “The Case Against a Basic Income”, https://www.jacobinmag.com/…/universal-basic-income-inequal… (28 December 2017).
(2) M. Roberts, “Basic income – too basic, not radical enough”, 
https://thenextrecession.wordpress.com/…/basic-income-too-b…).
(3) Sonia Sodha, “Universal basic income is no panacea for us – and Labour shouldn’t back it”, 
https://www.theguardian.com (18 December 2017).




24 Kasım 2019 Pazar

YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ (2) İşsizlik ve yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal bir sorundur


YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ (2)
İşsizlik ve yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal bir sorundur

Mustafa Durmuş

22 Kasım 2019

Günümüzde Yurttaşlık Temel Geliri (YTG) düşüncesini sadece kendini Sol’da görenlerin ya da sosyal demokratların bazı kesimleri değil, Sol liberaller, hatta bazı Sağcılar da savunuyorlar.

GENİŞ BİR YELPAZEDE SAVUNULUYOR
Programı savunan Solcular (1) programın daha çok yoksulluğu ve eşitsizlikleri azaltıcı yönlerine vurgu yaparken, programı eleştirenler (daha ziyade Marksistler) programın emek hareketini zayıflatıcı yönlerine dikkat çekiyorlar.
Sağcılar ise (sermaye perspektifinden) emekçilerin hak ve kazanımlarını ortadan kaldırdığı, emek hareketini pasifleştirdiği için savunuyorlar.
Kendisini Marksist olarak tanımlayan ve Syriza Hükümeti döneminde Yunanistan’da Maliye Bakanlığı da yapan Prof. Varufakis bu programı savunuyor ve 21 Yüzyıl planlamacılarının bu programı temel bir araç olarak kabul etmeleri gerektiğini ileri sürüyor. (2)
Sosyal demokratlar bu öneriyi “herkesin adil bir pay alacağı dengeli bir kapitalist düzene gidiş yolu” olarak gördüklerinden (Barnes) ve emeğin metalaştırılmasını azaltıp, işçilere istemedikleri işi reddetmeleri imkânını sunarak emek-sermaye arasındaki sermaye lehine olan güç asimetrisini düzeltebileceğinden dolayı (Srnicek ve Williams) savunuyorlar. (3)
Nitekim bu öneri ABD’de Sanders, Britanya’da Corbyn’in de başında bulunduğu İşçi Partisi ve Fransa’da Sosyalist Parti tarafından savunuldu. Türkiye’de ise kırsal kesimdeki yoksul aile başına ve geçici olarak aylık asgari ücret tutarında bir ödeme yapılması CHP’nin 2013 yılı tarihli Parti Programında “Vatandaşlık Hakkı Ödemesi” olarak yer alıyor.

BİREYSEL GİRİŞİMCİLİK TEŞVİK EDİLİR
Geleceğin toplumunu “bilgi toplumu” olarak tanımlayan N. Srnicek ve A. Williams gibi bazı Sol liberaller içinse:
“Bireysel kapasitemizi geliştirmemizi frenleyen, tam zamanlı ve güvenceli istihdam, sendika, sosyal sigorta gibi şeyler modası geçmiş şeyler. Oysa geleceğin kapitalizm ötesi toplumunda bireysel girişimciliğin çok büyük bir önemi var. İşte bu program insanları özgürleştirerek geleceğin toplumuna hazırlanmasını sağlayacak olan temel maddi unsuru olarak işlev görecek bir programdır”. (4)

SAĞ: BÜROKRASİ AZALIR, BÜTÇENİN KAYNAKLARI SERMAYEYE KALIR, SINIF MÜCADELESİ SÖNÜMLENİR!
Yurttaşlık Temel Geliri önerisini çalışmayı caydırdığı, tembelliği ve asalaklığı özendirdiği ve ciddi bir kamusal kaynak israfına neden olduğu için eleştiren Sağcılar kadar buna sıcak bakanlar da var.
Bu tür programların sosyalizmin önünü açmayacağını bilen neo-liberalizmin fikir babaları Hayek ve Friedman gibi Sağcılar ise devlet bürokrasisini azaltacağı, emekçilere dönük sosyal harcamaları ortadan kaldıracağı, böylece devletin üzerindeki mali yükü hafifleteceği, piyasaları büyütüp geliştireceği gerekçeleriyle bu programa sıcak baktılar.
Öyle ki böyle bir Sağcı düşünceye göre, ücret ve sosyal yardım ödemeleri vermek yerine herkese bir miktar para vermek kamusal hizmetlere yönelik kamusal harcamaların azalmasını, böylece tasarruf yapılmasını sağlayabilir. Örneğin sosyal güvenlik harcamaları azaltılabilir, hatta tercihen kaldırılabilir.
Bir başka anlatımla, bazı Sağcılar “kamusal hizmetleri, refah devleti sunumlarını ortadan kaldıracağı ve kamu kaynaklarının doğrudan sermaye kesimine kalacağı, prekaryanın başkaldırışını önleyeceği, gelecekteki girişimci kuşakların yetişmesi için maddi bir destek sağlayacağı öngörüsüyle” savunuyorlar. (5)
Nitekim biraz da bu gerekçelerden yola çıkarak Finlandiya’daki Sağcı hükümet, işsizlik yardımlarını azalttı ve bunun yerine bu uygulamayı bazı pilot bölgelerde kısmi uygulamalarla başlattı. (6)
…devam edecek

DİP NOTLAR:

(1) Bu konuda P. Van Parijs tarafından derlenen şu çalışmaya bakınız: Basic Income And The Left: A European Debate, Social Europe Edition (April 27, 2018).
(2) 
https://www.economist.com/…/transcript-interview-with-yanis….
(3) Daniel Zamora, “The Case Against a Basic Income”, 
https://www.jacobinmag.com/…/universal-basic-income-inequal… (28 December 2017).
(4) Agm.
(5) Alyssa Battistoni , “The False Promise of Universal Basic Income”, 
https://www.dissentmagazine.org (Spring 2017).
(6) Scott Santens, “If You Think Basic Income is “Free Money” or Socialism, Think Again”, 
https://medium.com (8 September 2017).