Yurttaşlık Temel Geliri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yurttaşlık Temel Geliri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2019 Pazartesi

YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ (4)- İşsizlik ve yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal bir sorundur!


YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ (4)- İşsizlik ve yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal bir sorundur!

Mustafa Durmuş

1 Aralık 2019

Yurttaşlık Temel Geliri önerisinin (YTG) toplumsal fayda ve maliyetlerini ülkelerdeki hali hazırdaki sosyal refah devleti uygulamalarının, sosyal transferlerin niteliğine, yaygınlığına ve büyüklüğüne göre değerlendirmek gerekiyor.
Çünkü bu destekleri dikkate aldığımızda gelişkin Avrupa ülkeleri ile azgelişmiş ülkelerde programın fayda ve maliyetleri farklılaşabilir.

YTG’NİN YAPILABİLİRLİĞİ NEDİR?
Şu ana kadar çok kısıtlı bir uygulamasının olması ve bu konudaki teorik çalışmaların daha ziyade Kuzey Amerika ve Avrupa ülkeleri gibi ülkelerle sınırlı kalması nedeniyle yapılabilirlik tartışmaları da bu ülkelere dönük olarak yapılıyor. 

Bu çerçevede genel olarak gelişkin Avrupa ülkelerinde programın toplumsal fayda ve maliyetleri bir arada değerlendirildiğinde, YTG programlarının yapılabilirliği zorlaşıyor.
İngiltere’deki düşünce kuruluşu Compass’ın yapmış olduğu bir çalışmanın bulgularına göre (1), finansal olarak karşılanabilir bir YTG’nin sağladığı toplumsal fayda yetersiz kalırken, yeterli fayda sağlayan bir YTG karşılanabilir düzeyde olmuyor.

ASTARI YÜZÜNDEN PAHALI BİR PROGRAM MI?
Çünkü eğer örneğin İngiltere’de mevcut yoksulluk yardımları kaldırılıp yerine aylık 292 poundluk bir YTG verilirse; çocuk yoksulluğu yüzde 10, emeklilerin yoksulluğu yüzde 4 ve çalışanların yoksulluğu yüzde 3 artıyor. Mevcut sosyal yardımları koruyup, ilave destek olarak çalışanlara 284 pound aylık YTG (diğerlerine daha düşük miktarlarda) verildiğinde ise bu GSYH’nin yüzde 6,5’i büyüklüğünde (170 milyar pound) bir ilave vergi alınmasını gerektiriyor.
Bu programın önde gelen teorisyenlerinden P. Van Parijs’in önerisi olan yılda 600 avroluk bir gelirin Belçika ekonomisinin kabaca yüzde 6’sına ve en cömert haliyle aylık 1,100 avroluk bir gelirin Fransız ekonomisinin yüzde 35’ine (871 milyar avroya) denk düşen bir mali yük getireceğini öngörmek gerekiyor. (2)
Bunca maliyete rağmen sonuçlar da iç açıcı değil: Çocuk yoksulluğu ancak yüzde 16’dan yüzde 9’a; çalışan yoksulluğu yüzde 13,9’dan yüzde 12’ye ve emeklilerin yoksulluğu yüzde 14,9’dan yüzde 14,1’e düşürülebiliyor. Böylece, bu büyüklükteki bir kaynağın olumlu etkisi çok sınırlı kalıyor ve özellikle de çok ihtiyacı olanlar bundan yeterince faydalanamıyorlar. Yani YTG aslında yeni bir vergi gibi işlev görüyor. (3)
Ayrıca hali hazırdaki kamu harcamalarının ülke ekonomisinin yüzde 50’si civarında olduğu kapitalist bir ekonomide (bu oranı yüzde 70’lerin üzerine çıkartacağı için), ekonomiyi tamamıyla sosyalleştirmeden bunu yapabilmek mümkün değil. Kuşkusuz siyasal iktidarda köklü bir değişim gerçekleşmeden de bu politik olarak yapılabilir değil.

PETROL, ARAZİ YA DA DİĞER MÜŞTEREKLERİN GELİRLERİNDEN FONLAMA
Böyle bir programın finansmanı ya Alaska’da ve Norveç’te önerildiği gibi petrol (veya arazi) gelirleri gibi gelirlerle ya da vergilerle karşılanacaktır. Aksi taktirde faydası çok tartışmalı minimalist versiyon seçilecek ve birçok sosyal harcamadan vazgeçilecektir.
Nitekim Hickel fonlamanın petrol, arazi, orman ve balıkçılık gibi doğal müştereklerin gelirlerinden karşılanmasını öneriyor. Ona göre, Alaska’da olduğu gibi petrol gelirlerinin bir kısmı doğrudan dağıtılabileceği gibi, bu finansman Toprak Değerlenme Vergisi, Entelektüel Mülkiyet Gelirleri Vergisi, Finansal Spekülasyon Vergisi ve Karbon Vergisinden sağlanabilir. Hickel bu kaynaklardan yılda ortalama 3 trilyon dolarlık (dünyada herkese günde 1 dolarlık ek gelir) gelir elde edilebileceğini, bunun bir hayırseverlik olmadığını, gezegende herkese ait olan müştereklerden herkesin yararlanması gerektiğini ileri sürüyor. (4)
Diğer yandan yukarıda sözü edilen müşterekler küreseldir, sınırları çizilemez. Bu nedenle de böyle bir fonlamanın küresel düzeyde planlanması ve hayata geçirilmesi gerekir. Mevcut kapitalist küreselleşmenin buna izin vermeyeceği ise açık.

FİNANSAL İŞLEM VERGİSİ GİBİ VERGİLERLE FONLAMA
Compass araştırmacıları ise yüzde 5’lik bir Finansal İşlem Vergisi (Tobin Vergisi benzeri) konulmasını öneriyorlar. Diğer yandan finansallaşmanın bu denli büyük boyutlarda olduğu bir dünyada bu çapta bir vergi gelirinin kendi üzerinden alınmasına uluslararası finans kapital izin vermeyecektir.
Devlet Varlık Fonu üzerinden yatırım fonu, borsa, tahvil-bono, emlak gibi finansal piyasalarında sağlanacak getirinin YTG aracılığıyla yoksulluğun azaltılmasında kullanılması önerisi ise etik bir öneri değil.
Çünkü bu piyasaların kendileri spekülatiftir, asalaktır, bunların aktörleri ise yoksulları ya da toplumları değil, kârlarını maksimize eden aktörler olarak insanların hayatlarını karartırlar. Bu yüzden de böyle bir finansallaşmaya güvenmek, yaslanmak yerine mega şirketlere ve fon yöneticilerine olan bağımlılığı azaltmak gerekir.

FONLAMANIN EKOLOJİK ETKİLERİ NE OLACAK?
Ayrıca petrole dayalı Devlet Servet Fonları servetlerini fosil petrol kaynaklarının çıkarımı gibi iklim değişikliğinin temel nedeni olan bir faaliyetten sağlıyorlar.
Kısaca doğayı ya da finansal spekülasyonlarla ekonomileri tahrip eden, yoksulları daha da yoksullaştıran faaliyetlerden sağlanacak gelirlerin bir kısmının YTG geliri biçiminde yeniden dağıtılması ekolojik ve toplumsal maliyetleri çok yüksek olan bir finansman şeklidir. Bu tür fonların gelirleri ile finanse edilen bir YTG kapitalist üretim tarzına meydan okuyamaz ya da onun neden olduğu sorunlara çözüm oluşturamaz.

VERGİLEME YOLUYLA FİNANSMAN
Geriye vergileme yoluyla finansman kalıyor. Mevcut, verginin yükünü asıl olarak emekçinin omuzlarına yükleyen vergi sistemlerini aynen koruyarak, YTG’yi buradan elde edilecek vergilerle finanse etmek emekçinin bir cebinden alıp diğerine koymaktan farklı bir sonuç doğurmayacaktır.
Bu nedenle bu finansmanın; dik artan oranlı, verginin yükünü en üst gelirlilere doğru yıkan, düşük gelirlileri vergilendirmeyen ve sistemin ağırlıklı olarak gelir ve servet vergilerinden oluştuğu bir vergi sistemine dayalı bir finansman hem etkinlik, hem de bölüşümde adalet açısından ideal olan finansman biçimidir. Ancak böyle bir vergi sisteminin kurulması radikal politik değişiklikleri gerektirir.

ÖNCE GÜVENCELİ BİR İŞ…
Bu nedenle de böyle bir programı toplumu radikal bir biçimde dönüştürecek esas program olarak görmemek gerekiyor. Bu program yoksulluğu azaltmak için bir seçenek olarak düşünülürken, asıl olarak mali olarak karşılanabilir sosyal konut sahibi olmayı, nitelikli ve ücretsiz kamusal sağlığa ve eğitime erişimi, kamusal ulaştırmayı, aile ve engelli destekleri gibi kamusal hizmetlerin daha da genişletilmesini savunmak ve bunlar için mücadele etmek gerekiyor.
İlave olarak YTG gibi programlar, yerel demokrasiyi de güçlendirebilmesi için, daha ziyade yerel yönetimler tarafından kontrol edilen ve yürütülen, finansmanı kamuca sağlanan Kamu Garantili İstihdam Yaratma Programlarının bir tamamlayıcısı olarak hayata geçirilmelidir.

DİP NOTLAR:

(1) Howard Reed and Stewart Lansley, Universal Basic Income: An idea whose time has come?, A publication by Compass, 2016, s. 27-30.
(2) Daniel Zamora, “The Case Against a Basic Income”, 
https://www.jacobinmag.com/…/universal-basic-income-inequal… (28 December 2017).
(3) Reed and Lansley, agm.
(4) Jason Hickel, The Divide –A Brief Guide to Global Inequality and its Solutions, Windmill Books, 2017, s. 269-270.


1 Aralık 2019 Pazar

YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ (3)- İşsizlik ve yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal bir sorundur Mustafa Durmuş


YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ (3)-
İşsizlik ve yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal bir sorundur
Mustafa Durmuş

25 Kasım 2019

Program emek hakları ve örgütlenmesi üzerindeki olumsuz etkileri yüzünden bazı Marksistlerce eleştiriliyor.

PROGRAMA BİR KISIM MARKSİST SOL’DAN GELEN ELEŞTİRİLER
Öncelikle bu programın siyasetin iyice sağcılaşmasının bir sonucu olduğu ileri sürülüyor. Buna göre, siyaset Sağ’a kaydıkça, toplumsal hareketler savunma hattını iyice geriden kurmaya başladıkça YTG fikri gibi fikirler yaygınlaşmaya başlıyor. Toplumsal kazanımları elde etmek ve korumak zorlaştıkça bu fikirler güçleniyor. Neo-liberal reformlar insanları vurdukça aynı insanlar giderek YTG’ne sığınıyorlar.
Bu anlamda program, neo-liberalizme bir alternatif değil, ona ideolojik bir teslimiyettir, kapitülasyondur ve güvencesiz istihdamı yaygınlaştırırken, kapitalist piyasaları daha da büyütür. Oysa kapitalizmin küçültülmesi hedeflenmelidir. (1)

KUZU POSTUNA BÜRÜNMÜŞ KURT
Yani politik sonuçları açısından programın masum olmadığı, refah devletinden geri kalanların da emekçilerin ellerinden alınmasını amaçlayan bir tür “kuzu postuna bürünmüş kurt” niteliğinde olduğu, eksik tüketim sorununa karşı bir çözüm olarak gündeme getirildiği, yani temel kaygının sistemi krizden çıkartmak ve bunu yaparken de emekçilerin ellerinde kalan hakları da yok etmek olduğu ileri sürülüyor.
Örneğin Roberts’e göre (2), bu program sermayedarlar açısından bir tür ücret sübvansiyonu işlevi görebilir zira onlar tarafından ödenen ücretlerin düşük tutulmasını mümkün kılar.
Ayrıca gelir çalışmadan (kısmen dahi) ayrı tutulduğunda işçilerin ücret kesintilerine karşı mücadele azmi azalır, bu da işgücü piyasasını daha esnekleştirir ve böylece ücret ve işgücü maliyetlerinin değişen ekonomik koşullara uyarlanmasını kolaylaştırır.
Bu program kamu harcamalarının finansmanında kullanılan Helikopter Para uygulaması gibi, yapılması gereken temel reformların ötelenmesiyle ve ekonomiyi canlandıracak nakit dağıtımı ile sorunun geçici olarak da olsa çözümlenmesine yönelmeyle sonuçlanır.
YTG’nin kapitalizmde sosyal sınıflar arasında uzlaşmaz çelişkilerin mevcut olduğu ve bu sınıflar arasında ciddi bir güç dengesizliği olduğu gerçeğinin unutturulmasına yardımcı olacağını ileri süren Sodha’ya göre, program işçi hakları gibi konuların gündemden düşürülmesine hizmet ediyor (3):
“Bu program karşılığında işçi haklarından vazgeçmek işçiler için intihar anlamına gelir. Sol biraz gelir desteği sağlamak için değil, iktidar olmak için mücadele etmelidir. Bu yüzden de emek örgütleri bu tür programları desteklememelidir”.
Böyle bir perspektiften YTG bir sosyal dönüşüm aracı olamaz, daha ziyade statükoyu korumaya hizmet eder. Eğer hayata geçirilirse mevcut güç ilişkileri altında bundan yararlanacaklar ekonomik ve politik güce sahip olan sermayedarlar olacaktır. Çünkü YTG altında mevcut sosyal koruma sistemi de, emek piyasası kontrolleri de zayıflatılacaktır.

SOSYALİZM VE TEMEL YURTTAŞLIK GELİRİ
Buradan hareketle YTG’nin, yaşanabilir bir ücret düzeyinde ihtiyacı olan herkese kamu garantili istihdam sağlanması talebi kadar güçlü ve iyi bir talep olmadığı ya da ücretleri düşürmeden çalışma saatlerini düşürmek talebi ve yaşanabilir ücretli bir emeklilik sistemi kadar adil bir talep olmadığı ileri sürülebilir.
Böylece bu öneriyi her şeyin merkezine koymadan (sosyalist bir toplumda Yurttaşlık Temel Geliri gibi programlara ihtiyaç olmayacağının bilincinde olarak), emek hareketi onu taleplerinin ve mücadelesinin bir parçası olarak görmelidir. Çünkü gelecek kendiliğinden gelmeyecektir. Geleceği kurmak için bugünden bilinçli ve örgütlü bir biçimde mücadele edilmelidir.
…devam edecek


DİP NOTLAR:
(1) Daniel Zamora, “The Case Against a Basic Income”, https://www.jacobinmag.com/…/universal-basic-income-inequal… (28 December 2017).
(2) M. Roberts, “Basic income – too basic, not radical enough”, 
https://thenextrecession.wordpress.com/…/basic-income-too-b…).
(3) Sonia Sodha, “Universal basic income is no panacea for us – and Labour shouldn’t back it”, 
https://www.theguardian.com (18 December 2017).




24 Kasım 2019 Pazar

YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ (2) İşsizlik ve yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal bir sorundur


YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ (2)
İşsizlik ve yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal bir sorundur

Mustafa Durmuş

22 Kasım 2019

Günümüzde Yurttaşlık Temel Geliri (YTG) düşüncesini sadece kendini Sol’da görenlerin ya da sosyal demokratların bazı kesimleri değil, Sol liberaller, hatta bazı Sağcılar da savunuyorlar.

GENİŞ BİR YELPAZEDE SAVUNULUYOR
Programı savunan Solcular (1) programın daha çok yoksulluğu ve eşitsizlikleri azaltıcı yönlerine vurgu yaparken, programı eleştirenler (daha ziyade Marksistler) programın emek hareketini zayıflatıcı yönlerine dikkat çekiyorlar.
Sağcılar ise (sermaye perspektifinden) emekçilerin hak ve kazanımlarını ortadan kaldırdığı, emek hareketini pasifleştirdiği için savunuyorlar.
Kendisini Marksist olarak tanımlayan ve Syriza Hükümeti döneminde Yunanistan’da Maliye Bakanlığı da yapan Prof. Varufakis bu programı savunuyor ve 21 Yüzyıl planlamacılarının bu programı temel bir araç olarak kabul etmeleri gerektiğini ileri sürüyor. (2)
Sosyal demokratlar bu öneriyi “herkesin adil bir pay alacağı dengeli bir kapitalist düzene gidiş yolu” olarak gördüklerinden (Barnes) ve emeğin metalaştırılmasını azaltıp, işçilere istemedikleri işi reddetmeleri imkânını sunarak emek-sermaye arasındaki sermaye lehine olan güç asimetrisini düzeltebileceğinden dolayı (Srnicek ve Williams) savunuyorlar. (3)
Nitekim bu öneri ABD’de Sanders, Britanya’da Corbyn’in de başında bulunduğu İşçi Partisi ve Fransa’da Sosyalist Parti tarafından savunuldu. Türkiye’de ise kırsal kesimdeki yoksul aile başına ve geçici olarak aylık asgari ücret tutarında bir ödeme yapılması CHP’nin 2013 yılı tarihli Parti Programında “Vatandaşlık Hakkı Ödemesi” olarak yer alıyor.

BİREYSEL GİRİŞİMCİLİK TEŞVİK EDİLİR
Geleceğin toplumunu “bilgi toplumu” olarak tanımlayan N. Srnicek ve A. Williams gibi bazı Sol liberaller içinse:
“Bireysel kapasitemizi geliştirmemizi frenleyen, tam zamanlı ve güvenceli istihdam, sendika, sosyal sigorta gibi şeyler modası geçmiş şeyler. Oysa geleceğin kapitalizm ötesi toplumunda bireysel girişimciliğin çok büyük bir önemi var. İşte bu program insanları özgürleştirerek geleceğin toplumuna hazırlanmasını sağlayacak olan temel maddi unsuru olarak işlev görecek bir programdır”. (4)

SAĞ: BÜROKRASİ AZALIR, BÜTÇENİN KAYNAKLARI SERMAYEYE KALIR, SINIF MÜCADELESİ SÖNÜMLENİR!
Yurttaşlık Temel Geliri önerisini çalışmayı caydırdığı, tembelliği ve asalaklığı özendirdiği ve ciddi bir kamusal kaynak israfına neden olduğu için eleştiren Sağcılar kadar buna sıcak bakanlar da var.
Bu tür programların sosyalizmin önünü açmayacağını bilen neo-liberalizmin fikir babaları Hayek ve Friedman gibi Sağcılar ise devlet bürokrasisini azaltacağı, emekçilere dönük sosyal harcamaları ortadan kaldıracağı, böylece devletin üzerindeki mali yükü hafifleteceği, piyasaları büyütüp geliştireceği gerekçeleriyle bu programa sıcak baktılar.
Öyle ki böyle bir Sağcı düşünceye göre, ücret ve sosyal yardım ödemeleri vermek yerine herkese bir miktar para vermek kamusal hizmetlere yönelik kamusal harcamaların azalmasını, böylece tasarruf yapılmasını sağlayabilir. Örneğin sosyal güvenlik harcamaları azaltılabilir, hatta tercihen kaldırılabilir.
Bir başka anlatımla, bazı Sağcılar “kamusal hizmetleri, refah devleti sunumlarını ortadan kaldıracağı ve kamu kaynaklarının doğrudan sermaye kesimine kalacağı, prekaryanın başkaldırışını önleyeceği, gelecekteki girişimci kuşakların yetişmesi için maddi bir destek sağlayacağı öngörüsüyle” savunuyorlar. (5)
Nitekim biraz da bu gerekçelerden yola çıkarak Finlandiya’daki Sağcı hükümet, işsizlik yardımlarını azalttı ve bunun yerine bu uygulamayı bazı pilot bölgelerde kısmi uygulamalarla başlattı. (6)
…devam edecek

DİP NOTLAR:

(1) Bu konuda P. Van Parijs tarafından derlenen şu çalışmaya bakınız: Basic Income And The Left: A European Debate, Social Europe Edition (April 27, 2018).
(2) 
https://www.economist.com/…/transcript-interview-with-yanis….
(3) Daniel Zamora, “The Case Against a Basic Income”, 
https://www.jacobinmag.com/…/universal-basic-income-inequal… (28 December 2017).
(4) Agm.
(5) Alyssa Battistoni , “The False Promise of Universal Basic Income”, 
https://www.dissentmagazine.org (Spring 2017).
(6) Scott Santens, “If You Think Basic Income is “Free Money” or Socialism, Think Again”, 
https://medium.com (8 September 2017).



20 Kasım 2019 Çarşamba

YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ (1)- (İşsizlik ve yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal bir sorundur)


YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ (1)-
(İşsizlik ve yoksulluk sadece ekonomik değil, sosyal ve siyasal bir sorundur)

Mustafa Durmuş

20 Kasım 2019
Bir ülkede yaşayan her yurttaşa temel bir yurttaşlık geliri verilmesi; zengin-yoksul, çalışan-işsiz ayırımı, yani her hangi bir gelir ya da servet incelemesi yapılmaksızın, koşulsuz ve düzenli olarak (örneğin aylık) bir nakit para ödenmesi anlamına geliyor.
Bu pratikte, bir hak olarak, ne yaptıklarına ya da nereye harcayacaklarına bakılmaksızın herkesin hesabına devlet tarafından sabit bir paranın düzenli olarak yatırılması demek.

KÜÇÜK ÖLÇEKTE, YAYGIN OLMAYAN VE İKİ YILLIK PROGRAMLAR
Dünyadaki uygulamalarına bakıldığında bu programların yaygın olmaktan ziyade küçük ölçekli ve daha ziyade iki yıllık deneysel amaçlı uygulamalardan oluştuğu görülüyor.
Bu uygulamalardan beklenen; böyle bir gelir desteğinin yoksulluğu azaltarak ve geliri yeniden bölüştürerek yaşam koşullarını iyileştirip iyileştirmediğini, emek gücü piyasasını, sosyal güvenlik sistemini ve girişimciliği nasıl etkilediğini ortaya çıkartmak.
Program son yıllarda oldukça popüler olmasına rağmen, İsviçre’de 2016 yılında yapılan referandumda reddedildi. Buna karşılık aynı yıl, 2 yıl süreyle Finlandiya’da 2,000 kişiye (25- 58 yaş arası) aylık 560 avro verilerek program deneme amaçlı başlatıldı.(1)
Küresel servet zenginliğinin oransal olarak en büyük oranda biriktiği bölge olan Kuzey Amerika’da yoksulluğu azaltmak için YTG uygulamaları denendi, deneniyor.
Örneğin ilk YTG uygulamaları ABD’de Altın Çağ Döneminde (1945 sonrası- 1970’ler ortası) New Jersey, Pennsylvania, Kuzey Carolina, Colorado, Washington ve Indiana’da ve daha ziyade negatif gelir vergisi ile gerçekleştirildi.
Kanada’da ise ilk uygulaması 1974’de başlatıldı ve Winnipeg kenti ve Dauphin kırsalındaki Manitoba’da 1000'den fazla aileye temel gelir verildi. Bu desteklerin sonucunda temel gelir alanların sağlık masraflarının azaldığı ve eğitim düzeylerinin arttığı görüldü. Bu uygulamalara hem Sağ’dan (Friedman) hem de Sol’dan (Galbraith) destek geldi (2).
Ayrıca, Avrupa Temel Gelir Ağı’nın (BIEN) verilerine göre (3); Kanada’da biri uygulamada, diğeri planlama aşamasında olan iki ayrı proje söz konusu. İlkinde Ontorio’daki 3 bölgede 4,000 düşük gelirliye (15-64 yaş arası) yılda 16,989 Kanada doları veriliyor (aslında bunun bir tür negatif gelir vergisi uygulaması olduğu ileri sürülüyor). Diğeri Kanada’daki British Columbia’da halen planlama aşamasında olan bir proje. Benzer biçimde İskoçya’da halen planlama aşamasında bir proje çalışması var.

HOLLANDA: YEREL YÖNETİMLER ELİYLE YTG SUNUMU
Hollanda en gelişmiş YTG uygulamasına sahip ülke konumunda. Bu program çok sayıda belediye aracılığıyla yürütülüyor, ancak bu da 2017-2019 dönemi ile sınırlı bir uygulama. Belediyeler bu uygulamanın sonuçlarını ölçüyorlar. İspanya’nın Bask Bölgesi’nde yer alan Barselona’da “B-Mincome” adı altında ve 1,000 kişiyi içeren kısmen koşullu bir gelir desteği uygulaması söz konusu.
Bunların dışında ABD’li bir sivil toplum kuruluşu olan Give Directly’nin Kenya’da uyguladığı bir proje var. Buradaki köylülere günde 0.50 cent ile 1 dolar arasında gelir desteği veriliyor. Benzer bir biçimde Brezilya ve Uganda’da film yapımcılarının 2 yıl süreyle 8 eyalette 20 yoksula deneysel amaçlı olarak, yetişkinlere yılda 231 dolar ve çocuklara 77 dolar gelir sağlanması biçiminde başlattıkları bir proje mevcut.

ALASKA: SOSYAL KÂR PAYI
ABD’nin Alaska Eyaletinde ise bu program “Sosyal Kâr Payı Dağıtımı” adı altında uygulanıyor. Alaska’da yaşayanlara petrol gelirlerinden karşılanmak üzere, yılda 2,072 dolar (4 kişilik aileye 8,288 dolar) sosyal kâr payı olarak ödeniyor. Böylece müşterek varlıklardan sadece zenginlerin değil, herkesin yararlanabildiği ileri sürülüyor. (4)
Ölçek olarak en büyük ölçekli YTG projesi ise Hindistan’da sunuldu. Sikkim eyalet devletinde, iktidar partisi eğer 2019 yılındaki seçimlerde yeniden iktidar olursa dünyanın en büyük çaplı ve Hindistan’ın ilk YTG programını 2022 yılına kadar başlatacağını açıkladı. Buna göre toplam nüfusu oluşturan 610,577 kişiye (sosyal refah programlarının alternatifi olarak) düzenli bir gelir verilecek. Bu gelir ise bölgedeki hidroelektrik santrallerinden elde edilen ihtiyaç fazlası enerjinin satılmasının getireceği gelirler ve turizm gelirleriyle finanse edilecek. (5)
Üzerinde çok yazılıp, çok tartışılan bu programa ait bazı bilgileri paylaşmak, bazı temel özelliklerinden söz etmek ve programın yanında ve karşısındaki görüşleri özetlemek yararlı olacak.

YENİ BİR TEORİ DEĞİL
Yurttaşlık Temel Geliri önerisi her ne kadar 2008 finansal krizinin ardından artan işsizlik, yoksulluk ve gelir eşitsizlikleriyle gündeme taşınmış olsa da, dayandığı düşünce çok daha eskilere giden bir yaklaşım ya da teori.
Öyle ki bu düşüncenin kökleri, böyle bir gelirin etik açıdan verilmesi gerektiğini savunan 18. Yüzyıla T. Paine’ye (6), 19.Yüzyılda Ütopik Sosyalist C. Fourier’e ve 20. Yüzyılın başlarından itibaren Hilferding, Lange, Meidner ve Roemer gibi sosyal piyasacı sosyalistlerin gelir-servet eşitsizliği ve yoksulluk sorununun servetin ortak mülkiyete dönüştürülmesiyle, yani ortak bir havuzda kolektifleştirilmesiyle çözülebileceğini şeklindeki tezlerine kadar gidiyor. (7)
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Keynesyen iktisatçı M. Kalecki bir makalesinde böyle bir yurttaşlık gelirini şu gerekçelerle savunmuştu (8):
“ Eğer işçiler önlerine konulan ama istemedikleri işleri ve düşük buldukları ücretleri kabul etmek zorunda kalmaksızın yaşayabilselerdi, patronların onları işlerinden atması zorlaşırdı. Bu nedenle, istihdamdan bağımsız olarak verilen böyle bir gelir işçiler açısından güvenebilecekleri sürekli bir gelir kaynağı niteliğinde olacağından işçileri güçlendirir. Yani bu bir tür kalıcı grev fonu gibi işlev görür”.

ÜÇ TEMEL GEREKÇE:
Geçmişte B. Russell gibi filozoflar tarafından da sıcak bakılan bu düşünce günümüzde asıl olarak P. Van Parijs, (9) Y. Vanderborght, P. Mason ve J. Hickel tarafından kuramsallaştırıldı.
Bu teorisyenler kabaca üç sorunun çözüm yolu olarak bu programı savunuyorlar: Artan gelir ve servet eşitsizliğinin neden olduğu kitlesel yoksulluk, artan otomasyon ve robot kullanımının yol açtığı kitlesel işsizlik ve artan ekolojik sorunlar.
Bu üç gerekçeye ilave olarak, bu programı; mevcut refah devleti uygulamalarının yetersizliği nedeniyle yaşlı/hasta bakımı gibi konuların çözümsüz kalmasına karşı bir çözüm olarak görenler ve sol feminist bir perspektiften hayatı, ödenmiş emek ya da ev içi emek biçiminde dengeleyebileceği, kadınları güçlendireceği için savunanlar da var. (10)
Bir başka anlatımla, insanların sadece çalıştıkları sürece önemli oldukları biçimindeki Sağcı düşünceye karşı çıkarak, işi olsun ya da olması herkesin saygın bir yaşam sürme hakkının olduğunu, insan onurunun ücretli istihdama bağlı olmaması gerektiğini savunanlara göre; herkes ortak varlıklarımızdan ve gezegenin kaynaklarından fayda sağlayabilmelidir.
Bu bağlamda programın, tarihsel olarak eksik değerlenmiş çalışma biçimlerini tanımaya (örneğin ev kadınlarının görünmeyen emeği), ekonomiyi dönüştürmeye ve aynı zamanda da (iklim değişikliği ile mücadele aracı olarak), gezegeni kurtarmaya yarayan bir araç olarak kullanılabileceği ileri sürülüyor. (11)

SOL PERSPEKTİFTEN YTG
Böylece programa Sol perspektiften yaklaşanlara göre, servet edinimi ve birikimi meşru değil, bölüşümü ise hiç adil değil. YTG ile adalet kısmen sağlanmış olur zira eşitleyici bir iş yapılmaktadır. Ayrıca bu program, milyarlarca insana rahat bir yaşam imkânı sunamayan kapitalizmin (eşitsizlikleri, yoksulluğu bütünüyle ortadan kaldıramasa da) zalim ve adaletsiz yüzünü teşhir etmeye yardımcı olabilir.
Ancak bu noktada yoksulluk ve eşitsizliğin kapitalizmin nedeni değil sonuçları olduğunun altının çizilmesi gerekir. Üretimin ve bölüşümün kapitalist sınıf tarafından kontrol edildiği bir toplumda, tek başına YTG gibi ödemelerle adaletsizlikler ve eşitsizlik ortadan kaldırılamaz.
Herkese aynı miktarda bir ödemede bulunmak eşitsizliği azaltmayacağı gibi (sermayenin gücü dikkate alındığında) daha da artırabilir. Kapitalist eşitsizlikler veri iken, bu eşitsizlikleri herkesi girişimci-kapitalist yapmaya çalışarak ortadan kaldırabilmek mümkün değil. (12)
Ayrıca yoksulluk egemen sınıfın yoksulları bir yönetme aracı olarak da kullanılmaktadır. Bu nedenle de yoksulluğu durdurmak onu tamamıyla ortadan kaldırmayacağı yetmez. Serveti toplumsallaştırılıp adil bir biçimde tüm toplumun refahını yükseltmek için kullanmak yerine, neden böyle programlardaki gibi yeniden bölüşümün sadece ücret gelirleri ile sınırlı tutulduğu da sorgulanmalıdır.

ROBOTLAR, YAPAY ZEKÂ, OTOMASYON
Uluslararası örgütler tarafından küresel istihdamın yapısının dramatik bir biçimde değişmekte olduğu sıklıkla rapor ediliyor. Öyle ki Birleşmiş Milletler Örgütü’nün bir raporuna göre, (13) hızla artan otomasyon, robotlar ve yapay zekâ yüzünden önümüzdeki 10’lu yıllarda Güney yarı küredeki istihdam biçimlerinin yüzde 60’ı ortadan kalkabilir.
Bu durum özellikle de tekstil ve küçük elektronik gibi kolayca otomasyona uğrayabilen sektörlerde geçerli olacak. Robotlar insanların yerini aldıkça yaşam standardında ciddi bir düşüş görülecek ve bir insanlık krizi ortaya çıkabilecek. Yani mevcut işlerden elde edilen gelirle yoksulluğu azaltmak mümkün olmayacak, bu nedenle de alternatif yollar bulunmak zorunda.
Otomasyonun insanları işsiz ve yoksul bırakacağı öngöründe bulunan bazı sosyal bilimcilere göre, bu yollardan biri koşulsuz olarak her yurttaşa koşulsuz temel bir gelir sunmak. Bu yol bireyin borcunu artıran ve yoksulluk üzerinde her hangi bir azaltıcı etkisi bulunmayan mikro finans gibi önerilerden çok daha etkili bir öneri olarak görülüyor. (14)
Yani, 19.Yüzyılda Marksist teoride, sermayenin organik bileşiminin yükselmesi olarak nitelenen, bugünse yapay zekâ ve robot kullanımının artmasıyla sonuçlanan sermaye yoğunlaşması ya da otomasyon nedeniyle işsiz kalma korkusu kısmen bu programı gündemde tutuyor.
Program, inişli çıkışlı, güvensiz bir ekonomide böyle bir gelir uygulamasının bir sigorta gibi işlev göreceğinden hareketle bazı işçi sendikaları tarafından da savunuluyor.
Böylece bunun işçilerin robotlara ve otomasyona karşı korunmasının bir aracı olabileceği, böyle bir gelirle çalışma gün ve saatlerinin azaltılarak (gelecekte daha az çalışma ütopyasının gerçekleştirmenin bir aracı olarak görülüp) kapitalizm sonrası topluma hazırlanmanın da mümkün olabileceği düşünülüyor. (15)
Böylece bazıları YTG’yi geleceğin daha az çalışılacak olan dünyasında insanın kendini mutlu edebilecek faaliyetlerde bulunabilmesinin maddi koşulu olarak gördükleri için savunuyorlar.
…devam edecek

DİP NOTLAR:
(1) Harriet Agerholm, “Finland launches universal basic income pilot of 560 Euros a month”, http://www.independent.co.uk (3 January 2017).
(2) Evelyn L. Forget, Dylan Marando, Tonya Surman & Mıchael Crawford Urban, “Pilot lessons how to design a basic income pilot project for Ontario, Mowat Centre Ontario’s Voice on Public Policy, (September 2016), s. 4- 5.
(3) Karl Widerquist, “Current UBI Experiments: An update for July 2018”, 
https://basicincome.org (1 July 2018).
(4) Matt Bruenig, “The case for a universal basic income”, 
http://inthesetimes.com/…/universal-basic-income-federal-jo… (June 19/ July Issue -July 2018); Bir kaynağa göre Alaska Sabit Fonu son 30 yıldır vatandaşlarına yılda ortalama 1,000 dolar sosyal kâr payı ödüyor. Bkz: Scott Santens, “If You Think Basic Income is “Free Money” or Socialism, Think Again”, https://medium.com (8 September 2017).
(5) Liz Mathew, “Sikkim says it will become first state to roll out Universal Basic Income”, 
https://indianexpress.com (11 January 2019).
(6) Thomas Paine, Agrarian Justice, 1797, (
https://www.ssa.gov/history/paine4.html).
(7) 
https://basicincome.org/basic-income/history; Bruenig, agm.
(8) Alyssa Battistoni , “The False Promise of Universal Basic Income”, 
https://www.dissentmagazine.org(Spring 2017).
(9) Pierre Van Parijs, “ Why Surfers Should be Fed: The Liberal Case for an Unconditional Basic Income”, Philosophy & Public Affairs, Vol. 20, No. 2, 1991 (Spring), s. 101-131.
(10) Sonia Sodha, “Universal basic income is no panacea for us – and Labour shouldn’t back it”, 
https://www.theguardian.com (18 December 2017).
(11) Alyssa Battistoni, “Jobs Guarantee or Universal Basic Income? Why Not Both?”, 
http://inthesetimes.com ( 20 June 2018).
(12) Rohan Grey and Raul Carrillo, “The problem is profits”, 
http://inthesetimes.com/…/universal-basic-income-federal-jo… (June 19/ July Issue-July 2018).
(13) Jason Hickel, The Divide –A Brief Guide to Global Inequality and its Solutions, Windmill Books, 2017, s. 269.
(14) Agk., 267.
(15) Battistoni, Jobs Guarantee, agm.