TCMB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TCMB etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2020 Çarşamba

KORONA VİRÜSÜ (COVID-19) DOSYASI (4)- Kurtarma paketleri: Faiz indirimleri ve parasal bollaştırma virüsü durdurur mu, ekonomik krizi önler mi?



KORONA VİRÜSÜ (COVID-19) DOSYASI (4)- Kurtarma paketleri: Faiz indirimleri ve parasal bollaştırma virüsü durdurur mu, ekonomik krizi önler mi?

Mustafa Durmuş

25 Mart 2020

Bir önceki yazımızda hükümetlerin Korona virüsü sonrasında ilk başvurduğu politikalardan birinin para politikaları olduğunu belirtmiştik.

Bu kapsamda merkez bankaları aracılığıyla sırasıyla; faiz oranları düşürülüyor, “miktarsal kolaylaştırma” adı altında piyasalardaki tahvil ve bonolar geri satın alınıyor ve böylece piyasaya nakit veriliyor. Ayrıca merkez bankası karşılık oranlarının düşürülmesi, gibi piyasalardaki likiditeyi artırmaya dönük operasyonlar yapılıyor.

Nitekim Korona ABD’de  de ortaya çıktığında Merkez Bankası (FED) acilen (normal zamanından iki hafta önce) toplanarak faiz oranlarını yüzde 0,50 puan düşürdü (1) (ardından ikinci kez  düşürerek, sonunda yüzde 0-  0,25 bandına kadar çekti). Bununla da kalmadı 1 ay içinde 5 trilyon dolara varan bir taze paranın finansal piyasalara verileceğini açıkladı ve hemen repo piyasaları üzerinden bankalara ve diğer finansal kuruluşlara 1,5 trilyon dolarlık ilk dilimi verdi. Ayrıca 750 milyar dolarlık miktarsal kolaylaştırma yapacağını da ilan etti. (2)

TRİLYON DOLARLIK PARASAL TEŞVİK

Benzer adımlar Avrupa Merkez Bankası (ECB), Çin Merkez Bankası, Japonya Merkez Bankası (BoJ), Britanya Merkez Bankası (BoE ), Avustralya ve Kanada merkez bankaları tarafından da atıldı.

ECB hali hazırda yürütmekte olduğu aylık 20 milyar avroluk miktarsal kolaylaştırmaya ek olarak bu yılın sonuna kadar 120 milyar avroluk daha kolaylaştırma yapacağını ilan etti. (3) BoJ yaklaşık 10 yıldır uygulamakta olduğu miktarsal kolaylaştırmayı iki katına çıkarttı ve 12 trilyon Yenlik bir program açıkladı. Ayrıca Mülkiyet Fonu hisselerini ve özel kurumların tahvillerini satın alma programını genişleterek sürdüreceğinin taahhüdünü de verdi. (4) BoE ise 11 Mart’ta faiz oranını yüzde 0,75’ten yüzde 0,25’e düşürdü. (5)

T.C.Merkez Bankası da piyasalarda likiditeyi artırmaya dönük önlemlerin yanı sıra, bir yandan zorunlu karşılıklara uygulanan faiz oranını yüzde 8'den yüzde 6’ya, politika faiz oranını da 1 puan indirerek yüzde 9,75’e çekti. (6)

FAİZLER NEDEN İNDİRİLDİ?

Halk sağlığından önce piyasaların sağlığını ön planda tutan burjuva iktidarların virüsün ortaya çıkışının hemen ardından bu politikalara başvurmalarının kendilerince haklı nedenleri var. Çünkü salgın ile birlikte şirketlerin gelecekteki kârlılıklarına ilişkin beklenti kötüleşmeye başlayınca, panik halinde hisse satışları başladı ve bu şirketlerin hisselerinin alınıp satıldığı küresel borsalar ciddi değer kaybettiler.

Ayrıca küresel borsalardaki ani ve bir türlü toparlanamayan büyük çaplı değer kayıpları finansal bir krizin de habercisidir. Çünkü finansal krizin asıl belirleyicisi olan aşırı yüksek borç stoklarının yanı sıra, borsalar da finansal krizin bir etkeni.

Şöyle ki borç stokları krizin ön koşulunu yaratıyor, finansal varlıklardaki hızlı  çöküş ise krizi tetikliyor. Çünkü bu varlıkların değeri çok düştüğünde borçlu şirketlerin borç servisi yapabilmesi imkânsız hale geliyor. Bu da bankacılık sektörünü de içine alan bir finansal krize neden oluyor.

Bu ilişkiyi bir metaforla anlatmak gerekirse; aşırı kredi-borç (likidite) bir tür benzin ise, onu ateşleyerek yangına sebebiyet veren şey finansal varlıkların (borsaların)  çöküşüdür.

Yapılan faiz indirimleriyle borsalardan çıkılarak diğer yatırım araçlarına gidiş önlenmeye çalışılsa da, bu ara sıra sağlanan küçük toparlanmalar dışında gerçekleşmedi. Petrol fiyatlarındaki tarihi düşüşle birlikte (bu petrole bağlı türev araç piyasalarını da düşürüyor) servet zenginlerinin trilyonlarca doları bulan servet kayıpları ortaya çıktı.

Yani dünyanın efendisi konumundaki servet zenginleri servetlerinin bir kısmını kaybederken, daha büyük bir finansal kriz de tetiklenmiş oldu.
Bu yüzden ne finans kapital, ne de onun güdümündeki hükümetler buna izin veremezlerdi, nitekim vermediler. En etkili olduğuna inandıkları silahı, yani faiz ve miktarsal-parasal kolaylaştırma silahını kullandılar.

FIRSATÇI FİNANS KAPİTAL

Finans kapital bu yöndeki taleplerini hemen açıkladı.  Öyle ki ABD’deki bir bankacı lobi grubu olan Bank Policy Institute, FED’in sadece faiz indirimine gitmesiyle yetinmemesini, ayrıca bankalar üzerindeki denetimlerini gevşetmesini de istedi. (7)
Kuruluş hem rezerv tutma oranının düşürülmesini, hem de stres testinin yumuşatılmasını talep ediyor. Bunu da bankaların virüs nedeniyle zora düşen şirketlere verdiği kredileri sürdürebilmesinin bir ön koşulu olarak gündeme getiriyor.

SAHİBİNİN SESİ BÜYÜK MEDYA

Büyük sermayenin kontrolündeki medya ise (insan sağlığından ziyade) küresel borsalardaki hızlı düşüşleri ve buna karşı FED gibi merkez bankalarının faiz indirimi haberlerini ön plana çıkarttı. 

Çünkü finans kapitalin sözcüleri (faiz indirimlerinin borsayı yükselteceği beklentisiyle)   “faiz oranlarındaki indirimlerin çözemeyeceği hiçbir sorunun olmadığı düşüncesini” büyük medya aracılığıyla tüm topluma benimsetmeye çalışıyorlar.
Kısaca bu kesimler böyle felaketleri toplum ya da insan üzerindeki etkileri açısından değil, piyasalar ve servetleri üzerindeki etkileri bağlamında ele alıyorlar. Yani bir tür “milyonlarca insan virüsten ölebilir, yeter ki borsalar yükselsin ve bizim servetlerimiz azalmasın, daha da artsın” ruh hali içindeler.

KAZ GELECEK YERDEN TAVUK ESİRGENMEZ!

Büyük servetlerin sahiplerinin bazıları ise bu açgözlülüklerini gizleyebilmek ve siyasal iktidarları kendi istedikleri önlemleri alma konusunda ikna edebilmek için, hastaneler gibi sağlık kuruluşlarına yaptıkları bağışlarla, bir kez daha ne kadar hayırsever olduklarını kanıtlamak istediler.

Örnek olarak, İtalya’da aralarında moda tasarım devi Giorgio Armani’nin de bulunduğu 18 milyarder toplam 28 milyon doları Korona ile mücadele için bağışladıklarını açıkladılar (tek başına Armani’nin Milan ve Roma’daki iki hastaneye yaptığı bağış 1,4 milyon dolar civarında). (8)

Dünya e- ticaret devlerinden Ali Baba Grubunun toplam 39 milyar dolarlık servete sahip yakın zamana kadar ki ceo’su Jack Ma da yardımseverler arasına katıldı.  ABD’ye 1 milyon maske ve 500,000 test kiti hediye etti. Ma ayrıca bugünlerde Türkçeye de çevrilmiş olan ve Çin’deki sağlık personelinin Korona ile mücadelesini anlatan bir elektronik kitabın da önsözünü yazdı ve tanıtımını yaptı. (9)

Keza ABD’nin en büyük bankalarından olan Wells Fargo’nun da 175 milyon dolarlık bir bağışta bulunacağı açıklandı. Aralarında medya devi Michael Bloomberg, medikal ekipman firması sahibi Stryker ve Hedge fonu kurucusu K. Griffin’in bulunduğu bir ABD’li vakıf 75 milyon dolar bağışta bulundu. (10)

BEKLENEN OLMUYOR, BORSALAR CANLANMIYOR, NEDEN?

Ancak bekledikleri gibi olmuyor. Öyle ki 20 Mart’ta Dow Jones yüzde  4,55,  S&P 500 yüzde 4,34 ve Nasdaq Composite  yüzde  3,79 düştü. 16 Mart’ta Dow Jones’un değerinin yüzde 13 oranında düşüşü, 1987 yılından bu yana 1 günde yaşanan ikinci en sert düşüş olarak tarihe geçti. 19 Şubat tarihinden bu yana Korona virüsü S&P 500 endeksindeki servetin yüzde 32’sini (kabaca 9 trilyon dolar) sildi, süpürdü. (11)
Dünyanın iki dev yolcu uçağı üreticisinden bir olan Boeing’in hisseleri ise sadece son beş haftada yüzde 72 değer kaybetti. Şirketin gerçekten bir varoluş krizi yaşadığı ileri sürülüyor. (12)

Sadece borsaların değil, devlet tahvili ve hazine bonosu piyasalarının, kurumsal kredilerin ve konut kredisi destekli menkul kıymetler piyasasının da ciddi bir çöküş yaşayabileceği ileri sürülüyor. Öyle ki 23 Mart’ta 10 yıllık ABD devlet tahvilinin getirisi 25 baz puan daha düşerek binde 7’nin altına kadar geriledi.(13)

“HAYATINIZIN EN KELEPİR ALIMLARINI YAPMAYA HAZIR OLUN!”

Diğer taraftan borsa çöküşlerinin kazananları da var. Küresel borsalardaki çakılma Korona’dan bu yana yüzde 30’u aşınca, “akbaba fonlar” da denilen hedge fonları ve diğer spekülatörler (yukarıda sözü edilen “hayırseverlerin” sahibi oldukları fonlar) dibe vuran büyük şirketlerin hisselerini satın alarak, süper servetler yapmaya hazırlanıyorlar.
Bloomberg’in bir haberine göre,  Aralarında dünyanın en zenginlerinden olan Warren Buffet’in de bulunduğu bu fonların sahipleri  1 milyar dolardan fazla nakit harcayarak bu hisseleri toplamaya başladılar.

Bu fonların kurucularından birinin tweeti ise aç gözlü fırsatçılığı çok güzel özetliyor: “Eğer Hükümet Korona krizini iyi yönetebilirse, borsalar tekrar sıçrama yapar ve bizler de hayatımızdaki en kelepir hisse alımlarını yapmış oluruz”. (14)

BANKALAR DA RİSK POTASINA GİRDİ

Bu gelişmelerin başta gölge bankacılığı ile uğraşan büyük yatırım bankalarını ve çok ciddi risklere sahip diğer ticari bankaları etkileyeceği de çok açık.

Nitekim İtalyan bankacılık sisteminin çok ciddi bir risk altında olduğu ileri sürülüyor. Korona virüsü nedeniyle adeta kapatılan ülkede perakende, restoranlar, publar, eğlence mekânları, oteller, diğer turistik tesisler ve zorunlu olmayan hizmet sektörleri neredeyse iflasın eşiğindeler. Bu alanlarda faaliyet gösteren firmalar daha ziyade kobiler ve ağırlıklı olarak da İtalyan bankalarının verdiği zombileşmiş kredilerle ayakta kalıyorlar. Bunlardaki batık krediler çok fazla, buna karşılık ülkedeki yasalar bu kredilerin kolayca tahsiline izin vermeyecek ölçüde katı.(15)

İtalyan bankaları diğer Avrupalı bankalar için büyük risk oluşturuyor zira bu bankaları en fazla aralarında Fransız, Hollanda, Almanya ve İspanya’nın da bulunduğu ülkelerin bankaları fonluyor.

Bu bankaların hisselerinin değeri ise 17 Şubat’ta İtalya’da patlama yapan Korona vakalarının ardından hızla rekor bir biçimde (yüzde 45 oranında) düştü. (16)

POWELL: KORONAYI DURDURAMASA DA FAİZLERİ İNDİRİYORUZ…

Faiz indirimlerinin (ya da daha sonra ele alınacak olan vergi indirimlerinin) salgının yayılma hızını düşürmeye ve insanların hayatlarını kurtarmaya yetmeyeceği çok açık.
Nitekim FED de faiz indirimine giderken açıklamasında “birey ve yatırımcı güvenini restore etmek” gerekçesini kullanmıştı. Ama bu açıklamayı yapan Powell şunu da vurgulamıştı: “ Faiz indirimi bulaşma hızını azaltmaz, parçalanmış olan küresel tedarik zincirini tamir edemez”. (17)

Bu bilinmesine rağmen, neden o halde acilen faizler indirildi? Çünkü faiz indirimleri ve diğer parasal kolaylaştırmalar insanı ve toplumu ölümcül bir virüsün etkilerinden korumak amacıyla gündeme getirilmedi. Yukarıda açıklandığı gibi; virüsün ortaya çıkışından sonraki birkaç hafta içinde küresel borsalarda yüzlerce milyar dolarlık hisse değeri kaybı, yani servet kaybı yaşandı.

Daha fazla zararı önlemek amacıyla faiz oranları düşürüldü. Bu önlemlerle; kuşkusuz borsadaki zenginler, repo piyasasının katılımcıları, bankalar, DİBS piyasası yatırımcıları kurtarılmaya çalışıldı.

LİKİDİTE TUZAĞI

Diğer taraftan bu indirimlerin finans piyasalarındaki ciddi çalkantıları durdurmaya yetmediği de ortada.  Çünkü faiz oranlarının sıfır civarında olduğu (şirketlerin borçlanma maliyetlerinin en düşük olduğu)  bir dönemde para-kredinin maliyetini düşürdüğüne inanılan faiz indirimleri de, aynı gerekçe ile bol para sunumu anlamına gelen miktarsal kolaylaştırma da işe yaramıyor. (18)

Bir başka anlatımla ‘likidite tuzağı’nda olan bir ekonomide faiz indirimlerinin ekonomiyi toparlamaya her hangi bir faydası olmadığı gibi, bu indirimler ciddi israf anlamına geliyor. (19)

Özetle, faiz indirimi virüsü öldürmeye yetmediği gibi piyasaları da sakinleştiremiyor. Finans kapitalin “gümüş mermisi” de etkisiz kalıyor. Büyük şirketler ciddi stres altındalar,  tüketicilerse fiilen evden çıkamıyorlar. Yüzde 70’inin tüketimden gelen destekle büyüdüğü bir ekonomide bu durum bitiş anlamına geliyor ve faiz indirimleri ya da bol para bunu çözmeye yetmiyor.

Bu da hükümetlerin ellerindeki son araç olan maliye politikalarının, yani vergi indirimleri ve kamu harcaması yoluyla ekonominin canlandırılmasını son çare olarak gündeme getiriyor.

Nitekim hükümetler bu yönde çok ciddi boyutlara varan mali programlar açıkladılar. Bu programlara destek niteliğinde olmak üzere IMF de trilyon doları aşan bir mali destek sözü verdi. Peki, bu mali programlar çözüm olabilecek mi, küresel bir resesyonu (ekonomik daralma) önleyebilecek mi?

devam edecek: Kurtarma paketleri: Vergi indirimleri ve diğer mali teşvikler işe yarar mı?

DİP NOTLAR:

(2)  Costas Milas, “Coronavirus: five essential measures to bolster the global central bank ‘bazooka’, https://theconversation.com/coronavirus-five-essential-measures-to-bolster-the-global-central-bank-bazooka (17 March 2020).
(4)  Milas, agm.
(6)  https://www.tcmb.gov.tr (17 Mart 2020).
(7)  Jessica Corbett, “You'll Never Guess How Big BanksWant the Fed to Handle the Coronavirus: More Wall Street Deregulation”, https://www.commondreams.org(3 March 2020).
(8)  https://www.forbes.com/sites/giacomotognini/2020/03/19/giorgio-armani-and-17-other-italian-billionaires-donate-more-than-28-million-to-fight-coronavirus-in-italy.
(10)                https://www.wealthx.com/intelligence-centre/daily-news/2020/wells-fargo-to-donate-175-million-for-coronavirus-relief (23 March 2020); https://www.wealthx.com/intelligence-centre/daily-news/2020/michael-bloomberg-jon-stryker-donate-to-75-million-covid-19-fund-for-new-york-city-nonprofits (22 March 2020); New York’un geçen dönem belediye başkanı da olan Michael Bloomberg’in,  belediye başkanlığı seçiminde, seçim çalışmaları için sadece 3 ayda 936 milyon doları aşkın parayı harcadığı ortaya çıktı. Bak:  https://www.nbcnews.com/politics/2020-election/bloomberg-spent-nearly-1-billion-his-three-month-presidential-campaign (21 March 2020).
(11)                https://www.reuters.com/article/us-usa-stocks/wall-street-notches-worst-weekly-decline-since-2008 ( 21 March 2020); FED son açıklamasında her hangi bir fiyatı olan yani “çerçöp” düzeyinde ratinge sahip tüm kâğıtları satın alacağını açıklayınca Pazartesi günü ABD borsalarında yukarıya doğru bir hafif kıpırdanma yaşandı. Salı günü de üç büyük ABD borsası yükselişini sürdürdü. Yani FED son bazukasını da kullandı (bak:https://www.federalreserve.gov/…/pres…/monetary; https://www.reuters.com/article/us-usa-stocks/dow-soars-over-11-in-strongest-one-day-performance-since-1933 (24 March 2020).
(12)                https://wolfstreet.com/2020/03/21/its-just-day-22-of-coronacrash-and-its-already-such-a-mess.
(14)                Anders Melin and Benjamin Stupples, “World’s Richest Spend $1 Billion on ‘Bargains of a Lifetime’, https://www.bloomberg.com (19 March 2020).
(16)                Nick Corbishley, “ European Banks Face Financial Crisis 2, Shares Hit 1988 Lows”, https://wolfstreet.com/2020/03/18.
(17)                Howard Gleckman, “ Tax Cuts Won’t Treat the Coronavirus or Rebuild Broken Supply Chains”, https://www.taxpolicycenter.org (3 March 2020).
(18)                Christopher MartinCostas Milas,  Quantitative easing: a sceptical survey, Oxford Review of Economic Policy, Volume 28, Issue 4, Winter 2012,s. 750–764, https://doi.org 10 December 2012).
(19)                [1]Michael Roberts, “Let’s get fiscal”, https://thenextrecession.wordpress.com (9 March 2020).




3 Ağustos 2019 Cumartesi

ANKARA’DA FAİZ İNDİRİLMİŞ, EVDE BİR BAYRAM HAVASI!



ANKARA’DA FAİZ İNDİRİLMİŞ, EVDE BİR BAYRAM HAVASI!

Mustafa Durmuş

3 Ağustos 2019

Son faiz indiriminden bir iki gün sonra bankaya gittim. 4.25 puan gibi yüksek oranda bir politika faizi indiriminin kredi faizlerinde ne kadarlık bir indirime yol açtığını merak ediyordum.
Faiz indirimi kredi faizlerine henüz yansımamıştı ama vadeli mevduat faizleri yüzde 18’in altına düşürülmüştü. Yani özel bankalar ilk olarak tasarruf mevduatlarına uyguladıkları faiz oranını indirmişler. Diğerlerinin de (beklendiği gibi büyük indirimlere yol açmasa da) inmesini bekliyorlardı. Nitekim Ziraat Bankası ve Vakıfbank’ın konut kredisi faizlerini yüzde 1’in altına indirdiği haberi duyuruldu.
Bu arada yine dün FED faiz oranlarını binde 25 indirdi ve ilerde tekrar indirime gideceğini işaretini verdi. Anlaşılan o ki ABD finans sermayesi ucuz para kullanımına doymuyor ve istedikçe istiyor. Bu indirimin hem ABD’de yakında ortaya çıkacak bir resesyonun belirtisi, hem de finans oligarşisinin gücünün göstergesi olduğu, reel sektöre ya da konut sektörüne bir faydasının olmayacağı (morgıç faizleri hali hazırda düşük olduğundan), başta otomotiv olmak üzere bazı sektörlerde daralmanın kaçınılmaz olduğu ileri sürülüyor (1).
Türkiye’nin FED faizlerinin düşürülmesinden beklentisinin neden yüksek olmaması gerektiğini daha önceki bir yazımda anlatmıştım. Merak edenler bu yazıma bakabilirler (2).

FAİZ İNDİRİMİNİN GEREKÇELERİ
Siyasal iktidarın faizleri indirirken ileri sürdüğü gerekçe birkaç noktada özetlenebilir. Sırasıyla: “Faizler çok yüksek, rantiye haksız kazanç elde ediyor; faizler indiğinde enflasyon düşer ve ekonomi canlanır”. Ancak bu gerekçe kendi içinde çelişkilerle dolu.

FAİZ ORANLARI ÇOK YÜKSEK! O HALDE?
Sırasıyla ele alalım. Faizlerin çok yüksek olduğu doğru. İndirmek gerekiyor, hatta mümkün olabilse hiç faiz söz konusu olmasa. Ama finans kapital çağında bunun mümkün olamayacağını ülkeyi yönetenler de benim kadar iyi biliyor.
Diğer taraftan yüksek olan nominal faizler, reel faiz değil. Çünkü enflasyon ve dolarizasyon düzeyi çok yüksek ve liranın değeri çok düşük. Gerçek enflasyon rakamları dikkate alındığında reel faizlerin negatifte olduğu dahi ileri sürülebilir. O zaman da son 17 yıldır cari açık ve sıcak yabancı para ile büyütülen ekonominin tekrar büyütülme şansı yok. Çünkü sıcak para yüksek reel faizi seviyor, onun için geliyor. Cari açık kapanınca ekonominin fiilen küçülmesi ve kriz içine girmesi de bu yüzden.
Yani yerli tasarruflar kısa sürede mevcudun en az yarısı kadar artırılmadığı sürece (ki bu imkânsız) , sıcak para da yoksa ekonomiyi büyütmeyi unutabilirsiniz. Doğrudan yabancı yatırımlar ise yıllardır azalıyor. Ya Volkswagen’ın yeni yatırımını Türkiye’de yapmasına ilişkin kararı örneğinde olduğu gibi çok büyük tavizler, teşvikler vererek, dolayısıyla da vergi geliri kaybına yol açarak yabancı yatırımcıyı çekebilirsiniz ya da yabancı yatırımcılar gelmezler, hatta çekip giderler. Katarlıların (muhtemelen ABD baskısı yüzünden) Türkiye deki borsalardaki yatırımlarını geri çekmesi üzerinde durmamız gereken bir konu (3). Yani Müslüman ülke ya da ümmet dayanışması geçerli değil reel ekonomi politikte.

FAİZ HAKSIZ KAZANÇTIR, GÜNAHTIR! O ZAMAN?
İkinci gerekçe olarak, “faizci, rantiye haksız kazanç elde ediyor, üstelik de faiz günah” diyorsanız o halde faizleri ağır bir biçimde vergilendirmek gerekiyor ki mevcut zarar ve günah azalsın. Ancak Hazine bonosu ve devlet tahvillerinden (yerli- yabancı fark etmeksizin) sıfır vergi (ve ikraz tarihine göre en fazla yüzde 10), borsadan sıfır vergi ve milyonlarca lirayı bulan banka mevduat faizi gelirlerinden vadesine göre ortalama yüzde 12 vergi alıyorsanız (4), yani kazanılmamış, rantiye, faiz geliri elde edenler bir asgari ücretlinin ödediği kadar vergi ödemiyorsa, faizin haksız kazanç olduğunu söylediğinizde ne kadar inandırıcı olabilirsiniz?

FAİZ NEDEN Mİ, YOKSA SONUÇ MU?
Üçüncü gerekçe en tartışmasız olanı. Çünkü faizler indiğinde enflasyonun düşüp düşmeyeceği konusunda iktisat literatürü net. Paranın fiyatı olarak kapitalist bir ekonomide faiz oranının neden değil, bir sonuç olduğu tespitinde büyük çoğunluk hem fikir. Yani faiz artık içsel değil, dışsal bir değişken. Ekonominin içinde bulunduğu durumu dikkate almaksızın faiz oranında değişiklikler yaparak istediğiniz sonucu almanız, eskinin TV dizisindeki Tatlı Cadı’nın elindeki sihirli çubukla hayatı güzelleştirmesine benzer. Kaldı ki kâğıt üzerinde enflasyonu indirmekten vazgeçersek, faiz indirimlerinin enflasyon üzerindeki etkilerini hep birlikte yakında göreceğiz.

İNDİR FAİZİ CANLANDIR EKONOMİYİ! BU KADAR KOLAY MI?
Son olarak, faiz indiriminin ekonomiyi canlandıracağı konusuna gelelim. Evet, kredi maliyetleri (faiz indirimi nedeniyle) düştüğünde (normal koşullarda yatırım maliyetleri de düşeceğinden) yatırımların artması, bunun da ekonomiyi canlandırması beklenir. Ama normal koşullarda.
Yani yatırımcının ekonomiye ve siyasete olan güveni sağlamsa, ülkede faaliyet kârlılık (yatırımın getirisi) oranı yeterince yüksekse, politik ve jeopolitik riskler söz konusu değilse, kısaca diğer koşullar normalse bu mümkün olabilir. Peki bunlar bugün normal mi? Bunun için TÜİK’in Ekonomik Güven Endeksi’ndeki (5) düşüşe (Temmuz’da geçen aya göre yüzden 3’ün üzerinde düştü) bakmak yeterli.

DEVLETİN YATIRIM YAPMAYA NE NİYETİ NE DE KAYNAĞI VAR!
O halde devlet yatırımlarını artırsın diyebilirsiniz. Bunun için de devlet Maliyesinin ve Hazinesinin iyi durumda olması gerekir. Bir yıllık bütçe açığının yüzde 95’ini ilk 6 altı ayda gerçekleştirmiş, nakit açığını kapatabilmek için MB’nin ihtiyat akçesini kullanmaya başlamış, KÖİ projelerinin açık ve gizli risklerinin birer birer gerçekleşip bütçeye yeni yükler getirdiği, fiilen savaş hali içinde olan ve daha büyüğüne hazırlandığını ileri süren, vergi gelirlerinin de azaldığı bir ülkede devlet hangi kaynaklarla, hangi yatırımlarla ekonomiye can suyu olabilir?

TÜKETİCİ DAHA FAZLA TÜKETSİN DE, NASIL, HANGİ GELİRLE?
Geriye yine özel tüketim harcamaları kalıyor. İşte son faiz indirimlerinden beklenen de bu aslında. Faizler düşerse, konut kredisi, araba kredisi ve ihtiyaç kredisi faizleri de düşer böylece tüketim artar beklentisi. Böylece büyüme stratejisinin temel itici gücü inşaat-emlak sektörü de kurtarılmış olur. Ayrıca faizler düştüğünde insanlar tasarruftan uzaklaşırlar, böylece daha fazla harcama yaparlar.
İşte faiz-enflasyon ilişkisi konusunda teoriyi tersine çeviren anlayış, burada birden teoriye sığınıyor: Düşük faizin tüketim harcamalarını artıracağını, ekonomiyi canlandıracağını yeniden keşfediyor. Ancak teorinin bu konuda çok önemli bir şartı var: “Diğer koşullar sabitken!” Ya da ekonomik canlanma için düşük faiz gerekli koşullardan biridir, yeterli koşul değildir, demek daha doğru.
Yani işiniz, gücünüz, düzenli geliriniz varsa, gelecekle ilgili beklentileriniz en azından kaygı düzeyinde değilse, faiz oranlarındaki böyle bir düşüş sizi daha fazla harcamaya itebilir.
Ülkeye bir bakalım. İşsiz sayısı 8 milyon civarında, açlık sınırı asgari ücretin üzerine çıkmış, yani yaklaşık 8- 10 milyon asgari ücretli açlık sınırının altında gelir elde edebiliyor. Gelir dağılımı Meksika ve Şili’den sonra OECD ülkeleri arasında en kötü durumda. Öyle ki en zengin yüzde 1 milli gelirin yaklaşık dörtte birini, nüfusun en yoksul yüzde 60’ı milli gelirin üçte birinden azını alıyor. Servette bölüşüm ise çok daha kötü. Üstelik çalışma koşulları çok ağır. Çok ağır koşullarda, uzun saatler ve esnek istihdam altında güvencesiz çalışıyorsunuz. Üstüne üstlük ülkede bir de derin bir ekonomik kriz var (6).
O halde onlarca milyon tüketici hangi geliri harcayarak tüketimi pompalayacak, toplam talebi artıracak, böylece ekonomiyi canlandıracak? Geliri olmayan, geleceği belirsiz insanların (indirilen faizlerden yola çıkarak) olmayan gelirlerini harcamalarını nasıl bekleyebiliriz ve bunun üzerine nasıl bir krizden çıkış stratejisi oluşturabiliriz? (eğer amaç krizden çıkış ise).

UCUZ KREDİ, DAHA FAZLA BORÇ, DAHA FAZLA TÜKETİM: ETİK Mİ, SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ?
“Gelirleri olmasa da kredileri ucuzlatıp, borç almalarını sağlayarak harcama yaptırırız” diyebilirsiniz. İnsanları daha da borçlandırarak ekonomiyi kurtarmak fikrinin ne kadar etik ve sürdürülebilir bir çözüm olduğu bir yana, ülke insanının genel borçluluk durumunun hiç bu denli kötü olmadığı, kredi kartı borçlarının patladığı (7), batık kredi oranının tarihsel zirveler yaptığı, bankaların tahsil edemediği kredileri çok büyük iskonto oranlarından aracı borç tahsil şirketlerine sattığı bir dönemde, sizce bankalar kolay kolay kredi verirler mi?
Onlar kredi verseler dahi insanlar ödeyemeyecekleri kredilerle ev, araba almaya, düğün yapmaya, çocuklarını özel okullara yazdırmaya yanaşırlar mı?
Kısaca sormak gerekirse, faiz oranları ile uğraşmadan önce ülkedeki gelir dağılımını düzeltecek önlemler almak gerekmez mi? Örneğin büyük çapta bir toplu iş sözleşmesi dönemindeyiz. Eğer gerçekten krizden çıkılması isteniyorsa siyasal iktidar zam konusunda sendikalara destek olsun ve kamu emekçilerinin yaşanabilir bir ücret düzeyine erişmek için ücret zammı taleplerini geri çevirmesin. Özel sektörde işverenlerin ellerini ceplerine atmalarını sağlasın. Sendikalar da ücret artışı taleplerinin ardında dursunlar.
İlave olarak ilerici vergi politikalarıyla, ücretlinin, emekçinin üzerindeki vergi yükünü azaltsın, faizi ve sermayeyi, serveti vergilendirsin, bu kesimlere verdiği muafiyetleri ve istisnaları kaldırsın, tahsil etmediği vergileri tahsil etsin.

YÜZDE 1’İ DEĞİL, YÜZDE 99’U GÜÇLENDİR!
Yani ekonomiyi canlandırmak için yüzde 1’i gözetecek yerde, yüzde 99’u güçlendirsin. Buna uygun bölüşüm politikaları, ücret ve sosyal politikaları ve vergi politikalarını hayata geçirsin. Savaş harcamalarını ve lüks tüketim niteliğindeki devletin israf harcamalarını kıssın.
Siyasal iktidarın böyle bir derdi ya da en azından önceliği yok. Son haftalarda, Kaz Dağları, Ankara Gar binaları ve AOÇ arazileri, Salda Gölü ve Munzur’da ve Ovacık’ta yapılması planlanan HES’ler örneklerinde görüldüğü gibi sermayeyi zengin edecek ama emekçileri daha da yoksullaştırırken, doğayı da tahrip edecek projelerini tam gaz sürdürüyor.

“BEN TİYURUM KULAKLARI, SEN TİYURSUN AYAKLARI”
Yani “yeniden bölüştürücü politikalar” derken biz “zenginden yoksula doğru bölüşümü” kastediyoruz, siyasal iktidarsa bunu “yoksuldan zengine kaynak aktarımı” olarak anlıyor.
Karadeniz’e giden bir yurttaş, Temel’in dar bir kaya oyuğundan katırını geçirmeye çalıştığını, ama bir türlü geçiremediğini görür. Temel elinde bir taşla hayvanın kafasının üstündeki kayaya vurarak yer açmaya çalışmaktadır. Sebebini sorduğunda Temel, “katırın kulaklarının bu kayaya değdiğini, bu nedenle de oyuktan geçemediğini” söyler. Kayanın sertliğini fark eden yurttaş Temel’e “kayayı oymak yerine hayvanın ayaklarının altındaki toprağı kazarak sorunu çözebileceğini, katırı rahatça geçirebileceğini” söylediğinde, kan ter içindeki Temel kızgın kızgın cevap verir: “Uşağım ben tiyurum kulakları, sen tiyursun ayakları”.
Kıssadan hisse, biz asıl sorun bozuk gelir dağılımı ve ülkenin yönetilme biçimi diyoruz, ekonomiyi yönetenlerse faiz oranlarında ısrar ediyorlar.

DİP NOTLAR:

(1) Dean Baker, “Missing Issues on the Economics of a Fed Rate Cut”,https://www.counterpunch.org (1 August 2019).
(2) Mustafa Durmuş, “Dökme su ile değirmen dönmez”, 
http://sendika63.org(23 Haziran 2019).
(3) 
https://www.sozcu.com.tr/…/borsada-dikkat-ceken-hareket-kat… (12 Haziran 2019).
(4) Gelir Vergisi Kanunu Geçici 67. Madde.
(5) TÜİK, Ekonomik Güven Endeksi, Temmuz 2019 (30 Temmuz 2019).
(6) Mustafa Durmuş, Büyük Değişim-Popülist Otoriterleşme, İmge Kitabevi, 2019, s. 13- 69.
(7) R. Hakan Özyıldız, “Ekonomi küçülürken Hazine ve reel sektörün borçları hızla artıyor”, 
http://www.hakanozyildiz.com (2 Haziran 2019).