Borçlanma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Borçlanma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2020 Salı

Öğretmenler olmasaydı okulları yönetmek daha kolay olur muydu?

 

Öğretmenler olmasaydı okulları yönetmek daha kolay olur muydu?

Mustafa Durmuş

1 Eylül 2020

Geçen hafta yapılan bazı açıklamalar ve iki vergi düzenlemesi, bir süredir dillendirmekte olduğumuz ‘devlet mali krizi’nin giderek belirginleştiğini gösteriyor. Dahası bu açıklamalar bu krizin bedelinin hangi toplumsal sınıflar tarafından ödeneceğinin ipuçlarını da veriyor.

İki açıklama, bir vergi indirimi, bir de vergi artışı

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, okulların yüz yüze eğitime açılıp açılmayacağı konusunun belirsizliğini sürdürdüğü bir anda: “Eğitimde asıl yük öğretmen maaşı ile ilgilidir. Öğretmen maaşlarından dolayı yatırıma fırsat kalmıyor” açıklamasını yaptı.(1) Korona Salgınının en çok etkilediği sektörlerden birinin emekçileri olan öğretmenlerle ilgili böyle bir açıklama genel olarak şaşkınlık yaratsa da akıllara, bir zamanların Maarif Nazırı Emrullah Efendi’nin sarf ettiği şu sözleri getirdi: “Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim”.(2)

Ancak bu açıklama öylesine yapılmış bir açıklama gibi durmuyor. Bununla daha ziyade, devlet bütçesindeki açığın iyice büyüdüğü bir dönemde, eğitimle ilgili diğer sabit sabit maliyetlerin de azaltılmasına paralel olarak, emek gücü maliyetlerini de azaltabilmek için öğretmen maaşlarının baskılandığı, öğretmen sayılarının düşürüldüğü bir model olan uzaktan eğitimi yaygınlaştırılmak ve kalıcı bir hale getirilmek amaçlanıyor gibi.

Bu açıklamanın hali hazırda uzaktan eğitime geçmiş bulunan (KDV indirimini de elde etmiş olan) özel okul işletmecilerini mutlu edeceği de çok açık.

İkinci gelişme, üniversiteler dâhil özel okullarda KDV oranının 1 Eylül 2020- 30 Haziran 2021 tarihleri arasında geçerli olmak üzere,  yüzde 8'den yüzde 1'e indirilmesi, buna karşılık otomotiv sektöründe ÖTV oranlarının yüzde 60’a varan oranda artırılmasıydı.

Üçüncüsü ise Maliye ve Hazine Bakanı Albayrak’ın vergilerle ilgili açıklamasıydı. Bakan’a göre ülkenin 2002 yılında vergi gelirlerinin sadece yüzde 14’ü toplumun refahı için harcanırken, bugün bu vergilerin yüzde 85’i bu amaç için harcanıyor.

Her şey birbiriyle ilişkili

Bu üç olayın, birbirinden bağımsız olarak gelişen olaylar olduğu düşünülebilir mi?

Diyalektik gereği, olup biten her şeyin şu ya da bu biçimde birbiri ile ilişkili olduğu gerçeği Hegel’den bu yana biliniyor. Bu bağlamda, sadece gerçekleri gizlemek isteyenler bunları birbirinden kopartarak sunarlar, böylece aralarındaki bağlantıları görmemizi istemezler.

Örneğin (son yazılarımızda da ileri sürdüğümüz gibi), devlet maliyesindeki kötüleşmenin Merkez Bankası rezervlerinin erimesiyle, bunun da ülkedeki ekonomik ve siyasal krizle doğrudan ilişkisi var. Ya da çok hızlı artış gösteren askeri harcamalar ve otoriterleşmeye dönük devlet harcamaları ile hem devlet mali krizi, hem de bankacılık krizi arasında güçlü bir ilişki var. Kaldı ki böyle ilişkilerin geçerliliği bilimsel çalışmalarla da ortaya konulmuş durumda.(3)

Bir yapbozun parçaları gibi bu gelişmeler ya da açıklamalar birbirini tamamlıyor. Nitekim devlet bütçesinden en büyük ikinci payın ayrıldığı eğitim sektörü yıllardır yaşamakta olduğu nitelik kaybı biçimindeki krizine ilave olarak, bir de mali kaynak krizi yaşıyor.

Eğitime ayrılan ödenek çok yetersiz

Muhtemelen ülkeyi yönetenler devasa bir biçimde artan bütçe açıkları yüzünden eğitime eskisi kadar da reel kaynak ayıramayacaklarının farkındalar. Bu arada Korona Salgını yüzünden güç duruma düşen özel okulları desteklemek amacıyla KDV oranı yüzde 8’den yüzde 1’e düşürüldüğü için bütçe açığı daha da artıracak.

Özel okulları vergi indirimi ile destekleyenler buradan doğacak vergi kaybını, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB)  bütçesinin yüzde 80’inden fazlasını oluşturan öğretmen ve personel harcamalarına dönük ödenekleri kısarak, baskılayarak telafi etmeyi; 2021 yılı bütçe sürecinin başlayacağı bugünlerde bu girişimi haklı gösterebilmek, bu yönde bir kamuoyu oluşturabilmek için de, öncelikle öğretmen maaşlarının yüksek olduğu algısını yaratmak istiyor olabilirler.

Milli Eğitim Bakanının tweetindeki açıklamanın şu kısmı doğru. Merkezi Yönetim Bütçesi’nden (Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’ndan sonra), en yüksek kaynak (ödenek) Milli Eğitim Bakanlığı’na ayrılıyor. Nitekim 2020 yılı için Bakanlığa 125,4 milyar lira ayrıldı. Bu toplam Merkezi Yönetim Bütçesinin yüzde 11,4’üne denk düşüyor. Ancak (yukarıda da belirtildiği gibi) bu ödeneğin yaklaşık yüzde 80’inden fazlası, öğretmenler de dâhil olmak üzere, Bakanlık personelinin maaşları ve sosyal güvenlik katkı paylarının ödenmesi için harcanıyor. Dolayısıyla da yeni okulların yapılması, iyileştirilmesi ya da ileri teknoloji ile donatılması gibi işler için geriye çok az bir kaynak kalıyor.

Ancak ne Bakanın söyledikleri, ne de MEB bütçesine ilişkin veriler tek başına öğretmen maaşlarının yüksek olduğunu göstermeye yetmez. Aksine bütçeden eğitime ayrılan ödeneklerin yetersizliğini gösterir.

Öğretmen maaşları düşük, yoksulluk sınırının altında

Kaldı ki asgari ücretin dahi altında ücretlerle çalışan sözleşmeli öğretmenler, ders ücreti karşılığında derslere giren öğretmenler ve bazı özel okullardaki öğretmenlerin aldıkları çok düşük ücretler dikkate alındığında, gerçekte ortalama öğretmen maaşlarının yüksekliğinden söz edebilmek mümkün değil. Ayrıca en yüksek öğretmen maaşının dahi 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının altında kaldığı bilinen bir gerçek.

Bu durumu daha iyi anlayabilmek için öğretmen maaşlarını hem diğer ülkelerdekilerle, hem de Türkiye’deki diğer bazı devlet çalışanlarının ücretleriyle kıyaslamak gerekiyor.

Bir OECD çalışmasına göre; 2018 yılında, Türkiye öğretmen maaşında satın alma gücü bazında hesaplanan verilere göre, 15 yıllık tecrübeye sahip bir ilkokul öğretmeninin yıllık brüt maaşı 28,545 dolar civarında (OECD ortalaması 45,947 dolar). Yani öğretmen maaşlarında Türkiye OECD bünyesindeki 35 ülke arasında en altlarda (30. sırada) yer alabiliyor.(4)

Aynı çalışmada (2017 yılı için) öğrenci başına yıllık öğretmen ücreti maliyeti açısından Türkiye 2,000 dolar ile 32 ülke arasında 29.sırada yer alıyor. OECD genelinde bu maliyet ortalama 3,400 dolara yakın. Bazı ülkelerde ise bu maliyet 7,000 doları buluyor.(5)

Kısaca, içinde yer aldığımız OECD ülkeleri grubunda öğrenci başına öğretmen maliyetlerinin ve öğretmen maaşlarının en düşük olduğu ilk 4-5 ülke arasındayız.

Öğretmen bekçiden, polisten, uzman çavuştan, imamdan daha az maaş alıyor

Ülke içinden bir kıyaslama yaptığımızda öğretmen maaşlarının yüksek değil,  düşük olduğu görülecektir. Öyle ki işe yeni başlamış bir ilkokul mezunu bekçinin maaşı 4, 302 lira; üniversite mezunu bekâr bir bekçinin maaşı 4, 404 lira ile 4,657 lira arasında (6); ortalama bir polis memurunun maaşı 5,730 lira (7); ortalama bir uzman çavuşun maaşı 5,800 lira (8) ve bu yıl 11,5 milyar liralık ödeneğiyle birçok bakanlıktan daha fazla ödeneğe sahip bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı’ndaki 4 yıllık dini yükseköğrenim müezzin, imam-hatip, Kuran kursu öğreticisinin maaşı 4,432 lira.(9) Buna karşılık işe yeni başlayan bir öğretmenin maaşı 4,013 lira.(10)

Şimdi şu soruyu sormak gerekmez mi: Üniversiteyi bitirebilmek, ayrıca pedagoji eğitimini başarıyla tamamlayabilmek için katlandıkları fedakârlık bir yana, topluma verdikleri katkı açısından, öğretmenlerin sundukları eğitim-öğretim hizmeti yukarıda saydığımız mesleklerden daha mı değersizdir?  Ya da demokratik ülkelerde pek de görülmeyen, daha ziyade otoriter, totaliter rejimlere özgü bir durum olan kolluk-güvenlik görevlilerinin ya da diyanet görevlilerinin verdikleri hizmet öğretmenlerinkinden daha mı değerlidir?

Vergiler gerçekten toplumun refahı için mi harcanıyor?

Bakan Albayrak aynı günlerde attığı tweette; 2002 yılında toplanan her 100 liralık verginin sadece 14,3 lirasının vatandaşlarımıza hizmet için harcanırken, bugün artık toplanan her 100 liralık verginin 85,2 lirasının sağlık, eğitim ve altyapı başta olmak üzere toplumun refahı için kullanıldığını ileri sürdü.(11)

Eğer Bakan bu açıklamayı son 18 yıllık AKP iktidarları döneminde faiz ödemelerindeki düşüş ile ilişkilendirilip yapsaydı bu aşağı yukarı doğru olabilirdi. Zira 2002 yılında toplanan vergilerin yüzde 75’i faiz ödemelerinde kullanılıyordu. Bu oran bugün (Ocak-Temmuz itibariyle) yüzde 19,3. (12) Yani süreç içinde yüzde 10’a kadar düşen bu oran, son birkaç yıldır tekrar artmaya başladı.

Belki de kastettiği budur ama bu açık değil. Diğer taraftan bunu kast etse de, vergilerin günümüzde yüzde 85’inin toplumun refahı için kullanıldığını iddiası,  2020 Merkezi Yönetim Bütçesi ödeneklerinin aşağıdaki dağılımı ile çelişiyor.

Şöyle ki; toplam 1,1 trilyon liralık ödeneğin sırasıyla: Yüzde 42,7’si Hazine ve Maliye Bakanlığı’na, yüzde 13,2’si iç ve dış güvenlik-kolluk ve yargı hizmetleri için ilgili bakanlıklara ve kurumlara, yüzde 11,5’i Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na, yüzde 11,4’ü Milli Eğitim Bakanlığı’na, yüzde 5,3’ü Sağlık Bakanlığı’na, yüzde 3,3’ü üniversitelere, yüzde 1’i Diyanet İşleri Başkanlığı’na (DİB), binde 5’i Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ve binde 3’ü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ayrılmış durumda.(13)

Bu kurumların hizmetlerinden hangi toplumsal sınıf ve kesimlerin ne ölçüde yararlanabildikleri gibi niteliksel bir sorgulama bir yana, niceliksel olarak da ödeneklerin dağılımına bakıldığında bu ödeneklerin yüzde 85’inin bir bütün olarak toplumun refahı için kullanıldığını kabul edebilmek mümkün değil.

Örneğin alt yapı ve enerji hizmetleri için ayrılan ödenekler toplumun refahını mı, yoksa bir avuç yandaş büyük holding sahibinin servetini mi artırıyor? Ya da DİB’e ayrılan 11,5 milyar liralık ödenekten belirli cemaatler ve inanç gruplarının dışında toplumun mütedeyyinleri ya da farklı inanç grupları ve mezhepleri yararlanabiliyor mu?

ÖTV artışı bardağı taşıran son damla

Üçüncü gelişme Korona Salgını nedeniyle temin edilmesi iyice zorlaşan otomobillerden alınan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) oranlarının yükseltilmesiydi.  

Otomobile olan taleple ilgili olarak, ülkedeki gelir ve servet bölüşümü uçurumunun geldiği boyutları ve banka kredilerindeki patlamayı yansıtır bir biçimde son haftalarda sıfır otomobilde ayları bulan kuyruklar var.

Siyasal iktidar da bunu fırsata çevirerek ithal otomobillerden aldığı ÖTV oranlarında (1,600 cc motor hacmine kadar olan araçların 70,000 lira matrah tutarı olanlarda yüzde 50’den yüzde 45’e (5 puan indirim ) ve 1,600 cc motor hacmine sahip olan ama matrahı 120,000 lira olan araçlar için yüzde 60’dan yüzde 50’ye olmak üzere (10 puan indirim dışında) ciddi artışlar yaptı.

Öyle ki 1,600 cc motor hacmine kadar olan araçlarda matrah tutarı 130,000 lira olan araçlarda ÖTV tutarı yüzde 60’tan yüzde 80’e çıkartılırdı (20 puan). 1,600-2,000 cc aralığında motor hacmi olan araçlarda ise; 170,000 liraya kadar matrahı olanlarda ÖTV yüzde 100’den yüzde 130’a (30 puan); matrahı 170,000 ama ÖTV oranı yüzde 110 olan araçlarda ise oran yüzde 150’ye (40 puan) yükseltildi. En büyük vergi artışı ise 2,000 litre motor hacmi olan ve bunu geçen araçlarda oldu ve ÖTV oranı yüzde 160’tan yüzde 220’ye (60 puan) çıkartıldı.(14)

Kuşkusuz tüm bu artışlar tüketiciye fiyat artışı olarak yansıtıldığı gibi, bu artışlarla birlikte otomobilden alınan toplam ÖTV ve KDV olarak vergi yükü yüzde 277’lik bir oranla dünyada en pahalı otomobil kullanan ülkelerinin ilk sırasına yerleştik. Öyle ki bu araçlardan bir tane alan bir tane de devlete almış gibi oluyor.

Kriz derinleştikçe vergiler ve borçlanma artırılıyor, yurttaşın sırtındaki yük ağırlaşıyor

Sonuç olarak, giderek derinleşen ‘devlet mali krizi’ siyasal iktidarı yeni arayışlara zorluyor. Bir yanda bütçe gelirleri azalırken, diğer yanda başta güvenlik harcamaları ve sermaye destekleri olmak üzere devlet harcamalarının artması ve bu arada devlet bankalarının döviz açığının ve özel sektörün kur riskinin Hazine’ye yüklenilmesi yüzünden devlet her gün giderek daha fazla borçlanıyor. Bunu da dünyanın en pahalı faizini ödeyerek yapıyor.

Üstelik Hazine son iki yıldır içerde sadece TL cinsinden değil, hem altın, hem de döviz cinsinden borçlanıyor. Öyle ki sadece son 1 ayda yurt içinden 8,4 milyar dolarlık bir iç borçlanma gerçekleştirdi.(15)

Bunun yanı sıra son ÖTV artışlarında olduğu gibi görülmemiş oranda vergi artışlarına başvuruluyor. Buna rağmen, “vergilerin yüzde 85’inin toplumun refahı için kullanıldığı” açıklaması yapılarak bu operasyon haklı gösterilmeye çalışılıyor. Aynı zamanda da öğretmenlerin eğitimde yük olduğu algısı yaratılarak eğitim bütçesi gibi sosyal bütçelere aktarılan kaynaklar kısıtlanmak isteniyor.

Ancak bu yolun sürdürülebilir bir yol olmadığı da, bu krizin faturasının yine emekçiler başta olmak üzere tüm halka kesilmekte olduğu da artık gözden kaçmıyor.

Dip notlar:

(1)     https://www.gazetelink.com/ziya-selcuk-egitimde-asil-yuk-ogretmen-maasi (30 Ağustos 2020).

(2)       https://www.hurriyet.com.tr/maarif-naziri-emrullah-efendi-de-hep-uyurdu-ama-cok-buyuk-limdi (1 Mayıs 2005).

(3)       Ali Compaoré, Montfort Mlachila, Rasmané Ouedraogo, Sandrine Sourouema, “The Impact of Conflict and Political Instability on Banking Crises in Developing Countries”, https://www.imf.org/en/Publications/WP/Issues (28 February 2020).

(4)       OECD, Education at a Glance 2019: OECD Indicators, OECD Publishing, Paris, https://doi.org, s. 410 (30 Ağustos 2020).

(5)       Agr., s. 342.

(6)       https://www.milliyet.com.tr/gundem/bekci-maasi-ne-kadar-bekci-alimi-is-ilanlari-yayimlandi-mi (15 Temmuz 2020).

(7)       https://www.kariyer.net/pozisyonlar/polis+memuru/maas (30 Ağustos 2020).

(8)       https://www.kariyer.net/pozisyonlar/uzman+cavus/maas (30 Ağustos 2020).

(9)       http://www.kamuajans.com/maaslar/2020-temmuz-diyanet-personeli-imam-muezzin-kuran-kursu-ogreticisi-kayyim-ve-vaiz-temmuz-ayi-maasi-ne-kadar (30 Ağustos 2020).

(10)   https://www.sozcu.com.tr/2020/ekonomi/2020-ogretmen-maaslari-ve-ek-ucretleri-zamli-ogretmen-maaslari-ne-kadar-oldu (30 Ocak 2020).

(11)   https://www.birgun.net/haber/albayrak-toplanan-her-100-lira-verginin-85-2-lirasi-toplumun-refahi-icin-kullaniliyor (27 Ağustos 2020).

(12)   T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Aylık Bütçe Gerçekleşme Raporu, Temmuz 2020, s. 7.

(13) T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı,  2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ve Bağlı Cetveller.

(14)   “ÖTV ve KDV Oranlarında Değişiklik Yapıldı”, https://www.verginet.net/dtt/11/Vergi-Sirkuleri-2020-129 (30 Ağustos 2020).

(15)   https://www.birgun.net/haber/siz-olsaniz-yapar-miydiniz-hazine-doviz-cinsinden-borclaniyor (26 Ağustos 2020).

 

 

 

19 Temmuz 2019 Cuma

TORBA YASA: MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR (2)-Bütçe açığı ve faiz dışı harcamaların önlenemeyen yükselişi


TORBA YASA: MIZRAK ÇUVALA SIĞMIYOR (2)-Bütçe açığı ve faiz dışı harcamaların önlenemeyen yükselişi

Mustafa Durmuş

19 Temmuz 2019

Torba Yasa ile Merkez Bankası’nın (TCMB) bu yıl 46 milyar liranın üzerinde olduğu tahmin edilen ihtiyat akçesi Hazine’ye aktarılmış olacak.
Hazine’nin nakit açığının kapatılması ve borçlanma ihtiyacının azaltılması için yapıldığı düşünülen bu düzenleme (devletin mali krizi ile enflasyon arasındaki ilişki anlamında) başlı başına bir analizi gerekli kılıyor.

NAKİT AÇIĞI VE BORÇLANMA HIZLA ARTIYOR
O halde öncelikle, devlet mali olarak ne durumda bir bakalım. Devletin mali durumunu tam olarak görebilmek için sadece bütçe açığına değil, bunun yanı sıra “Hazine nakit açığına” ve devletin borçlanmasının ne durumda olduğuna bakmak gerekiyor.
Hazine nakit açığı Hazine’nin anlık olarak ihtiyaç duyduğu nakdi, dolayısıyla da borçlanma gereğini gösteriyor. Bu açık son üç yıldır (özellikle de son bir yıldır) çok ciddi bir biçimde artış gösteriyor.
Öyle ki 2016 yılında -38,2 milyar lira olan açık, 2017 yılında -60,4 milyar liraya ve 2018 yılında -70 milyar liraya yükseldi. Dahası bu açık sadece bu yılın ilk 6 ayında -77,8 milyar lirayı buldu (1).
Yani açık (daha yılın yarısında), geçen yılkı toplam açığın yaklaşık yüzde 111’ini aştı. Açığın bu hızla devam etmesi halinde nakit ve borçlanma ihtiyacının daha da artacağını söylemek için müneccim olmaya gerek yok.

BÜTÇE AÇIĞINDA REKOR ARTIŞ!
Hazine nakit açığının neden hızlı bir biçimde arttığını anlayabilmek için öncelikle devlet bütçesinin gelir ve giderlerindeki gelişmelere bakmak gerekiyor. Nitekim bütçe gelirlerindeki artışın, bütçe giderlerindeki artışın çok gerisinde kaldığı görülüyor.
Biraz detaylandırmak gerekirse: 2019 yılı Ocak-Haziran döneminde bütçe gelirleri (2) bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 14 oranında artarken, bütçe giderleri yüzde 20,5 oranında arttı (neredeyse bir buçuk katı). Bütçe gelirlerinin çok büyük bir kısmını oluşturan vergi gelirleri ise (aynı dönemde) sadece yüzde 4,4 oranında artarken, faiz hariç bütçe giderleri yüzde 17,7 oranında arttı.
Bu gelişmelerin sonucunda geçen yılın ilk 6 ayında 46,1 milyar lira açık veren bütçe, bu yılın ilk 6 ayında 78,6 milyar lira açık verdi (3) (bu yıl için öngörülen açığın yüzde 97,5’i böylece ilk 6 ayda gerçekleşmiş oldu).

TARİHSEL OLARAK EN YÜKSEK FAİZ DIŞI AÇIK (FDA) GERÇEKLEŞTİ
Daha da önemlisi, geçen yılın ilk 5 ayında (artı) 11 milyar lira faiz dışı fazla verilmiş iken, bu yılın ilk 5 ayında bu fazla açığa dönüştü ve 3 kat artarak (eksi) 20,1 milyar lira oldu. Ocak-Haziran dönemini kapsayan ilk 6 ayda ise bu açık 27,8 milyar liraya yükseldi. Yani bir ayda faiz dışı açık (FDA) 7,7 milyar lira arttı. Geçen yılın ilk 6 ayına göre FDA’daki büyüme yüzde 127’yi buluyor.
Bilindiği gibi, faiz dışı denge, faiz ödemeleri düşüldükten sonraki bütçe ya da Hazine dengesi olarak tanımlanıyor. Ortaya çıkan fark pozitif ise faiz dışı fazladan (FDF), negatif ise faiz dışı açıktan (FDA) bahsedilir. Bu açığın hızla büyümesi devletin yapısal bir mali kriz (dolayısıyla borçlanma yönündeki baskı) içinde olduğuna işaret eder.
Program Tanımlı (IMF tanımlı) Faiz dışı denge tanımında ise o yıl elde edilen bir defalık, geçici gelirler (özelleştirme gelirleri, faiz gelirleri, Merkez Bankası ve kamu bankalarının kâr ve temettü gelirleri, bedelli askerlik gelirleri, imar affı gelirleri vb. hesaba dâhil edilmez.
Bütçe harcamaları arasında, Haziran ayında (geçen yılın Haziran ayına göre) en fazla artan harcama; yüzde 82,4 ile (4,4 milyar lira) yerli yabancı rantiyeye yapılan faiz ödemeleri oldu (ilk 6 ayda bu artış ortalama yüzde 50).

SORUN SADECE FAİZ DEĞİL!
Ancak artık sorun sadece yüksek faiz ödemeleri değil çünkü faiz ödemeleri düşüldükten sonra dahi bütçe çok ciddi açık veriyor. Bu da devlet maliyesinin dengesizliğine neden olan bazı yapısal faktörlerin devrede olduğunu gösteriyor.
Bu yüzden faiz ödemeleri dışında hangi harcamaların (örneğin sermaye destekleri ve askeri harcamalar ve diğer güvenlik harcamaları gibi) bütçe açığını, dolayısıyla da Hazine açığını ve borçlanma gereğini artırdığını özellikle irdelemek gerekiyor.
Bütçe açığının bir tarafı olan vergi geliri tahsilatlarındaki durgunluğun nedenleri arasında; ekonomik krizin vergi ödeme gücünü azaltması, vergi toplama gayretinin zayıflaması, sıklıkla çıkartılan vergi afları ve yüksek enflasyonun vergi gelirlerini reel olarak düşürmesi gibi faktörler sayılabilir.

SERMAYE DESTEKLERİ BİÇİMİNDEKİ HARCAMALAR VE ŞİRKET KURTARMALARI ARTTI
Açığın diğer tarafı olan devlet harcamalardaki artış bütçe gelirlerindeki artışın bir buçuk katı, vergi gelirlerindeki artışın ise 4 katından fazla.
Devlet harcamaları içinde (geçen yılın Ocak- Mayıs döneminden bu yılın aynı dönemine olmak üzere) en hızlı artan kalem yüzde 36 ile cari transferler oldu (Haziran’da bu artış yavaşladı ve yüzde 21’e geriledi).
Toplam harcamalar içindeki payı yüzde 41’i aşan transferlerin, sübvansiyonların ve teşviklerin bu kalemden verildiği göz önüne alındığında (ister ekonomik kriz gerekçesiyle, isterse yeni rejim altında elde edilen yeni imkânların, kolaylıkların sayesinde olsun) devlet bütçesindeki açığın ilk sırada yer alan nedeninin sermaye kesimine yönelik mali destekler olduğu ileri sürülebilir. Ancak Haziran ayında (bütçe kaynaklarının azalması yüzünden) bu desteklemede frene basıldığı da göze çarpıyor.

RANTÇI SERMAYE PAYINI ARTIRDI
İlk 6 aylık dönemde faiz ödemelerinin artış hızı yüzde 50,1 oldu. Yani devlet rantiyeye 50,8 milyar lira faiz ödedi (anaparadan söz etmiyoruz). Böylece rantçı sermaye bu tahsisten en kazançlı çıkanların başında geliyor.
Bunun nedeni kuşkusuz (vergi gelirlerinin yetersizliği ve özelleştirme yapılamaması yüzünden), kontrolden çıkmış devlet harcamalarının ağırlıklı olarak borçlanma ile karşılanıyor olması. Devletin borçlanma ihtiyacı ya da eğilimi arttıkça yerli ve yabancı bankalara olan faiz ödemeleri de artırıyor.
Bu, bir yandan rantçı sermayeye kaynak aktarma biçiminde belirgin bir haksızlığın ve ekonomik israfın sürdüğünü gösteriyor. Diğer yandan da (ironik bir biçimde) İslamcı görünüme sahip bir iktidarın faiz karşısındaki çaresizliğini sergiliyor.
Devlet tahvillerinin faizinin, hem AB ve ABD gibi Merkez Ekonomilerdeki faizlerden birkaç katı, hem de aynı kendi ile kulvardaki Yükselen Ekonomilerinkinden de 2 katına yakın düzeylerde olduğu dikkate alındığında, bu faiz ödemelerinin ne denli tahrip edici ve yoksullaştırıcı olduğu ortaya çıkıyor.
Öyle ki 10 yıllık devlet tahvili faizleri Yükselen Ekonomilerde ortalama yüzde 4,5 iken, Türkiye’de yüzde 7’nin üzerinde seyrediyor (4). Ayrıca ülkede son bir yıldır Tahvil Getiri Eğrisi terse dönmüş durumda. Yani kısa vadeli devlet tahvillerin faizleri uzun vadelilerin (birkaç yıllıkların) üzerine çıktı (5). Bu da rantçı sermayenin giderek devlete uzun vadeli borç verme konusunda daha az güvendiğini gösteriyor.

FAİZ DIŞI HARCAMALARDA PATLAMA
Ancak Hazine nakit açığının tek nedeni faiz ödemeleri değil. Bunu da faiz dışı dengeye bakarak görebilmek mümkün.
2016 yılından bu yana program tanımlı bu denge açık vermeye başladı ve bu açık her geçen yıl büyüdü. Öyle ki son 12 ayda yeni bir rekor kırarak 99,2 milyar liraya yükseldi (6). Yukarıda da vurgulandığı gibi, geçen yılın ilk 5 ayında pozitif olan faiz dışı denge, bu yılın ilk 5 ayında hem açığa dönüştü, hem de 3 kata çıktı. Dahası geçen yılın ilk 6 ayına göre FDA’daki büyüme yüzde 127’yi buldu.

Gelecek yazı: Aşırı borçlanmanın sonu: Monetizasyon

DİP NOTLAR:
(1) 2016-2018 verileri için: http://www.mahfiegilmez.com/…/enflasyon-bugun-duser-yarn-ck… ve 2019 verisi için: Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2019 yılı Hazine Nakit Gerçekleşmeleri, https://www.hmb.gov.tr (5 Temmuz 2019).
(2) T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Aylık Bütçe Gerçekleşmeleri Raporu (Haziran 2019).
(3) Agr.
(4) Ali Rıza Güngen , “KÖİ maliyeti belirginleştikçe batış da netleşiyor”,
http://sendika63.org (31 Mayıs 2019); IMF, Fiscal Monitor, Curbing Corruption (April 2019), s. 13; OECD Economic Outlook, Trade uncertainty dragging down global growth (21 May 2019).
(5) 14 Mayıs 2019 tarihli DİBS ihalesindeki getiri (faiz) oranlarına ait TCMB verileri.
(6) Güngen, agm.