Korumacılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Korumacılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2019 Cumartesi

NE KAPİTALİST SERBEST TİCARET, NE DE KAPİTALİST KORUMACILIK! (Cemaz-ül evvelini iyi bildiğimiz bir teori (vi)


NE KAPİTALİST SERBEST TİCARET, NE DE KAPİTALİST KORUMACILIK!
(Cemaz-ül evvelini iyi bildiğimiz bir teori (vi)

Mustafa Durmuş

29 Haziran 2019

Ülkelerin dış ticarette neden korumacılığa başvurduklarını açıklamaya yönelik yaklaşımların gerekçeleri şöyle özetlenebilir (1):
(i) Ülke daha yüksek maliyetlerle de olsa, olası bir savaş ve küresel kriz durumunda kendine yetebilecek bir durumda olmalıdır.
(ii) Tarifeler, belli bir ölçeğe ulaşana kadar yerli bebek endüstrileri (belli sanayileşme stratejisinin aracı da olarak) korumak için uygulanırlar. Bu endüstriler sanayileşme için korunmalıdırlar.
(iii) Karşı tarafın haksız ticari uygulamalarına (sübvansiyon ve fiyat indirimleri gibi) karşı yerli firmalar korunmalıdır. Böylece tarifeler ticari ortak konumundaki diğer ülkelerin zararlı ticaret politikalarında değişiklik yapmaları için uyarıcı bir işlev görebilir.
(iv) Tarifeler ticaret hadlerini iyileştirerek yerli üreticinin refahını artırır. Çünkü tarifeler ihraç ürünlere olan talebi azaltarak dünya piyasalarında bu ürünlerin fiyatlarını düşürebilir.
Ayrıca korumacılık sayesinde kaynaklar ithal ikameci sanayilere yönlendirileceğinden ülkenin ihracata yönelik üretimi, arzı azalır, böylece fiyatları artar. Yani dış ticaret hadleri (ülkenin sattığı ürünlerin fiyatlarının ithal ettiklerinin fiyatlarına oranını gösteren endeks) iyileşir.
Kısaca bu yaklaşıma göre optimal tarifeler ülke insanının durumunun iyileşmesine yardımcı olur (diğer yandan karşı ülkeler de tarifelerini yükselttiğinde herkesin durumu kötüleşebilir) (2).

KORUMACILIK ÇÖZÜM DEĞİL
Her ne kadar yüksek tarifeler biçimindeki korumacılık sanayileşme stratejisinin bir aracı olarak kullanılabilirse de, yani yerli sanayileri korumak amaçlı olarak uygulansa da, özellikle günümüz küreselleşmiş kapitalizmi altında örneğin bir azgelişmiş ülkenin anti-kapitalist ve anti- emperyalist bir paradigmayı benimsemeden, özellikle de emek ve doğa ile uyumlu, verimli bir sürdürülebilir bir sanayileşmeyi, sadece korumacılıkla hayata geçirebilmesi imkânsızdır.

“BİZLER” VE “ONLAR” YANILSAMASI
Ayrıca korumacı politikalar da yanlış bir dikotomiye neden olarak, dünyayı “bizler” ve “onlar” ya da “yerliler” ve “yabancılar” diye ikiye ayırır.
Böyle bir ayırımın kapitalizmin uzlaşmaz çelişkilere sahip sosyal sınıfları bünyesinde barındırdığı gerçeğini görmezden geldiği, dolayısıyla her hangi bir sınıf perspektifinin olmadığı ve sonuçta emperyalizme karşı çıkış görüntüsü altında onun içsel bir olgu olduğunu inkâr ederek emperyalist- kapitalist sömürüyü meşru göstermeye yaradığı açıktır.
İlave olarak, 1929 Büyük Depresyonunun başlarında da görüldüğü gibi, korumacılık dünya ticaretinde kurumaya ve resesyonun derinleşmesine neden olabilir. Şöyle ki:
Bu yılın Nisan ayında IMF-DB ortak toplantısından çıkan ortak görüş dünya ekonomisinin yavaşlamakta olduğu ve resesyon riskinin giderek arttığı yönünde. IMF iktisatçıları bu nedenle de (küresel ekonominin hassas momentinde olduğumuzdan hareketle) bu yılki büyüme tahminlerini yüzde 3,3’e düşürdüler (Ocak başında yüzde 3,5 olarak tahmin ediyorlardı). Yüksek gümrük tarifelerinin ve ticaret savaşlarının büyümeyi yavaşlattığı ve toparlanmayı sürdürülemez kıldığı öne sürülüyor (3).
Bu bağlamda OECD bu yılki büyüme hızını yüzde 3,4 (4); Avrupa Komisyonu yüzde 3,2 (5) olarak tahmin ediyor ki bunlar 2008 krizi öncesindeki yüzde 4’lük büyüme trendini altında kalıyor.

TİCARET SAVAŞLARI: SEBEP Mİ, SONUÇ MU?
Diğer taraftan ticaret savaşları ve yüksek tarifelerin ekonomik büyümeyi yavaşlattığı yaklaşımı da tartışmaya açık bir yaklaşım.
Çünkü bu yaklaşımın temel varsayımı ticaret ve tarifelerin küresel ekonomik büyüme ve refahın ana sürükleyicileri olduğu.
“2019 G-20 Osaka Zirvesinde en fazla odaklanılan konu ABD - Çin ticaret savaşları olacak. Böylece zirve içi boş sözler ve kararlarla tamamlanacak. Oysa yüksek tarifeler ve korumacılık neden olmaktan ziyade sonuçtur. Yani bunlar üretken yatırımlarca belirlenen ulusal hasılanın mevcut durumunun türevleridir. Ticaret savaşları derindeki ekonomik sorunların nedeni değil, semptomudur” (6).

KORUMACILIK ÜRETİM YERLERİNDE KAYMALARA NEDEN OLUYOR
Diğer yandan korumacılık üretim mekanlarının küresel çapta değişikliğe uğramasıyla sonuçlanabilir.
Nitekim Çin’deki Amerikan Ticaret Birliği bünyesinde ABD’li firmaların üst düzey yöneticileri ile yapılan bir ankete göre, Çin’de üretim yapan ABD’li firmaların yüzde 40’ı ABD - Çin ticaret savaşları nedeniyle Çin’deki üretim faaliyetlerine ya son verdiler ya da son vererek, bölgede başka ülkelere taşımayı düşünüyorlar. Yüzde 6’sı ise ABD’ye geri dönmeyi planlıyor. Bazı anketörlere göre bu “kuşaksal bir üretim kaydırması” anlamına geliyor (7).
Bu gelişmenin küresel ekonomik, politik ve jeopolitik sonuçlar doğuracak bir gelişme olduğu inkâr edilemez.

KORUMACILIK DÜNYA TİCARETİNİ DARALTIYOR
Korumacılık bir sonuç olarak ele alınsa dahi, neden olduğu gelişmelerin dünya ticaretini yavaşlatmakta olduğu bir gerçek.
Nitekim dünya ticaret hacmi 2017 yılında yüzde 4,6 oranında artmıştı. DTÖ’ye göre 2018 yılında bu artış yüzde 3 olabildi. Geçen yılın 3. Çeyreğinde yüzde 1,1 olan artış, 4. Çeyrekte eksi binde 6 ve 2019’un ilk çeyreğinde eksi binde 3 oldu. DTÖ tarafından düzenlenen Dünya Temel Ticaret Göstergesi Endeksi (WTOI) ise 2012 yılından bu yana ilk kez 100’ün altına düştü ve 96,3 oldu. DTÖ’ye göre ticaret savaşları sürerse durum daha da kötüleşecek. Kısa vadede dünya ticareti hacim olarak küçülürken, orta vadede bu küresel bir resesyon nedeni olacak (8).
Ayrıca Çin’de (ABD ile yaşanan ticaret savaşı ve tarife gerginliği sonrasında) Nisan ayından itibaren temel bazı göstergeler kötüleşmeye başladı. Mart’tan itibaren sanayi hasılası artış hızı yüzde 8,5’ten yüzde 5,4’e; perakende satışlar yüzde 8,7’den yüzde 7,2’ye; sabit sermaye yatırımları yüzde 6,3’ten yüzde 6,1’e geriledi (9).
Çin’in dünyanın en büyük ithalatçı ekonomisi olması nedeniyle ABD’nin Çin’e uyguladığı yasakların dünya ticaretini etkilemesi kaçınılmaz olacaktır (10).

DÜNYA TİCARETİNİN ARTMASI YÜZDE 99’UN REFAHININ ARTTIĞI ANLAMINA GELMİYOR
Diğer taraftan, dünya ticareti arttığında bunun faydaları da eşit dağılmıyor. Bundan asıl faydayı dünya ticaretine hâkim olan büyük çok uluslu şirketler (ÇUŞ) ve onların azgelişmiş ülkelerindeki ticari ortakları sağlıyorlar.
UNCTAD’ a göre, 2014 yılında tüm dünyada olmak üzere en tepedeki yüzde 1 ihracatçı firma mal ihracatının yüzde 57’sini, yüzde 5 yüzde 80’ini ve yüzde 25 ihracatçı firma ülke ihracatının yüzde 100’ünü gerçekleştirdi. Yani dış ticaret artışının getirisi emekçilere değil sermayedarlara gidiyor (11).
Dünya ticaretini ellerinde tutan en büyük 2 bin küresel çok uluslu şirketin yıllık kârları 1990’ların sonlarında 0,7 trilyon dolar iken, 2014 yılında neredeyse 4 kat artarak 2,6 trilyon dolara yükseldi. (12)
Dünya ticaretinin yüzde 50’sinin vergi cennetlerinde yerleşik büyük şirketler tarafından yapıldığı ve küresel servetin altıda birinden fazlasının bu cennetlerde tutulduğu dikkate alınırsa (13) küresel ticaretin büyük çoğunluğu yoksullaştırırken, küçük bir azınlığı zenginleştirdiği gerçeği daha iyi anlaşılabilir.

KAPİTALİST KORUMACILIK ÇİFTÇİLERİN GELİR KAYBINA NEDEN OLUYOR
Korumacı politikalar (özellikle de çok yüksek tarifeler) ülkenin ulusal parasının güçlenmesine, bu da iç ticaret hadlerinin bozulması yüzünden, örneğin köylülerin gelir kaybetmesine ve yoksullaşmasına neden olabiliyor.
Çünkü yüksek tarife uygulayan ülkenin parası diğer ulusal paralar karşısında değer kazanıyor. Tarifeler ithalat talebini azalttığından, örneğin doların değeri yükseliyor ve dolarla daha fazla yuan satın almak mümkün oluyor. Bu da Amerikan çiftçisini vuruyor zira örneğin artık 1 dolar ile içerde daha fazla miktarda buğday, mısır vb satın alınabiliyor. Bu nedenle güçlü dolar ABD tarım üreticisini endişelendiriyor (14).
Nitekim ABD’nin Çin ile ticaret savaşından en çok çiftçiler zarar gördüler. Öyle ki ABD’li çiftçilerin gelirleri geçen yıldan beri yüzde 16 oranında düştü. Tarımda Güven Endeksi, 2016 yılından bu yana en düşük seviyeye geriledi: Nisan 2019’da 115 iken, Mayıs’ta 101 oldu. Tarımdaki kötü gelişmeleri telafi etmek amacıyla dağıtılan sübvansiyonların büyük kısmı ise zengin çiftçilere gitti (15).

KAPİTALİST KORUMACILIK TÜKETİCİNİN YOKSULLAŞMASINA VE YOLSUZLUKLARA YOL AÇIYOR
Aşırı korumacılık ülkede tüketici fiyatlarının yükselmesine yol açarak tüketicilerin yoksullaşmasıyla da sonuçlanabilir.
Ayrıca yüksek tarifeler uygulamak biçimindeki korumacılık önlemleri yolsuzluğu artırıyor. Çünkü korunmuş sektörler diğerlerine göre daha avantajlı hale geldiğinden, bu kayırmacılık ve rüşvetin artmasına ve rant ekonomisinin büyümesine neden oluyor.

EMEK VE EKOLOJİ ÜZERİNDE OLUMSUZ ETKİLER
Aşırı korumacı politikalar, ihracatçı ülkelerin (ithalatçı ülkelerin korumacı önlemleri nedeniyle artan fiyatları ve azalan rekabet güçleri yüzünden) üretim maliyetlerini düşürebilmek için; işçilerin ücretlerini düşürmeleri, çalışma koşullarını kötüleştirmeleri ve ekolojiyi daha da tahrip etmesiyle de neticeleniyor. Böyle kötü koşullarda çalışan işçilerin örgütlenme için ne enerjileri, ne de zamanı kalmıyor.
Böylece korumacılık uluslararası işçi sınıfını zayıflattığı gibi, nesnel olarak işçilerin uluslararası düzeyde karşı karşıya gelmeleriyle de sonuçlanabiliyor.
Ayrıca günümüzde korumacı politikalar uluslararası işçi sınıfını bölmeye ve zayıflatmaya yararken, uluslararası ticaretin büyük aktörleri dev sermaye şirketlerinin sınıfsal çıkarlarını koruma ve geliştirmeye yarıyor.
Örneğin Trumpçı tarifeler ve korumacı hamleler daha ziyade büyük şirketleri ilgilendiren (Boing gibi) entelektüel mülkiyet haklarını korumaya yönelik hamleler olarak değerlendiriliyor. Yani bunların sıradan Amerikan işçilerini korumakla ilgisi yok. Gerçekte Trump bu politikaları daha çok kendisini ve çevresini zengin etmek için kullanıyor (16).
Özetle, kapitalist korumacılığın (tıpkı serbest ticaret sistemindeki gibi), ülke çıkarlarına hizmet ettiği ileri sürülse de, bu bir yanılsamadan ibaret.

SONUÇ: ULUSLARARASI TİCARET POLİTİKALARI TOPTANCI BİR BAKIŞ AÇISIYLA ELE ALINMAMALI
Gelişkin Merkez ya da azgelişmiş Çevre ekonomilerde korumacı politikalar belli sanayi ya da sektörlerdeki egemen sermaye gruplarını korumaya yararken, başta işçiler, çiftçiler ve tüketiciler olmak üzere geniş kitlelerin işlerini kaybetmelerine, daha yüksek tüketici fiyatlarına maruz kalarak daha fazla gelir, refah kaybına ve yoksullaşmaya yol açabiliyor.
Buradaki yanılsamanın ana nedeni ise kapitalist toplumun birbiri ile uzlaşmaz sınıfsal çıkarlara sahip sınıflardan oluştuğunun ve mevcut emperyalist iş bölümüne uygun uluslararası ticaret yapma biçimlerinin de bu sınıfsal temele göre farklı etkilere neden olduğu gerçeğinin yeterince görülememesi.
Uluslararası işçi sınıfını ve ezilen halkları (adaletli ve etkin bir uluslararası ticaret modeli altında) korumaya dönük “sosyal korumacılık" önerisini bir sonraki yazımızda ele alacağız.
Gelecek yazı: "Adaletli ve etkin bir uluslararası ticaret için üçüncü yol".

DİP NOTLAR:
(1) Rod Hill ve Tony Myatt, İktisat: Eleştirel Ders Kitabı (Çeviren: Hüsnü Bilir), Heretik Yayınları, 2017, s. 373-374.
(2) Dean Baker, “Donald Trump’s Capricious Tariffs Open the Door to Corruption”, 
https://truthout.org (10 June 2019).
(3) Gita Gopinath, “The Global Economy: A Delicate moment”,
https://blogs.imf.org (9 April 2019).
(4) OECD Economic Outlook, Trade uncertainty dragging down global growth (21 May 2019).
(5) European Commission, European Economic Forecast, Spring 2019, Institutional Paper 102 (May 2019), s. 1.
(6) Bill Durodie, “G20: US-China trade war points to the real crisis that global leaders must confront”, 
https://theconversation.com (27 June 2019).
(7) 
https://www.theatlantic.com/…/trumps-trade-war-with-china-i… (25 June 2019).
(8) C. P. Chandrasekhar and Jayati Ghosh, “Disruption in the World of Trade”, 
https://mronline.org (15 June 2019).
(9) Moody’s, Credit Markets Review and Outlook (16 May 2019).
(10) Chandrasekhar and Ghosh, agm.
(11) C. P. Chandrasekhar, “Hype and Facts on Free Trade”,
https://www.networkideas.org (10 October 2018).
(12) UNCTAD, Trade and Development Report 2018: Power, Platforms and the Free Trade Delusion, 2018, s. 56.
(13) Jason Hickel, The Divide, Windmill Books, 2017, s. 228.
(14) Baker, agm.
(15) Al Neal, “U.S.-China trade war: Emergency subsidies mostly going to wealthy farmers”, 
https://www.peoplesworld.org (5 June 2019).
(16) Baker, agm.


Ekle
Formun Üstü
Formun Altı


28 Haziran 2019 Cuma

G-20 TOPLANIRKEN: KAPİTALİST KORUMACILIĞIN TARİHSEL GELİŞİMİ


G-20 TOPLANIRKEN: KAPİTALİST KORUMACILIĞIN TARİHSEL GELİŞİMİ
(Cemaz-ül evvelini iyi bildiğimiz bir teori (v)

Mustafa Durmuş

28 Haziran 2019

Bugün G-20 Zirvesi, protesto gösterileri devam ederken, Osaka’da (Japonya) toplanıyor. Protestolar nedeniyle Osaka’da okullar tatil edildi.
Bu zirve sırasında Trump ile Xi Jinping’in arasında yapılması planlanmış olan ikili görüşmeden ne sonuç çıkacağı merakla bekleniyor. Kapitalist dünyanın yöneticileri ve IMF, DTÖ gibi uluslararası örgütler iki ülke arasındaki tarifeler üzerinden yürüyen ticaret savaşlarına son verilmesini ve serbest ticarete geri dönülmesini umuyorlar.
Bu vesileyle biz de uluslararası ticarette korumacılık politikalarını (tarihsel bir gelişim içinde) masaya yatırmak ve bu politikaların çözüm olup olmadığını ezilenlerin perspektifinden tartışmak istedik.

ULUSLARARASI TİCARETTE DÖRT YOL
Tarihte ülkelerin uluslararası ticaret konusunda kabaca dört yol izledikleri görülüyor:
Dışarıyla hiç ticaret yapmamak (kapalı bir ekonomide kendine yeterli olma hali), korumacılık, tadil edilmiş serbest ticaret ve tam serbest ticaret.
İlk ve son seçenekler bugün artık gündemden kalkmış durumdalar. Tadil edilmiş ticaret ise ithalat sırasında düşük tarifelerin uygulandığı, ama herhangi bir ithalat izni, kota ya da diğer miktarsal kısıtlamaların gerekli olmadığı bir ticaret biçimini anlatıyor (1).
Trump ile birlikte yeniden gündeme gelen korumacılık seçeneğinde; tarifeler ya da karmaşık tarife uygulamaları, zorlaştırılmış gümrük pratikleri, miktarsal kısıtlamalar, ithalat izinleri ya da ruhsatları ve döviz kısıtlamaları gibi araçlarla ithalatın kısıtlanması söz konusu.

İLK KORUMACI UYGULAMA: MERKANTİLİZM
Kapitalist dış ticaretin tarihsel gelişimine bakıldığında ise bunun; Merkantilist korumacılık, serbest ticaret ve yeniden korumacılık biçiminde bir hat izlediği görülüyor.
Diyalektik ve tarihsel maddeci bir bakış açısıyla böyle bir hat kapitalist üretim tarzının, özellikle de sömürgecilik, sanayileşme, finansallaşma süreçleriyle küresel çapta iyice açığa çıkan çelişkilerini, uluslararası sermaye grupları ve bu grupların arkasındaki devletler arasındaki yıkıcı rekabeti yansıtır.
Tarihte korumacılığın kapitalizmin ilk biçimi olan Merkantilizm döneminde ortaya çıktığı biliniyor. Bu dönem Avrupa’da Orta Çağ’ın sonları ile Sanayi Devrimi arasındaki 300 yıllık ve ticari kapitalizmin geliştiği, feodalizmin yıkılmaya başladığı bir dönem.
Dönemin ulus devletlerinin izlediği iktisat politikaları üzerinde etkili olan ideolojisi ise, özünde ticaret sermayesinin (tüccar sınıfının) çıkarlarını savunan bir ideolojidir. Belli başlı uygulamaları korumacı politikaları esas alan ve mamul mallar ithalatı üzerinde yüksek ve buna karşılık hammadde üzerinde düşük tarife biçimindeki uygulamalardır.
Bunun en somut örneklerinden biri de İngiltere’deki Mısır Yasalarıydı. Bu yasalar yerli mısır üreticilerini korumak için ithalata tarife ve ihracatı teşvik etmek için sübvansiyon verilmesini öngörmekteydi.
Bu yasalarla yerli ticaret sermayesi koydurduğu ithalat yasakları ve tarifelerle kendi tarımını ve bunun üzerinden ticaretini, tarımsal üretime dayalı sanayisini yabancı mallara karşı koruyor, böylece sermaye birikimini gerçekleştiriyordu.
Böylece İngiltere uyguladığı korumacılık sayesinde modern sanayilerini kurdu ve geliştirdi, sanayi alanındaki tekelci konumunu korudu. Uygulamakta olduğu tarifeler yetmezmiş gibi, savaşçı politikalarla donanması rakip ülke sanayicilerinin sömürge pazarlarına girmesini fiziki olarak engelledi. Sömürgelerine sadece kendi ile ticaret yapma şartını getirdi. Barış yıllarında da bu tekelci konumu sürdü. İhracat ölüm-kalım meselesi olarak görülürken, ithalat korumacı mevzuat ve tarifelerle yasaklandı.

SERBEST TİCARETE GEÇİŞ: KÂR ORANLARI AZALMASIN…
Ancak kapitalist gelişme devam edip, sömürgelerden zorla el konularak Avrupa’ya (özellikle de İngiltere’ye) getirilen altın- gümüş gibi kıymetli metaller, şeker, kauçuk gibi hammadde, toprak çitlemeleri, köle emeği ve buharla çalışan makinaların keşfi gibi teknolojik buluşlar sanayi devrimini mümkün kıldığında, önceki dönemin hâkim ideolojisi olan korumacılık da yerini serbest ticaret ideolojisine bıraktı.
İthalat kısıtlamaları kaldırılmalıydı zira özellikle de tarımsal ürün, hammadde ithalatına yönelik kısıtlamalar (ücret mallarının fiyatlarının yüksek kalmasına neden olarak), kâr oranlarını düşürüyordu. Ücret mallarını daha ucuza sunmaya (böylece kârı artırmaya) dönük olarak tarımsal ürün ithalatına izin vermek gerekiyordu. Nitekim bu ihtiyaçtan ötürü 1846 yılında bir dönemin temel yasaları olan Mısır Yasaları kaldırıldı.
Serbest dış ticaretin sözcülüğünü yapan ve Merkantilizmi eleştiren A. Smith bu yasalara, serbest ticareti önlediği için karşı çıktı. Ona göre ticaret serbest söz konusu olduğunda bu tüm taraflara fayda sağlar; üretimde uzmanlaşma ve iş bölümü ölçek ekonomilerine ve bu da verimlilik artışına ve büyümeye neden olur.
Ricardo ise bu yasaya, ‘Azalan Verimler Kanunu’nun geçerli olduğu tarım sektörünü teşvik ederek sınai kâr oranlarının düşmesine, bunun da ekonomiyi ‘durağan durum’a sokmasına neden olduğu için karşı çıktı.
Sonuç olarak başta Smith ve Ricardo olmak üzere Klasik iktisatçılar bu yasaya karşı çıktılar ve yasanın kaldırılmasını desteklediler.
Sanayi sermayesinin karşı çıkışı ise doğrudan sınıfsal çıkarlarıyla ilgiliydi. Çünkü korumacılık tarımdaki fiyatların ve işçi ücretlerinin yüksek düzeyde kalmasını sağladığından sınai kârların düşmesine neden oluyordu.

MARX’TA KORUMACILIK VE SERBEST TİCARET
1847’de Brüksel’de toplanan Serbest Ticaret Kongresi’nde bir konuşma yapan Marx korumacılığın ekonomi politiğini şöyle açıklar (2):
“ Korumacılık sistemi işçilerin emeğine el koymanın, üretim araçlarının ve doğal kaynakların sermayeleştirilmesinin ve zorla Orta Çağ’dan Modern bir üretim tarzına geçişi hızlandırmanın, çabuklaştırmanın yapay bir aracıdır”.
Marx da Mısır Yasalarının kaldırılmasından bir yıl sonra toplanan Brüksel Konferansında korumacılığa ilişkin yukarıdaki tespitini yaparken, aynı konuşmada serbest ticareti savundu, ama diğerlerinden çok farklı bir gerekçe ile.
Engels’in anlatımıyla (3):
“Marx serbest ticareti modern kapitalist üretimin olağan bir sonucu ve koşulu olarak görüyor, serbest ticaretin üretici güçleri geliştirmesi ve ekonomik büyümeyi hızlandırmasının yanı sıra, kaçınılmaz olarak sosyal sınıflar (ücretli emek ve sermaye) arasındaki ayrışmayı hızlandıracağına, aralarındaki çelişkiyi keskinleştireceğine, yoksulluğu artıracağına; üretilenin tamamen tüketilemeyeceği bir aşırı bir üretime neden olacağına, tüm bunların da beraberinde ekonomik krizi getireceğine inanıyordu. Böyle üretici güçlerdeki hızlı gelişmenin üretim ilişkilerini (başta bölüşüm olmak üzere) değişmeye zorlayacağını ve bu çelişkili durumun tek çözümünün bir sosyal devrim olabileceğini öngörüyordu. Böyle bir sosyal devrim sosyal üretim güçlerini eski sosyal düzenden, yığınları ise ücretli kölelikten kurtaracak devrimdi”.
Kısaca Marx, korumacılığı kapitalizmin ömrünü uzatan bir müdahale olarak görürken, sosyal devrimle sonuçlanarak kapitalizmin yıkılmasına hizmet edeceği için serbest ticaretten yana olduğunu açıklıyordu.

İNGİLTERE: ÖNCE KORUMACILIĞIN, SONRA DA SERBEST TİCARETİN SÖZCÜSÜ
İngiltere’nin serbest ticaretten yana tavrı Birinci Paylaşım Savaşının başladığı yıl olan 1914’e kadar sürdü. Bunun temel nedeni 19. Yüzyılda İngiltere’nin sanayide ulaştığı ezici üstünlük ve geniş sömürge ağının verdiği destekle serbest ticareti savunmanın İngiltere’nin çıkarına olmasıydı.
Nitekim sanayileşmenin ortalarında 1810 yılında İngiltere’de tarımın katma değeri sanayininkinin yüzde 70’ini geçerken, 1840’a gelindiğinde sanayininki tarımınkini yüzde 60 geçer olmuştu. Pamuklu sanayinin “lordları”, toprak lordlarına; Whig’ler (liberal Parti) Tory’lere (Muhafazakâr Parti) karşı üstünlük sağlamışlardı (4). İhracata dönük üretim ise iç pazara dönük üretimin onlarca katına çıkmıştı.
Osmanlı ise kapitülasyonların sürekli imtiyazlar olarak tescil edildiği yıl olan 1740’den beri yüzde 3 ile yüzde 5 arasında değişen ithal vergileri alarak serbest bir gümrük rejimi uyguluyordu (5).
Diğer taraftan bu dönemde İngiltere’de de korumacılığa yönelme çabalarının olduğu da ileri sürülüyor.
Örneğin Currow’a göre (6), 1870’lere gelindiğinde, Fransa ve ABD gibi yeni sanayileşen ülkeler İngiltere’ye rakip olarak sahneye çıktılar. Bu gelişme, İngiltere’nin bu ülkelere karşı korumacı önlemlere başvurmasıyla sonuçlandı. Yeni tarifelerle mevcut sömürgelerini bu ülkelerden gelecek mallara kapatmaya zorlarken, aynı zamanda kendi ile sömürgeleri arasında bir tür gümrük birliği uygulamasına geçti. Bu önlemlerle dünya ticaretindeki tekelci konumunu ve sömürgelerdeki piyasalarını rakiplerine karşı korumaya çalıştı.

BİRİNCİ PAYLAŞIM SAVAŞI ÖNCESİNDE KORUMACILIK ARTTI
Kıta Avrupası’nda korumacılık Rusya, Avusturya ve İspanya tarafından 1877’de başlatıldı. Daha sonra 1879’da Almanya ve 1880’lerin sonlarından itibaren, İtalya, İsviçre ve Belçika gümrük duvarları aracılığıyla korumacılığa döndüler. Bu geri dönüşlerin nedeni özellikle Kuzey Amerika’dan kaynaklanan tahıl istilasından korunmak ve yavaşlayan ekonomik büyümeyi hızlandırmaktı (7).

KAPİTALİST KRİZ KORUMACILIĞA DÖNÜŞÜ TEŞVİK EDİYOR
Kısaca kapitalizmin ilk küresel krizinin tomurcuklanmaya başladığı 1870’lerin başlarında eski serbest ticaret teorileri ve uygulamaları terkedilerek korumacılığa yeniden dönüldü.
Bugün de, bir taraftan küreselleşme sürerken, diğer taraftan bir kez daha korumacılığa dönüş süreci yaşanıyor. Bu kez sahnede 1929 krizi sonrasında korumacılık deneyiminde olduğu gibi bir zamanların serbest ticaret savunucusu ABD var.
Eskiden olduğu gibi azgelişmiş ülkelerin korumacı politikalar uygulayacak güçleri ya da niyetleri yok.

NEO-MERKANTİLİZM
Trump liderliğinde ABD, Çin ve Meksika’nın yanı sıra bazı Batılı ülkelerden gelen ithalata uyguladığı tarifeleri yükselterek ve Obama döneminde hazırlanmış olan TPP ve TIPP gibi uluslararası anlaşmaların imzalanmasından vazgeçerek korumacılığa ya da bir tür Neo-Merkantilizme geri dönmeye başladı.
ABD’nin korumacı politikalarının yaklaşan resesyon ile ilişkisi Amerikalı Marksist iktisatçı Wolff tarafından şöyle anlatılıyor:
“Kendini “Tarife Adam” olarak tanıtan Trump, koyduğu tarifelerle ABD ekonomisinin resesyona girmesini önlemeye çalışsa da, koyduğu bu tarifelerinin bedelini Amerikan halkına ödetecek.” (8)

DİP NOTLAR:
(1) Kenneth L. Robinson, “Alternative Trade Policies”,ageconsearch.umn.edu/bitstream/17618/1/ar520036.pdf, s. 36.
(2) “On the Question of Free Trade”, Marx-Engels Works 1888 (Engels’in giriş yazısı)
https://www.marxists.org/…/…/works/1888/free-trade/index.htm.
(3) Agm.
(4) Oğuz Oyan, “XIX. Yüzyıl Avrupası ve Fransa örneği, dış ticarette liberalleşmenin tarihsel öğretileri”, Yapıt-Toplumsal Araştırmalar Dergisi, Sayı 6 (Ağustos-Eylül 1984), s. 53.
(5) Agm., s. 54.
(6) Heinrich Currow, “Trade Agreements and Imperial Expansion Policy (May 1910), Discovering Imperialism (Richard B. Day and Daniel Gaido9, Hay Market Books, 2012 içinde, s. 182-183.
(7) Oyan, agm, s. 57-8.
(8) Economic Update: A New Labor Movement Rising, 
https://roarmag.org (18 June 2019).