faiz indirimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
faiz indirimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2024 Cumartesi

Faiz indirimi

 

Madem yüksek enflasyonda faizi indirebiliyorsunuz, o halde neden asgari ücreti baskılıyorsunuz?

Mustafa Durmuş

28 Aralık 2024

Malum, perşembe günü TCMB’nin faiz konusunda ne yapacağı merak ediliyordu.

TCMB yayınladığı duyuru ile politika faizini 2,5 puan indirerek yüzde 47,5’e düşürdü. Böylece Cumhurbaşkanının “yıl sonundan itibaren faizlerin indirilebileceğine ilişkin” öngörüsü de gerçekleşmiş oldu.

Duyuruda bu faiz indiriminin gerekçesi özetle,” toplam talep ve enflasyondaki iyileşme” olarak şöyle ifade ediliyor:

“Enflasyonun ana eğilimi kasım ayında yataya yakın seyretmiştir. Öncü veriler aralık ayında ana eğilimde düşüşe işaret etmektedir.  Son çeyreğe ilişkin göstergeler yurt içi talebin yavaşlamayı sürdürerek enflasyondaki düşüşü destekleyici seviyelerde bulunduğunu göstermektedir. Temel mal enflasyonu düşük seyretmeye devam ederken, hizmet enflasyonundaki iyileşme belirginleşmektedir. İşlenmemiş gıda enflasyonu önceki iki aydaki yüksek seyrin ardından aralık ayında ılımlı görünmektedir… Para politikasındaki kararlı duruş; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinde düzelme vasıtası ile aylık enflasyonun ana eğilimini düşürmekte ve dezenflasyon sürecini güçlendirmektedir. Maliye politikasının artan eşgüdümü de bu sürece önemli katkı sağlayacaktır”.

Nitekim birçok ana akım iktisatçı ve TOBB gibi sermaye örgütü faiz indirimini yerinde bulurken, basın açıklamasında yer alan toplam talep ve enflasyondaki düşüş eğilimine vurgu yaptılar.

Para-Maliye-Gelir Politikası Üçlüsü

Biraz iktisat kitaplarına dönüş yapalım. Kitaplar piyasa ekonomilerinde iktidarların enflasyonu düşürme konusunda kullanabileceği para, maliye ve gelir politikası gibi üç önemli politika aracı olduğunu yazarlar. Ayrıca bu kitaplarda bu üç aracın birbiriyle uyumlu kullanılması gerektiği de ileri sürülür.

Örnek olarak, eğer enflasyonla mücadele söz konusuysa ve enflasyonun nedeni olarak da toplam talebin toplam arzdan çok yüksek olma hali gösteriliyorsa (ki Türkiye’de ağırlıklı resmi görüş bu yönde), bu üç politika aracının da sıkı olması gerekir. Yani sıkı para, sıkı maliye ve sıkı gelir politikası üçlüsünün uyumlu olması, biri “beyaz” derken diğerlerinin “siyah” dememesi gerekir.

İktidar kurala ne kadar uyuyor?

Maliye politikası bir süredir sıkılaştırılıyor. 2025 yılında çok daha sıkı bir maliye politikası uygulanacağı Orta Vadeli Program ile daha önce açıklanmıştı.

Örnek olarak, mevcut yüzde17,4’lük toplam vergi yükünün (vergi/GSYH) seneye yaklaşık 1 puan yükseltilerek yüzde18,3’ün üzerine çıkarılması maliye politikasında sıkılaşmayı gösteriyor. Yani seneye daha fazla vergi salınacak.

Siyasal iktidar genelde sermayeden vergi almayı tercih etmediği için bu vergileri ağırlıklı olarak emekçilerden, halktan toplayacak. Son zamanlarda gerek elektrik ve doğal gaz fiyatlarına, gerekse de benzin, motorin, LPG ve alkollü içkiden alınan vergilere yapılan zamlar bunun bir kanıtı. Bu yüzden de bir maliye politikası aracı olarak 2025 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi gelecekte halktan yana değil, halka daha fazla kemer sıktıran bir bütçe olarak anılacaktır.

Harcamalar tarafında da özellikle de personele dönük harcamalarda ve halka dönük sosyal harcamalarda ve yatırım harcamalarında ciddi bir kesinti yani kemer sıkmaya gidileceği Bütçede açıklandı.

Kısaca, Bütçe önümüzdeki yıl kamu emekçilerinin ücret ve maaşlarına bu kesimleri rahatlatacak bir zam yapılmasının mümkün olmayacağını ifade ediyor. Zira personel harcamaları 2023’ten 2024’e yaklaşık yüzde102 oranında artırılmışken, 2025’te bu artışın sadece yüzde 30 olması hedefleniyor. Hali hazırda 11 aylık sermaye transferlerinin sadece yüzde %10 oranında gerçekleşmesi ise (eğer aralık ayında bu açık kapatılmazsa), izlenen maliye politikasının yeni yatırımların yapılmasını amaçlamadığını gösteriyor.

Yüzde 44 yeniden değerleme oranı

İlave olarak, yüzde 43,93 olarak belirlenen yeniden değerleme oranını düşürme yetkisi varken Cumhurbaşkanı bu yetkisini kullanmadı.

Böylece devlet, gelir vergisi dilimleri, motorlu taşıtlar vergisi tutarları, çevre temizlik vergisi tutarları, usulsüzlük, özel usulsüzlük cezaları gibi çeşitli had ve miktarlar, maktu damga vergileri ve damga vergisine ilişkin üst sınır, yurt dışı çıkış harcı, pasaport harçları ve trafik cezaları da dahil olmak üzere, alacakları konusunda hedeflenen enflasyon oranının (yüzde 21) en az iki katı bir oran uygulayacak.

Son üç yılın en düşük asgari ücret zammı

Gelirler politikası alanında son yılların en düşük asgari ücret zammının yapılması (yüzde 30) iktidarın sıkı gelir politikası uygulamaya kararlı olduğunu gösteriyor.

Çünkü 2023 yılında asgari ücrete yüzde 34’ü; 2024 Ocak ayında yüzde 49’u aşan oranda zam yapılmıştı. Bu yıl bunun yüzde 30’a düşürülmesi enflasyonla mücadelenin faturasının asıl olarak toplumun en yoksullarına, en korumasızlarına, en örgütsüzlerine ödettirileceğinin bir kanıtı.

Son olarak, para politikası kapsamında politika faizinin düşürülmesi ve bu düşüşün muhtemelen sürecek olması bundan böyle sıkı para politikasından adım adım vaz geçileceği yani bu politikanın gevşetileceği anlamına geliyor.

Bu, artık “bir erken seçim hamlesi midir yoksa sermayenin özellikle de durgunluk ve ağır borç yükü içindeki kesimlerinin rahatlatılarak gazlarının alınma operasyonu mudur”, ilerde anlaşılacak.

2 sıkı 1 gevşek

O halde biz emekçiler adına şu soruları soralım iktidara:

Eğer politika faizini “enflasyonda durum iyiye gidiyor” diye düşürdüyseniz, aynı gerekçeyle asgari ücretliye daha fazla zam yapabilirdiniz, neden yapmadınız?

Toplam talebi düşürmek için asgari ücret zammını daha yüksek tutamadığınızı söylüyorsunuz. Peki faiz indirimleri toplam talebi (para kullanma ve kredi maliyetlerinin düşmesinden dolayı) artırmayacak mı?

Neden patronlar söz konusu olduğunda vidayı gevşetiyor, işçiler söz konusu olduğunda vidayı daha da sıkıyorsunuz?

Sanayicisinden, inşaatçısına, büyük tüccarından bankacısına kadar sermaye sınıfının kârlarını daha da artırarak onları mutlu ederken, asgari ücreti açlık ücretine dönüştürerek işçi sınıfını, emekçileri perişan ettiğinizin farkında değil misiniz?


 


26 Temmuz 2019 Cuma

“AÇ GÖZÜNÜ SEYRET TEKRARI YOK BUNUN”-Faiz İndirimi


“AÇ GÖZÜNÜ SEYRET TEKRARI YOK BUNUN”

Mustafa Durmuş

25 Temmuz 2019
Merkez Bankası’nın faiz indirim kararı nedense bana Grup Gündoğarken’in “Olacak o kadar” adlı o muhteşem şarkısının sözleri hatırlattı.
Beklendiği gibi, bugün Merkez Bankası’nın yeni Başkanı Murat Uysal’ın da üyesi olduğu MB Para Politikası Kurulu (PPK),  politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 24’ten yüzde 19,75’e indirdi. Yani 4, 25 puan birden indirim yapıldı.  
İşin gerçeği 1 ya da 2 puanlık bir indirim beklenirken bu denli (beşte bir oranında) bir indirim sürpriz oldu. Reel faiz oranlarının gerçekte negatif olduğu bir dönemde bu büyük cesaret.
Bu hamleyi cesaretle mi, yoksa mecburiyetle mi açıklamak gerekir sorusunun yanıtı zaman içinde netleşecek. Ama bir seferde böyle bir büyük indirim sorunun da büyük olduğunu gösteriyor.
Böylece bankalar MB’den beşte bir oranında daha düşük faizle borçlanıp bu parayı piyasada kredi olarak ya da Hazine’nin borçlanma ihalelerine girerek satabilecekler.

İBRETLİK BİR GEREKÇE
Faiz indirimi kararının gerekçesi (1)  iktisat derslerinde okutulacak nitelikte, ibretlik bir gerekçe.
Ancak karar gerekçesinin en önemli kısmı son cümlede yer alıyor. Şöyle diyor PPK:
“Açıklanacak her türlü yeni verinin ve haberin Kurul’un geleceğe yönelik politika duruşunu değiştirmesine neden olabileceği önemle vurgulanmalıdır”.
Yani Kurul şunu söylüyor: Biz bu kararı çok özel koşullar altında aldık, bu nedenle de bundan sonraki kararlar çok farklı olabilir.
Bu karar ve kararda yer alan ifade, son haftalarda Torba Yasa’daki MB ihtiyat akçesinin Hazine’ye aktarılması ve MB Başkanının (faiz indirimine karşı çıktığı için)  görevden alınmasıyla birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki gibi  bir sonuca varırsak haksızlık etmiş olmayız.

EKONOMİK DEĞİL, POLİTİK BİR KARAR
Siyasal iktidar tarafından haftalar öncesinde alınan politik bir karar Merkez Bankası’nca ekonomik gerekçelerle resmileştirilmiş. Ancak PPK üyeleri kendilerini kurtarabilmek için yukarıdaki son cümleyi karara eklemişler.
Kararın içeriği ise çelişkiler ve tutarsızlıklarla dolu. Çünkü özetle şöyle bir gerekçeye dayanıyor: “Faizi indirdik, zira ekonomide toparlanma işaretleri görüyoruz”.
Cari açığın fazlaya dönmesini (gerçek nedeninden kopuk bir biçimde değerlendirerek), idari tedbirlerle enflasyonun düşük gösterilmesini toparlanma işaretleri sayarken;  işsizlik, ekonomik küçülme, yatırımların azalması ve ekonomiye olan güvenin azalması gibi diğer faktörleri görmezden gelmek ne denli ikna edicidir sorusunu şimdilik bir kenara bırakalım.

EKONOMİ KİTAPLARINI BİR KENARA ATABİLİRSİNİZ!
Diğer yandan ana akım ekonomi teorisinin üzerinde uzlaştığı genel çıkarım şudur: Bir ekonomi toparlanıyorsa faiz indirimine gerek kalmaz. Ekonomi resesyonda ve krizdeyse (ya da böyle bir beklenti varsa) faiz indirimine gidilir ki sistemin makinalarını yağlayan unsur olan faiz işe yarasın, ekonomi canlansın. 
O halde, PPK ya ekonominin resesyonda olduğunu zımni olarak kabul ediyor ya da o da artık “faiz-enflasyon -büyüme ilişkisi” konusunda, ana akım iktisatçıların dahi reddettiği bir yanlışa sahip çıkıyor. Bunun bilimsel bir eleştiri ya da ana akıma karşı çıkış olmadığının, sadece Yeni Fisher’ci düşüncenin çarpıtılmış bir sonucu olduğunun altını çizelim.
Politika faizinin düşüşü ekonominin bütününü etkilediğinden, bu indirimin etkisinin döviz kurunun ve enflasyonun yükselişe geçmesi biçiminde olması beklenir. Öyle ki politika faizi yükseltildiğinde kur düşer, TL değer kazanırken; politika faizi düşürüldüğünde tersi olur, yani kur yükselir, TL değer kaybeder. Nitekim dünden bu yana bu kararın indirim yönünde olmasını bekleyen piyasalar bunu fiyatlamaya başladı ve ABD doları kararın ardından 5,76’yı gördü (müdahale ile 5,69’a geriledi).
Bu karar ekonomi yönetiminin Türkiye’ye doğru olan uluslararası sermaye girişleri konusundaki beklentiyi iyice düşürdüğünü da gösteriyor (zira sıcak paranın yüksek reel faiz-düşük kur sevdiği bir gerçek). Bu da kısa vadede doların kurunun yükseleceğinin bir diğer göstergesi.

SİYASAL İKTİDAR BU KARARI NEDEN ALDI?
Öncelikle, son 17 yılın temel sermaye-servet birikim rejimi olan inşaat ve emlake dayalı birikim modeli tıkandı. İnşaat sektörü çok zorda, konutlar, plazalar, AVM’lerdeki dükkânlar satılamıyor. Yüksek faiz yüksek morgıç faizi demek. Bu nedenle de sektördeki batak sermaye gruplarını kurtarabilmek için (ekonominin genel çıkarlarına aykırı da olsa) bu çapta bir faiz indirimi kararının alındığını ileri sürmek mümkün.
İkinci neden kanunlaşan Torba Yasa’daki düzenlemeyle ilgili. Merkez Bankası’nın  46 milyar liralık birikmiş ihtiyat akçesi Hazine’ye aktarıldı. Daha önce aktarılmış olan MB kârı ile birlikte bu 90 milyar liranın üzerinde bir kaynak anlamına geliyor
Böyle büyük bir kaynak, Bütçe açığını, Hazine nakit açığını kapatmaya yeter diye düşündüklerinden, bu kaynağa el konuldu. Böylece borçlanma gereğini artırmadan, faiz oranlarını yükseltmeden düşük faiz politikasıyla ekonomiyi biraz rahatlatabileceklerine inanıyorlar.
Ancak 2017 yılında ekonominin ucuz KGF kredileriyle hormonlu olarak nasıl yüzde 7,4 büyütüldüğü, sonrasında ise nasıl çakılarak bugünlere geldiği unutulmamalı.

TEKRARI OLMAYAN BİR MÜDAHALE
Kaldı ki bu kaynak (vergi gelirlerinin tersine) sürekli bir kaynak değil. Yani tekrarı yok bunun. Kısa vadede rahatlama sağlasa da, bugün alınan faiz indirimi kararını desteklese de, sorun birikimli bir biçimde kısa bir süre sonra tekrar karşımıza gelecektir. Yani ne MB kaynağının, ne de bu çapta bir faiz indiriminin tekrarı yok…

DERİN İHTİYAÇLAR SERT KARARLAR ALDIRIR
Özetle bir süredir politik ihtiyaçlar her şeyin önünde yer alıyor. İktidar bloku açısından, iktidar partisindeki çözülmeyi durdurmak gerekiyor (ya da en azından toplumsal muhalefeti güçlendirecek kararlardan sakınarak, popülist kararlar almak gerekiyor). Bu da bugünü kurtarmak için geleceğin kolayca feda edilmesiyle sonuçlanıyor.
Diğer yandan bu yönelim sorunu sadece ötelemeye yarar, sorunu ortadan kaldırmaz, daha da büyütür. Ayrıca devlet maliyesinin bu denli açık verdiği, yani mali sorunların bu denli baskın olduğu bir anda piyasalar nezdinde güvenirliği de tartışılmakta olan MB’nin bu şekilde kullanılması para politikasının araçlarını da tamamen etkisiz kılar. Bu durumda bir önceki yazımızda belirttiğimiz gibi bir süredir yapılmakta olan monetizasyon daha da artar ve kaçınılmaz finansman biçimi haline gelir.

DİP NOTLAR

(1) T.C. Merkez Bankası, Para Politikası Kurulu Kararı,
https://www.tcmb.gov.tr (25 Temmuz 2019).






24 Haziran 2019 Pazartesi

DÖKME SU İLE DEĞİRMEN DÖNMEZ


DÖKME SU İLE DEĞİRMEN DÖNMEZ

Mustafa Durmuş

22 Haziran 2019

Krizdeki bir ekonomi (üstelik kısa vadeli dış borç ödemeleri çok yüksek düzeydeyse), hem bu dövizi fiilen bulabilmesi, hem de bunu düşük kurla ve düşük faizle temin edebilmesi çok zorlaşır.
Bu tespit Türkiye ekonomisinin durumunu tam olarak yansıtıyor. Öyle ki bir yıl içinde ödenmesi gereken 177 milyar dolar dış borç, buna karşılık TL karşısında ciddi oranda değer kazanmış döviz kurları, dünyanın en yüksek faizlerinden borç bulmakta dahi zorlanan ve sıcak para girişleri ciddi ölçüde azalmış bir ekonomi gerçeğimiz var.

En az 1 ya da 2 faiz indirimi bekleniyor
Bu bağlamda bu haftaki FED toplantısının ardından Başkan Powell’in yaptığı açıklama Türkiye için çok önemliydi. Çünkü Powell FED’in bu yıl faizleri indireceğini söyledi. Bu, FED’in birkaç ay önceki faiz indirimi yapılmayacağı (hatta artırıma gidilebileceği) yönündeki açıklamalarından çok farklı bir açıklama.
Yapılan bir ankete göre, uluslararası finansal vadeli işlemler piyasasının aktörleri bu yıl faizlerde, Temmuz’da bir seferlik indirim olmasını yüzde 100 ihtimalle ve Eylül’de ikinci bir indirimi yüzde 50’den yüksek bir ihtimalle bekliyorlar (1).

Kur az da olsa gevşedi
Bu açıklamanın etkisiyle; ABD borsaları yükseldi, doların diğer güçlü paralar karşısında değeri ve 10 yıllık ABD Hazine bonolarının getirisi düştü. Türkiye’de ise TL/dolar kuru bir miktar gevşedi ve açıklama öncesinde 5,84 olan dolar kuru 5,77’ye geriledi (ancak bugün tekrar yükselerek 5,82’i oldu).
Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) faiz oranlarını artırmayarak parasal genişlemeye devam etme kararı ile birlikte bu karar FED ’in Türkiye’nin “imdadına yetişmesi” olarak değerlendiriliyor. Böyle bir indirimin ekonominin krizden çıkışına yardımcı olacağı, çünkü ekonominin ihtiyacı olan yabancı kaynağın (likiditenin) sağlanabileceği, böylece kurun ve ardından enflasyonun düşeceği ileri sürülüyor (2).
Parasal bollaşmayla sonuçlanacak faiz indirimi karar neden alındı, bunun uluslararası sermaye hareketleri üzerindeki olası etkileri neler ve bu durum krizdeki Türkiye ekonomisi için gerçekten can simidi olabilir mi?

Faiz indirimi kararı neden alındı?
Faiz indirimi kararının nedenini anlayabilmek için öncelikli olarak bu kararı alan ülke olan ABD ekonomisinin ne durumda olduğuna bakmak gerekiyor? Teorik olarak faiz indirimi durgunluk içindeki (ya da girmesi beklenen) bir ekonomide yatırım ve tüketim harcamalarını canlandırmak için yapılır.
Ancak veriler ABD ekonomisinin diğer Merkez Ekonomileri ya da Çin ekonomisi ile kıyaslandığında çok daha iyi durumda olduğunu gösteriyor. Borç stoklarının yüksekliğini bir kenara koyarsak, işsizlik yüzde 3,6’ya düştü (tam istihdam sınırında), enflasyon yüzde 2’nin altında ve kâr oranları 2008 krizi sonrasındaki yükselme eğilimini sürdürüyor. Bütün bunların sonucunda (her ne kadar “yeşil filizlerin sararmakta olduğu” teşhisi yapılsa da) bu yılın ilk çeyreğinde büyüme hızı yüzde 3,2 oldu (3).

FED diğer ekonomileri düşünür mü?
O halde FED (aslında ABD finans sermayesi) bu kararı neden aldı? Yüzeysel, iyimser yorum, ABD’nin kendinden çok, dünyanın geri kalan ekonomilerinin içinde bulunduğu durumdan endişelendiği, özellikle de yükselen ekonomileri düşündüğü yönünde. Buna göre, küreselleşmiş bir dünyada deyim yerindeyse “sadece kendinizin iyi olması yetmiyor. Sürdürülebilir bir iyilik için herkesin iyi olması lazım”.
Ancak Trump’ın uyguladığı hem içerdeki vergi indirimi, hem de ithalatta yüksek tarife politikaları bu iyimser görüşü çürütüyor.

Küresel resesyon olasılığı FED’i endişelendiriyor
Yine ana akım içinden, ancak biraz daha ayakları yere basan bir yaklaşım ise ABD’nin bu kararı almasındaki asıl etkenin Çin’e karşı yürüttüğü ticaret savaşlarının dünya ticaretini yavaşlatması ve dünya ekonomisinin büyümesini frenlemesi, hatta küresel bir resesyona neden olacak bir potansiyele sahip olması.
FED faiz oranlarını düşürerek bu olumsuz gidişatı durdurmaya ve tersine çevirmeye çalışıyor. Yani aslında başkaları için bir şey yapıyor görünürken kendi resesyon olasılığını bertaraf etme hali. Çünkü dünya ekonomisi hiç olmadığı kadar birbirine bağımlı halde. Çin’de ya da Hindistan’da ortaya çıkacak bir olumsuz gelişmenin ABD ekonomisini etkilememesi mümkün değil.
Nitekim dünya ekonomisindeki bu yılki küresel büyümenin yüzde 33’ünü Çin’in, yüzde 30’unu diğer Asya ülkelerinin (Hindistan gibi), yüzde 11’ini, ABD’nin ve yüzde 4’ünü Avro Bölgesi ülkelerinin gerçekleştireceği tahmin ediliyor (4).

Çin ve Hindistan ekonomileri yavaşladı
Bu küresel büyüme motorları arasında yüzde 50’den fazla paya sahip iki ekonomide (Çin ve Hindistan’da) durumlar iyi değil. Çünkü 2008 krizinden sonra dünya ekonomisinden pozitif ayrışarak dünyanın geri kalan ülkelerini resesyondan çıkarma işlevini yüklenmiş olan bu iki ekonominin büyümesi yavaşladı.
Çin’de geçen yılın son çeyrek büyümesi yüzde 6,4 ve Hindistan’da yüzde 6,8 olabildi. “Yeşil filizlerin sararması” tanımı bu iki ülke için daha uygun bir tanım gibi görünüyor.
Özellikle de Çin’den kaynaklanabilecek bir kriz dalgası, başta ABD olmak üzere tüm dünyayı sarsabilecek boyutta olacaktır. Bunun işaretleri de mevcut.

Çin’de patlamaya hazır finansal balonlar
Öncelikle, Çin’de 2018’in son çeyreğinde finans dışı sektör şirketlerinin borcu 19, 8 trilyon dolara erişti. Çin’de şirket borcunun GSYH’ye oranı ABD’dekinin 2 katından fazla oldu (ABD’de bu oran yüzde 74, 5, Çin’de ise yüzde 151,6 oldu) (5).
Kısaca yerel yönetimlerin devasa borçları da dâhil edildiğinde, Çin’de her an patlamaya hazır ciddi bir borç balonu mevcut.

Çin’de cari açık dönemi başlıyor
İkinci olarak, Çin ekonomisinde (hem artan ithalat maliyetlerinden kaynaklı olarak döngüsel faktörler, hem de finans sektöründeki gelişmelerden kaynaklı olarak yapısal faktörlerden dolayı) cari açık dönemi başlıyor.
2018 yılında, son 15 yıldan bu yana Çin ekonomisi ilk kez cari açık verecek (eksi binde 3). 2030 yılına kadar bu açığın eksi yüzde 1,6’ya çıkması bekleniyor. Bu da Çin’i sermaye ihracatçısı olmaktan çıkartıp, net sermaye ithalatçısı haline getirecek. 2019-2030 arasında her yıl ülkeye 200 milyar dolarlık yabancı kaynağın girmesi gerekiyor (6).

Ticaret savaşları daha çok Çin’i vuruyor
Çin’de ABD ile yaşanan ticaret savaşı ve tarife gerginliği yüzünden ABD’nin Çin’den olan ithalatı (Ekim 2018- Mart 2019 arasında) 52,3 milyar dolardan 38,3 milyar dolara olmak üzere, 14 milyar dolar azaldı. ABD’nin Çin’e olan ihracatı ise (Mart 2018-Mart 2019 arasında) 12,4 milyar dolardan 10,4 milyar dolara olmak üzere 2 milyar dolar azaldı (7).
Yani iki ülke arasındaki ticaret savaşlarından şu ana kadar Çin daha ağır etkilendi. Ayrıca Çin’de, ABD ile yaşanan ticaret savaşı ve tarife gerginliği yüzünden Nisan ayından itibaren göstergeler kötüleşmeye başladı.
Öyle ki Mart 2019’dan itibaren sanayi hasılası artış hızı yüzde 8,5’ten yüzde 5,4’e; perakende satışlar yüzde 8,7’den yüzde 7,2’ye; sabit sermaye yatırımları yüzde 6,3’ten yüzde 6,1’e geriledi. Dahası ABD, 10 Mayıs 2019’da, Çin’den gelen 200 milyar dolar tutarında ithalata uyguladığı tarifeyi yüzde 10’dan yüzde 25’e yükseltti (8).

Çin cari açık verirse bu Türkiye’yi olumsuz etkiler
Çin’in cari açık vererek yabancı kaynak ithalatçısı durumuna gelmesi uluslararası finans kapital açısından yeni bir tahvil ve bono piyasası anlamına gelebilir. Ancak bu durum (aynı zamanda) Türkiye gibi diğer azgelişmiş ülkelerin yabancı kaynak kullanımını zorlaştırıp, bu kaynağı daha maliyetli hale gelmesiyle sonuçlanabilir.

Dünya ticareti daha da daralacak
Kısaca Çin’in dünyanın en büyük ithalat talebine sahip ekonomisi olması nedeniyle, ABD’nin Çin’e uyguladığı yasakların dünya ticaretini etkilemesi kaçınılmaz olacaktır.
Buna bir de moment kaybeden küresel ekonomik büyümenin neden olduğu ithalat talebindeki daralma eklendiğinde dünya ticaretindeki kötüleşme artarak sürecektir. Nitekim bu tespit IMF dâhil uluslararası örgütlerin küresel ekonomik büyümeye ilişkin tahminlerinde de (9) yer alıyor.
Dünya ticaretine ilişkin veriler bu endişeleri doğruluyor. Öyle ki Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) göre, dünya ticaret hacmi 2017 yılında yüzde 4,6 oranında artmıştı. 2018 yılında bu artış sadece yüzde 3 olabildi. Daha kötüsü, geçen yılın 3. Çeyreğinde yüzde 1,1 olan artış, 4. Çeyrekte eksi binde 6 ve 2019’un ilk çeyreğinde eksi binde 3 oldu (10).

Getiri Eğrisi terse döndü
Powell’in açıklamasının ardından (20 Haziran’da), 10 yıllık ABD Hazine bonolarının getirisi (faizi) 2016 Kasım’ından bu yana ilk kez yüzde 2’nin altına düşerek yüzde 1,97 oldu. 2 yıllıkların getirisi yüzde 1,75 olurken, 3 aylıklarınki yüzde 2,13 oldu ve 10 yıllıklarınkinin 11,6 baz puan üzerine çıktı (11).
Daha önce de (Mart 2019’da), 3 aylık Hazine bonosu getirisi yüzde 2,38’lik getiriye sahip 10 yıllıkların üstüne çıkarak yüzde 2,43 olmuştu (bu durum en son 2007 yılında yaşanmıştı). Keza yine Haziran ayında 10 yıllık devlet tahvillerinin getirisi 3 aylıkların getirisinin 21 baz puan altına düşmüştü (12).

Getiri Eğrisinin terse dönmesi resesyon belirtisi
Getiri eğrisinin terse dönmesi önemli, çünkü bu eğri piyasa iktisatçıları tarafından gelecekteki ekonomik büyümeyi ya da durgunluğu tahmin etmede başvurulan temel bir eğri. Öyle ki resesyonlar öncesinde uzun dönemli devlet tahvillerinin getirilerinin kısa dönemlilerin altına düştüğü gözlemleniyor.
Eğri farklı vadelere sahip devlet tahvillerinin getiri oranlarıyla oluşturuluyor. Piyasa analistleri de büyüme beklentisi ve resesyonu öngörmek için bu eğriyi kullanıyorlar. Eğri normalde yukarı doğru eğimli zira riskleri ortadan kaldırabilmek için uzun vadeli tahvillerin getirisi daha yüksek olmalı. Ancak bu durum ABD’de bir süredir terse döndü, iki vade arasındaki fark azaldı, eğri negatif eğimli hale geldi.
Aslında, sadece ABD’de değil; Avustralya, Britanya, Almanya, Japonya, Kanada, İsviçre, İngiltere, Japonya, Güney Kore ve Hong Kong’ ta da eğrinin negatif eğime döndüğünü ortaya koyan araştırmalar söz konusu. Bu gelişmelerin resesyon olmasa da, ekonomik durgunluğa işaret ettiği ileri sürülüyor. 2017 yılına kadar bu eğri ve iki getiri arasındaki fark (spread) pozitifti (13).

Türkiye’de hem Getiri Eğrisi ters, hem Kırılganlık Endeksi kötüleşti
Türkiye’de getiri eğrisi de benzer bir görünüm sergiliyor. 14 Mayıs 2019 tarihli DİBS ihalesinde 2,5 milyar liralık 1,9 yıl (707 gün) vadeli satış yüzde 24,55 faiz getirisiyle satıldı. Aynı gün yapılan 1,7 milyar liralık 6,2 yıllık (2,275 gün) DİBS satışında faiz getirisi ise yüzde 20,44 oldu. Bundan önce de (12 Şubat 2019 tarihinde) 9 aylık (336 gün) DİBS satışının faiz getirisi yüzde 19.10 olurken, 20 Şubat tarihli 6,5 yıllık (2,359 gün) DİBS satışının faiz getirisi yüzde 18,59 olarak belirlendi (14). Bu durum artan Kırılganlık Endeksi ve 450’yi aşan CDS’lerle de ile de teyit ediliyor.

Faiz indiriminden uluslararası sermaye hareketleri nasıl etkilenir?
FED’in açıklamasının Türkiye’yi en fazla ilgilendiren boyutu kuşkusuz düşürülen faiz oranları sonucunda, tahvil faiz oranları (getirisi) ABD’dekinin birkaç katı yüksek olan Türkiye’ye doğru sermaye akımlarının artıp artmayacağı ya da ülkeden çıkışların durup durmayacağı.
Çünkü Türkiye tahvil faizleri ve risk primi en yüksek ülkelerin başlarında (15) ve OECD içinde 10 yıllık tahvil faizi en hızlı yükselen ülkeler içinde birinci sırada (16) yer alıyor.
Normal koşullarda FED ve ECB’nin faiz düşürümü uluslararası sermaye akımlarının yeniden yükselen ekonomilere yönelmesiyle sonuçlanabilir ve böylece geçen yılın ikinci yarısında yaşanan büyük çaplı sermaye çıkışları tersine dönüp, sermaye girişlerine dönüşebilir.
Ancak meselenin hem sermaye hareketlerinin kaynağı olan ABD gibi Merkez Ekonomilerle, hem de alıcısı olan Çin ve Türkiye gibi ülkelerle ilgili boyutları var.

Faiz indirimi sağlıklı olmayan bir durumun sonucu
Öncelikle ABD’de düşük faiz oranları sistemin sağlıklı olmadığının, hatta tasarruf fazlası, düşük reel yatırım gibi kalıcı bir durgunluğun (secular stagnation) bir göstergesi olabilir. Nitekim ABD ekonomisinin bir-iki yıl içinde resesyona gireceğine inanılıyor. Üstelik yüksek borçluluk nedeniyle bunun derin bir resesyon olması bekleniyor (17). Bu arada 2000’li yılların başlarında ABD’nin faiz oranlarını düşürmeye başlamasının nedeninin yaklaşan resesyonu ötelemek olduğu unutulmamalı.
Çünkü Mart 2001’de ABD ekonomisinin durgunluğa girmeye başlaması ve 11 Eylül 2001 saldırılarının ekonomiye olan tüketici ve yatırımcı güvenini sarsması finansal bir çöküş yaşanabileceği endişesiyle FED’in kısa vadeli faiz oranlarını düşürmesine neden oldu. Faiz oranları yüzde 6,5 düzeylerinden yüzde 1,75’e kadar düşürüldü (18).

Kısa vadede belki rahatlatıcı, orta ve uzun vadede daha fazla zarar verici
Bugün faiz oranlarının yeniden düşürülecek olması aslında Çin ve diğer yükselen ekonomiler için kötü bir haber. Çünkü FED’in hali hazırdaki düşük faiz oranlarını daha da düşürmesi, ABD gibi yüksek bütçe açıkları veren ekonomilerde sadece para politikalarını uygulanamaz duruma getirmekle kalmayacak, aynı zamanda genişletici maliye politikalarının hayata geçirilmesini de zorlaştıracak. Bir resesyon durumunda Trump faturayı başkalarına kesmek için ticaret savaşlarını, tarife ve gümrük engellerini daha da artıracak. Bu da yükselen ekonomiler için yeni bir risk anlamına geliyor (19).
Yani faiz oranlarının indirilmesi yükselen ekonomileri kısa vadede rahatlatsa da, bunun orta ve uzun vadede faturası çok daha ağır olacaktır.

“FED daha ciddi sorunların üzerini örtüyor”
Nitekim Bloomberg, faiz indirim kararının zamanlamasından hareketle, FED’ in aslında çok daha temel ve uzun vadeli sorunlarının üstünü örtmeye çalıştığını ileri sürüyor (20).
Buna göre asıl sorun FED aracılığıyla yürütülen para politikalarının ve tamamlayıcı nitelikteki maliye politikalarını orta ve uzun vadede etkisiz hale gelmesi.

Para ve maliye politikaları sınırlarına erişti
Öncelikle, faiz indirimleri sürüp sıfır faize doğru yaklaştıkça para politikaları da etkisini yitirecektir. Keza maliye politikaları da etkisizleşecektir. Çünkü finans kapital maliye politikalarına geri dönüşü; finans piyasalarının ve finans sermayesinin itibar ve güç kaybetmesi olarak görür. Ayrıca bu denli finansallaşmış bir kapitalizmde ulus devletlerin uluslararası finans kapitali karşısına alacak pro-aktif maliye politikalarına yönelmeleri beklenmemeli.
Çünkü bunun bedeli sermaye çıkışlarının hızlanması ve ulusal paraların değer kaybetmesiyle ödenir. Yani finans kapitalin sınıfsal çıkarları koordineli bir teşvik politikası anlamında maliye politikalarının uygulanmasını önleyebilir.

Ya yeni bir kriz ya da radikal bir çözüm
Kısaca dünya ekonomisi özel bir duruma saplanmış kalmış durumda. Yavaş büyüme büyük ihtimalle resesyonla sonuçlanacak. Para politikası sınırlarına ulaştı. Yeni bir resesyonda para politikası için manevra alanı kalmadı. Finans kapital pro-aktif maliye politikalarına uzak durma konusunda uzlaşma içinde görünüyor.
O halde sistemin kendini restore edebilmesi için bir kriz yeterli olmadığında, bir yenisi kaçınılmaz gibi görünüyor. Yani sistem ya kendini yeni bir kriz ile restore edecek ya da sistem değişikliği gibi radikal bir çözüm gerekecek.

Türkiye ekonomik ve politik açıdan sermaye çekebilecek konumda değil
Asıl ve son soru FED faiz indiriminin (yaratacağı yabancı sermaye girişleri etkisi, kur ve enflasyon düşüşü biçiminde) Türkiye ekonomisini krizden çıkarmaya yardımcı olup olamayacağı.
Öncelikle ülkede derin bir çoklu kriz hali (ekonomik, politik ve sosyal) yaşanıyor. Ekonomik kriz anlamında büyüme hızı 2018 başından bu yana 8 kat azaldı. Ekonomi 2019’ de en iyimser tahminle yüzde 1 küçülecek. Bunun yüzde 3 olacağını ileri süren uluslararası kuruluşlar var.
Çünkü sırasıyla: Yatırımlar durdu. Perakende satışlar ve özel tüketim harcamaları sert düşüş yaşıyor. Yatırımcı ve tüketici güveni azalmaya, sanayi üretimi gerilemeye devam ediyor. Cari açık cari fazlaya döndü (bu durum resesyon göstergesi). Gerçek işsizlik, enflasyon ve yoksulluk yüzde 20 bandının üzerinde seyrediyor. Yüksek kur, yüksek faiz, yüksek özel sektör dış borç stoku, yüksek kısa vadeli dış borç ödemesi, yüksek CDS ve düşük borsa, sıfıra yakın rezervler finansal kriz riskinin sürdüğünü gösteriyor.

Kamu maliyesi krizi: Krizin son aşaması
Kamu maliyesine ilişkin göstergeler ise (bütçe açığı, vergiler, borçlanma, koşullu yükümlülükler, Merkez Bankası kaynaklarına el koyma gibi), ödemeler bilançosu (döviz) krizi biçiminde başlayan, borç ve bankacılık krizi potansiyelini sürdüren, derin bir resesyona dönüşen krizin, son aşama olarak kamu maliyesi krizine dönüşmekte olduğunu ortaya koyuyor.
2018 yılının üçüncü çeyreğinde, 5,1 milyar doları sıcak paradan, 12,6 milyar doları ise diğer sermaye kalemlerinden olmak üzere toplam 17,7 milyar dolarlık çıkış yaşanmış ve sermaye çıkışlarını finanse edebilmek için rezervlerde 9,1 milyar dolarlık azalış olurken, kaynağı belirsiz “net hata/noksan kaleminden” de 7,3 milyar dolarlık giriş olmuştu (21).
Bu yılın ilk 3 ayında durum daha da kötüleşti. Yabancı sermaye girişi (geçen yılın ilk 3 ayına göre) 11,8 milyar dolardan 7,6 milyar dolara düştü. Aynı dönemde Net Hata ve Noksan Kaleminden (kaynağı belirsiz döviz) eksi 5 milyar dolarlık bir çıkış var (22). Yani geçen yılın ilk 3 ayında ülkeye kaynağı belirsiz 3,7 milyar dolar gelmişken, bu yıl tersi olmuş ve 5 milyar doların üzerinde bu tür bir para çıkışı olmuş.
Böyle bir derin ekonomik kriz ve bunun başarısız, güven vermeyen yönetimi söz konusu iken; S-400 krizinin neden olacağı yeni ekonomik ve politik yaptırımları ve bölgede giderek artan jeo-politik riskleri ve ülkede derinleşen politik krizi de dikkate aldığımızda, FED faiz indiriminin yaraya merhem olmayacağı, olsa da bu iyileşmenin uzun sürmeyeceği apaçık ortada değil mi?

Dip Notlar
(1) https://www.cnbc.com/…/us-treasury-yelds-lower-after-federa…?
(2) Mahfi Eğilmez, “Fed İmdada Yetişti”,
http://www.mahfiegilmez.com/2019/06/fed-imdada-yetisti.html (20 Haziran 2019).
(3) C.P. Chandrasekhar and Jayati Ghosh, “Vanishing green shoots”,
https://rwer.wordpress.com/2019/04/10.
(4) Jeff Desjardins, 
https://www.visualcapitalist.com/economies-global-growth-20… (15 March 2019).
(5) 
https://wolfstreet.com/…/the-countries-with-the-biggest-cor…).
(6) “Facing current account deficit, China looks abroad for capital”,
https://www.morganstanley.com/ideas/china-foreign-capital? (13 April 2019).
(7) C. P. Chandrasekhar and Jayati Ghosh, “Disruption in the World of Trade”, 
https://mronline.org/…/…/15/disruption-in-the-world-of-trade (11 June 2019).
(8) Agm.
(9) Gita Gopinath, “The Global Economy: A Delicate Moment”,
https://blogs.imf.org/2019/04/09.
(10) Chandrasekhar and Ghosh, Disruption, agm.
(11) 
https://www.cnbc.com/…/us-treasury-yelds-lower-after-federa…?
(12) Inês Gonçalves Raposo, “The Inverted Yield Curve”, 
www.bruegel.blog(9 June 2019).
(13) Agm.
(14) T.C.M.B. Verileri.
(15) IMF, Fiscal Monitor, Curbing Corruption, April 2019, s. 13.
(16) OECD, Economic Outlook, Trade uncertainty dragging down global growth (21 May 2019).
(17) 
http://www.cadtm.org/The-mountain-of-corporate-debt-will-be… (13 April 2019).
(18) Mustafa Durmuş, Kapitalizmin Krizi, 4. Baskı, Gazi Kitabevi, (Ekim 2013), s. 134.
(19) Barry Eichengreen, “Emerging Risks for Emerging Economies”,
https://www.project-syndicate.org (10 April 2019).
(20) 
https://www.bloomberg.com/…/fed-leaves-rates-unchanged-as-l…?
(21) Zafer Yükseler, “Türkiye’de cari işlemler dengesi fazlası ve olası etkiler (Kriz dönemleri ile karşılaştırma)”, (Aralık 2018), s. 2.
(22) T.C. Merkez Bankası, Ödemeler Dengesi İstatistikleri, Mart 2019, Tablo 1. Ödemeler Dengesi Altıncı El Kitabı - Analitik Sunum, s.2.


Formun Üstü
Formun Altı