Asgari Ücret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Asgari Ücret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2026 Pazartesi

Enflasyon

 

Temmuz Ayı Enflasyonu Artarken, Ücretlerdeki Erime Sürüyor!

Mustafa Durmuş

3 Ağustos 2026

Temmuz ayı enflasyonu açıklandı.

Artık bir klasik haline dönüşen bir gerçek var: TÜİK, ENAG ve İTO tarafından hesaplanan aylık ve yıllık enflasyon oranları arasındaki açık ara fark sürüyor.

TÜİK’in yıllık enflasyonu yüzde 31,75 iken bu oran ENAG’ın hesaplamalarında yüzde 50,49’a çıkıyor. TÜİK’in aylık enflasyonu yüzde 1,78 iken, ENAG’ın aylık enflasyonu ise yüzde 3,07. (Bu arada Temmuz ayı sonlarında petrole gelen yapılan zamlar Ağustos ayının enflasyonuna yansıyacaktır).



Belli ki TÜİK enflasyonu olduğundan daha düşük gösterme politikasını sürdürüyor. Geçen ayın daha düşük çıkmasının nedeni ise işçi ve memur emeklilerine yapılacak olan zammın 6 ayılık kümülatif enflasyona endekslenmesi. Zira aylık enflasyon ne kadar düşük olursa, emekliye verilecek zam da o kadar az oluyor. Temmuz ayı enflasyonunun iki kat yüksek çıkmasının bir önemi yok zira ücret zammı hesabında dikkate alınmıyor.

Zurnanın zırt dediği yer: Açıklanmayan madde fiyat listesi!

Bir süredir TÜİK hukuka aykırı bir biçimde enflasyon sepetinde yer alan yüzlerce maddenin fiyatlarındaki değişimleri açıklamıyor. Çünkü açıkladığında TÜFE oranının ne kadar düşük gösterildiği ortaya çıkabilir.

Oysa, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) tarafından açılan bir davada Ankara 6. İdare Mahkemesi, DİSK tarafından istenen bilgilerin açıklanmasının kurumun görevi gereği olduğunu belirterek bilgi talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğuna hükmetti. Kesinleşmiş hükme rağmen TÜİK buna uymuyor ve madde fiyat listesini hala yayınlamıyor. Böylece gerçek fiyat artışlarını gizlemeye devam ediyor.

Yüksek enflasyon TÜİK’in manipüle edilmiş verilerine rağmen, emekçileri yoksullaştırmaya devam ediyor

Öyle ki ocak ayında 28,075 TL olan asgari ücret, 7 aylık enflasyon yüzünden 23,450 TL’ye; en düşük emekli aylığı 20,000 TL’den 16,705 TL’ye geriledi. Böylece ilk 7 ayda, asgari ücretlinin toplam ücretinin 4,625 TL’si; emekli ücretinin ise 3,295 TL’si enflasyonla ceplerinden alındı.


Başarılı mı, başarısız mı?

Eğer siyasal iktidarların görevi toplumu yoksullaştıran yüksek enflasyon gibi etkenlere karşı onu korumaksa, İktidar Bloku bu görevi yapamıyor, halkın yoksulluğunu daha da artırıyor.

Yok eğer siyasal iktidar bilerek ve isteyerek halkı yoksullaştırmayı, mülksüzleştirmeyi; buna karşılık izlediği mali destek politikalarıyla ve faiz politikalarıyla sermaye ve servet zenginlerini daha da zenginleştirmeyi hedefliyorsa, bu konuda oldukça başarılı olduğunu kabul etmek lazım. Zira toplumdaki gelir ve servet uçurumu özellikle de son 10 yıldır inanılmaz bir biçimde derinleşti.

Kuşkusuz bu gidişat ekonomik büyümeyi yavaşlatacağı, işsizliği artıracağı ve ekonomiyi krizlerle baş başa bırakacağı için de ayrıca tehlikeli.

Ekonominin yapısal hale gelmiş ve son 23 yıldır daha da büyüyen sorunları sadece ekonomik kararlar alarak da çözümlenemez. Bu konuda demokratik siyasetin ön alması ve halktan gerçek verilerin saklanmasını önlemesi gerekiyor.

Özetle, onurlu iş, ekmek ve aş biçimindeki bir ekonomik mücadele, özgürlükler, insan haklarına saygı ve özgür ve adil seçimler gibi  demokrasi mücadelesi ile el ele yürümek zorunda.


8 Ocak 2026 Perşembe

Açlık ücreti

 

Memleketimden açlık ücreti manzaraları

Mustafa Durmuş

8 Ocak 2026

2026 yılına, dışarıda, ABD’nin Venezuela’ya askeri bir saldırı düzenleyip ülkenin devlet başkanını ve eşini kaçırması ve ABD’ye götürmesi vurdu. Böylece emperyalizmin dünya halklarına karşı yeniden doğrudan savaşları başlattığı yeni bir döneme girildi.

İçerde ise yeni yıla, AKP iktidarının 23 yıldır izlemekte olduğu emekçileri mülksüzleştirme, yoksullaştırma ve krizin faturasını onlara kemer sıktırarak ödetme politikalarının zirve yapması damgasını vurdu.

Öyle ki ilk kez hem asgari ücretlinin hem de en düşük işçi, Bağ-Kur ve memur emeklisinin sözde zamlı ücretleri top yekûn açlık sınırının altında kaldı. Böylece siyasal iktidarın emekçi sınıflara karşı yürüttüğü ekonomik savaş doruk noktasına ulaştı.

Asgari ücrete gerçekte zam yapılmadı!

Öncelikle, 2026 yılı boyunca geçerli olacak asgari ücret, iktidar ve işveren sendikası tarafından tek taraflı olarak 28,075 TL olarak belirlendi ve 10 milyona yakın asgari ücretli ve ailesine dayatıldı.  

Her ne kadar bu ücret yüzde 27’lik bir artışa tekabül etse de bu artış gerçek artış değil ve bırakın yaraya merhem olmayı, yara bandı bile değil.

Bir yılda asgari ücret 5,347 TL eridi

İlk olarak, bu artış aralık ayı sonu itibarıyla yüzde 30,89 olarak açıklanan resmi TÜİK enflasyonunun dahi 3,89 puan altında kaldı. Böylece asgari ücretlinin enflasyon nedeniyle kaybı 12 ayda 5,347 TL oldu.


Grafik bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Çünkü yüzde 27’lik zam olarak tanıtılan düzenlemeyle verilen fark 5,971TL. (28,075 TL-22,104 TL). Buna karşılık bu yılda asgari ücretteki erime 5, 347 TL’yi aşıyor. Geriye sadece 624 TL kalıyor.  Kısaca bu “zammış gibi” sunulan şey aslında 2025 yılında 12 ayda enflasyon nedeniyle ortaya çıkan kaybı karşılamaya ancak yetiyor.

Yani asgari ücrete gerçek anlamda sadece 624 TL’lik bir zam yapıldı. Bu da sadece yüzde 2,8 demek oluyor. Yani yüzde 27’lik bir zam söz konusu değil.

Dahası, asgari ücretli işçiler yeni ücretlerini ocak ayı sonunda veya şubat ayı ortasında alabildikleri için ocak ve şubat ayı enflasyonu ile birlikte bu fark tamamen ortadan kalkacaktır.

●Açlık sınırının altında bir asgari ücret

İkinci olarak yeni asgari ücret, TÜRK-İŞ’in aralık ayı 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı olan 30,143 TL’nin de altında kaldı. Yani aileleriyle birlikte yaklaşık 30 milyonluk bir emekçi kitlesi bu yıl da açlık sınırının altında bir gelir ile yaşamaya mahkûm edildi.

●Açlık sınırının altında en düşük işçi ve Bağ-Kur emeklisi maaşı

Emeklilerin durumu çok daha vahim. Türkiye’de 16 milyon civarında işçi ve memur emeklisinin bulunduğu biliniyor. Bunun içinde en düşük ücret alanların sayısı ise 5,5- 6 milyonu buluyor.

Ocak ayının enflasyonunun açıklanmasının ardından bu kesimde yer alan işçi emeklilerine yapılan 6 aylık sözde ücret artışı (yüzde 12,19) ile birlikte bu kesimin ücreti 16,881 TL’den 18,938 TL’ye yükseldi.

Kök aylık sorunu sürüyor

Ancak sistemdeki “kök aylık” uygulaması sayıları 4 milyonu aşan emekliler için büyük bir risk oluşturuyor. Şöyle ki eğer bir emeklinin kök aylığı 15,046 TL ve altındaysa, yüzde 12,19’luk zam bu tutara eklendiğinde dahi rakam 16,881 TL’yi aşamıyor. Yani herhangi bir yasal düzenleme (Hazine desteği veya taban aylık artışı) yapılmadığı takdirde bu kadar sayıda bir işçi kitlesi ocak ayında maaşında hiçbir artış göremeyecek.

Ayrıca bu rakam da hem aralık ayı açlık sınırının 11,205 TL altında hem de asgari ücretin 9,166 TL altında kalıyor. Önümüzdeki 6 ay boyunca açlık sınırının giderek daha da artacağı dikkate alındığında, işçi emeklilerinin bu yılı da açlık içinde geçireceği çok net.

Sanal bir artış!

Keza yapılan bu artış sanal bir artış. Çünkü aşağıdaki grafiklerden de görülebileceği gibi, son 6 aylık (Temmuz-Aralık) enflasyonu dikkate alındığında bu rakam gerçekte 15,006 TL’ye düştü.

Yani son 6 ayda işçi emeklisinin enflasyon nedeniyle ücret kaybı 1,875 TL oldu. Bir başka anlatımla ücret sanal olarak 2,057 TL, gerçekte ise sadece 182 TL arttı.




●Açlık sınırının altında en düşük memur emeklisi maaşı

Son olarak, memur ve memur emeklilerine yapılan 6 aylık ücret artışı (yüzde 18,60) ile birlikte en düşük memur emeklisinin maaşı 27,772 TL’ye yükseldi.

Diğerlerine benzer bir biçimde, bu rakam da hem aralık ayı açlık sınırının 2,371 TL altında hem de asgari ücretin 332 TL altında kaldı. Yapılan 1,000 TL’lik seyyanen artışla bile hala açlık sınırına ulaşılamadı.

Önümüzdeki 6 ay boyunca açlık sınırının giderek daha da artacağı dikkate alındığında, memur emeklilerinin de bu yılı da açlık içinde geçireceği çok net gözüküyor.

Ayrıca yapılan bu artış sanal bir artış. Çünkü aşağıdaki grafiklerden de görülebileceği gibi son 6 aylık (2025 Temmuz- Aralık) enflasyonu dikkate alındığında bu rakam gerçekte 25,362 TL’ye düşüyor.

Yani son 6 ayda memur emeklisinin enflasyon nedeniyle maaş kaybı 2,410 TL oldu ve maaş sanal olarak 5,102 TL, gerçekte ise sadece 2,692 TL arttı.




Sonuç olarak, bu yıl bir genel seçim olmayacağı beklentisiyle İktidar Bloku emekçilere karşı yürüttüğü ekonomik savaşı tırmandırarak sürdürüyor.


 

30 Aralık 2025 Salı

Ücret destekli büyüme

 

Açlık Sınırında Bir Asgari Ücretle Türkiye Ekonomisi Nasıl Büyür?

Mustafa Durmuş

30 Aralık 2025


Yeni asgari ücret açıklandı. Asgari ücrete yapılan artış, asgari ücretli bir işçiyi ve ailesini açlık sınırından kurtaran bir artış olmadığı gibi, reel bir artış da değil. Çünkü bu artış ancak 2025 enflasyon kayıplarını karşılamaya yetiyor.

Buna rağmen kıyamet kopmadı. Sendikalardan ciddi bir tepki gelmedi, asgari ücretliler de sokağa çıkmadılar. Bu da işçi sınıfının ve onu temsil ettiği varsayılan sendikaların ve siyasi hareketlerin nasıl derin bir kriz içinde olduğunu gösteriyor.

Gelecek işçi nesli: modern köleler!

Asgari ücretin bir sefalet ve açlık ücreti olarak belirlenmesi kuşkusuz öncelikle, milyonlarca işçi ve ailesinin temel gıda maddelerinden mahrum kalacağının, işçi çocuklarınınsa bu koşullarda ilerde babalarından ya da annelerinden çok daha geri bir durumda olacaklarının ve bir tür modern kölelere dönüşeceklerinin belirtisi. Böylece ortada hem yoğun bir emek sömürüsü var hem de adaletsizlik ve etik dışı bir durum söz konusu.

Sadece asgari ücretliler için değil tüm işçi sınıfı için alarm zilleri çalıyor!

Ayrıca asgari ücretteki artış, diğer çalışanların ücretlerindeki artışı ve emeklilerin ücretlerini de etkilediğinden, seneye yapılacak toplu iş sözleşmelerinde işçi ücretlerine yapılacak artışlar da çok az olacak. Böylece asgari ücret ile ortalama ücret arasındaki fark giderek kapanacak. Bu da sadece asgari ücretlilerin değil, sınıfın geri kalanının da açlık sınırından kurtulmasını imkânsız hale getirecek.

Çünkü DİSK-AR’ın 2026 Yılı Asgari Ücret Raporu’na göre tüm özel sektör işçilerinin yüzde 46,7’si asgari ücret ya da asgari ücretin yüzde 5 fazlası düzeyinde bir gelir elde edebiliyor. İktisatçı Zafer Yükseler ’in TÜİK’in 2024 yılına ilişkin açıkladığı firma büyüklüklerine göre temel göstergeleri kullanarak yaptığı hesaplar da benzer bir sonuç veriyor: ücretli çalışanların yüzde 43’ü asgari ücret düzeyinde bir ücret alıyor. Dahası, yine bu hesaplamalara göre, personel maliyetinin üretim değerine oranı KOBİ’lerde yüzde 16, büyük firmalarda ise sadece yüzde 14 seviyelerinde. Yani işçi sınıfının toplam hasıladan alabildiği pay son derece düşük. (1)

Bu gerçeğe rağmen izlenen emek karşıtı gelir politikaları, kemer sıktıran ekonomi politikaları, iki haneli enflasyon, adaletsiz vergi sistemi ve baskıcı yönetim yüzünden, işçi sınıfının 2026 yılında daha iyi durumda olmasını beklemek tam bir safdillik olur.

Düşük ücretler ekonomik büyümenin önünde engel!

İktidarın övündüğü yüksek (!) ekonomik büyüme de tehlikede. Çünkü asgari ücretin bu denli düşük tutulması (orta ve uzun vadede), ekonominin büyümesinin sürdürülmesini zorlaştıracak.

Yeni reel yatırımların son derece yetersiz olduğu, ihracatın olumsuz uluslararası konjonktür ve ülkenin düşük teknolojili ihracat yapısından ötürü tıkanma noktasına geldiği ve verimlilik yönlü büyümenin kaynağı olan teknolojik ilerlemenin sağlanamadığı bir ortamda, ekonomiyi büyütebilmenin yolu olarak geriye tüketim harcamalarını artırmak kalıyor.  

Nitekim son yıllarda Türkiye ekonomisi asıl olarak özel tüketim harcamalarındaki hızlı artışlarla büyütülüyor. Bu bağlamda iç talebin güçlü olması gerekiyor. Bunun için paranın kullanım maliyetinin düşük olması gerekiyor ki siyasi iktidar fırsat buldukça faiz oranlarını düşürüyor (ama bu durumda da karşısına yüksek enflasyon duvarı çıkıyor).

“Ücret destekli büyüme stratejisi”

İç talebin asıl belirleyeni başta ücretler olmak üzere gelirlerdir. Ücret/gelir artışlarıyla desteklenen bir büyüme stratejisi ise hem gelir bölüşümü eşitsizliğini azaltabilir hem de ekonomik büyümeyi hızlandırabilir.

Çünkü hanelerin çoğunluğunun gelir kaynağı ücretlerdir. Ciddi boyutlardaki reel ücret artışları ise tüketim harcamalarının artmasına yol açar (zira düşük gelirlilerin marjinal tüketim eğilimleri yüksektir).  Bu yüzden de toplam talebin ekonomik büyümedeki rolü açısından gelir bölüşümü eşitsizliği sıkıntılı bir durumdur. Bunu iyileştirecek ücret artışları ise ekonomik canlanmayı ve büyümeyi hızlandırır.

Strateji bu işlevi talep ve arz yönlü olarak yerine getirebilir. Talep yönlü olarak; daha yüksek ücret daha fazla tüketim harcaması, dolayısıyla da daha fazla talep ve daha hızlı büyüme demektir. Arz yönlü olaraksa daha yüksek ücret emeğin verimliliğini artırır.

Diğer yandan patronlar açısından işçi ücretleri talebin değil, üretim maliyetlerinin bir parçası olduğundan, yüksek ücretler firma için daha yüksek maliyet anlamına gelir. Bu nedenle sermaye sınıfı buna kolay kolay yanaşmaz.

Adaletsiz gelir dağılımı ciddi bir engel

Ancak bu ülkede gelir dağılımı son derece adaletsiz (piramidin tepesinde birikmiş durumda). Öyle ki TÜİK’e göre en tepedeki yüzde 20’lik grup toplam gelirin yüzde 48’ine el koyuyor. (2)

Bu yüzden de başta işçi ücretleri olmak üzere, emek gelirlerinin son derece yetersiz ve servet bölüşümünün son derece adaletsiz olduğu bir ekonomide büyümenin ücret sürümlü bir biçimde sağlanabilmesi mümkün değil.

Tüketici kredilerine yüklenmenin de bir sınırı var

Bu durumda geriye bir tek “toplumu borçlandırma” yolu kalıyor. Nitekim ekonomi yönetiminin son yıllarda başvurduğu kaynakların başında tüketici kredileri ve kredi kartları geliyor. Bu bağlamda faiz oranları indiriliyor ve böylece iç talep canlandırılmaya çalışılıyor. Ancak burada da yüksek enflasyon duvarı tekrar karşımıza dikiliyor.

Tüketici kredilerindeki artış (sadece enflasyona değil), aynı zamanda artan işsizlik ve yoksullukla birlikte, giderek potansiyel bir borç ve bankacılık krizine de yol açabilir. Ödenmeyen kredi borçlarındaki (kredi kartları ve tüketici kredilerindeki) artışlar bu anlamda büyümenin bu şekilde sürdürülemeyeceğini ortaya koyuyor.

Sermaye şirketlerinin spekülatif finansal kazançları

Diğer yandan, gelir eşitsizliği nedeniyle gelirleri azalan ücretliler tüketimlerini sürdürebilmek için giderek daha fazla borçlanırken, gelirin ve servetin büyük bir kısmını elinde tutan zenginler bu servetlerini büyütmek için finansal alanda spekülasyona başvuruyor.

Bankacılık sektörü de spekülatif finansal faaliyetleriyle istikrarsızlık riskini artırıyor. Devletse finans alanını düzenlemekten vaz geçtiğinde, böyle faaliyetler finansal krizlerle sonuçlanıyor. Bunun dünyada da Türkiye’de de sayısız örneği var.



Olsa olsa ‘K’ tipi bir ekonomik büyüme olur!

Tüm bunlara rağmen ortaya çıkan bir ekonomik büyümenin emekçilere, halka, toplumun büyük bir kısmına, doğaya herhangi bir faydası dokunmaz, aksine zararı olur.

Nitekim bu yılın üçüncü çeyrek GSYH büyümesinde emeğin milli gelirden aldığı pay yüzde 38,4’ten yüzde 35,9’a gerilerken, sermayenin aldığı pay yüzde 41,3’ten yüzde 46,7’ye yükseldi. (3) Böyle bir büyüme olsa olsa ‘K tipi’ bir büyüme, yani “yoksul yoksullaşırken, zenginin daha da zenginleştiği bir ekonomik büyüme” olarak adlandırılabilir.

Oysa ekonominin merkezine sosyal ihtiyaçlarımızı ve doğadaki kısıtları koymamız gerekiyor. Yani hiçbir yurttaşımızın güvenli gıda, eğitim, sağlık ve sosyal koruma gibi zorunlu mal ve hizmetlerden mahrum bırakılamayacağı, ortaya çıkan refahın adil bir biçimde paylaşılacağı, bunu yaparken de varoluşumuzu destekleyen ekosisteme zarar vermeyecek (iklim istikrarı, sağlıklı toprak ve su gibi) bir ekonomik sistemi kurgulamalıyız ve ekonomik büyümeyi bu kurgu çerçevesinde ele almalıyız. “Bizi var eden şeyler yok edildiğinde sonuçta bizim de yok olacağımızın” bilincinde olmalıyız.

Sonuç olarak

Emekten yana istikrarlı bir bölüşüm de sağlayabilecek bir “ücret destekli ekonomik büyüme” stratejisinin temelleri şunlar olabilir:

●Asgari ücretin istisna olarak kabul edilerek, ücretlerin genel olarak bir ailenin geçimini onurlu bir biçimde sağlayabilmesine imkân veren bir düzeye çıkartılması.

●İşçi sendikalarının güçlendirilmesine ve toplu pazarlık sisteminin kapsayıcılığının genişletilmesine hizmet eden yasal değişikliklerin yapılması.

●Banka kredilerinin etkin kontrolü için finans sektörünün yeniden yapılandırılmasına yönelik olarak; bankaların etkin denetimi, finansal işlem vergisi uygulamasına ve iş döngülerine uyarlanmış kredi sistemine geçilmesi ve gölge bankacılığının kontrol altına alınması.

Ancak böyle bir ücret destekli büyüme stratejisinin başarılı olabilmesi için küresel düzeyde uygulanması gerekiyor. Ayrıca bu stratejinin kısa vadede değil, ancak orta ve uzun borçlanmaya dayalı olmayan bir ekonomik büyümeyi sağlayabileceği gerçeği ve daha da önemlisi, ülkede barış ve demokrasinin inşa edilmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması gerekliliği göz ardı edilmemeli.

Dip notlar:

(1)  Özgür Orhangazi, https://www.evrensel.net/yazi/98359/makroekonomik-istikrar (27 Aralık 2025).

(2)  TÜİK, Gelir Dağılımı İstatistikleri, 2025, https://data.tuik.gov.tr (26 Aralık 2025).

(3)  TÜİK, Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, III. Çeyrek: Temmuz-Eylül, 2025, https://data.tuik.gov.tr (1 Aralık 2025).

 

 

24 Aralık 2025 Çarşamba

Asgari Ücret 2026

 

Kimse kendini kandırmasın: asgari ücrete gerçekte zam yapılmadı!

Mustafa Durmuş

24 Aralık 2025


2026 yılında geçerli olacak asgari ücret; Hükümet ve işveren sendikası tarafından tek taraflı olarak 28,075 TL olarak belirlenerek 10 milyona yakın asgari ücretli ve ailesine dayatıldı.

Böylece Hükümet asgari ücrete %27’lik bir zam yaptığını ileri sürüyor. Muhalefet, HAK-İŞ dışındaki işçi sendikaları ve bazı iktisatçılar bu oranın Kasım ayı enflasyon oranı olan %31,7’in altında kaldığını ileri sürerek eleştiriyorlar. Haklılar. Üstelik bu yeni rakam açlık sınırının da altında kalıyor.

Gerçekte durum daha da vahim: asgari ücrete zam yapılmadı!

Grafiğe baktığımızda durum kolayca anlaşılıyor. Çünkü dün yapılan ve %27’lik zam olarak tanıtılan düzenlemeyle verilen fark: 5,971TL. (28,075 TL-22,104 TL).

Bu zammış gibi sunulan şey aslında 2025 yılında 11 ayda enflasyon nedeniyle ortaya çıkan kaybı karşılamaya ancak yetiyor. Çünkü bu yılın ilk 11 ayında asgari ücretteki erime 5,196 TL’yi aşıyor. Geriye sadece 775 TL kalıyor. 

Yani asgari ücrete reel anlamda sadece 775 TL’lik bir zam yapıldı. Bu yapılan zam sadece %3,5 demek oluyor. Yani %27’lik bir zam söz konusu değil.

Üstelik bu hesaba 2025’in son ayı olan aralık ayındaki enflasyon nedeniyle ücretteki erime dahil değil. Çünkü henüz aralık ayı enflasyonu açıklanmadı. Aralık ayındaki enflasyon da hesaba katıldığında gerçek zam miktarı daha da azalacak.

Dahası, asgari ücretli işçiler yeni ücretlerini ocak ayı sonunda veya şubat ayı ortasında alabilecekleri için ocak ve şubat ayı enflasyonu ile birlikte bu fark tamamen ortadan kalkacak, muhtemelen eksiye düşülecek.

Özetle, kimse kendini kandırmasın: asgari ücrete gerçekte zam filan yapılmadı.

 

28 Aralık 2024 Cumartesi

Faiz indirimi

 

Madem yüksek enflasyonda faizi indirebiliyorsunuz, o halde neden asgari ücreti baskılıyorsunuz?

Mustafa Durmuş

28 Aralık 2024

Malum, perşembe günü TCMB’nin faiz konusunda ne yapacağı merak ediliyordu.

TCMB yayınladığı duyuru ile politika faizini 2,5 puan indirerek yüzde 47,5’e düşürdü. Böylece Cumhurbaşkanının “yıl sonundan itibaren faizlerin indirilebileceğine ilişkin” öngörüsü de gerçekleşmiş oldu.

Duyuruda bu faiz indiriminin gerekçesi özetle,” toplam talep ve enflasyondaki iyileşme” olarak şöyle ifade ediliyor:

“Enflasyonun ana eğilimi kasım ayında yataya yakın seyretmiştir. Öncü veriler aralık ayında ana eğilimde düşüşe işaret etmektedir.  Son çeyreğe ilişkin göstergeler yurt içi talebin yavaşlamayı sürdürerek enflasyondaki düşüşü destekleyici seviyelerde bulunduğunu göstermektedir. Temel mal enflasyonu düşük seyretmeye devam ederken, hizmet enflasyonundaki iyileşme belirginleşmektedir. İşlenmemiş gıda enflasyonu önceki iki aydaki yüksek seyrin ardından aralık ayında ılımlı görünmektedir… Para politikasındaki kararlı duruş; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinde düzelme vasıtası ile aylık enflasyonun ana eğilimini düşürmekte ve dezenflasyon sürecini güçlendirmektedir. Maliye politikasının artan eşgüdümü de bu sürece önemli katkı sağlayacaktır”.

Nitekim birçok ana akım iktisatçı ve TOBB gibi sermaye örgütü faiz indirimini yerinde bulurken, basın açıklamasında yer alan toplam talep ve enflasyondaki düşüş eğilimine vurgu yaptılar.

Para-Maliye-Gelir Politikası Üçlüsü

Biraz iktisat kitaplarına dönüş yapalım. Kitaplar piyasa ekonomilerinde iktidarların enflasyonu düşürme konusunda kullanabileceği para, maliye ve gelir politikası gibi üç önemli politika aracı olduğunu yazarlar. Ayrıca bu kitaplarda bu üç aracın birbiriyle uyumlu kullanılması gerektiği de ileri sürülür.

Örnek olarak, eğer enflasyonla mücadele söz konusuysa ve enflasyonun nedeni olarak da toplam talebin toplam arzdan çok yüksek olma hali gösteriliyorsa (ki Türkiye’de ağırlıklı resmi görüş bu yönde), bu üç politika aracının da sıkı olması gerekir. Yani sıkı para, sıkı maliye ve sıkı gelir politikası üçlüsünün uyumlu olması, biri “beyaz” derken diğerlerinin “siyah” dememesi gerekir.

İktidar kurala ne kadar uyuyor?

Maliye politikası bir süredir sıkılaştırılıyor. 2025 yılında çok daha sıkı bir maliye politikası uygulanacağı Orta Vadeli Program ile daha önce açıklanmıştı.

Örnek olarak, mevcut yüzde17,4’lük toplam vergi yükünün (vergi/GSYH) seneye yaklaşık 1 puan yükseltilerek yüzde18,3’ün üzerine çıkarılması maliye politikasında sıkılaşmayı gösteriyor. Yani seneye daha fazla vergi salınacak.

Siyasal iktidar genelde sermayeden vergi almayı tercih etmediği için bu vergileri ağırlıklı olarak emekçilerden, halktan toplayacak. Son zamanlarda gerek elektrik ve doğal gaz fiyatlarına, gerekse de benzin, motorin, LPG ve alkollü içkiden alınan vergilere yapılan zamlar bunun bir kanıtı. Bu yüzden de bir maliye politikası aracı olarak 2025 yılı Merkezi Yönetim Bütçesi gelecekte halktan yana değil, halka daha fazla kemer sıktıran bir bütçe olarak anılacaktır.

Harcamalar tarafında da özellikle de personele dönük harcamalarda ve halka dönük sosyal harcamalarda ve yatırım harcamalarında ciddi bir kesinti yani kemer sıkmaya gidileceği Bütçede açıklandı.

Kısaca, Bütçe önümüzdeki yıl kamu emekçilerinin ücret ve maaşlarına bu kesimleri rahatlatacak bir zam yapılmasının mümkün olmayacağını ifade ediyor. Zira personel harcamaları 2023’ten 2024’e yaklaşık yüzde102 oranında artırılmışken, 2025’te bu artışın sadece yüzde 30 olması hedefleniyor. Hali hazırda 11 aylık sermaye transferlerinin sadece yüzde %10 oranında gerçekleşmesi ise (eğer aralık ayında bu açık kapatılmazsa), izlenen maliye politikasının yeni yatırımların yapılmasını amaçlamadığını gösteriyor.

Yüzde 44 yeniden değerleme oranı

İlave olarak, yüzde 43,93 olarak belirlenen yeniden değerleme oranını düşürme yetkisi varken Cumhurbaşkanı bu yetkisini kullanmadı.

Böylece devlet, gelir vergisi dilimleri, motorlu taşıtlar vergisi tutarları, çevre temizlik vergisi tutarları, usulsüzlük, özel usulsüzlük cezaları gibi çeşitli had ve miktarlar, maktu damga vergileri ve damga vergisine ilişkin üst sınır, yurt dışı çıkış harcı, pasaport harçları ve trafik cezaları da dahil olmak üzere, alacakları konusunda hedeflenen enflasyon oranının (yüzde 21) en az iki katı bir oran uygulayacak.

Son üç yılın en düşük asgari ücret zammı

Gelirler politikası alanında son yılların en düşük asgari ücret zammının yapılması (yüzde 30) iktidarın sıkı gelir politikası uygulamaya kararlı olduğunu gösteriyor.

Çünkü 2023 yılında asgari ücrete yüzde 34’ü; 2024 Ocak ayında yüzde 49’u aşan oranda zam yapılmıştı. Bu yıl bunun yüzde 30’a düşürülmesi enflasyonla mücadelenin faturasının asıl olarak toplumun en yoksullarına, en korumasızlarına, en örgütsüzlerine ödettirileceğinin bir kanıtı.

Son olarak, para politikası kapsamında politika faizinin düşürülmesi ve bu düşüşün muhtemelen sürecek olması bundan böyle sıkı para politikasından adım adım vaz geçileceği yani bu politikanın gevşetileceği anlamına geliyor.

Bu, artık “bir erken seçim hamlesi midir yoksa sermayenin özellikle de durgunluk ve ağır borç yükü içindeki kesimlerinin rahatlatılarak gazlarının alınma operasyonu mudur”, ilerde anlaşılacak.

2 sıkı 1 gevşek

O halde biz emekçiler adına şu soruları soralım iktidara:

Eğer politika faizini “enflasyonda durum iyiye gidiyor” diye düşürdüyseniz, aynı gerekçeyle asgari ücretliye daha fazla zam yapabilirdiniz, neden yapmadınız?

Toplam talebi düşürmek için asgari ücret zammını daha yüksek tutamadığınızı söylüyorsunuz. Peki faiz indirimleri toplam talebi (para kullanma ve kredi maliyetlerinin düşmesinden dolayı) artırmayacak mı?

Neden patronlar söz konusu olduğunda vidayı gevşetiyor, işçiler söz konusu olduğunda vidayı daha da sıkıyorsunuz?

Sanayicisinden, inşaatçısına, büyük tüccarından bankacısına kadar sermaye sınıfının kârlarını daha da artırarak onları mutlu ederken, asgari ücreti açlık ücretine dönüştürerek işçi sınıfını, emekçileri perişan ettiğinizin farkında değil misiniz?


 


21 Aralık 2019 Cumartesi

KURTLAR SOFRASINDA ASGARİ ÜCRET TESPİTİ


KURTLAR SOFRASINDA ASGARİ ÜCRET TESPİTİ
Mustafa Durmuş

21 Aralık 2019

Bu hafta işsizlik ve istihdam verileri açıklandı. TÜİK verilerine göre (1); geçen yılın Eylül ayı ile kıyaslandığında bu yıl işsizlik oranı 2,4 puanlık artış ile yüzde 13,8 seviyesinde gerçekleşti (tarım dışında yüzde 16,4). Böylece işsiz sayısı 817 bin kişi artarak 4 milyon 566 bin kişi oldu.

ABA ALTINDAN SOPA

İşsiz sayısındaki bu artış Asgari Ücret Tespit Komisyonundaki işveren temsilcisi tarafından asgari ücretin artırılmasına karşı bir gerekçe olarak kullanıldı. İşveren temsilcisi asgari ücretin enflasyon oranının (yüzde 12) üzerinde artırılması halinde işsizliğin daha da artacağını (2) ileri sürdü.

Yani sermaye bir yandan devletçe kendilerine işçi başına verilen ücret desteğinin 100 liradan 200 liraya çıkartılmasını talep ederken, işçi sendikalarına aba altından sopa gösteriyor.

TÜRK-İŞ ise sözde “sosyal uzlaşı” görüntüsünün her zamanki konu mankenliğini yapmaktan öte bir işleve sahip değil. Türkiye işçi sınıfının böyle bir sendikal liderlikle temsil edilmesi (sınıfın içinde bulunduğu durumdan ötürü) haksızlık diyemesek de, büyük bir talihsizlik.

TÜİK: YÜZDE 5,4 ZAM YETER!

Hükümetin asgari ücret zammı ile ilgili olarak nasıl bir öneride bulunacağının işaretini ise TÜİK verdi. Çünkü asgari ücretin en fazla 2,331 lira (ağır çalışma koşullarında çalışan işçiler için)  olmasını önerdi (bu ücret ayda 352 avroya denk düşüyor).

Yani TÜİK mevcut asgari ücrete sadece yüzde 5,4 oranında zam yapılmasını yeterli buluyor. Çünkü kuruma göre çalışan bir işçinin yaşam maliyeti sadece yüzde 5,4 artmış (3). Oysa gerçek çok farklı. Çünkü son bir yılda sadece sebze ve meyve fiyatları yüzde 90 civarında, elektrik doğal gaz fiyatları ise yüzde 30- 40’ın üzerinde artmış durumda.

Uygulamada, şimdiye kadar hükümetlerin hep TÜİK’in önerisinin altında bir asgari ücret zammı yaptıkları dikkate alındığında, bu yıl da kural bozulmaz ve sermaye –devlet ortak kararı ile işçilerin ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak bir asgari ücret zammı gerçekleşirse sürpriz olmaz.

“YAŞAM ÜCRETİ” EKONOMİK BÜYÜMEYİ HIZLANDIRIR

Asgari ücretin yükseltilmesinin işletmelere zarar vermesi ancak kriz zamanlarda zor durumda kalan küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından söz konusu olabilir. Ama bu da ücret sürümlü ve aşağıda sözünü edeceğimiz bir büyüme stratejisi altında talep artışlarıyla önlenebilir.

Diğer taraftan, asgari ücretin sosyal haklarla desteklenmiş bir yaşanılabilir bir ücret düzeyine çıkartılmasının ne ülke ekonomisini, ne devlet bütçesini, ne de istihdamı olumsuz etkilemediği,  tersine bunlar üzerinde olumlu etkiler yarattığı yapılan çok sayıda bilimsel araştırma ile kanıtlanmış durumda (4).

Çünkü “yaşam ücretiyle” yürütülen bir büyüme stratejisi; hem gelir bölüşümü eşitsizliğini azaltıcı, hem  ekonomik toparlanmayı sağlayıcı ve büyümeyi hızlandırıcı, hem de büyümekte olan bir ekonomide  vergi gelirlerini artırıcı  niteliklere sahip bir strateji.

Bu strateji bu işlevini talep ve arz yönlü olarak yerine getirir. Talep yönlü olarak daha yüksek ücret, daha fazlaharcama, dolayısıyla da daha fazla talep ve daha hızlı büyüme demek. Arz yönlü olarak daha yüksek ücret çalışanların mutluluğunu artırır, işçi sirkülasyonunu azaltır, böylece emek gücü verimliliğini artırır.

ASGARİ ÜCRETE ZAM ŞAMPİYONU İKİ ÜLKE: BU YIL MEKSİKA, GEÇEN YIL İSPANYA

Bu yıl asgari ücreti en fazla artıran ülke Meksika oldu ve yüzde 20 zam yaptı (5). Bu ülkenin OECD içinde en düşük asgari ücret düzeyine sahip bir ülke olması nedeniyle “zaten bunun yapılması kaçınılmazdı” denilebilir. Bu haklı da olabilir zira her ne kadar bu ülkede enflasyon oranı bizdekinin üçte bir kadar olsa da, asgari ücreti bizdekinden düşük.

Bu nedenle de asgari ücreti bizdekinden daha yüksek olan bir ülkeden, İspanya’dan örnek vermek daha doğru olabilir.

İspanya devlet başkanı “zengin bir ülkeye yoksul bir asgari ücret düzeyi yakışmaz” deyip 2018 yılında asgari ücretin yüzde 22 oranında artırılmasını onayladı. Böylece brüt asgari ücret aylık 858,5 avrodan 1,050 avroya çıkartıldı. Üstelik bu ülkede işçilere bir yılda 12 yerine 14 maaş ödeniyor (6).

Türkiye’de brüt asgari ücret 386 avro, net 305 avro civarında.  Yani asgari ücretli bir İspanyol işçi bizdekinden neredeyse üç kat daha fazla asgari ücret alıyor ve üstelik bunu yılda 14 maaş üzerinden alıyor.

İSPANYA’DA ENFLASYON BİZDEKİNİN ONDA BİRİ KADAR 

Belki “bu ülkede enflasyon bizdekinden çok daha fazladır, o nedenle de hükümet işçiyi enflasyona ezdirmek istememiştir” denilebilir. Ancak İspanya’da 2018 yılında enflasyon yüzde 1 civarındaydı, 2019’da ise binde 4’e kadar düştü (7). Asgari ücrette yapılan böyle bir artış ileri sürülenin aksine enflasyonu artırmadı, düşürdü.


Yani İspanya’da bizdekinin en az onda biri kadar düşük enflasyon söz konusu. Böylece emekçiler, özellikle de asgari ücretliler açısından hayat İspanya’da Türkiye’ye göre daha ucuz denilebilir.

İspanya’da asgari ücretin yükseltilme kararının alındığı yıl olan 2018 yılında ekonomi de mükemmel durumda değildi. Zira bu yılın ekonomik büyümesi sadece yüzde 2,5 idi ve bu bir önceki yıldan binde 5 daha düşüktü (8). 2019 yılında da ekonominin aşağı yukarı bu oranda büyümesi bekleniyor. Yani yüzde 22’lik asgari ücret artışı ekonomik büyümeyi olumsuz etkilemedi.

ASGARİ ÜCRET ARTTI, İŞSİZLİK DÜŞTÜ

“Ya işsizlik ne olmuş” diye sorulabilir. Çünkü bizde işverenler de, devlet de asgari ücret artışının işsizliği artıracağını ileri sürüyor. Oysa İspanya’da geçen yıl işsizlik oranı (aylara göre) ortalama yüzde 15,0 ila yüzde 16,7 arasında yani oldukça yüksekti. 2019 yılında ise işsizlik yüzde 13,9’a geriledi (9). Yani yüzde 22’lik asgari ücret artışı işsizliği artırmadı, tersine düşürdü.

TÜRKİYE’DE FAİZİ DÜŞÜRMEK İŞSİZLİĞİ AZALTMADI

Bizde Hükümet (işçilerin ücretlerini yükselterek talep yaratmak yerine), faiz oranlarını indiriyor. Bunu yaparken de, ekonomide parasal bir genişleme yaratıp, böylece canlılık ve istihdam yaratmayı hedeflediğini açıklıyor. Peki, “bu faiz indirimleri beklendiği gibi yeni yatırımları teşvik edip, istihdamı artıyor mu, işsizliği azaltıyor mu?”

Ana akım ekonomi teorisi çerçevesinde (normal koşullarda) düşük faizin para-kredinin maliyetini düşüreceğinden daha fazla yatırımı, dolayısıyla da daha fazla istihdamı teşvik edeceği görüşü kabul edilir.

Ama bu bir şartla gerçekleşebilir: “Normal koşullar altında!” Koşullar normal dışı ise bu mekanizma işlemez. Bu durumu en iyi anlatan iktisatçı ise Keynes’tir. Keynes Genel Teori adlı meşhur kitabında bu konuda özetle şunları söyler (10):

“Yatırımları etkileyen iki faktör mevcuttur. Sermayenin marjinal etkinliği (ya da getirisi) ve güven.  Güven ise çok önemlidir zira sermayenin getirisini etkiler”.

GÜVEN, DÜŞÜK FAİZDEN ÇOK DAHA ÖNEMLİ

Bir başka anlatımla, ekonomiye ve siyasete olan güven her zaman iktisadi aktörlerin yani üreticilerin ve tüketicilerin öncelik verdikleri bir durum. Çünkü güven duygusu sermayenin marjinal etkinliği/getirisi üzerinde çok önemli bir etkiye sahip.

Bu tespit de neden Türkiye’de politika faizi oranlarında geçen yılın Eylül ayından bu yılın Eylül ayına kadar yüzde 24.00’den yüzde 16.50’ye, yani 7,5 puanlık (yüzde 31’in üzerinde) bir indirim yapılmasına (11) rağmen istihdamın artmayıp, tersine azaldığını ve işsizliğin daha da arttığını anlatıyor.

Kısaca, faiz oranlarındaki indirimlerle bir finansal krizi önlemek mümkün olabilirse de, tek başına böyle indirimler yatırımlardaki, üretimdeki dolayısıyla da istihdamdaki azalmayı durdurmaya ve işsizlik artışını önleyemeye yetmiyor.

Keza ahbap-çavuş-akraba kapitalizmi içinde sermayeye verilen bunca mali teşvik ve onlara yönelik kurtarma operasyonları da ekonomiyi canlandırma ve istihdam yaratma ve işsizliği düşürme konusunda başarısız kalıyor.

EMEKÇİLERİN STRATEJİSİ NE OLMALI?

Bu bağlamda sadece hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu, sosyal adaletin,  böylece toplumsal barışın sağlandığı bir demokratik ortamda, yatırımların toplumsallaştırılarak sosyal olarak faydalı, doğayı tahrip etmeyen yatırımlar biçiminde yapılmasıyla ekonomi verimli bir biçimde sürdürülebilir olarak büyütülebilir. Böylece hem işsizlik ve yoksulluk azaltılabilir, hem de bölüşüm adaletli yapılabilir.

Buradan yola çıkarak emek örgütlerinin ve emekten yana siyasal parti ve hareketlerin adaletli bir bölüşümü hedefleyen ve doğayı tahrip etmeyen verimli bir ekonomik büyüme stratejisi olmalıdır.

Bu strateji altında; asgari ücretin, (sosyal haklarla desteklenen) yaşam ücreti düzeyine çıkartılması ve her türlü vergiden istisna tutulması ve ücretlerden SGK primi gibi primlerin kesilmemesi (bu primleri işçiler için işverenler ve devlet ödemeli) talep edilmeli.

Bu düzenlemeler nedeniyle ortaya çıkacak olan bütçe açığının, güvenlik harcamaları gibi verimsiz kamu harcamalarının kısılması ve zenginlerden alınan gelir ve kurumlar vergisi oranlarının artırılması ve zenginlerden servet vergisi alınması gibi mali önlemlerle kapatılması savunulmalı.

Son olarak işçi sendikalarını güçlendirecek ve toplu pazarlık sistemini etkinleştirecek yasal değişiklikleri de içeren bir demokratikleşme için mücadele edilmeli.

DİP NOTLAR:

(1)  TÜİK, İşgücü İstatistikleri, Eylül 2019, http://www.tuik.gov.tr (16 Aralık 2019),
(3)  https://www.sozcu.com.tr/2019/ekonomi/tuik-asgari-ucret-onerisini-acikladi (17 Aralık 2019).
(4)  Iyanatul Islam, “Minimum And Living Wages In Times Of Cuts”, http://www.social-europe.eu (17 October 2014)  ; Johannes Schweighofer, “The German Minimum Wage – Will It Destroy Jobs?”, http://www.social-europe.eu (16 December 2013); Alan Manning, “Why Increasing The Minimum Wage Does Not Necessarily Reduce Employment,  http://www.social-europe.eu (27 January 2014); Ronald Janssen, “Beware Of ‘The Economist’ Promoting Minimum Wages”, http://www.social-europe.eu (19 December 2013).
(5)  https://www.telesurenglish.net/news/New-Minimum-Wage-Increase-is-Mexicos-Highest-in-44-Years (17 December 2019).
(6)  https://tradingeconomics.com/spain/minimum-wages (19 December 2019).
(7)  https://tradingeconomics.com/spain/inflation-cpi (19 December 2019).
(8)  https://www.macrotrends.net/countries/ESP/spain/gdp-growth-rate (19 December 2019).
(10)               John Maynard Keynes, Genel Teori-İstihdam , Faiz ve Paranın Genel Teorisi, İkinci Baskı, Kitap IV, Kısım 11, Kalkedon Yayınları, 2010, s.123-154.
(11)               https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR/Main+Menu/Temel+Faaliyetler/Para+Politikasi/Merkez+Bankasi+Faiz+Oranlari/1+Hafta+Repo.



14 Ocak 2018 Pazar

NEREDEN BAKSAN TUTARSIZLIK!


NEREDEN BAKSAN TUTARSIZLIK!
Mustafa Durmuş
13 Ocak 2018
Bir hafta sonra “dünyanın efendileri” İsviçre Davos’ta yıllık olağan bir araya gelişlerinden birini daha gerçekleştirecekler.
Dünyanın başta ekonomik ve siyasal meselelerinin ve jeopolitik risklerin olduğu kadar, büyük ihalelerinin de (örneğin onlarca milyar dolarlık yeni alt yapı projelerinin kime ya da kimlere verileceğinin) ele alınacağı bu zirveye (Dünya Ekonomik Forumu) seçkin (!) bazı ekonomistlerin dışında, asıl olarak küresel sermayenin önde gelen temsilcileri ve değişik ülkelerden devlet başkanları, başbakanlar ve maliye bakanları gibi önemli görevlerdeki politikacılar katılacak.
Az gelişmiş dünyaya daha dün “bok çukuru” (shithole) diye hitap eden (1) ABD devlet başkanı Trump da bu toplantıya katılacakmış.
Wallmart asgari ücreti artırıyor
Trump bu yılın başında sermaye örgütlerinin ve zenginlerin vergilerini indirdi (kurumlar vergisini yüzde 35’ten yüzde 21’e düşürdü). Bunun üzerine ülkenin ve dünyanın önde gelen perakende devi, toplam olarak 2,2 milyon işçi çalıştıran, 4,700 mağazası ve yüzlerce deposu olan, geçen yılki geliri 500 milyar doları bulan Wallmart, saatlik asgari ücretin miktarını 9 dolardan 11 dolara çıkartacaklarını açıkladı (2).
Bunu da yapılan vergi indirimleri sayesinde yapabildiklerini söyleyerek, indirilen vergilerin aslında işçilere yaradığı gibi bir yanılsama yarattı.
Gerçekte ise durum bu değildi. Zira ülkede işsizlik sadece yüzde 4,1. Yani bir çok ekonomiste göre ülkede ekonomi tam istihdamda. Wallmart, bu koşullarda yeni işçi bulmak giderek zor olduğu için, zaten düşük ücretle çalışan ve devletten aldıkları gıda karneleri ile yaşamlarını sürdürebilen işçilerin asgari ücretini yükseltmek zorundaydı.
İşçi çıkartmanın bahanesi
Ama asıl niyet aynı açıklamada ortaya çıktı. Wallmart ülke çapında 63 adet deposuna kilit vuracağını da açıkladı. Bu yaklaşık 7,500 depo işçisinin işsiz kalması anlamına geliyor.
70 bin dolarlık yoksulluk konuşması
Aslında bu gönderinin asıl konusu Davos. Çünkü Davos’ta bu yıl ele alınacak konuların arasında küresel eşitsizlik ve yoksulluk gibi önemli konular da var.
Ama şimdi sıkı durun ve aşağıda yer verdiğim New York Times’ta çıkan bir habere (3) kulak verin.
Bu toplantılara katılabilmek ve örneğin yoksulluğu tartışabilmek için üye olmak ve bilet almak gerekiyor. Bunun bedeli ise sadece 70 bin dolarcık ! Bu sadece katılım ücreti ve üyelik için. Çünkü Zürih Hava Limanı'ndan bu kayak cenneti küçük kasabaya, ne denli rahat ve güvenli olursa olsun, devletin treni ile gelecek kadar düşmediğinize göre, ya lüks bir otomobil ya da helikopter kiralayacaksınız. Yani en az 100 bin doları gözden çıkartmalısınız.
Buralarda harcanacak milyonlarca dolar ile kaç bin yoksul doyurulur, kaç tanesi için istihdam yaratılırdı bunu tartışmayacağım. Ama doğrusu kapitalist sisteme şapka çıkartmak lazım.
Çünkü öyle bir düzen ki asgari ücreti artırmanın karşılığında sermaye rüşvet olarak ödediği verginin düşürülmesini istiyor, ayrıca işçi çıkartıyor. Ve işçiler olarak tam bir "aşağı tükürsek bıyık" halindeler: Ücretiniz artmazsa sürüneceksiniz, artarsa bazılarınız işsiz kalacak !.
Üstelik böyle bir sömürü, eşitsizlik ve adaletsizlik nedeniyle yoksullaştığınızda sizim sorunlarınızı da sizi bu duruma düşürenler, sizin adınıza, dünyanın en lüks mekânlarında, şampanyaları yudumlarken, havyarlarını kaşıklarken tartışıyorlar ve sözüm ona çözüm arıyorlar.
Sizce böyle bir yaman çelişkinin çözülmesi daha ne kadar sürer?
………….
(1) 
https://www.washingtonpost.com/…/trump-attacks-protections-…, 12 Ocak 2018.
(2) 
https://www.reuters.com/…/walmart-hikes-minimum-wage-announ…, 11 Ocak 2018.
(3) 
https://mobile.nytimes.com, 12 Ocak 2018.