OECD’den İran Savaşının Etkileri Konusunda
Emekçilere Kötü Haber
Mustafa Durmuş
28 Mart 2026
ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı haksız ve uluslararası
hukuka aykırı savaş bir ayını doldurmak üzere. Savaşın nasıl ya da ne zaman
sona ereceği ise tam bir muamma.
Ancak net olan bir şey var: Her savaşta olduğu gibi,
sadece insanlar, çocuklar, diğer canlılar ölmüyor; aynı zamanda savaş, ekonomik
ve ekolojik yıkıma ve göçlere ve sosyal felaketlere de yol açıyor.
Bu ekonomik ve sosyal yıkıma neden olan faktörlerin
başında kuşkusuz; Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla ortaya çıkan ciddi bir
enerji (petrol, LNG) ve gübre gibi hammadde arzı daralması geliyor.
Enerji krizi
Bu durumun petrol ve doğal gaz fiyatlarını füze
hızıyla artırmasıyla doğan küresel bir enerji krizi ve bunun neden olduğu enflasyon
artışı (özellikle de gıda enflasyonu) söz konusu.
Petrol, hammadde ve girdi ve mamul mal tedarik
zorluğunun üretim ve tüketimde neden olduğu daralmalar yüzünden, ekonomilerin
büyüme hızının giderek yavaşlaması, hatta ekonomilerin küçülmesi ve paralelinde
işsizliğin patlaması kaçınılmaz olacak.
Kuşkusuz, bunların sonucunda, emekçi halkların
yoksulluğu artacak. Ancak, başta petrol üreticisi büyük tekeller ve dünyadaki
küçük bir imtiyazlı azınlık (petrol üreticileri, silah tüccarları ve spekülatif
finansal yatırımların sahipleri) servetlerini katlayacaklar.
Ekonomik büyüme (sermaye birikimi)
yavaşlayacak
OECD, bu hafta yayınlanan son ekonomik görünüm
raporunda (1), tam olarak bu sözcüklerle ifade etmese de gidişatı mealen böyle anlatıyor.
Bu yüzden de Örgüt bu savaş nedeniyle, bu yıl ve gelecek yıl başta büyük
ekonomiler olmak üzere, ulusal ekonomilerin büyüme tahminlerini düşürdü.
Rapora göre, (ABD hariç) tüm G7 ekonomileri, bu yıl
daha önce tahmin edilenden daha yavaş büyüyecek; en büyük düşüş ise yüzde 1,2'den
yüzde 0,7'ye gerileyecek olan İngiltere'de görülecek. OECD'ye göre, ABD ekonomisi petrol ve gaz
ihracatındaki artışlar ve yapay zekâ yatırımları sayesinde tahmin edilenden
daha hızlı büyüyebilecek. (Ancak finansal istikrar, enflasyon ve kamu borcu
açısından durumun kötüleşmesi bekleniyor).
Enflasyon yükselecek
Enerji fiyatlarındaki artışın ve tedarik zincirindeki
aksaklıkların, Brezilya, Meksika, Türkiye, İngiltere ve ABD dahil olmak üzere
bazı büyük ekonomilerde enflasyonun hedef seviyenin üzerinde seyrettiği bir
dönemde ortaya çıkmış olması, enerji fiyatlarındaki ani yükselişin ardından
orta vadeli enflasyon beklentileri de artırdı.
Öyle ki OECD, G20'nin önde gelen ekonomilerindeki
enflasyon tahminini önceki yüzde 2,8'den yüzde 4'e yükseltti. Arjantin’in, yüzde
31 ile en yüksek enflasyon oranına, Türkiye’nin yüzde 26,7 ile ikinci en yüksek
orana; Çin’in ise yüzde 1,3 ile en düşük enflasyon oranına sahip olması
bekleniyor. ABD’de enflasyon oranı, şu
anki yüzde 2,9'dan yüzde 4,2'ye sıçrayacak.
Savaşın kapsamı ve süresi büyük ölçüde belirsiz olmakla birlikte, enerji fiyatlarının uzun süre yüksek kalacak olması, üretim ve işletme maliyetlerini önemli ölçüde artıracak ve tüketici fiyat enflasyonunu yükseltecek. Bu durum ekonomik büyüme ve sermaye birikimi üzerinde olumsuz etkiler yaratacaktır.
Kısaca, savaş önümüzdeki çeyrekte de (Nisan-Mayıs-Haziran)
devam ederse, büyüme tahminlerinin daha da aşağıya, buna karşılık enflasyon
tahminlerinin yukarıya çekilmesi kaçınılmaz olacaktır.
Rapora göre, enflasyon artıp, ekonomik büyüme yavaşlarken,
devasa yapay zekâ yatırımlarından beklenenden daha düşük getiri elde edilmesi,
finansal piyasalarda daha kapsamlı bir yeniden fiyatlandırma sürecini
tetikleyerek talebi zayıflatabilir ve finansal istikrar risklerini artırabilir.
Finansal sıkılaştırma gündemde
Bu beklentiler yüzünden küresel finansal piyasalardaki
dalgalanma (özellikle bazı Asya ekonomilerinde) arttı ve finansal koşullar
sıkılaştı. Savaşın sürmesi halinde finansal sıkılaşma (faiz oranlarının
yükseltilmesi ve likiditenin zorlaştırılması gibi) sadece bu ülkelerle sınırlı
kalmayacak ve hem gelişmiş hem de azgelişmiş piyasa ekonomilerine de
sıçrayacaktır.
Askeri harcamalar artacak
Kısa bir süre önce Trump’ın NATO’ya yaptığı
telkinlerle, üye ülkeler 2030 yılına kadar askeri harcamalarını milli
gelirlerinin yüzde 5’ine kadar artırma kararı almıştı. ABD/İsrail-İran savaşı ise
bu harcamaların hızlanmasına neden oluyor. Bu da bir yandan kaynakların üretken
sektörlerden çekilip savaşa ayrılması ve bunun mevcut yoksulluk ve açlığı daha
da artırmasıyla, diğer yandan da enflasyonun daha da artmasıyla
sonuçlanacaktır.
Türkiye ekonomisinin büyüme hızı
yavaşlayacak, enflasyon tekrar tırmanışa geçecek
Türkiye, ekonomisi özellikle de 1950’li yıllardan bu
yana ithalata bağımlı bir ülke. 1980’de uygulanmaya başlanan neo-liberal
sermaye birikim stratejisi ve 2003’ten bu yana izlenen yabancı kaynağa ve
ithalata bağımlı neo-liberal büyüme stratejisi, bu yapısal sorunu daha da
derinleştirdi.
Gelinen nokta itibarıyla, Türkiye ekonomisi seçili
ülkeler arasında petrol ve doğal gaz ithalatına en bağımlı 4’üncü ve gübre
ithalatına en bağımlı 6’ncı ekonomi konumunda.
Bu yüzden de Türkiye, savaş nedeniyle orya çıkan
petrol, doğal gaz ve gübre ithalatı darboğazlarından ciddi olarak etkilenecek ülkelerin
başında geliyor: ekonomik büyümesi yavaşlarken, enflasyon ve işsizlik daha da artacaktır.
Ayrıca, Türkiye, Elektrik, doğal gaz ve diğer enerji kullanımının hane halklarının tüketimleri içindeki payının yüksekliği açısından, 3’üncü sırada yer alıyor. Bu pay en yoksul hanelerde, diğerlerinin iki katına çıkıyor. Bu da savaşın neden olduğu yaşam maliyeti artışlarından (sınıfsal olarak) en çok en yoksul emekçilerin etkileneceğini gösteriyor.
Bütün bu gerçekler ortada iken, siyasal iktidarın “iyi
ki bugünlerde ülkeyi biz yönetiyoruz” biçimindeki açıklamasının hamasetten
başka anlamı yok. Bu açıklamayı yapanlar, örneğin Suriye’nin bugünkü durumuna
gelmesinde ve ABD ve İsrail’in bölgedeki kalıcılığında, mevcut iktidarın rolünü
unutmuş gibi görünüyor.
Sonuç olarak
Türkiye’deki enflasyon, işsizlik ve yoksulluk gibi
sorunların, savaşlarla birlikte ortaya çıkan sorunlar olmaktan ziyade,
kapitalist sistemin ürünleri ve siyasal iktidarların izlemekte olduğu emek
karşıtı ve sermaye yanlısı ekonomi politikalarının sonuçları olduğu bir gerçek.
Ancak, Orta Doğu’da sürmekte olan savaş bu sorunları
daha da derinleştiriyor. Bu yüzden de
kapitalizme ve otoriter bir rejime karşı çıkmak kadar, emperyalizme ve
emperyalist savaşlara da karşı çıkmak gerekiyor.
Başta sendikalar olmak üzere, işçi sınıfının
örgütleri, emek, demokrasi ve barıştan yana siyasal partiler ve hareketler,
diğer toplumsal hareketler ve çevre ve kadın örgütleri, bu gelişmelerin
farkında olarak örgütlülüğü ve eylemliliği daha da artırmak zorunda.
Nitekim, sermaye sınıfı ve işveren örgütleri, savaşı
bahane ederek işçi çıkarmaya ve toplu iş sözleşmelerinde çok daha katı bir
tutum takınmaya başladılar bile.
Yıllardır yasal grevleri dahi yasaklayan veya
erteleyen siyasal iktidarsa daha da sertleşiyor. Hatta Millî Eğitim Bakanlığı, grevci
öğretmenlerin yerine Bakanlığa bağlı öğretmeleri görevlendirerek Tez-Koop-İş
Sendikası önderliğinde iki aya yakın bir süredir devam eden İtalyan Lisesi
Öğretmenlerinin haklı grevini kırmaya çalışıyor.
Önümüzdeki süreçte sermaye sınıfı ve iktidarın bu tutum
sürecek ve siyasal iktidar asgari ücret zammı gibi zamları en düşükte tutmaya
devam ederken, izleyeceği emek karşıtı harcama ve vergi politikalarıyla
faturayı emekçilere ödetmeye devam edecektir.
Kısaca, savaşın daha da kötüleştirdiği ekonomik zorluklarla
birlikte, sınıf mücadelesi de keskinleşecektir. Bu yüzden de işçi sınıfı ve tüm
emek örgütleri tüm mücadele araçlarıyla, bu mücadele için hazır olmalıdır.
Dip notlar:
(1) https://www.oecd.org/en/publications/oecd-economic-outlook-interim-report-march-2026
(26 Mart 2026).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder