Değerli Konut Vergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Değerli Konut Vergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2019 Pazar

2020 BÜTÇESİ ÜZERİNE BAZI NOTLAR (2)- Halkın üzerindeki vergi yükü daha da artacak


2020 BÜTÇESİ ÜZERİNE BAZI NOTLAR (2)- Halkın üzerindeki vergi yükü daha da artacak

Mustafa Durmuş

6 Aralık 2019

Türkiye, emekçilerin üzerindeki vergi yükünün en fazla olduğu, dolayısıyla da vergi adaletsizliğinin en yoğun yaşandığı ülkelerin arasında ilk sıralarda yer alıyor.
Öyle ki 35 OECD ülkesi içinde vergi kaması (Vergi kaması = Gelir Vergisi + SGK primleri – devlet yardımları / brüt ücret + işveren SGK primi katkısı) en yüksek 18. ülke konumunda.
Örnek olarak, iki çocuklu bir işçi için bu oran yüzde 36,4. OECD ortalaması ise yüzde 26,6. İki çocuklu bir işçinin vergi yükü yüzde 25,3 (OECD’de ikinci en yüksek ülke). OECD ortalaması ise yüzde 14,3. (1)
Kısaca kurumlar vergisinin oranının yüzde 20 olduğu (efektif oranın yüzde 10’u bulmadığı) ülkede emek üzerindeki yük bunun en az iki katı.
Türkiye’de bu yükün OECD ortalamasının en az üçte biri oranında daha fazla olmasının nedeni, bir kısmı sosyal transferler olarak da adlandırılan “devletçe sunulan yardımların” yok denecek kadar az olması.
Ortalama bir Türkiyeli işçi, örneğin Fransa ya da İsveç gibi, bizdeki vergi yükünün en az iki katına sahip bir ülkedeki bir işçiden çok daha fazla net vergisel yük altında kalıyor. Çünkü bu ülkelerde işçilere sunulan ücretsiz ve nitelikli kamusal hizmetler ve devlet yardımları ödedikleri verginin net yükünü büyük ölçüde ortadan kaldırıyor (2).

2020 BÜTÇESİ VERGİ GELİRLERİ YÖNÜNDEN DE ADALETSİZ BİR BÜTÇE
Toplam vergi gelirleri içindeki payları yüzde 66’yı bulan ÖTV, KDV gibi vergiler Gelir Vergisi gibi vergilerle kıyaslandığında göreli olarak çok daha adaletsiz vergiler.
Bu vergiler geniş yığınların kullandığı her türlü mal ve hizmet üzerinden alınıyorlar. Genelde bu vergilerde yoksullar lehine istisna ya da muafiyetlere yer verilmiyor ve artan oranlı olarak düzenlenmiyorlar, bu nedenle de halkın üzerinde kalıyorlar.
Öyle ki Türkiye’de et, süt, eğitim, sağlık gibi halk için zorunlu nitelikteki mal ya da hizmetlerde KDV oranı yüzde 8 iken, pırlanta, elmas, kıymetli ve yarı kıymetli ham taşlardan ne KDV ne de ÖTV, ikisi de alınmıyor.
Üçüncü büyük vergi konumundaki ve toplam vergi gelirlerinin yüzde 22’sini oluşturan Özel Tüketim Vergisi gelirlerinin yüzde 48’i petrol ve doğal gaz ürünlerinden, yüzde 33’ü alkollü içkiler ve tütün mamullerinden ve yüzde 15’i ise motorlu taşıtlardan sağlanıyor. Öyle ki köylünün kullandığı 1 litre mazot ya da otomobillerimizde kullandığımız 1 litre benzin için ödediğimiz vergi bunların fiyatının yüzde 60’ını aşıyor.
Böyle vergiler (petrol, alkol ve sigaradan alınan ÖTV’de olduğu gibi) adaletsizdirler, yani düşük gelirliler bu yükü daha ağır, yüksek gelirliler ise daha hafif hissederler (regresiflik). Kolayca yasal mükellefler tarafından nihai tüketiciye, yani bizlere yansıtılırlar. Yasal olarak başka bir mükellef varken, verginin fiilen ödeyicisi sıradan insanlar olur.
Bu nedenle de bütçenin vergi yükünü ÖTV boyutuyla da emekçi halk çekiyor. Enflasyon arttığında bu vergiler de arttığından, enflasyonun arttığı dönemlerde halkın üzerindeki bu yük daha da artıyor.

DOLAYSIZ VERGİLER DE EMEKÇİNİN SIRTINDA
Vergi gelirlerinin yüzde 20’sinin biraz üzerinde bir paya sahip bulunan ve toplam vergi gelirleri içinde ikinci büyüklükteki Gelir Vergisinin yükü de emekçilerin sırtında. Çünkü bu verginin neredeyse üçte ikisi emekçiler tarafından ödeniyor.
Gelir Vergisinin bileşenlerine bakıldığında; bu verginin yüzde 92’sinin stopaj (kaynakta kesme), yüzde 5’inin beyanname ve binde 3’ünün Basit Usulle toplandığı görülüyor. Stopajın yüzde 65’i ücret stopajlarından geliyor. 2 milyonu aşan ve kâr, faiz ve rant gibi sermaye geliri elde eden beyannameli mükellefin ödedikleri gelir vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki payı sadece yüzde 1. (3)
Sermaye sahiplerinin üzerindeki vergi yükünün bu denli düşük olmasının nedenlerinin başında ise sadece bu kesimin faydalanabildiği; vergi kaçırma, vergi afları ve vergi uzlaşmaları ve yaygın muafiyetler, istisnalar, vergi indirimleri ve ertelemeleri (vergi harcamaları) geliyor. Öyle ki 2020 yılında vergi harcamaları adı altında çok büyük kısmı sermaye geliri elde edenlerden olmak üzere alınması gereken vergi alınmayacak.

2020 YILINDA YENİ VERGİLER VE YENİ YÜKLER GELİYOR
2020 yılında siyasal iktidar 785 milyar liralık vergi (yani bu yıldakinden 28 milyar lira daha fazla) toplamayı amaçlıyor. Ayrıca bütçe açığını 139 milyar lirada (bu yıldakinden 58 milyar lira fazla) tutmayı hedefliyor. (4)
Durum böyle olunca neden yeni vergilerin gündeme getirildiği, cezalara yapılan zamların neden resmi enflasyon oranının neredeyse üç katına yakın bir oranda belirlendiği ve elektrik, doğal gaz gibi temel hizmetlere neden sürekli zam yapıldığı ve bundan sonra da yapılacağı da anlaşılıyor.
Yeni vergi kanunları getiren düzenleme aynı zamanda; hem ülke ekonomisinin ve kamu maliyesinin ne kadar sıkıntılı bir durumda olduğunun, hem (düzenlemelerin kendi iç tutarsızlıkları ve iktidarın iç çatışmalı halinin belirginleşmesi nedeniyle) bu durumun mevcut siyasal yapı ile aşılmasının ne denli zor olacağının, hem de yakın gelecekte halkımızın yeni vergilerin ve mali yüklerin altında nasıl daha da yoksullaşacağının ipuçlarını veriyor.
Kısaca üç yeni vergi geliyor: Dijital Hizmet Vergisi (yüzde 7,5), Konaklama Vergisi (yüzde 2,0) ve Değerli Konut Vergisi (binde 3 - yüzde 1). Bu vergilerden yerel yönetimlere her hangi bir pay verilmeyeceği kanunda belirtiliyor. (5)
Bu vergilerin dolaylı vergilerin payını daha da artırarak vergi yükünün halkın üzerinde iyice yığılmasıyla sonuçlanması kaçınılmaz. Çünkü dijital ortamda sunulan ve hayatımızın bir parçası haline gelen tüm hizmetlerden ve örneğin pansiyonlardaki konaklamadan dahi vergi alınacak.
Değerli Konut Vergisi ile 5 milyon liralık konutu olandan artan oranlı gibi görünen bir verginin alınması servet sahibi zenginin vergilendirileceği gibi bir algı yaratsa da gerçek öyle değil. Çünkü örneğin 5 milyon liranın altında değere sahip 500 konutu olan bir zengin müteahhitten bu vergi alınmayacak. Yani bu vergi bir göz boyamadan ibaret.
Ayrıca Gelir Vergisi Kanunu’nda belirtilen ve en üst gelirlilere (500 bin TL üzeri) uygulanan vergi oranı yüzde 35’ten yüzde 40’a çıkartıldı. Ancak ücret gelirleri açısından ücretliler lehine olan indirimin sadece 4,000 lira olması bir yana, yılda 500,000 liranın üzerinden ücret geliri elde edenler asıl olarak az sayıda, şirketlerin üst düzey yöneticileri konumundakiler.
Kaldı ki sermaye geliri elde edenler o kadar çok muafiyet ve indirimden yararlanıyor ki ödedikleri efektif verginin oranı yüzde 20’lere kadar düşüyor.
Yani bu düzenleme hali hazırda ikinci gelir diliminden vergilendirilen asgari ücretliler ve biraz üzerinde ücret geliri elde edenler için bir iyileştirme sağlamıyor.
Kambiyo işlemlerinde Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) binde 1’den binde 2’ye çıkartıldı. Çalışanlarına bir günde bedeli 10 lirayı aşmamak kaydıyla toplu taşım kartı ya da bileti veren işverenlerin bu ödemeleri Gelir Vergisinden istisna tutuluyor.
Vergi zıyaı cezalarında ise (ilk defa işlenip işlenmediğine bakılmaksızın) yüzde 50’ye kadar indirim yapılacak. Yani Değerli Konut Vergisi ile bir rant vergisi alınıyormuş gibi yapılırken, şirketlere ve beyannameli mükelleflere sağlanan kolaylıklara devam edilecek.

HAZİNE’NİN BORÇLANMA LİMİTİ ARTIRILDI
Hazinenin net borçlanma limiti artırıldı ( bu yıl için ilave 70 milyar TL borçlanma imkânı verildi). Yani siyasal iktidar sadece ağır dolaylı vergiler ve temel mal ve hizmetlerin fiyatlarına yapılan zamlarla değil, giderek artan borçlanmayla sürekli olarak artan bütçe açıklarını kapatmak için halktan kaynak transfer etmeye devam edecek.
Yeni vergiler ve vergi düzenlemelerinden siyasal iktidar 6 milyar TL gelir elde etmeyi beklerken, gelecek yıl vergi harcaması adı altında çok büyük kısmı kâr, faiz, kira gibi sermaye geliri elde edenlerden olmak üzere alacağı 195,6 milyar TL’lik vergiyi almaktan vazgeçecek (6).
Emeklilikte Yaşa Takılanların (EYT’liler) haklı taleplerinin yerine getirilebilmesi için sadece 26,1 milyar liralık bir kaynak gerekiyor. Asgari ücretin vergi dışı bırakılması halinde ise yaklaşık 30-40 milyar liralık bir vergi kaybı söz konusu. İktidarın tahsil etmekten vazgeçtiği vergi miktarı ise bunların neredeyse 6-7 katı. Kaldı ki bu kayıp sermayeden, servetten ve rantiyeden daha fazla vergi alınarak rahatlıkla telafi edilebilir.
Buna rağmen bu haklı talepler reddediliyorsa meselenin kaynak sıkıntısı ya da ekonomi ve maliye biliminin gerekliliği gibi kavramlarla açıklanabilmesi mümkün değil.
  
VERGİLEME AYNI ZAMANDA POLİTİK BİR TERCİH
Konunun özünde vergilemenin, tıpkı kamu harcamaları gibi sınıflar arasındaki kavganın temel alanlarından biri olduğu gerçeği yatıyor. Kısaca, siyasal iktidarlar üzerinde etkili olan egemen sınıf ya da kimlikler vergi politikalarının nasıl olacağı üzerinde de etkili oluyorlar.
Ayrıca vergilemeye ilişkin tartışmaların nesnel olması mümkün değil. Sınıfsal çıkar farklılıkları, ideolojik farklılıklar ve değer yargıları vergi politikaları üzerinde belirleyici öneme sahipler.
Bu bağlamda vergileme meselesi aynı zamanda politik bir tercih meselesidir.
Nitekim politikayı yönetenlerin ve onların temsil ettikleri sosyal sınıf ve kimliklerin tercihleri hem vergileme, hem de kamu harcamalarının belirlenmesinde, kısaca bütçenin belirlenmesinde etkili oluyor. Bu yüzden de çok daha farklı sınıfsal temele oturan bir siyasal iktidar altında çok daha farklı vergi ve bütçe politikalarının uygulanabilmesi mümkün.

DAHA AZ VERGİ YÜKÜ İÇİN SAVAŞ YERİNE BARIŞ GEREKLİ
Verginin zorunlu bir ilişkisinin olduğu bir unsurun da altını çizmek gerekiyor. Tarihe baktığımızda Roma İmparatorluğu döneminden günümüze, yani gönüllü bağışlardan zorunlu vergilemeye geçiş sürecinde kalıcı vergileri ortaya çıkaran en önemli faktörün savaşlar olduğunu görürüz. Örnek olarak modern anlamda Gelir Vergisi ilk kez ABD’de 1913 yılında, Birinci Dünya Savaşının finansmanını sağlamak için gündeme getirildi.
Bu yüzden savaş harcamaları ya da günümüzdeki tanımıyla savunma veya güvenlik harcamaları ne kadar fazla olursa vergi de, verginin getirdiği yük de o kadar fazla oluyor.
Verginin yükünün emeğin üstüne yıkıldığı mevcut vergi sistemleri altında ise böyle harcamaların karşılanabilmesi ancak halkın daha fazla vergilendirilmesiyle mümkün oluyor. Kısaca siyasal iktidarlar bu tür harcamalara ne kadar eğilimli iseler, o kadar fazla kaynak yaratmak zorunda kalıyorlar. Bu da bir yandan halkın üzerindeki vergini yükü de o denli artırırken, diğer yandan yeni borçlanmaların yapılmasına neden oluyor.

MAGNA CARTA: “KRAL DAHA AZ SAVAŞSIN…”
Nitekim Bütçe Hakkının ortaya çıkışı demek olan Magna Carta’ya (1215) bakıldığında, bunun Britanya Kralı Charles’in savaş çıkartma yetkisini kısıtlamak, yani onun daha fazla savaşarak halktan daha fazla vergi toplamasını önlemek için gündeme getirildiği anlaşılıyor. (7)
Bu nedenle de (çıkış kaynağı savaşlar olmasından ötürü) savaşlar ile vergi doğrudan ilişkili ise, tersinin de geçerli olması, yani verginin barışla da doğrudan ilişkisinin olması gerekir. Çünkü her türden barış (toplumsal barış dâhil) vergiye olan ihtiyacı azaltır. Yani halk daha az vergi ödemek istiyorsa barışı daha fazla savunmak zorunda.
Günümüzde çağdaş vergileme ilkeleri arasında; eşitlik, adalet, harcamalarda dürüstlük ve vergiye demokratik gönüllü katılım kadar, işte bu nedenle, barış da zorunlu bir vergi ilkesi olarak savunuluyor artık.
…devam edecek

DİP NOTLAR:

(1) OECD, Taxing Wages, 2017.
(2) 
https://taxfoundation.org/taxing-high-income-2019 (5 Aralık 2019).
(3) Muhasebat Genel Müdürlüğü, www.muhasebat.gov.tr ve Gelir İdaresi Başkanlığı Faaliyet Raporlarından tarafımızca hesaplanmıştır.
(4) 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ve Bağlı Cetveller.
(5) Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2312 - Kasım 2019).
(6) 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ve Bağlı Cetveller.
(7) Richard Murphy, The Joy of Tax, Corgi Books, 2015, s. 155-157.




10 Kasım 2019 Pazar

YENİ VERGİLER: KİMDEN, KİME, NE İÇİN?


YENİ VERGİLER: KİMDEN, KİME, NE İÇİN?

Mustafa Durmuş

10 Kasım 2019

Bugünlerde iki önemli kanun teklifi Meclis’te görüşülüyor. İlki 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe (MYB) Kanunu Teklifi. Bu teklif hala Bütçe Komisyonu’nda tartışılıyor. Diğeri ise Komisyondan hali hazırda geçmiş olan ve yeni vergileri ve bazı diğer vergi ve mali düzenlemeleri içeren kanun teklifi. (1)

İki kanun teklifini birlikte değerlendirmek gerekiyor. Çünkü Bütçe önümüzdeki yıl uygulanacak olan ve başta maliye politikaları olmak üzere devletin ekonomiye olan müdahalelerinin boyutlarını sunarken, diğeri bu müdahalelerinin en önemli finansal kaynaklarından olan vergileri ve borçlanmayı içeriyor.

Daha somut konuşursak, önümüzdeki yıl siyasal iktidar 785 milyar liralık vergi (yani bu yıldakinden 28 milyar lira daha fazla) toplamayı amaçlıyor.  Ayrıca önümüzdeki yılki bütçe açığını 139 milyar lirada (bu yıldakinden 58 milyar lira fazla) tutmayı hedefliyor. (2)

Durum böyle olunca neden yeni vergilerin gündeme getirildiği, cezalara yapılan zamların neden resmi enflasyon oranının neredeyse 3 katına yakın bir oranda belirlendiği ve elektrik, doğal gaz gibi temel hizmetlere neden sürekli zam yapıldığı ve yapılacağı da anlaşılıyor.

Bu teklifler aynı zamanda; hem ülke ekonomisinin ve kamu maliyesinin ne kadar sıkıntılı bir durumda olduğunun, hem düzenlemelerin kendi iç tutarsızlıkları ve iktidarın iç çatışmalı halinin belirginleşmesi nedeniyle bu durumun mevcut siyasal yapı ile aşılmasının ne denli zor olacağının,  hem de yakın gelecekte bizlerin yeni vergilerin ve mali yüklerin altında nasıl daha da yoksullaşacağımızın ipuçlarını veriyor.

Bu yazımızda (Bütçe ile ilgili değerlendirmemizi bir başka yazıya bırakarak) sadece Torba Kanunda yer alan vergileri kapsayan bir değerlendirme yapacağız.

ÜÇ YENİ VERGİ

Bizleri bekleyen üç yeni vergi var: Dijital Hizmet Vergisi, Konaklama Vergisi ve Değerli Konut Vergisi. Ayrıca Gelir Vergisi Kanunu’nda belirtilen ve en üst gelirlilere uygulanan vergi oranı yüzde 35’ten yüzde 40’a çıkartılıyor. Bunun dışında (basında yer alan haberlerin aksine) Kurumlar Vergisi oranının artırılmasına dönük her hangi bir düzenleme söz konusu değil.

DİJİTAL HİZMET VERGİSİ

Bu vergi, kanun teklifinde sayılan (Madde 1-7); dijital reklamlar, sesli, görsel veya herhangi bir dijital içeriğe sahip oyunlar, müzik, videolar, yazılımlar, dijital platformlar, portal ve sistem hizmetleri gibi dijital olarak sunulan her türden hizmetten elde edilecek hasılattan alınacak.

Verginin mükellefi dijital hizmet sunucuları, konusu her ay elde edilen hasılat ve oranı yüzde 7,5 olacak. Ancak hizmet sunucusunun kanuni iş merkezlerinin Türkiye’de olmaması halinde (bu verginin işleme taraf olanlar ve ödemeye aracılık edenlerce ödeneceği 3. Maddede belirtildiğinden), hizmete aracılık yapan yerli şirketler bu verginin mükellefi olacaklar.

Kuşkusuz bu vergi son kullanıcı olan bizlere (tıpkı KDV ve ÖTV’de olduğu gibi) yansıtılacağından, vergiyi sonuçta bizler ödeyeceğiz. Ayrıca bu vergi maliyet artırıcı bir unsur olarak diğer mal ve hizmetlerin fiyatını da kaçınılmaz olarak artıracak. Böylece bir yandan dolaylı vergilerin hali hazırdaki yüksek payları daha da yükselirken, halk bu yeni vergi ile daha da ağır vergilendirilmiş olacak.

HAYATI KOLAYLAŞTIRMAK YERİNE…

Bilindiği gibi, dijital hizmet platformları online piyasalar olarak çalışıyor. Bu piyasalarda alıcı ve satıcılar fiziki olarak bir araya gelmeksizin dijital ortamda bir araya geliyor ve alış veriş böyle gerçekleşiyor. McKinsey’e göre, böyle dijital hizmet piyasaları küresel çapta olmak üzere (2015-2020 döneminde), dünya GSYH’sine yüzde 2 katkı sağlarken (ortalama 1,7 trilyon dolar), 72 milyon insan için de yeni istihdam yaratacak. (3)

Siyasal iktidarın bu kanunla, dijitalleşmeyi ve bunun yarattığı platform ekonomilerinin hizmetlerini topluma ücretsiz- ya da düşük ücretle ve daha etkin sunmak yerine (örneğin bedava internet hizmeti gibi),  yeni ve kalıcı vergi geliri elde etmeyi amaçladığı anlaşılıyor.

Bir başka anlatımla, kapitalizmin geleceğine damgasını vuracağı ileri sürülen ve emeğin metalaşmamış kısmını da metalaştıracak olan dijitalleşmeye dayalı hizmet ekonomileri  (tıpkı diğer kapitalist ülkelerde olduğu gibi) ülkemizde mevcut ve gelecekteki sermayenin kontrolündeki siyasal iktidarlar için önemli bir dolaylı vergi geliri kaynağı olacak gibi görünüyor.

Bu vergi (bütçe açıklarını kapatmaya yarayacak olmasının dışında), diğer dolaylı vergilerde olduğu gibi kolayca halka yansıtılarak yükü halkın üzerine bindirileceğinden ve kendi vergi yükleri böylece azalacağından sermaye kesimi bu vergiye karşı çıkmıyor.

KONAKLAMA VERGİSİ

Madde 9’da yer alan düzenlemeye göre; otel, motel, tatil köyü, apart otel vs tüm konaklama mekânlarında konaklayanlardan  (buralarda sunulan yeme, içme, sportif hizmetler verginin matrahına dâhil edilecek) tesisin niteliğine bağlı olarak, gecelik kişi başına 6-18 lira tutarında maktu bir vergi alınacak.

Yurt dışında daha çok yabancı turistlere adeta bir “ayakbastı parası” olarak uygulanan bu verginin bizde yerlilere de uygulanacağı anlaşılıyor. Ayrıca verginin matrahında sadece konaklama bedeli değil, yeme/içme ve diğer hizmetler de yer alacağından konaklama dışındaki yeme/içme ve diğer hizmetlere dönük harcamalar bir kez daha vergilendirilmiş olacak. Bu da hali hazırda yüksek paya sahip olan ve artık adaletsizlikleri açıkça görülen dolaylı vergilerin daha da artmasına ve halkın üzerindeki verginin yükünün de büyümesine neden olacak.

Ayrıca bu vergiden elde edilen gelirin ilgili tesislerin bulunduğu yerel yönetimlere değil de genel bütçeye aktarılacak olması, bu verginin siyasal iktidarca yerel yönetimleri (turizmi asıl var edenler olmasına rağmen) daha da zayıflatma aracı olarak kullanacağının bir göstergesi.

DEĞERLİ KONUT VERGİSİ

Değeri 5 ila -7,5 milyon lira arasındaki konutlardan binde 3; 7,5 -10 milyon lira arasındakilerden binde 6 ve 10 milyon liranın üzerindekilerden yüzde 1 oranında olmak üzere Değerli Konut Vergisi (Madde 33) adı altında bir vergi alınacak.

Bu “ranttan elde edilen servetin vergilendirilmesi” gibi sunulsa da, bu gerçek değil. Çünkü örneğin bir zengin müteahhidin ya da inşaat şirketinin 100 adet ve 5 milyon liranın altında değeri olan emlaki varsa bunlardan böyle bir vergi alınmayacak. Böylece sanki “emlak rantı üzerinden alınan bir vergi” imiş gibi bir algı yaratılsa da, bu düzenleme ile mevcut birikim rejiminin asıl kazananı konumundaki büyük inşaatçılar, emlak zenginleri korunmuş olacak.

Ayrıca bu verginin gelirlerinden yerel yönetimlere her hangi bir pay verilmeyeceğinin tasarıda belirtilmiş olması da, bir kez daha teklifteki böyle vergilerin yerel yönetimleri güçlendiren değil, daha da zayıflatan, merkezileşmeyi artırmaya hizmet edecek bir vergi olduğunu gösteriyor.

GELİR VERGİSİ EN ÜST DİLİM ORANI YÜZDE 40 OLACAK

Gelir Vergisi Kanununda (GVK) yer alan tarifeye yeni bir dilim eklenerek dilim ve oran sayısı 5’e ve en yüksek oran yüzde 40’a çıkartılıyor (Madde 18). Böylece yılda 500,000 liranın üzerinde gelir elde edenler yüzde 40 vergi ödeyecekler.

Teknik olarak; 500.000 liralık bir gelir için 163,400 lira ve 500.000 lirayı aşan kısım için yüzde 40 oranında vergi ödenecek. Ücretlilerde bu 4,000 lira daha az alınacak (159,460 lira) , aşan kısım yüzde 40’a tabi tutulacak.

Bu düzenleme de aslında zevahiri kurtarma niteliğinde bir düzenleme çünkü en üst gelirlilerin oranı sadece yüzde 5 artırılıyor. Ayrıca bu oran nominal oran. Yani efektif/fiili oran değil. Bu tür sermaye geliri elde edenler uygulamada o kadar çok istisna, muafiyet ve indirimden faydalanıyorlar ki efektif olarak ödedikleri verginin, gelirleri içindeki payı hiçbir zaman yasada yer alan oranlarda değil, onun çok çok altında oluyor.

Ücret gelirleri açısından ücretliler lehine olan indirimin sadece 4,000 lira olması bir yana, yılda 500,000 liranın üzerinden ücret geliri elde edenler asıl olarak sadece şirketlerin üst düzey yöneticileri konumundakiler.

Dolayısıyla da bu düzenleme üst düzeyde ücret alanların lehine bir düzenleme olup, hali hazırda ikinci gelir diliminden vergilendirilen asgari ücretliler ve biraz üzerinde ücret geliri elde edenler için bir iyileştirme sağlamıyor. Tersine onların vergi yükünü ağırlaştırıyor.

BİLİMSEL, SANATSAL ÜRETİM FAALİYETİ CAYDIRILIYOR

Hali hazırda GVK’nın yürürlükteki 18. Maddesine göre; müellif, mütercim, heykeltıraş, hattat, ressam, bestekâr, bilgisayar programcısı ve mucitlerin şiir, hikâye, roman, makale, bilimsel araştırma ve incelemeleri, yazılımları gibi eserlerinden elde ettikleri gelirler Gelir Vergisinden istisna tutuluyor (Madde 11).

Yeni düzenlemeyle; bu madde kapsamındaki kazançların 2020 yılında toplamı 500,000 lirayı aşanlar artık bundan yararlanamayacak ve bu sınırı aşanlar bütün kazançları için beyanname verecekler.

Böyle bir uygulama bilimsel, sanatsal faaliyetleri cezalandırıcı bir uygulama niteliğinde olacak. Haksız yere milyonlarca lira finans ve emlak rantı geliri elde edenler vergilendirilmezken bilim, düşün ve sanat insanlarının vergilendirilmesi vergilemenin sadece bir gelir yaratma değil, ideolojik ve politik amaçlar için de kullanılabildiğinin somut bir diğer örneği.

Ayrıca yasa teklifinde yer alan vergilerin oranlarının düşürüp, yükseltilmesi, muafiyet ve istisna kapsamlarının belirlenmesi gibi vergi yükünün toplumsal sınıflar arasındaki dağılımını ciddi olarak etkileme yetkisinin Cumhurbaşkanına verilmiş olması yeni rejim altında vergilemenin otoriter karakterini de ortaya koyuyor.

VERGİ ORANLARI ARTIRILIYOR

Taslakta bunların dışında, yeni vergi geliri yaratmaya dönük diğer bazı düzenlemeler de mevcut. Örneğin Madde 8 ile kambiyo işlemlerinde Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) binde 1’den binde 2’ye çıkartılıyor.  Madde 13 ile spor karşılaşması hakemlerinin aldıkları ücretlerinden vergi alınıyor. Madde 22 ile futbolculara ödenen ücretlerden alınan stopaj yüzde 15’ten yüzde 20’ye çıkartılıyor. Şirketlerin gider yazdıkları (şirket otomobillerinin masrafları gibi) giderlerin kapsamı daraltılıyor.

GÖZ BOYAMA YA DA PANSUMAN

Ancak bunların göz boyamaktan ya da pansuman niteliğinde tedaviden öte önlemler olmadığının altını çizmek gerekiyor.  Çünkü bunlar yapılırken, örneğin Madde 12 ile çalışanlarına bir günde bedeli 10 lirayı aşmamak kaydıyla toplu taşım kartı ya da bileti veren işverenlerin bu ödemeleri Gelir Vergisinden istisna tutuluyor.

Madde 27-28 ile vergi zıyaı cezalarında (ilk defa işlenip işlenmediğine bakılmaksızın) yüzde 50’e kadar indirim yapılacak. Mükellef istinaf ve temyizden vazgeçtiğinde ise verginin bir kısmı ve /veya cezanın tamamı kaldırılacak. “Uyumlu mükelleflere” vergi indirimleri ve cezaların ödenmesinde yüzde 50’ye kadar teşvik edici indirim getirilecek. Kısaca vergi cezalarında bir kez daha ciddi indirim yapılacak. Ayrıca teklifteki 40. Madde ile Hazinenin net borçlanma limiti artırılıyor ( bu yıl için ilave 70 milyar lira borçlanma imkânı verildi).

Bu da siyasal iktidarın sadece ağır dolaylı vergiler ve temel mal ve hizmetlerin fiyatlarına yapılan zamlarla değil, giderek artan borçlanmayla sürekli olarak artan bütçe açıklarını kapatmak için halktan kaynak transfer etmeye devam edeceğini ortaya koyuyor.

6 MİLYAR YENİ GELİR BEKLENİRKEN, 195,6 MİLYAR LİRALIK VERGİ GELİRİNDEN VAZGEÇİLİYOR!

Tüm bu düzenlemelerin bütçeye 6 milyar lira yeni gelir sağlayacağı teklifin sahibi AKP milletvekili tarafından açıklandı. (4) Diğer taraftan 2020 Yılı MYB Kanunu Teklifinde yer alan Vergi Harcamaları Tablosundan da görüleceği gibi hükümet gelecek yıl çok büyük kısmı kâr, faiz, kira gibi sermaye geliri elde edenlerden olmak üzere alacağı 195,6 milyar liralık vergiyi almaktan vazgeçecek. (5)

Sonuç olarak, vergisel düzenlemeler, ülkedeki sosyal sınıflar arasındaki çelişkilerden-çatışmalardan, siyasal iktidarın bu sınıflara göre konumlanma biçiminden ve ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz, savaş ya da politik krizlerden, siyasal iktidarın ve devletin yönelimlerinden (giderek artan güvenlik harcamalarından örneğin) bağımsız olarak ele alınmamalı.

Ekonomiyi yönetirken küresel sermayenin taleplerini öncelikli olarak yerine getiren neo-liberal, neo-muhafazakâr ve otoriter bir rejim altında gündeme getirilen vergi düzenlemelerinin emek karşıtı olması, ekonomik ve mali krizin yükünü yeni vergilerle emekçi sınıfların üzerine yıkması şaşırtıcı olmamalı.

Oysa çok yeni yapılan bir bilimsel çalışma (6), ana akım vergi teorisinin sermaye sınıfı lehine olan iddialarının, tezlerinin büyük ölçüde geçersiz olduğunu ortaya koyuyor.

SERVET VERGİLENDİRİLMELİ Mİ?

Buna göre, optimal ve adil bir vergilendirme için, çok yüksek gelir ve servetlerin neredeyse tamamına yakınını vergilendirmek, buna karşılık tüketimi vergilendirmemek gerekiyor. Çünkü servet ve gelir vergilerinin amacı sadece zenginlerden daha fazla vergi geliri elde etmek değil, ayrıca rant kollayıcı faaliyetleri azaltmak, yersiz politik etkileri önlemek ve en çok kaynağa sahip olanların sosyal olarak tahrip edici davranışlara yönelimini caydırmak.

Diğer yandan, çok önemli ve haklı talepler olsalar da, servetlerin,  emlak ve finansal rantların vergilendirilmesi ya da üst gelirlilerden daha fazla vergi alınması gibi talepler bugünkü iktidar blokunun yerine getirebileceği talepler değil. Bunun için üretim ve bölüşüm sisteminde köklü değişikliklerin yapılmasına ve buna uygun bir emekten yana bir siyasal iktidara ihtiyaç var.

Ayrıca bankaları, büyük şirketleri kamulaştırmadan, ekonomileri çökerten finansal spekülasyonları sonlandırmadan, dahası tüm bunlara neden olan üretim tarzını ortadan kaldırmadan sadece bölüşüm ilişkilerine (servet vergisi gibi) müdahale etmek (kısa vadede çok değerli olsa da) uzun vadede sürdürülmesi çok zor reformist bir politika olarak kalacaktır.

KAYNAKÇA

(1)  Sırasıyla: 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ve Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 24 Ekim 2019 Tarihli 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi.
(2)  2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi.
(3)  J. Manyika, S. Lund, K. Robinson, J. Valentino and R. Dobbs, Connecting Talent with Opportunity in the Digital Age, McKinsey Global Institue, June 2015’den aktaran Guy Standing, The Corruption of Capitalism, Biteback Publishing, 2017, s. 211.
(4)  “Yeni vergi paketinden 6 milyar TL bekleniyor”, https://www.sozcu.com.tr/2019/ekonomi/vergi-paketi-mecliste-gorusulmeye-baslandi (30 Ekim 2019).
(5)  2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi, s. 169.
(6)  William G. Gale, “Saez and Zucman Say Everything You Thought You Knew About Tax Policy Is Wrong”, https://www.taxpolicycenter.org/taxvox (23 October 2019).