Vergi Adaleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vergi Adaleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2023 Cumartesi

Vergi adaleti

 

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında adaletli bir vergi sistemine olan ihtiyaç devam ediyor

Mustafa Durmuş

25 Şubat 2023


Bir ülkede uygulamadaki vergi sistemi birçok önemli şeyin göstergesidir, özellikle de aşağıdakilerin:

(i) Ülke ekonomisinin gelişkinliğinin ve ülkenin genel olarak gelişmişliğinin ya da azgelişmişliğinin bir göstergesidir.

(ii) Ülkeyi yönetenlerin hangi sosyal sınıflardan yana duruş sergilediğinin, siyasal tercihlerinin hangi sosyal sınıflar ve kesimlerden yana olduğunun bir göstergesidir.

(iii) Siyasal iktidarın olduğu gibi, toplumun da demokrasi karşısındaki ya da yanındaki tutumunun, bu konudaki bilinç düzeyinin bir göstergesidir.

(iv) Vergilerin yükünün hangi sosyal sınıflar ve kesimler üzerinde olduğunun, böylece de ülkede vergilemede adalet olup olmadığının bir göstergesidir.

Vergiler topluma yararlı kamusal hizmetler için kullanılmalı

Bu nedenle de, öncelikle, toplanan vergilerin topluma yararlı kamusal hizmetlerin finansmanında kullanılması, bölüşümdeki adaletsizlikleri giderici olması ve sosyal ve ekonomik kalkınmaya hizmet etmesi son derece önemli.

Bu bağlamda, vergiler lükse, israfa, hurafeye, malum cemaatleri ve sermaye sınıfını gereksiz yere teşvik etmeye ve yöneten sınıfların iktidarını sağlamlaştırmaya dönük otoriterleşmeye ve militarizme hizmet eden harcamalar için kullanılmamalı.

“Vergiler kimlerden alınıyor” sorusu önemli

Ayrıca, bu vergilerin kimlerden alındığı da önemlidir. Örneğin bu vergiler ağırlıklı olarak Katma Değer Vergisi (KDV) ve Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) gibi halktan alınan vergilerse, buna karşılık Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi gibi gelirler düşük önemde kalıyorsa o ülkenin gelişmişliğinden de, o ülkede vergi adaletinden de söz edilemez.

Çünkü KDV ve ÖTV gibi vergiler, ödeyenin gelirine bakılmaksızın (yoksul ya da zengin her türden gelir grubundan) herkesten alınırlar, dolayısıyla da düşük gelirliler, yoksullar bu verginin yükünü çok daha fazla hissederler ve taşırlar.

Keza, Türkiye’de olduğu gibi,  yüksek enflasyon söz konusu olduğunda mal ve hizmet fiyatları arttığından, ödenen verginin miktarı da artar. Bu yüzden de bu vergiler halkı ezen vergilerdir.

Bu nedenle de halktan yana bir vergi sistemi, vergi yükünün halkı ezen böyle vergilerden vazgeçilerek (ya da asgaride tutularak), en zenginlerden daha yüksek oranda alınan Gelir Vergisine, şirketlerden/sermaye kesiminden alınan Kurumlar Vergisine ve çok zenginlerden artan oranlı olarak alınması gereken Servet Vergisine kaydırılmasını gerekli kılar.

Bir ülkenin vergi sistemi bir hastanın MR’ı gibidir

Aşağıdaki tablo bu tespitlerimizin ve önerilerimizin karşılığında ülkedeki fiili durumun ne olduğunu göstermesi açısından yararlı olabilecek bir tablo.(1) Çünkü bu tablo adeta bir MR gibi OECD ülkelerinin vergilerinin bileşimini gösteriyor.



Bu tabloya baktığımızda Şili, Macaristan, Kolombiya ve Litvanya’dan sonra Türkiye’nin, vergi gelirlerini en fazla tüketim üzerinden alınan vergilerden sağlayan ülke olduğunu görebiliyoruz.

Aslında tüketim üzerinden alınan vergiler hikâyenin belli bir kısmı. Bir de buna Türkiye’de “deprem vergileri” adı da verilen ‘Özel İletişim Vergisi’, Damga Vergisi, Harçlar ve Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi gibi vergi ve vergi benzeri tahsilatları eklediğimizde toplam dolaylı vergilerin payı yüzde 68’i aşıyor.

Sonuç olarak

Gelir vergisinin azımsanamayacak bir kısmının da asgari ücretin üzerinde ücret alan emekçilerden tahsil edildiği ve bu kesimlerin ilave olarak çok yüksek elektrik ve doğal gaz faturalarını da ödemek zorunda kaldıkları unutulmamalı.

Ayrıca, son deprem vesilesiyle yaptıkları yardımları (!) şova döndüren sermaye kesimine her yıl yüzlerce milyar liralık vergi istisnası, muafiyeti ve indirimi uygulanarak bu kesimlerden alınan vergilerin azaltıldığı da, (sözlerini tutarlarsa) bu deprem yardımlarını vergi matrahından indirerek daha az vergi ödeyecekleri de biliniyor.

Dahası bu bir kısım sermaye kesiminin ödemesi gereken vergiler yüksek enflasyon altında ya geciktirilerek ödeniyor ya da ödenmiyor. Böylece ödenmesi gereken vergilerin reel değeri enflasyon altında azaltılıyor. Ardından, son 20 yılda ortalama her 2 yılda bir yapıldığı gibi, çıkartılan vergi aflarıyla bu vergilerin cezaları, gecikme faizleri vb affediliyor.

Ülkedeki vergi sisteminin bu hali dikkate alındığında, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında demokratik bir cumhuriyet inşa edilmeli ve vergi adaletsizliği ortadan kaldırılmalıdır.

Dip notlar:

(1) https://taxfoundation.org/oecd-tax-revenue-by-country-2023 (23 February 2023).

23 Aralık 2022 Cuma

Konaklama Vergisi

 

Konaklama Vergisi ve dışlanan yerel yönetimler

Mustafa Durmuş

23 Aralık 2022


7194 sayılı Kanun aracılığıyla Gider Vergileri Kanunu’na eklenen 34’üncü madde ile, Covid-19 salgını yüzünden daha önce ertelenen Konaklama Vergisinin tahsil edilmesine 2023 yılı başından itibaren başlanacak. (1)

Otel, motel, tatil köyü, pansiyon, misafirhane, kamping gibi tesislerde konaklayanlar, buralardan aldıkları yeme-içme dâhil, hizmetler üzerinden yüzde 2 oranında vergi ödeyecekler. Cumhurbaşkanı bu oranı bir katına kadar artırma, yarısına kadar indirme ve bu sınırlar içinde farklı oranlar tespit etme konusunda tek yetkili makam.

Tıpkı KDV gibi aylık olarak tahsil edilecek olan bu vergi ile Hazine yılda 2,3 milyar TL gelir sağlamayı amaçlıyor.

Ancak bu vergiyi, Kurumlar Vergisi gibi doğrudan söz konusu işletmelerin net kazançlarından alınan vergi ile karıştırmamak gerekiyor. Zira bu verginin yasal mükellefi her ne kadar bu işletmeler olsa da, vergi konaklayanlara yani bizlere yansıtılacağından bu işletmelere her hangi bir yük getirmeyecek, onlar sadece vergi tahsilatı konusunda aracılık yapacaklar.

Zurnanın zırt dediği yer: Yerel yönetimlere pay yok!

Ancak bu düzenlemede çok önemli bir nokta söz konusu: Bu vergiyi merkezi yönetim tahsil edecek, yani verginin gelirlerinin tamamı Genel Bütçe ’ye, merkezi iktidara gidecek. Yerel yönetimlere, belediyelere bu tahsilatlardan her hangi bir payın verilmesi de söz konusu değil.

Yani toplanacak olan vergi gelirleri, tıpkı diğer Genel Bütçe vergileri gibi, ortak bir havuzda toplanacak ve siyasal iktidarın tercihleri doğrultusunda harcanacak. Büyük bir ihtimalle de bu harcamalardan bu vergiyi sağlayan yereller  faydalanamayacak.

Oysa yerel yönetimlerin gelirleri zaten son derece yetersiz, bu yüzden pek çok hizmeti vermekte zorlanıyorlar. Bu yüzden de kendi bölgelerindeki turistik işletmeler başta olmak üzere, faaliyet gösteren böyle konaklama tesislerinden böyle bir vergiyi tahsil etmek ve bu gelirlerle de yerel halkın ihtiyaçlarını karşılamak bu yönetimlerin en temel hakları olmalı.

‘Ekonomide Demokrasi’ yerelde başlar

Her yıl milyonlarca yerli ve yabancı turistin trafik, kalabalıklaşma kirliliği dâhil, doğaya verilen zarar ve yüksek mal ve hizmet fiyatları (örneğin yüksek kiralar) gibi maliyetler yüzünden sıkıntısına katlanan yerel halkın bu işletmelerden sağlanacak vergi gelirlerini kendileri için kullanmaları son derece adil olmaz mıydı?

Ayrıca cari açığın daraltılmasında önemli bir etken olan döviz gelirlerinin sağlandığı turistik tesislerin konuşlandığı bu bölgelerden alınan bu verginin gelirlerinin yereller tarafından yine bu bölgeler için harcanması gerekmez mi?

Kaldı ki bu vergiler dünyada genelde, ‘Local Hospitality Tax’ adı altında ve brüt hizmet satış gelirinin yüzde 2’si oranında tahsil ediliyor. Bazı ülke uygulamalarında ise vergi ‘konaklama’, ‘tesiste yeme içme’ ve ‘eğlence vergisi’ olarak yüzde 3’e varan oranlarda ayrıştırılabiliyor. Ancak hepsinin ortak özelliği bu vergilerin, hizmetin yerel olarak verildiği gerekçesiyle,  yerel yönetimlerce tahsil edilmesi yani gelirlerinin yerel yönetimlere (örneğin County) gitmesi. (2)

Sonuç olarak

Yerelin sorunlarını en iyi yerel yönetimler bilir çünkü halka daha yakındırlar, halkla daha çok iç içedirler ve daha şeffaftırlar. Bu yüzden de kendilerini ilgilendiren bölgesel yatırımlar, harcamalar ve vergileme gibi konularda asıl söz sahibi olmaları gerekenler onlar olmalıdır. Bu, halkın iradesine saygının da bir gereğidir.

Dip notlar:

(1)    Konaklama Vergisi Uygulama Genel Tebliği, https://www.resmigazete.gov.tr  (14 Aralık 2022).

(2)    http://www.seviervilletn.org/index.php/i-want-to/file-hospitality-tax/62-faq/hospitality-tax/129-what-is-hospitality-tax.html  (22 Aralık 2022).

 

1 Haziran 2022 Çarşamba

“Fakirin cuğarasına”, garibin birasına dokunmak!

 

“Fakirin cuğarasına”, garibin birasına dokunmak!

Mustafa Durmuş

31 Mayıs 2022


Bilindiği gibi, sigara ve alkollü içeceklerden alınan vergilere altı ayda bir “güncelleme” adı altında zam yapılıyor. Yani bu ürünlerden alınan maktu vergi miktarları yılda iki kez artırılıyor.

Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla geçen Cuma günü Resmi Gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca sigara ve alkollü içeceklerde uygulanan Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) artırıldı. Aslında normalde Temmuz ayında yapılan bu vergi artışı bu yıl iki ay öne çekilerek Mayıs ayında yapıldı.

Sigara ve içkiden alınan vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının yüzde 12’yi aştığı, yani devletin topladığı her 100 TL’lik verginin 12 TL’sinden fazlasını “ötekileştirilmiş” içki ve sigara içicilerinin ödediği dikkate alındığında, iktidarın gelire olan ihtiyacının giderek arttığını, bu yüzden zammı öne çektiğini ileri sürmek mümkün.  

Nitekim bütçe gerçekleşmelerine ve ortaya çıkan devasa bütçe açığına bakılırsa, daha yılın ilk 5 ayında merkezi yönetim bütçesi ödeneklerinin üçte ikisinin harcandığı görülüyor. Sınır ötesi askeri operasyonların bu süreci hızlandırması da kaçınılmaz.

Cumhurbaşkanlığı Kararına göre; alkol derecesi yüzde 22 ve üstü olan içeceklerden alınan asgari maktu vergi tutarı 481,98 TL’den 602,48 TL’ye, sigaradan alınan ÖTV ise 0,71 TL’den 0,78 TL’ye yükseltildi. Böylece alkollü içeceklerin fiyatları kabaca yüzde 25, bir paket sigaranın fiyatı ise yüzde 10 artmış oldu.

Dünyanın birçok yerinde de kanıtlandığı gibi, Türkiye’de de dar-düşük gelirli emekçilerin sigara tüketimi, üst gelirli gruplardan oransal olarak daha yüksek. Yani zenginler (oransal olarak) yoksullardan daha az sigara tüketiyorlar.

“Yak bir sigara” dönemi sona eriyor

Bunu belki yoksullar açısından, “kederlendikçe yak bir sigara” sözüyle açıklamak mümkün. Ne de olsa yoksulların zenginlere göre kederlenecek ya da kaygılanacak çok daha fazla sebepleri var.

Ama sigara ya içki fiyatları öyle arttı ki, artık “kederden ya da neşeden içebilmek” giderek bir hayal olmaya başladı. Bu da bu insanlara karşı yapılan bir haksızlık.

Bu zamların “insan sağlığını korumak” gerekçesiyle yapıldığını savunabilmek çok zor. Öyle bir amaç olsaydı, günümüzde insan sağlığını bozan o kadar fazla şey var ki sigara ve alkollü içeceklerin bunların yanında esamesi okunmaz. Başta doğayı kirletenler olmak üzere, bu faaliyetler ya davranışlar bırakın cezalandırmayı adeta cesaretlendiriliyorlar.

“Fakirin cuğarasına dokunma !”

Oysa ne demişti Bozkırın Tezenesi rahmetli Neşet Ertaş: “Fakirin cuğarasına dokunmayacaksın”. Elbette garibin birasına da, içkisine de dokunmayacaksın…

Kuşkusuz bu durum vergide adalet ya da adaletsizlik tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Nitekim Vergi uzmanı dostumuz Ozan Bingöl bu adaletsizliği şöyle bir tweet ile çok güzel özetlemiş:

“Bu ülkenin gerçek vergi rekortmeni; 20 dal sigaranın 17 dalına vergi ödeyen, içtiği rakının yüzde 75’i vergi olan, bir araba kendine iki araba devlete alan, bir cep telefonuna beş ayrı vergi veren, maaşı daha eline geçmeden vergisi kesilen, mutfak tüpüne bile ÖTV ödeyen vatandaşlardır.”

Otoriter bir rejimde vergi adaleti olmaz

Bingöl vergiyi ödeyenler açısından durumu çok iyi özetlemiş. Konunun bir de bu kararı alan iktidarlar açısından önemli bir boyutu var zira böyle kararlar, alıcılarının niteliğini de ortaya koyuyor.

Şöyle ki otoriter, baskıcı rejimlerde vergi adaletinden söz edilemiyor zira böyle rejimlerde ve onun iktidarlarında sosyal adalete yer yok. Bu tür iktidarlar daha çok, belli kesimlere sundukları vergisel ve diğer maddi imtiyazlarla, nepotizmle,  buna karşılık toplumun diğer kesimlerine karşı uyguladıkları ayrımcılıkla anılıyorlar.

Bu bağlamda, eğer bir ülkede siyasal iktidar tarafından belli sınıflar, kesimler gruplar açıktan kayırılıyor ve diğerleri kapsam dışında bırakılıyorsa, hatta diğerlerine bu kayırıcılıktan doğan ağır faturalar ödettiriliyorsa, böyle bir ülkede doğru vergiyi, doğru miktarda, doğru zamanda ve doğru zeminde elde edebilmek, kısaca vergiyi adil ve etkin bir biçimde alabilmek mümkün değil.

Özetle, vergi adaleti sosyal adalete dayanır. Sosyal adalet ise eşitliği, eşit yurttaşlığı ve bunu sağlamaya dönük bir hukukun ve demokrasinin varlığını gerektirir. Bugün bunlar olmadığı için vergi adaletsizliği de doruk noktasına çıkmış durumda.

Meselenin özü bu…

 


20 Mayıs 2021 Perşembe

Önce sosyal adalet!

 

Önce sosyal adalet!

Mustafa Durmuş

20 Mayıs 2021

Bugünden itibaren geçerli olmak üzere, akaryakıtta Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) oranları artırıldı. Pompa fiyatlarına yansıyacak şekilde litre fiyatında benzine 55 kuruş, motorine 67 kuruş ve LPG’ye 35 kuruş zam yapıldı.

Bu zammın sonucunda ÖTV artışıyla 1 litre benzinin fiyatı 7.72 TL’ye ve 1 litre motorinin fiyatı 7.19 TL’ye çıktı. Böylece geçen yıl Mayıs ayındaki fiyatlarıyla kıyaslandığında benzine yüzde 55 ve motorine yüzde 50’nin üzerinde zam yapılmış oldu.

Hibenin kaynağı vergi zammı mı?

Birkaç gün önce de, toplamda 1 milyon 384 binden fazla esnaf ve sanatkâra bir kerelik, iki ayrı grup halinde 3.000 TL ve 5.000 TL olmak üzere (karşılıksız) hibe desteği verileceği ve bunun da toplamda 4 milyar 622 milyon TL’yi bulacağı açıklanmıştı.

Şimdi küçük bir hesap yapalım.

Bu yıl siyasal iktidar, adına “vergi harcaması” da denilen bir uygulamayla vergi muafiyeti, istisnası, indirimi, iadesi biçimindeki teşviklerle yaklaşık 231 milyar TL’lik vergiyi almaktan vazgeçti (bunu geçen yıl kabul edilen Bütçe Kanunu ile açıklamıştı).

Bu uygulamadan çok büyük ölçüde; kâr,  kâr payı, faiz ve kira geliri olmak üzere sermaye geliri elde eden zengin kişi ve kurumlar yararlanıyor.

Ücretli emekçi için ise sadece “asgari geçim indirimi” teşviki söz konusu. Yani işçinin bekâr ya da evli ve 5 çocuklu olmasına göre ayda vergisinden en az 268 TL ile en çok 456 TL arasında bir indirim söz konusu (bunu da patron uygularsa).

Bunun dışındaki tüm vergi teşviklerinden sermaye kesimi yararlanıyor. Örnek olarak sadece geçen yıl büyük bir inşaat şirketinin 10 milyar TL’yi bulan vergisi bu teşvike dayanılarak kendisinden alınmadı.

Kimine kepçe, kimine kaşığın ucu ile…

Bu 4,6 milyar TL’lik hibeyi 231 milyar TL’lik alınmayacak vergiye böldüğümüzde bu sadece yüzde 2 yapıyor.

Yani asıl olarak sermaye kesimine verilen (vergi almamak biçimindeki) desteğin sadece yüzde 2’sini zor bulan bir tutarda bir destek; sayıları 1,4 milyona yakın kahve, kafe, çay bahçesi, okul personel servisi, düğün salonu, öğrenci yurdu, kantin, kırtasiye, hamam işleticisi, berber, bakım onarım, tamirat, kaporta, seyyar satıcı, sıhhi tesisat, kozmetik, oyuncak, hediyelik eşya, müzisyen, oto yıkama, tuhafiyeci gibi küçük esnaf ve sanatkâra verilecek.

Bir süre önce kendilerinden artık gelir vergisi alınmayacağı açıklanan “Basit Usule” tabi küçük esnafın da aralarında bulunduğu toplumun bu kesimine verilecek olan bu desteğin de kendiliğinden değil, bu kesimlerin sosyal medyada koydukları tepki ile ilgili olduğu tahmin ediliyor.

1 mi, 1,4 milyon mu daha büyük?

Ya da 1,4 milyona yakın esnaf, sanatkâr, sanatçı bir tek büyük yandaş inşaat şirketinin ancak yarısı değerinde bir desteğe layık görülüyor.

Bu yıl faizci rantiyeye ödenecek faizin tutarı ise en az 179 milyar TL olacak. Yani 1,4 milyona yakın insana verilecek destek bir avuç faizciye ödenecek faizin sadece yüzde 2,5’ini bulabiliyor.

Bu hesap işin vermek kısmı ile ilgili. Bir de alma kısmı var.

Bir cepten öbürüne

Bugün akaryakıtta ÖTV artırımı nedeniyle gündeme gelen zam, hibe desteğinin halktan vergi biçiminde alınarak fonlanacağını gösteriyor. Ne hoş değil mi? Salgında zor duruma düşen esnafa, sanatçıya minik bir destek ver, onu da zorunlu olarak tüketilecek olan akaryakıta yapılan vergi artışlarından karşıla.

Sosyal adalet yoksa vergide de adalet yok

Tarih bize, dünyada burjuva hükümetlerde (özellikle de aşırı sağcı-muhafazakâr olanlarında) vergi adaletine yer olmadığını defalarca gösterdi. Çünkü bu iktidarlar sosyal adaletin sağlanmasını esas almıyor, aksine uygulamaları özel imtiyazlara, ayrımcılığa, kayırmacılığa dayanıyor. 

Ancak, eğer bir toplumda iktidar tarafından belli kesimler açıktan kayırılmaya başlanmış ve toplumun büyük bir kesimi dışarıda bırakılmışsa, böyle bir toplumda doğru vergiyi, doğru miktarda, doğru zamanda ve doğru zeminden sağlayabilmek de, topluma dönük bütçe desteklerini adil bir şekilde vermek de, bunları adil bir vergileme ile fonlamak da mümkün değildir.

 

10 Kasım 2019 Pazar

YENİ VERGİLER: KİMDEN, KİME, NE İÇİN?


YENİ VERGİLER: KİMDEN, KİME, NE İÇİN?

Mustafa Durmuş

10 Kasım 2019

Bugünlerde iki önemli kanun teklifi Meclis’te görüşülüyor. İlki 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe (MYB) Kanunu Teklifi. Bu teklif hala Bütçe Komisyonu’nda tartışılıyor. Diğeri ise Komisyondan hali hazırda geçmiş olan ve yeni vergileri ve bazı diğer vergi ve mali düzenlemeleri içeren kanun teklifi. (1)

İki kanun teklifini birlikte değerlendirmek gerekiyor. Çünkü Bütçe önümüzdeki yıl uygulanacak olan ve başta maliye politikaları olmak üzere devletin ekonomiye olan müdahalelerinin boyutlarını sunarken, diğeri bu müdahalelerinin en önemli finansal kaynaklarından olan vergileri ve borçlanmayı içeriyor.

Daha somut konuşursak, önümüzdeki yıl siyasal iktidar 785 milyar liralık vergi (yani bu yıldakinden 28 milyar lira daha fazla) toplamayı amaçlıyor.  Ayrıca önümüzdeki yılki bütçe açığını 139 milyar lirada (bu yıldakinden 58 milyar lira fazla) tutmayı hedefliyor. (2)

Durum böyle olunca neden yeni vergilerin gündeme getirildiği, cezalara yapılan zamların neden resmi enflasyon oranının neredeyse 3 katına yakın bir oranda belirlendiği ve elektrik, doğal gaz gibi temel hizmetlere neden sürekli zam yapıldığı ve yapılacağı da anlaşılıyor.

Bu teklifler aynı zamanda; hem ülke ekonomisinin ve kamu maliyesinin ne kadar sıkıntılı bir durumda olduğunun, hem düzenlemelerin kendi iç tutarsızlıkları ve iktidarın iç çatışmalı halinin belirginleşmesi nedeniyle bu durumun mevcut siyasal yapı ile aşılmasının ne denli zor olacağının,  hem de yakın gelecekte bizlerin yeni vergilerin ve mali yüklerin altında nasıl daha da yoksullaşacağımızın ipuçlarını veriyor.

Bu yazımızda (Bütçe ile ilgili değerlendirmemizi bir başka yazıya bırakarak) sadece Torba Kanunda yer alan vergileri kapsayan bir değerlendirme yapacağız.

ÜÇ YENİ VERGİ

Bizleri bekleyen üç yeni vergi var: Dijital Hizmet Vergisi, Konaklama Vergisi ve Değerli Konut Vergisi. Ayrıca Gelir Vergisi Kanunu’nda belirtilen ve en üst gelirlilere uygulanan vergi oranı yüzde 35’ten yüzde 40’a çıkartılıyor. Bunun dışında (basında yer alan haberlerin aksine) Kurumlar Vergisi oranının artırılmasına dönük her hangi bir düzenleme söz konusu değil.

DİJİTAL HİZMET VERGİSİ

Bu vergi, kanun teklifinde sayılan (Madde 1-7); dijital reklamlar, sesli, görsel veya herhangi bir dijital içeriğe sahip oyunlar, müzik, videolar, yazılımlar, dijital platformlar, portal ve sistem hizmetleri gibi dijital olarak sunulan her türden hizmetten elde edilecek hasılattan alınacak.

Verginin mükellefi dijital hizmet sunucuları, konusu her ay elde edilen hasılat ve oranı yüzde 7,5 olacak. Ancak hizmet sunucusunun kanuni iş merkezlerinin Türkiye’de olmaması halinde (bu verginin işleme taraf olanlar ve ödemeye aracılık edenlerce ödeneceği 3. Maddede belirtildiğinden), hizmete aracılık yapan yerli şirketler bu verginin mükellefi olacaklar.

Kuşkusuz bu vergi son kullanıcı olan bizlere (tıpkı KDV ve ÖTV’de olduğu gibi) yansıtılacağından, vergiyi sonuçta bizler ödeyeceğiz. Ayrıca bu vergi maliyet artırıcı bir unsur olarak diğer mal ve hizmetlerin fiyatını da kaçınılmaz olarak artıracak. Böylece bir yandan dolaylı vergilerin hali hazırdaki yüksek payları daha da yükselirken, halk bu yeni vergi ile daha da ağır vergilendirilmiş olacak.

HAYATI KOLAYLAŞTIRMAK YERİNE…

Bilindiği gibi, dijital hizmet platformları online piyasalar olarak çalışıyor. Bu piyasalarda alıcı ve satıcılar fiziki olarak bir araya gelmeksizin dijital ortamda bir araya geliyor ve alış veriş böyle gerçekleşiyor. McKinsey’e göre, böyle dijital hizmet piyasaları küresel çapta olmak üzere (2015-2020 döneminde), dünya GSYH’sine yüzde 2 katkı sağlarken (ortalama 1,7 trilyon dolar), 72 milyon insan için de yeni istihdam yaratacak. (3)

Siyasal iktidarın bu kanunla, dijitalleşmeyi ve bunun yarattığı platform ekonomilerinin hizmetlerini topluma ücretsiz- ya da düşük ücretle ve daha etkin sunmak yerine (örneğin bedava internet hizmeti gibi),  yeni ve kalıcı vergi geliri elde etmeyi amaçladığı anlaşılıyor.

Bir başka anlatımla, kapitalizmin geleceğine damgasını vuracağı ileri sürülen ve emeğin metalaşmamış kısmını da metalaştıracak olan dijitalleşmeye dayalı hizmet ekonomileri  (tıpkı diğer kapitalist ülkelerde olduğu gibi) ülkemizde mevcut ve gelecekteki sermayenin kontrolündeki siyasal iktidarlar için önemli bir dolaylı vergi geliri kaynağı olacak gibi görünüyor.

Bu vergi (bütçe açıklarını kapatmaya yarayacak olmasının dışında), diğer dolaylı vergilerde olduğu gibi kolayca halka yansıtılarak yükü halkın üzerine bindirileceğinden ve kendi vergi yükleri böylece azalacağından sermaye kesimi bu vergiye karşı çıkmıyor.

KONAKLAMA VERGİSİ

Madde 9’da yer alan düzenlemeye göre; otel, motel, tatil köyü, apart otel vs tüm konaklama mekânlarında konaklayanlardan  (buralarda sunulan yeme, içme, sportif hizmetler verginin matrahına dâhil edilecek) tesisin niteliğine bağlı olarak, gecelik kişi başına 6-18 lira tutarında maktu bir vergi alınacak.

Yurt dışında daha çok yabancı turistlere adeta bir “ayakbastı parası” olarak uygulanan bu verginin bizde yerlilere de uygulanacağı anlaşılıyor. Ayrıca verginin matrahında sadece konaklama bedeli değil, yeme/içme ve diğer hizmetler de yer alacağından konaklama dışındaki yeme/içme ve diğer hizmetlere dönük harcamalar bir kez daha vergilendirilmiş olacak. Bu da hali hazırda yüksek paya sahip olan ve artık adaletsizlikleri açıkça görülen dolaylı vergilerin daha da artmasına ve halkın üzerindeki verginin yükünün de büyümesine neden olacak.

Ayrıca bu vergiden elde edilen gelirin ilgili tesislerin bulunduğu yerel yönetimlere değil de genel bütçeye aktarılacak olması, bu verginin siyasal iktidarca yerel yönetimleri (turizmi asıl var edenler olmasına rağmen) daha da zayıflatma aracı olarak kullanacağının bir göstergesi.

DEĞERLİ KONUT VERGİSİ

Değeri 5 ila -7,5 milyon lira arasındaki konutlardan binde 3; 7,5 -10 milyon lira arasındakilerden binde 6 ve 10 milyon liranın üzerindekilerden yüzde 1 oranında olmak üzere Değerli Konut Vergisi (Madde 33) adı altında bir vergi alınacak.

Bu “ranttan elde edilen servetin vergilendirilmesi” gibi sunulsa da, bu gerçek değil. Çünkü örneğin bir zengin müteahhidin ya da inşaat şirketinin 100 adet ve 5 milyon liranın altında değeri olan emlaki varsa bunlardan böyle bir vergi alınmayacak. Böylece sanki “emlak rantı üzerinden alınan bir vergi” imiş gibi bir algı yaratılsa da, bu düzenleme ile mevcut birikim rejiminin asıl kazananı konumundaki büyük inşaatçılar, emlak zenginleri korunmuş olacak.

Ayrıca bu verginin gelirlerinden yerel yönetimlere her hangi bir pay verilmeyeceğinin tasarıda belirtilmiş olması da, bir kez daha teklifteki böyle vergilerin yerel yönetimleri güçlendiren değil, daha da zayıflatan, merkezileşmeyi artırmaya hizmet edecek bir vergi olduğunu gösteriyor.

GELİR VERGİSİ EN ÜST DİLİM ORANI YÜZDE 40 OLACAK

Gelir Vergisi Kanununda (GVK) yer alan tarifeye yeni bir dilim eklenerek dilim ve oran sayısı 5’e ve en yüksek oran yüzde 40’a çıkartılıyor (Madde 18). Böylece yılda 500,000 liranın üzerinde gelir elde edenler yüzde 40 vergi ödeyecekler.

Teknik olarak; 500.000 liralık bir gelir için 163,400 lira ve 500.000 lirayı aşan kısım için yüzde 40 oranında vergi ödenecek. Ücretlilerde bu 4,000 lira daha az alınacak (159,460 lira) , aşan kısım yüzde 40’a tabi tutulacak.

Bu düzenleme de aslında zevahiri kurtarma niteliğinde bir düzenleme çünkü en üst gelirlilerin oranı sadece yüzde 5 artırılıyor. Ayrıca bu oran nominal oran. Yani efektif/fiili oran değil. Bu tür sermaye geliri elde edenler uygulamada o kadar çok istisna, muafiyet ve indirimden faydalanıyorlar ki efektif olarak ödedikleri verginin, gelirleri içindeki payı hiçbir zaman yasada yer alan oranlarda değil, onun çok çok altında oluyor.

Ücret gelirleri açısından ücretliler lehine olan indirimin sadece 4,000 lira olması bir yana, yılda 500,000 liranın üzerinden ücret geliri elde edenler asıl olarak sadece şirketlerin üst düzey yöneticileri konumundakiler.

Dolayısıyla da bu düzenleme üst düzeyde ücret alanların lehine bir düzenleme olup, hali hazırda ikinci gelir diliminden vergilendirilen asgari ücretliler ve biraz üzerinde ücret geliri elde edenler için bir iyileştirme sağlamıyor. Tersine onların vergi yükünü ağırlaştırıyor.

BİLİMSEL, SANATSAL ÜRETİM FAALİYETİ CAYDIRILIYOR

Hali hazırda GVK’nın yürürlükteki 18. Maddesine göre; müellif, mütercim, heykeltıraş, hattat, ressam, bestekâr, bilgisayar programcısı ve mucitlerin şiir, hikâye, roman, makale, bilimsel araştırma ve incelemeleri, yazılımları gibi eserlerinden elde ettikleri gelirler Gelir Vergisinden istisna tutuluyor (Madde 11).

Yeni düzenlemeyle; bu madde kapsamındaki kazançların 2020 yılında toplamı 500,000 lirayı aşanlar artık bundan yararlanamayacak ve bu sınırı aşanlar bütün kazançları için beyanname verecekler.

Böyle bir uygulama bilimsel, sanatsal faaliyetleri cezalandırıcı bir uygulama niteliğinde olacak. Haksız yere milyonlarca lira finans ve emlak rantı geliri elde edenler vergilendirilmezken bilim, düşün ve sanat insanlarının vergilendirilmesi vergilemenin sadece bir gelir yaratma değil, ideolojik ve politik amaçlar için de kullanılabildiğinin somut bir diğer örneği.

Ayrıca yasa teklifinde yer alan vergilerin oranlarının düşürüp, yükseltilmesi, muafiyet ve istisna kapsamlarının belirlenmesi gibi vergi yükünün toplumsal sınıflar arasındaki dağılımını ciddi olarak etkileme yetkisinin Cumhurbaşkanına verilmiş olması yeni rejim altında vergilemenin otoriter karakterini de ortaya koyuyor.

VERGİ ORANLARI ARTIRILIYOR

Taslakta bunların dışında, yeni vergi geliri yaratmaya dönük diğer bazı düzenlemeler de mevcut. Örneğin Madde 8 ile kambiyo işlemlerinde Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi (BSMV) binde 1’den binde 2’ye çıkartılıyor.  Madde 13 ile spor karşılaşması hakemlerinin aldıkları ücretlerinden vergi alınıyor. Madde 22 ile futbolculara ödenen ücretlerden alınan stopaj yüzde 15’ten yüzde 20’ye çıkartılıyor. Şirketlerin gider yazdıkları (şirket otomobillerinin masrafları gibi) giderlerin kapsamı daraltılıyor.

GÖZ BOYAMA YA DA PANSUMAN

Ancak bunların göz boyamaktan ya da pansuman niteliğinde tedaviden öte önlemler olmadığının altını çizmek gerekiyor.  Çünkü bunlar yapılırken, örneğin Madde 12 ile çalışanlarına bir günde bedeli 10 lirayı aşmamak kaydıyla toplu taşım kartı ya da bileti veren işverenlerin bu ödemeleri Gelir Vergisinden istisna tutuluyor.

Madde 27-28 ile vergi zıyaı cezalarında (ilk defa işlenip işlenmediğine bakılmaksızın) yüzde 50’e kadar indirim yapılacak. Mükellef istinaf ve temyizden vazgeçtiğinde ise verginin bir kısmı ve /veya cezanın tamamı kaldırılacak. “Uyumlu mükelleflere” vergi indirimleri ve cezaların ödenmesinde yüzde 50’ye kadar teşvik edici indirim getirilecek. Kısaca vergi cezalarında bir kez daha ciddi indirim yapılacak. Ayrıca teklifteki 40. Madde ile Hazinenin net borçlanma limiti artırılıyor ( bu yıl için ilave 70 milyar lira borçlanma imkânı verildi).

Bu da siyasal iktidarın sadece ağır dolaylı vergiler ve temel mal ve hizmetlerin fiyatlarına yapılan zamlarla değil, giderek artan borçlanmayla sürekli olarak artan bütçe açıklarını kapatmak için halktan kaynak transfer etmeye devam edeceğini ortaya koyuyor.

6 MİLYAR YENİ GELİR BEKLENİRKEN, 195,6 MİLYAR LİRALIK VERGİ GELİRİNDEN VAZGEÇİLİYOR!

Tüm bu düzenlemelerin bütçeye 6 milyar lira yeni gelir sağlayacağı teklifin sahibi AKP milletvekili tarafından açıklandı. (4) Diğer taraftan 2020 Yılı MYB Kanunu Teklifinde yer alan Vergi Harcamaları Tablosundan da görüleceği gibi hükümet gelecek yıl çok büyük kısmı kâr, faiz, kira gibi sermaye geliri elde edenlerden olmak üzere alacağı 195,6 milyar liralık vergiyi almaktan vazgeçecek. (5)

Sonuç olarak, vergisel düzenlemeler, ülkedeki sosyal sınıflar arasındaki çelişkilerden-çatışmalardan, siyasal iktidarın bu sınıflara göre konumlanma biçiminden ve ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz, savaş ya da politik krizlerden, siyasal iktidarın ve devletin yönelimlerinden (giderek artan güvenlik harcamalarından örneğin) bağımsız olarak ele alınmamalı.

Ekonomiyi yönetirken küresel sermayenin taleplerini öncelikli olarak yerine getiren neo-liberal, neo-muhafazakâr ve otoriter bir rejim altında gündeme getirilen vergi düzenlemelerinin emek karşıtı olması, ekonomik ve mali krizin yükünü yeni vergilerle emekçi sınıfların üzerine yıkması şaşırtıcı olmamalı.

Oysa çok yeni yapılan bir bilimsel çalışma (6), ana akım vergi teorisinin sermaye sınıfı lehine olan iddialarının, tezlerinin büyük ölçüde geçersiz olduğunu ortaya koyuyor.

SERVET VERGİLENDİRİLMELİ Mİ?

Buna göre, optimal ve adil bir vergilendirme için, çok yüksek gelir ve servetlerin neredeyse tamamına yakınını vergilendirmek, buna karşılık tüketimi vergilendirmemek gerekiyor. Çünkü servet ve gelir vergilerinin amacı sadece zenginlerden daha fazla vergi geliri elde etmek değil, ayrıca rant kollayıcı faaliyetleri azaltmak, yersiz politik etkileri önlemek ve en çok kaynağa sahip olanların sosyal olarak tahrip edici davranışlara yönelimini caydırmak.

Diğer yandan, çok önemli ve haklı talepler olsalar da, servetlerin,  emlak ve finansal rantların vergilendirilmesi ya da üst gelirlilerden daha fazla vergi alınması gibi talepler bugünkü iktidar blokunun yerine getirebileceği talepler değil. Bunun için üretim ve bölüşüm sisteminde köklü değişikliklerin yapılmasına ve buna uygun bir emekten yana bir siyasal iktidara ihtiyaç var.

Ayrıca bankaları, büyük şirketleri kamulaştırmadan, ekonomileri çökerten finansal spekülasyonları sonlandırmadan, dahası tüm bunlara neden olan üretim tarzını ortadan kaldırmadan sadece bölüşüm ilişkilerine (servet vergisi gibi) müdahale etmek (kısa vadede çok değerli olsa da) uzun vadede sürdürülmesi çok zor reformist bir politika olarak kalacaktır.

KAYNAKÇA

(1)  Sırasıyla: 2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ve Dijital Hizmet Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 24 Ekim 2019 Tarihli 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi.
(2)  2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi.
(3)  J. Manyika, S. Lund, K. Robinson, J. Valentino and R. Dobbs, Connecting Talent with Opportunity in the Digital Age, McKinsey Global Institue, June 2015’den aktaran Guy Standing, The Corruption of Capitalism, Biteback Publishing, 2017, s. 211.
(4)  “Yeni vergi paketinden 6 milyar TL bekleniyor”, https://www.sozcu.com.tr/2019/ekonomi/vergi-paketi-mecliste-gorusulmeye-baslandi (30 Ekim 2019).
(5)  2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi, s. 169.
(6)  William G. Gale, “Saez and Zucman Say Everything You Thought You Knew About Tax Policy Is Wrong”, https://www.taxpolicycenter.org/taxvox (23 October 2019).