istihdam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istihdam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2020 Pazartesi

TARİHİN EN BÜYÜK İSTİHDAM KAYBI YAŞANIRKEN MELEKLERİN CİNSİYETİ TARTIŞILIYOR


TARİHİN EN BÜYÜK İSTİHDAM KAYBI YAŞANIRKEN MELEKLERİN CİNSİYETİ TARTIŞILIYOR

Mustafa Durmuş

20 Temmuz 2020

TÜİK’in geçen hafta açıkladığı istihdam ve işsizlik verilerine göre; bu yılın Nisan ayında dar tanımlı işsiz sayısı 3 milyon 775 bin kişi oldu. İşsizlik oranı geçen yılın aynı ayına göre 0,2 puanlık azalış ile yüzde 12,8 seviyesinde gerçekleşti. Diğer yandan işgücü 3 milyon 13 bin kişi (5,7 puan) ve istihdam 2 milyon 585 bin azaldı (yüzde 4,9).
Haklı olarak bu veriler çok tartışıldı. TÜİK’in işsizlik hesaplama yönteminin yanlış olduğu,  işsizlik oranını düşük gösterebilmek için verilere müdahale ettiği, çarpıttığı gibi ciddi iddialar ileri sürüldü.

İşsizliğin sistemik ve siyasal iktidarlarla ilgili nedenlerine daha önceki yazılarımda sıklıkla yer verdim. Bu nedenle konunun bu yönü üzerinde durmayacağım ve sadece bu konuda çalışan, araştırma yapan TÜİK dışındaki kurum ve iktisatçılardan bazılarının son işsizlik ve istihdam verileri konusundaki değerlendirmelerine kısaca değinecek ve asıl olarak işgücü kavramı üzerinde yoğunlaşacağım.

10 yıl geriye giden istihdam

Bunlardan biri Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM). Bu merkez, işgücüne katılım oranının yüzde 47,2’ye ve istihdam oranının yüzde 41,1’e gerilemesinden hareketle; işgücü ve istihdamda ilkinde 8 yıl, ikincisinde ise 10 yıl öncesine geri gidildiğini açıkladı. (1)

Bir işçi sendikası  araştırma merkezi olan DİSK-AR ise, TÜİK’in dar tanımlı (resmi) işsizlik oranı ve sayısının  gerçeği yansıtmadığını; Kovid-19  etkisiyle revize edilmiş geniş tanımlı işsiz ve iş kaybı sayısının  17,7 milyonu aştığını;  Kovid-19’un en az 10,7 milyon istihdam kaybına ve işsize neden olduğunu; işbaşında olanların sayısının 7,1 milyon kişi  azaldığını ve sonuçta Türkiye tarihinin en büyük iş ve istihdam kaybının yaşandığını ve geniş anlamda işsizlik oranının yüzde 52 olduğunu açıkladı. (2)

Kısa çalışma ödeneği alanlar, zorunlu ücretsiz izinde olanlar işsiz sayılmıyor

İstihdam ve işsizlikle ilgili çalışmalarıyla bilinen Z. Yükseler ise TÜİK’in hesaplamalarındaki eksikliklere dikkat çekiyor. Yükseler’e göre; (3) Kovid-19 salgınının işgücü piyasalarına etkilerini takip etmek için, mevcut işsizlik oranının yanı sıra alternatif göstergelerin de izlenmesi gerekiyor. Bu bağlamda kısa çalışma ödeneğinden yararlananlar ile ücretsiz izne ayrılanların istihdam kapsamında yer almaması, işsiz sayılması gerektiğinin altını çiziyor.

Nitekim Mayıs ayında kısa çalışma ödeneği alan kişi sayısının 3 milyonu aştığını ve nakdi ücret desteği alan ücretsiz izne ayrılan kişi sayısının ise 1,4 milyona yaklaştığını işleri sürüyor.

Ayrıca “potansiyel işgücü”, “atıl işgücü” ve iş başında olanlar” gibi kavramları kullanarak gerçek işsiz sayısı ve istihdam kaybının çok daha yüksek olması gerektiğinin altını çiziyor.

İşçiler haftada 4,6 saat daha az çalıştırıldılar

Örnek olarak salgın yüzünden pek çok işyerinde haftalık çalışma saatlerinin düşürülmüş olması gerçek işsizlik sayısının daha yüksek olmasını gerektiriyor. Nitekim 2020 Ocak döneminde 44,1 saat olan ortalama haftalık çalışma saati, Kovid-19 etkisiyle Nisan döneminde 39,5 saate geriledi. Bu nedenle, işbaşında olanların Ocak dönemine göre fiilen çalıştıkları toplam saat yüzde 30,1 oranında azalış gösterdi. (4)

4,1 milyon insan nereye gitti?

Dünya Gazetesi yazarı A. Aktaş ise bu yılın Nisan itibarıyla, son bir yılda çalışma çağına giren 15 yaş üstü kurumsal olmayan nüfusun 1.1 milyon kişi arttığını; işgücünün de (bir kısmı iş bulup istihdama, diğerleri işsizler ordusuna katılarak) bu  1.1 milyon artışla uyumlu bir artış göstermesi gerektiğini; buna karşılık TÜİK’in açıkladığı verilere göre  işgücünde her hangi bir artış olmadığı gibi, bu  son bir yılda tam 3 milyon kişi de azaldığını ileri sürüyor ve haklı olarak “birileri şu 4,1 milyonu izah etsin” çağrısında bulunuyor.(5)

Resmi verilerin güvenirliliğini yitirmesi olgusunun sadece Türkiye’ye özgü olmadığının altını çizelim. Kovid-19 ile birlikte şiddetlenen işsizlik gibi sorunlarına çözüm üretemeyen özellikle de sağcı popülist otoriter yönetimlerin iş başında olduğu ülkelerde, sorunu olduğundan hafif gösterme çabası resmi bir hüviyet kazanmaya başladı. Bu nedenle de başta ABD ve Britanya olmak üzere resmi işsizlik verilerinin gerçeği yansıtmadığı ve hiçbir biçimde güvenilir olmadığı eleştirileri yapılıyor. (6)

Bu noktada TÜİK’in yayınladığı istihdam verilerinden sadece birine odaklanacağım.

Bir yılda 3,13 milyon işçi işgücünden çıktı

TÜİK’in resmi verilerine göre; (7) Türkiye’de işgücüne katılma oranı geçen yılın aynı ayına göre 5,7 puanlık azalışla yüzde 47,2 olarak gerçekleşti. Böylece 1 yılda işgücü 3 milyon 13 bin kişi azalarak 29 milyon 388 bin kişiye geriledi.

İşgücündeki gerileme kadınlarda çok belirgin, zira kadınlarda işgücüne katılım oranı sadece yüzde 29,2 (erkeklerde bu oran yüzde 65,5). Kadınlardaki düşüş 1 yılda 5,3 puan oldu.

TÜİK ‘işgücü’nü istihdam edilenler ile işsizlerin oluşturduğu nüfus ve ‘işgücüne katılma oranı’nı, işgücünün, kurumsal olmayan çalışma çağındaki nüfus içindeki oranı olarak tanımlıyor. ‘Kurumsal olmayan nüfus’ ise üniversite yurtları, yetiştirme yurtları (yetimhane), huzurevi, özel nitelikteki hastane, hapishane, kışla vb. yerlerde ikamet edenler dışında kalan nüfus olarak belirleniyor.

Bu tanımlamalar altında, doğal olarak sayıları milyonları bulan üniversite öğrencileri, askerler, mahkûmlar işsiz sayılmıyor (bu arada mahkûmların önemli bir kısmı çok düşük ücretlerle cezaevlerine ait işletmelerde çalıştırılıyor)
Resmi veriler (bu tanımdan hareketle) çalışabilecek durumda olanların sadece yüzde 47’sinin işgücü piyasasına çıktığını (kadınlarda bu oran sadece yüzde 29) ortaya koyuyor.

Bu oranlar çalışma çağı aralığını daralttığımızda değişiyor. Örneğin 25-54 yaş aralığında bu oran erkeklerde yüzde 71,6. Geçen yıla göre bu yaş grubunda katılım yüzde 6,2 düşüş gösteriyor. Kadınlarda bu yaş grubunda işgücüne katılım oranı ise yüzde 33,1. Geçen yıla göre yüzde 5,7 puan düşüş gösteriyor. (8)

Gelişkin ekonomilerin 20 puan altında bir oran

Genel olarak çalışabilecek yaştaki nüfusun yarısından azının (kadınlarda üçte birinden azının) , 25-54 yaş grubunda ise yaklaşık üçte birinin çalışmak için neden işgücünde yer almadığı başlı başına sorgulanması gereken bir durum. Bunun ekonomik olduğu gibi, sosyal, siyasal ve kültürel nedenleri var.

Ancak ne durumda olduğumuzu görebilmek için bu veriyi başka ülkelerdekilerle kıyaslamak gerekir. Bu çerçevede bazı gelişkin ekonomilere bakabiliriz. Buna göre,  ABD, Japonya, Fransa, Birleşik Krallık, İspanya ve İtalya’da; erkek 25-54 yaş grubunda gelişkin ekonomilerin hepsinde işgücüne katılım oranı yüzde 90’a yakın seyrediyor. (9)

Yani en yetkili ağızdan yakında aralarında yer alacağımızın söylendiği bu ülkelerle (demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve özgürlükler konusundaki büyük açığı bir kenara bırakırsak) aramızda (işgücüne katılım anlamında) ortalama 20 puanlık bir fark var.

İşsizlik en büyük sorun

Türkiye tarihinin en büyük iş ve istihdam kaybı ile sonuçlanan bir salgın ve bunun neden olduğu çok derin bir ekonomik kriz yaşıyoruz. Bu krizin artık sosyal bir krize dönüştüğü de açık.

Öyle ki işsizlik; işçilerin ağır biçimde borçlanmasına, yoksullaşmasına, sağlıklarının bozulmasına, hatta kredi borçlarını ödeyemedikleri için evlerinin kaybetmeleriyle (10),  dahası bu sorunların ömür boyu devam etmesiyle sonuçlanıyor.

İşsizlikten en çok etkilenenler de gençler oluyor, zira en çok onlar işsiz kalıyorlar. TÜİK’e göre  bile genç işsizlerin oranı ortalama işsizlik oranının  2 katına yakın (yüzde 24,4 ) ve istihdam oranı ortalama istihdam oranının ancak yarısı kadar (yüzde 26,1). (11)

Genç işsizliği sosyal bir soruna dönüştü

Genç işsizliği sorunu sadece en yoksul kesimlerin ya da en düşük becerili, eğitimsiz işçilerin değil, neredeyse tüm gençlerin (iktidara yakın bazı çevrelerin şanslı çocukları hariç) ortak sorunu. Nitekim üniversite mezunlarının işsizliği çok yüksek.

Yani eğitimli ve göreli olarak becerili olan gençlerimizin deyim yerindeyse dirsek çürütmesi de, okullara girebilmek için sarf ettiği emek de, çaba da, para da,  beceri de çöpe atılıyor.

Kamu Garantili İstihdam Programları

Batı ülkelerinde özellikle de Korona pandemisi sonrasında, yoksullukla ve işsizlikle mücadele yönünde ciddi çalışmalar yürütülüyor. Yoksullukla mücadele konusunda İspanya’da herkese temel gelir verilmesi kararlaştırılırken (12), Britanya’da işçi sendikaları özellikle genç işsizler için kamu garantili istihdam programlarını gündeme getiriyor. Böylece 2022 yılına kadar 1,2 milyondan fazla yeni istihdam yaratılabileceği ileri sürülüyor. (13)

Kuşkusuz bu programlar önerilirken bunların finansmanının nasıl yapılacağı da önemli. Bu yönde olmak üzere ciddi bir servet vergisi uygulaması çalışmaları birçok ülkede yürütülüyor.

Dünyada Servet Vergisi gündemde

Örnek olarak, The Guardian gazetesinde çıkan bir habere göre, Britanya’da Hazine, bir kamu kuruluşu olan Institute for Fiscal Studies bünyesinde çalışan Prof. Arun Advani’den ekonomiyi ayağa kaldırmak için kapsamlı bir servet vergisi çalışması yapmasını istedi. Buna göre, yüzde 10 oranında ve bir kerelik bir servet vergisinin 1 trilyon poundluk bir gelir sağlaması bekleniyor. Servet vergisi artık bir zorunluluk haline gelen vergi reformunun önemli bir parçası olarak görülüyor. (14)

Aynı ülkede yapılan bir başka çalışmaya göre ise; Gelir Vergisi gibi artan oranlı olarak düzenlenecek bir servet vergisi ile yılda 174 milyar poundluk bir gelir elde edilebiliyor ve bu gelir de Kovid-19 nedeniyle işleri tehlikeye giren işçileri istihdamda tutmaya yeterli oluyor. (15)

Meleklerin cinsiyeti tartışması: Erkek mi, kadın mı?

Ülkemizde ise bizleri yönetenler gerçek sorunlarla uğraşmıyorlar. Kitlesel işsizliğe ve yoksulluğa, muhtemelen beraberinde gelecek olan açlığa karşı hakiki her hangi bir çözüm üretmiyorlar.

Tersine işçilerin ücretsiz izne çıkartılması süresinin 1 yıla kadar uzatılması gibi işsizliği kalıcı hale getirecek düzenlemeler yapılıyor. Ekonomik sorunlara, işsizliğe ve yoksulluğa çözüm üretemeyen, uluslararası ilişkilerde yalnız kalan siyasal iktidar çözümü baroların bölünmesine yol açacak yeni düzenlemelerde ve Libya’daki giderek artan askeri gerilimde arıyor.

Bu da yetmiyormuş gibi, sanki ülkenin başka bir sorunu kalmamış gibi, iktidarıyla, (buna destek veren muhalefetiyle) ülkede Ayasofya’nın siyasete açılması alkışlanıyor.
Bir rivayete göre, Fatih’in Konstantiniye’nin (İstanbul) surlarına dayandığı sıralarda Bizans’ı yöneten seçkinler, din adamları buna karşı ne önlemler alacaklarını tartışmak yerine “meleklerin erkek mi, yoksa kadın mı olduklarını” tartışıyorlarmış. (16)

Özcesi, 567 yıl öncekinde bu topraklarda yapıldığı gibi, meleklerin cinsiyetini tartışmaktan ne zaman vaz geçip, gerçek sorunlarımızı tartışacak, emekten, halktan, ezilenden yana çözümler üretmeye başlayacağız?


Dip notlar:

(1)     Seyfettin Gürsel, Mehmet Cem Şahin,  “İşgücü Piyasası Görünümü -Temmuz 2020”, BETAM (10 Temmuz 2020).
(2)       DİSK-AR, İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu (11 Temmuz 2020).
(3)       Zafer Yükseler, İşgücü göstergeleri ve Covid-19 etkisi (iş başında olanlar-çalışılan saat), https://www.academia.edu (10 Temmuz 2020).
(4)       Agm.
(5)       Alaattin Aktaş, “Birileri şu 4 milyon artışı izah etsin!”, https://www.dunya.com (16 Temmuz 2020).
(6)       Richard Murphy, “Don’t believe the unemployment statistics”, https://www.taxresearch.org.uk (16 July 2020).
(7)       TÜİK, İşgücü İstatistikleri, Nisan 2020,  http://www.tuik.gov.tr (10 Temmuz 2020).
(8)       Agb.
(9)       Martin Wolf: ‘Democracy will fail if we don’t think as citizens’, https://www.ft.com (6 July 2020).
(10)     https://www.dunya.com/ekonomi/konut-pazarina-20-bin-arz-da-bankalardan-haberi (17 Temmuz 2020).
(11)     TÜİK, agb.
(12)     Nick Slater, “ Spain’s UBI Is A Wake-Up Call For Americans”, https://www.currentaffairs.org/2020/04/spains-ubi-is-a-wake-up-call-for-americans (7 June 2020).
(13)     https://www.tuc.org.uk/research-analysis/reports/rebuilding-after-recession-plan-jobs (24 June 2020).
(14)     Polly Toynbee, “To save the arts and all else we hold dear, a wealth tax now seems the only answer”, https://www.theguardian.com (6 July 2020).
(15)     Richard Murphy, “Wealth taxes: a Chancellor saying no is not enough to end a debate”, https://www.taxresearch.org.uk ( 9 July 2020).
(16)   “ Weapons of mass distraction”, https://www.washingtontimes.com (15 June 2003).



17 Mart 2019 Pazar

HEM KÜÇÜLDÜK, HEM İŞSİZ KALDIK (1)


HEM KÜÇÜLDÜK, HEM İŞSİZ KALDIK (1)

Mustafa Durmuş

18 Mart 2019

Geçen haftanın üzerinde en çok konuşulan iki iktisadi konusunun ekonomideki küçülme ve hız kesmeden artan işsizlik olduğu kesin.

TÜİK önce ekonomik büyüme verisini açıkladı. Buna göre Türkiye ekonomisi geçen yılın son çeyreğinde (Ekim-Kasım-Aralık aylarında) ortalama yüzde 3 oranında küçülmüş.  Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, beklentim yüzde 3 - 4 aralığında bir küçülmeydi.

Böylece 2017 yılını yapay bir yüzde 7,4’lük ekonomik büyüme ile kapatan ülkede beklenen oldu: 2018 yılının büyüme hızı, ilk çeyrekten son çeyreğe kadar sırasıyla; yüzde 7,4’ten, yüzde 5,3’e, yüzde 1,8’e ve yüzde – 3’e kadar düştü. Yani ekonomi çakıldı (1). Kişi başına düşen (aslında düşmeyen) milli gelir ise 9,362 dolara gerileyerek 2007 yılındakinin altına indi. Yani ana akım iktisatçıların temel ölçütüne göre dahi yoksullaştık.

Büyüme hesaplanırken esas alınan kurun TCMB kurundan 10 kuruş daha düşük hesaplanmasının küçülmeyi olması gerekenden az gösterdiği iddiasını bir kenara bıraksak dahi,  bu küçülmenin henüz bir başlangıç olduğunu vurgulamamız gerekiyor. Çünkü ekonomideki küçülme bu yıl da sürecek. Öyle ki Türkiye ekonomisine ilişkin beklentilerini bir süredir kötüleştiren OECD’ye göre ülke ekonomisi 2019 yılında yüzde -1,8 küçülecek (2).

Uçağın motorları durdu

Ekonomimizi havada tutan motorların durumuna bir bakalım.  Sırasıyla son çeyrekte: Hane halkı nihai tüketim harcamaları yüzde - 8,9; kamu tüketim harcamaları yüzde - 0,5; ithalat yüzde - 24,4 ve sabit sermaye yatırım harcamaları yüzde - 12,9 azalmış. Artan yalnızca ihracat olmuş (yüzde 10,6) (3). (daha önce de sanayi üretim endeksinin yüzde 11 civarında düştüğü ve kapasite kullanım oranının yüzde 74’e gerilediği TÜİK tarafından açıklanmıştı). Yani uçağı uçuran motorlar durmuş.

Böyle bir ekonomik çakılmanın emekçileri vurmaması mümkün değil. Nitekim aynı dönemde işverenlerin yaratılan katma değerden aldığı pay yüzde 51,3 olurken, ücretlilerin payı yüzde 31,2’ye kadar gerilemiş (4).

Yani işçi, emekçi sadece mülksüzleşmemiş, ağır vergiler altında ezilmemiş, aşırı borçlanmamış, aynı zamanda ürettiğinin üçte birinden azıyla yetinerek iyice yoksullaşmış.

Finansal kriz ve küresel sermayeye verilecek yeni tavizler tekrar gündemde
Yaşamakta olduğumuz ekonomik krizin; yüksek borç stokları, özel sektörün kısa vadeli yüksek dış borçları, yüksek faiz oranları, yüksek döviz kurları ve yüksek enflasyon oranları gibi finansal göstergelerinin olduğunu biliyoruz. Buradan hareketle resesyon biçiminde reel bir ekonomik krizin yanı sıra, yeni bir finansal krizin hala gündemde olduğunu belirtmeliyiz. Döviz kurunun tekrar yükselmeye başlaması bunun işaretlerinden biri.

Bu da yerel seçimlerin ardından IMF’li ya da IMF’siz hangi biçimde olursa olsun, uluslararası finans kapitale yeni tavizlerin verileceğini ve bu arada halkın kemerleri daha da sıkmak zorunda kalacağını gösteriyor.


İşsizlik: Bizimki gönül işi…

Ancak işçiyi, köylüyü ve küçük üreticiyi yakından ilgilendiren asıl somut veri işsizlik ve istihdam verileri olmalı.  Çünkü yurdum insanı kendisi işsiz kalmadığı sürece krizin ne demek olduğunu anlayamıyor ya da başka söylemlerle bunu algılaması engelleniyor. Seçimler yaklaşırken ipliği iyice pazara çıkan havuz medyasının bu konudaki başarısını da takdir etmek gerekiyor.

OECD’ye göre Türkiye, geçen yılın son çeyreği itibariyle 42 ülke arasında (Güney Afrika, Yunanistan ve İspanya’nın ardından) resmi işsizlik oranı en yüksek 4. Ülke oldu (5). 

Çünkü (Aralık 2018 itibariyle) dar tanımlı işsizlik yüzde 13,5’e (6) ve geniş tanımlı işsizlik yüzde 20,9’a yükseldi (7). Tarım dışı işsizlik oranları ise genel ortalamanın en az 2 puan üzerinde seyrediyor.

1 yılda 1 milyon yeni işsiz yarattık

Böylece TÜİK’e göre işsiz sayısı 4,3 milyona,  DİSK’e göre 7,2 milyona yükseldi. Böylece son 1 yılda işsiz sayısı 1 milyonun üzerinde arttı. Kadınlar ve gençler işsizlikten en çok etkilenenlerin başında geliyorlar. Öyle ki tarım dışı kadın işsizliği yüzde 18,9 ve genç işsizliği yüzde 27’ye yükseldi (8).

TÜİK’in resmi işsizlik verileriyle DİSK’in verileri arasındaki farklılığın nedeni işsizlik tanımlarındaki farklılıktan kaynaklanıyor. TÜİK tarafından kullanılan standart işsizlik tanımına göre  (dar tanımlı işsizlik);  referans dönemi içinde istihdam halinde olmayan kişilerden iş aramak için son dört hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve iki hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan 15 ve daha yukarı yaştaki kişiler işsiz kabul ediliyor. Bu tanıma rağmen 4 milyonun üzerinde işsizin ortaya çıkması durumun vahametini ortaya koyuyor aslında.

DİSK’in benimsediği geniş tanımlı işsizlik ise, klasik dar tanım kapsamında yer alan işsizlerin yanı sıra, iş bulma ümidini kaybeden işsizleri, iş aramayan ancak çalışmaya hazır olan işsizleri, mevsimlik ve zamana bağlı eksik çalışanları kapsayan alternatif işsizliği de içeriyor.


Geçmiş geleceğin aynasıdır

Böylece Yeni Ekonomi Programı’nın yüzde 11,3’lük işsizlik hedefi tutmadığı gibi, yeni istihdam yaratarak istihdamı yükseltme hedefi de tutmadı. Tersine geçen yıl istihdam 633 bin kişi azaldı. Yani hem mevcut işi olanlar işsiz kaldığı gibi, yeni gelenler için yeni istihdam da yaratılamadı.

Bu gerçeklik ortada iken, “bu yıldan itibaren 2,5 milyonluk yeni istihdam yaratma” sözü ne derece tutarlı olabilir? Kaldı ki 2017 yılında yaratılmış olan 1,3 milyon istihdamın çok büyük bir kısmının çırak, stajyer ve kursiyerlerden oluştuğu biliniyor. Hesapta  “teorik ve/veya pratik olarak öğrenmesi için işyerinde çalıştırılan kimseler” olarak tanımlanan bu kesimler iş hukuku açısından işçi dahi sayılmıyorlar. Sigortasız çalıştırılan işçi sayısı ise 9,2 milyonu aşıyor. Kadın işçilerin böyle bir kayıt dışı istihdam içindeki payı yüzde 38’in üzerinde ve ne istihdamda ne de eğitimde olan gençlerin oranı yüzde 25’i buluyor (9).

Bu veriler Türkiye’nin (2017 yılında) neden güvenceli, iyi ücretli, sağlıklı ve eşitlikçi iş-istihdam koşullarına erişim açısından OECD ortalamasının en az yüzde 30 altında bir yerde olabildiğini (10) yeterince açıklıyor olmalı.

Yanıtlarını vermemiz gereken iki soru

Bu noktada iki esaslı soru sorulmalı: İşsizliğin nedeni sadece ekonomik kriz midir? İşsizliği patlatan ekonomik kriz neden ve nasıl oluştu, bu krizin sorumluları kimler?
İlk sorunun yanıtı hem resmi verilerde yer almadığı, hem de iktisatçıların genelde konuşmadıkları ya da konuşmak istemedikleri bir gerçeği içeriyor: OHAL uygulamaları.

OHAL işsizlik nedeni oldu

OHAL’den bu yana işine son verilen toplam kamu çalışanı sayısı 130 binin üzerinde. Bunlar arasında eğitim alanında özel sektörde dahi çalışamayan akademisyenler, öğretmenler olduğu gibi, hastanelerde doktorluk yapamayan hekimler de var. Ayrıca OHAL’in resmi olarak sona ermiş olmasına rağmen kamu kurumlarından işten çıkartmalar küçük küçük de olsa devam ediyor.


Üniformalı istihdam: Yeni istihdam trendi

Peki, bu dönemde kamuda hiç mi istihdam yaratılmadı? Atılanların yerine alınanlarla birlikte son dönemde dilimize “üniformalı istihdam” olarak giren yeni bir istihdam biçiminde artış var. Yani polis, asker, güvenlik görevlisi, korucular.

Bunlara Maliye teşkilatında çalışan vergi memurlarını da eklediğimizde, bu istihdamın bir yandan devletin aldığı yeni biçimi özetlerken, diğer yandan üretmeyenin üreteni kontrol ettiği bir şeye dönüştüğü kolayca görülebiliyor.

Bu ise, içinde yaşadığımız sistemin etkinlikten, verimlilikten uzak, israfçı yanını sergilediği gibi, bu kesimlerin ücretlerini ödeyen başta üretenler başta olmak üzere toplumun bütünü üzerindeki vergi yükünü artıran adaletsiz yanını da ortaya koyuyor.

Bu kriz ne ilk, ne de son

Türkiye ekonomisi ilk kez krize girmiyor.  Ülkenin son 40 yıllık dönemi krizlerle dolu. Ancak yaşamakta olduğumuz kriz, hem ülkenin (özellikle de özel sektörün) yüksek dış borç stokları, hem de yükselen küresel faiz oranları ve artan korumacılık gibi olumsuzluklar nedeniyle bu 40 yılın en uzun sürecek ve en derin krizi olmaya aday gözüküyor.

Yani krizin (onu tetikleyen siyasal iktidarların sorumluluklarını da unutmadan) aslında kapitalizmin krizi olduğu söylenebilir ve şöyle tanımlanabilir:

Kapitalizm ücretli emek sömürüsü üzerinden elde edilen artı-değer, dolayısıyla da kâra dayalı bir sermaye birikim sistemidir. Krizler ise bu birikim sürecinin finansman temini- üretim ve tüketim aşamalarında yaşanan ciddi tıkanma anlarıdır.
Devam edecek….

Dip notlar:

(1) TÜİK, Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hâsıla, IV. Çeyrek: Ekim - Aralık, 2018.
(2)   Laurence Boone, “Global growth is weakening: coordinating on fiscal and structural policies can revive euro area growth”, https://oecdecoscope.blog (6March 2019).
(3)   TÜİK, agb.
(4)   Agb.
(5)   OECD, https://data.oecd.org/unemp/unemployment-rate.htm  (17 March 2019).
(6)   TÜİK, İşgücü İstatistikleri, Aralık 2018 (15 Mart 2019).
(7)   DİSK-AR, İşsizlik ve İstihdam Raporu (Mart 2019).
(8)   Agr.
(9)   DİSK-AR, agr.,  s. 13.
(10)                 OECD, “How does TURKEY compare? Employment Outlook 2017”  (July 2017).