Erken açılma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erken açılma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Haziran 2020 Pazar

ERKEN AÇILMA VE SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI STRATEJİSİ


ERKEN AÇILMA VE SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI STRATEJİSİ

Mustafa Durmuş

21 Haziran 2020


1 Haziran’dan itibaren başta ABD ve Avrupa’da olmak üzere çok sayıda ülkede ekonomiler ve sosyal yaşam yeniden açıldı. Türkiye’de bu yeniden açılma “normalleşme” programı adı altında ve önce Mayıs ayında AVM’lerin, 1 Haziran’dan itibaren de ekonominin geri kalan sektörlerinin açılmasıyla gerçekleşiyor.

Büyük çoğunluk erken açılmaya karşı

Ancak başta halk sağlığı hekimleri ve epidemiyolojistler olmak üzere tıp ve bilim dünyası genelde bu erken açılmaya; vaka sayılarını artıracağı, böylece daha fazla ölüme neden olacağı, ayrıca şu ana kadar başta sağlık emekçileri olmak üzere fedakârca yürütülen mücadelenin boşa gideceği için karşı çıkıyor. Üretime ve hizmetlere geri döndürülen emekçiler hastalanıp ölmekten endişe duyarken, birçok iktisatçı da bunun telafisi çok zor olacak bir ikinci ekonomik kapanma, dolayısıyla da daha fazla işsizlik, borç, yoksulluk ve bütçe açığına neden olacağına inandıklarından karşı çıkıyor.
Müesses nizam ise, insanları deyim yerindeyse işsizlikten, açlıktan ya da evde kalmanın neden olacağı sorunlardan ölmekle, işe dönüp salgından ölmek arasında bir tercih yapmaya zorluyor. Böyle bir dayatma aslında normal bir dünyada ciddi bir suç sayılabilirdi. Çünkü üretim faaliyetlerine bırakılan yerden devam edilmesi ve ekonomik kayıpların hızlıca kapatılması için böyle bir erken açılma kararı başta işçiler olmak üzere yüz binlerce insanın daha hastalanmasına ve ölmesine neden olacak.
Üstelik birçok işyerinde (bırakın yeni koruyucu sağlık önlemlerinin alınmasını), sabun, dezenfektan gibi temizlik araçları dahi mevcut değil. Dahası Türkiye’de olduğu gibi, yeni bir düzenleme ile işe dönüş sonrasında işyerlerinde ortaya çıkacak Koronavirüs vakalarından dolayı işverenler sorumlu tutulamayacak. Çünkü Sağlık Güvenlik Kurumu tarafından 7 Mayıs'ta yayımlanan bir genelge ile Koronavirüs meslek hastalığı ve iş kazası sayılmayacak.(1)

Sürü bağışıklığı stratejisi

Bu arada 19 Haziran’da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından pandemideki günlük vaka sayısında şu ana kadar görülmemiş bir artış yaşanarak bir günde ortaya çıkan vakanın 181,000’i geçtiği açıklandı. (2) Bu vakaların çok büyük bir kısmı Brezilya ve Hindistan gibi çevre ülkelerinde görülüyor. Yani Avrupa ülkeleri günlük vaka sayısını azaltırken, dünyanın azgelişmiş bölgelerinde (ABD’nin yanı sıra) yeni Koronavirüs vakaları giderek artıyor.

Bu durum karşısında haklı olarak DSÖ de salgının “yeni ve çok tehlikeli bir aşamaya geldiği” açıklamasını yaptı ve normalleşme adı altındaki erken açılma yapan ülkeleri uyardı. (3)

Bir önceki yazımızda da vurguladığımız gibi, bir süredir kontrollü bir “sürü stratejisi” izlemekte olan Türkiye’de de erken açılmanın sonucunda resmi günlük vaka sayısı 1-15 Haziran arasında yüzde 58 artarak 1,567 oldu. (4) Şu an günlük vaka sayısının 1,200’ün üzerinde seyretmesi bu stratejinin kaçınılmaz bir  sonucu olarak algılanıyor.

İngiltere, Hollanda, İsveç

“Sürü bağışıklığı stratejisi” Korona salgını sonrasında ilk kez İngiltere, Hollanda ve İsveç’teki uygulamalarla gündeme gelmişti. Belli bir yaş grubunun dışında halkın sokağa çıkmasının serbest bırakıldığı bu ülkelerde bu strateji, salgının yayılımını azaltmak ve salgının neden olduğu büyük çaptaki ekonomik zararı asgaride tutmak  gerekçeleriyle olduğu kadar, başta seyahat özgürlüğü olmak üzere bireysel özgürlükleri korumak gerekçesiyle savunulmuştu.

Örneğin kendisi de iki kez virüs nedeniyle tedavi altına alınan İngiltere Başbakanı Boris Johnson bu virüs nedeniyle Britanya halkına “bağışıklığı zayıf olan bazı sevdiklerine veda etmek zorunda kalabileceği” biçimindeki absürt bir açıklama yapmıştı.(5)

Bir yazarsa bu stratejiyi (eve kapanmanın neden olduğu özgürlük kısıtlamalarını, sosyal ve ekonomik zararları eleştirerek) insanları özgürleştirici bir strateji olarak savundu.
Yazara göre “salgınla mücadele için ekonomileri kapatmayı savunmanın tarihsel ya da bilimsel bir temeli yok zira eve kapanma bilimsel araştırmaların sonucunda ortaya konulan bir çözüm değil. Aksine sosyal mesafelenme, oto izolasyon ve oto karantina gibi, eve kapanma da sosyal kontrol amaçlıdır. Hak ve özgürlükleri kısıtlamanın, ekonomiyi tahrip etmenin, bütün toplumu kalıcı bir sinir bozukluğu halinde tutmanın topluma, ekonomiye, ekonomik iyi olma haline faydası olmadığı gibi, ortada bunlara sayısız zarar veren bir aşırı reaksiyon mevcuttur. Çünkü ekonomilerin aç-kapa düğmeleri yoktur. Bir kapanma milyonlarca insanı işsiz bırakırken, bir o kadar işletmeyi de batırır. Batan bu firmaları tekrar canlandırabilmek ise çok zordur”. (6)

Kısaca, bu strateji altında salgından kurtulabilmek; ya etkili bir aşının geliştirilmesiyle ya da doğal yollarla ona karşı bağışıklık geliştirmekle mümkün olabilir. Bu yüzden de eve kapanma kalıcı bir çözüm değildir.

İsveç anayasası sürü stratejisinin gerekçesi mi?

Diğer İskandinav ülkeleriyle kıyaslandığında (sürü stratejisi uygulayarak) çok daha yüksek vaka sayısına, yüksek ölüm oranına ve vaka artış hızına neden olduğu için eleştirilen ülkelerin başında gelen İsveç’te ise bu uygulamanın planlı bir strateji olmaktan ziyade, İsveç Anayasasından kaynaklandığı da ileri sürülüyor.
Buna göre İsveç Anayasasında var olan üç madde bu uygulamayı zorunlu kılıyor. Bunlar seyahat özgürlüğü (Bölüm 2/ madde 8), kamu otoritelerinin uygulamacı bakanlıklardan özerk karar alabilme yetkileri (Bölüm 12/ madde 2) ve yerel yönetimlerin kendi kararlarını alabilme ve uygulayabilme gücü (Bölüm 14/ madde 2).(7)
Bu yaklaşım ışığında, Korona salgını sonrasında İsveç Hükümeti, barış zamanında olağanüstü hal ve buna bağlı olarak sokağa çıkma yasağına izin vermeyen anayasası gereğince diğer ülkeler gibi kapanamadı. Sadece insanların 50’den fazla bir sayıda bir araya gelmesi yasaklandı, fiziki mesafelenmeye uymayan restoranlar kapatıldı, liseler ve üniversiteler kapatıldı ama kreşler, ilkokullar açık tutuldu, serbest dolaşıma izin verildi. Hükümet bu arada el yıkama, fiziki mesafelenme, self-izolasyon gibi konularda halkı bilgilendirdi ama her hangi bir zorlamada bulunmadı.
Diğer taraftan gerekçesi ne olursa olsun (bir önceki yazımızda da vurgulandığı gibi) (8) böyle bir uygulama İsveç’te diğer ülkelerdekinden çok daha  fazla, daha hızlı Korona vakası ve ölümünün ortaya çıkmasıyla sonuçlanırken, beklenen ekonomik zarar da önlenemedi.
Sürü bağışıklığı nedir?
Sürü bağışıklığı yaklaşımına göre; virüsü daha fazla kontrol altına almak mümkün olmadığı için tüm ülkeyi kapatmaktansa, sadece yüksek risk grubuna mensup olanları karantinaya almak ve kalanların arasında virüsün yayılmasına izin vermek daha mantıklıdır.

Yani sürü bağışıklığı fikri; aşının henüz geliştirilmediği bir dönemde, eğer nüfusun belli bir bölümüne (yüzde 50-70’i) işyerlerini, sokakları, okulları, ulaştırma araçlarını işlek tutarak virüsün bulaşmasına izin verilerek salgına karşı bağışıklık kazandırılırsa, virüsün artık yayılamayacağı (geri kalan nüfusu aşılamaya gerek olmaksızın), vaka sayılarının azalacağı düşüncesine dayanıyor. Yani sağlıklı insanlara salgının bulaştırılmasına izin verilerek uzun vadede daha çok insanı kurtarmanın mümkün olduğuna inanılıyor.

Bir başka anlatımla, insanların büyük bir kısmını eve kapatmaya gerek kalmayacak, sadece 65 yaş ve üstü ve kronik hastalıkları olan yüksek risk grupları evde kalmaya zorlanarak korunacak, diğer nüfus bağışıklık kazanmak için serbestçe dolaşacak.
Böylece aşının bulunması beklenirken, aynı zamanda da virüsün yayılması yavaşlatılarak sağlık sistemi üzerindeki (yoğun bakım gibi) etkileri hafifletilecek. 

Kuşkusuz salgının neden olduğu ekonomik zarar da olabildiğince hafifletilecek. Sağlık bilimciler ise bu yaklaşımın; bilim dışı, çok riskli ve çok daha yüksek oranda ölümlerle sonuçlanacak bir yaklaşım olduğunu ileri sürüyorlar.

Bağışıklık beklendiği gibi değil

Burada kuşkusuz bu stratejiyi uygulayan ülkelerin salgının yayılmasını (beklendiği gibi) önleyip önleyemedikleri sorusu önem kazanıyor.

Bunu ancak antikor testleriyle öğrenebilmek mümkün olabiliyor. Yapılan araştırmalar İsveç’in başkenti Stockholm’ün nüfusunun sadece yüzde 7,3’ünde Covid-19 antikorları geliştirildiğini (çok düşük bir oran) ortaya koyuyor. Madrid gibi yüzde 5’inin virüs pozitif olduğu bir kentte antikor oranı yüzde 11,  Britanya ortalamasında ise yüzde 17 (Londra’da yüzde 5). Şu anda hiçbir ülke yüzde 5’ten fazla bir antikorlu nüfusa sahip değil (buna sürü bağışıklığını yaklaşımını destekleyen ülkeler de dâhil). (9) DSÖ ise dünyada antikor ortalamasının yüzde 3 gibi düşük bir oranda olduğunu açıkladı.(10)
Türkiye’de ise bağışıklık oranlarının hesaplanması için 153,000 hanede yapılacak antikor testlerinin İstanbul, Ankara, İzmir, Kocaeli, Konya, Tekirdağ, Adana, Sakarya, Gaziantep, Manisa, Eskişehir, Bursa ve Kayseri’de yapılacağı açıklandı. (11)

Diğer yandan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, Koronavirüse karşı toplumsal bağışıklığın oluşmasının hayal olduğunu belirtiyor. Ona göre Türkiye'de şu ana kadar bağışıklık oranı sadece yüzde 2. Ülkenin yüzde 50'ye çıkabilmesi için Türkiye genelinde 25 tane Koronavirüs büyüklüğünde salgın geçirmesi gerekiyor. (12)

Dünya çapında yapılan bilimsel araştırmalarsa sürü bağışıklığının başarıyla uygulanabilmesi için nüfusun en az yüzde 60’ının koruyucu antikor (bağışıklık) geliştirmesinin gerekli olduğunu ileri sürüyor. (13) Bu hedef, mevcut veriler altında, ne dünyada ne de Türkiye’de gerçekleştirilmesi mümkün olmayan bir hedef.


ABD: Sürü bağışıklığı için 2 milyon insan daha ölebilir

Kısaca bu oranı yakalayabilmek için yüz binlerce insan daha ölmesi gerekecek. Nitekim İspanya’da yüzde 5’lik bir nüfusun antidot geliştirmesinin bedeli gereksiz bir yere 27,459 insanın ölümü biçiminde oldu. Bu da İspanya nüfusunun yarısının enfekte olması için 250 bin insanın daha ölmesi gerekiyor demek. Bu 330 milyon nüfuslu ABD’de 2 milyon ilave insanın ölmesi anlamına geliyor. (14) Ayrıca Harvard’lı bilim insanlarına göre, aşının vaktinde bulunamaması halinde ve etkin tedavi yapılamazsa sürü stratejisinin hedeflerine ulaşabilmesi 2 ila 4 yıl alabilecek. (15)


Aslında böyle bir tehlike konusunda hükümetler (henüz ekonomilerin yeniden açılması gündeme gelmeden de) bir rapor ile uyarılmışlardı. Imperial College London adlı bir kuruluş raporunda (16) salgın nedeniyle alınan önlemlerin yumuşatılarak işe geri dönüş uygulamasının başlatılmasının, işyerlerinde, hastanelerde ve topluluklarda virüsün yeniden patlama yapmasına engel olmayacağı ve bunun sonucunda yeniden kapanmaların  gündeme geleceği vurgusu yapılmıştı.


TTB: Sayılar alarm veriyor

Türkiye’de Türk Tabipler Birliği erken açılmayla birlikte Türkiye’de doğrulanmış olgu sayılarındaki artışın alarm verdiğini ileri sürerek Sağlık Bakanlığı’nı uyarmak durumunda kaldı.

TTB ayrıca Bakanlığın COVID-19 pandemisi ile ilgili olarak epidemiyolojik verileri açıklamaktan ısrarla kaçındığını, açıklanan verilerin yalnızca 10 kente ait olduğunu, geriye kalan 71 kentteki olgu sayılarının açıklanmadığını, buna rağmen (Bakanlık verilerine göre dahi) son 3 günde 10 ildeki vaka sayısının 1,293 olduğunu   açıkladı. (17)

Bağışıklık kalıcı mı?

İkinci soru bu şekilde sağlanan bağışıklığın kalıcı olup olmadığı. Çünkü Covid-19 virüsünün kuzenleri olduğu ileri sürülen SARS ve MERS’te bağışıklık ancak 1-3 yıl sürebildi.  (18) Yani böyle bir serbestleşme ile elde edilecek bağışıklığın kalıcı olduğu bilimsel olarak kanıtlanamıyor.

Öte yandan bilim insanlarına göre, sürü bağışıklığı şart değil. Çünkü birçok ülke daha fazla test yaparak, izleme yaparak izolasyonu ve sıkı korumayı sürdürerek günlük vaka sayısını ciddi olarak düşürebiliyor.

İşte bu nedenden dolayı sürü bağışıklığı konusunda uyarılarda bulunan Dünya Sağlık Örgütü Acil Sağlık Programı Direktörü Dr. Mike Ryan sürü bağışıklığı ile ilgili kaygılarını dile getirirken şunları söyledi:

 “İnsanlar sürü değildir. Bu virüs çok ciddi bir virüstür, bir numaralı düşmandır. Herkes güvende olmadan hiç kimse kendini güvende hissetmemelidir”. (19)


…devam edecek: Neden sürü stratejisi?

Dip notlar:

(1) Fundanur Öztürk, “19 meslek hastalığı ve iş kazası sayılsın' çağrısı”, https://www.bbc.com (27 Mayıs 2020).

(3) COVID-19: UN health agency warns of ‘new and dangerous phase’ as cases mount, https://news.un.org (19 June 2020).

(4) Mustafa Durmuş,  “COVİD-19 vakaları tekrar artarken ön plana çıkan iki ülke deneyimi”, https://kesk.org.tr (15 Haziran 2020).
(6) Mike Whitney, “Lifting the Lockdown; Easy Does It”, https://www.unz.com/mwhitney/lifting-the-lockdown-easy-does-it (26 April 2020).
(7) Lars Jonung, Sweden’s constitution decides its exceptional Covid-19 policy”, https://voxeu.org (18 June 2020).
(8) Durmuş, agm.
(9) Jeremy RossmanHerd immunity in Europe – are we close?”, https://theconversation.com (28 May 2020).
(11)                https://t24.com.tr/haber/antikor-testleri-yapilacak-iller-aciklandi (17 Haziran 2020).
(13)                Rossman, agm.
(14)                Andre Damon,”The murderous pseudoscience of “herd immunity”, https://www.wsws.org (16 May 2020).

(15)                Projecting the transmission dynamics of SARS-CoV-2 through the postpandemic period, https://science.sciencemag.org (24 April 2020).

(16)                Imperial College COVID-19 Response Team,  Report 9 - Impact of non-pharmaceutical interventions (NPIs) to reduce COVID-19 mortality and healthcare demand, https://www.imperial.ac.uk/media/imperial-college/medicine/mrc-gida/2020-03-16-COVID19-Report-9.pdf.

(17)                Türk Tabipler Birliği,  “Erken yeniden açılmanın sonuçları alarm veriyor!”, https://www.ttb.org.tr (18 Haziran 2020).


7 Mayıs 2020 Perşembe

AVM’LERİN ERKEN AÇILMASINDAKİ BU ISRAR NEDEN?




AVM’LERİN ERKEN AÇILMASINDAKİ BU ISRAR NEDEN?

Mustafa Durmuş

6 Mayıs 2020

Hükümet 11 Mayıs’tan itibaren alış veriş merkezlerinin (AVM) kademeli olarak açılmasına karar verdi.

Buna göre; AVM’lerin içindeki restoran, kafe, eğlence mekânları, oyun parkları, sinemalar ve kuaför dükkânları gibi mekânların dışında kalan mağazalar, dükkânlar açılacaklar.  Bunlar genelde tekstil ürünleri, hazır giyim satan zincir mağazalar, zücaciye dükkânları ve cep telefonu satış yerleri gibi yerler.

Alınan karar bazı kısıtlayıcı önlemleri de içeriyor.  İnsanlar öncekinden farklı olarak, kontrollü bir biçimde bu merkezlere alınacaklar (yani fiziki mesafelenme uygulanacak) . Örneğin her 10 metre karelik alana en fazla 1 müşteri düşecek şekilde bir planlama yapılacak. İçerden biri çıkmadan diğer bir müşteri giremeyecek. Ayrıca maske ve dezenfektan kullanımı şart olacak.(1)

AVM’ler sermaye birikim modelinin tipik göstergeleri

Türkiye’de (özellikle de son 17 yılda) sayısında patlama görülen 436 adet faal AVM var. (2) Bunların 41 tanesi Ankara’da. 22 ilde henüz hiç açılmamış olan AVM’ler ağırlıklı olmak üzere İstanbul ve Ankara’da yoğunlaşmış durumda.

Diğer yandan 2017 yılında bu merkezlerdeki doluluk oranın ancak yüzde 50’ler civarında olması (3) böyle bir perakende alış veriş modelinin ekonomik açıdan doğru bir model olup olmadığını sorgulatıyor.

Son 17 yılın birikim modeline uygun olarak yapılan inşaat alanındaki yasal düzenlemelerden de yararlanan ve daha çok da siyasal iktidara yakın sermaye gruplarının bu AVM’lerin asıl yapımcıları olduğu görülüyor.
AVM’lerin 2108 yılında toplam 130 milyar lira ciro yapması ve 2019 yılında bu rakamın 160 milyar liraya çıkması (beklenti) (4) bu merkezler aracılığıyla yaratılabilecek sermaye ve servetin büyüklüğünü gösteriyor.

AVM’lerin bazı sahipleri dönemin de yeni zenginleri
Ankara’da isimleri son zamanlarda sıklıkla anılan bazı zengin sermayedarlar bu kentin önde gelen AVM’lerinin resmi hissedarları arasında yer alıyor. Mesela (5)  250 mağazayı barındıran Armada AVM’nin  en büyük ortakları  S. Bezci ve R. Hisarcıklıoğlu; 103 mağazalı Galleria AVM’nin ortakları Durali, Salih ve Mustafa Bezci kardeşler; 191 mağazaya sahip bulunan Panora AVM’nin   ana ortakları S. Bezci, S. Aygün, R. Hisarcıklıoğlu, B. Akar ve  Z.Fındıkoğlu gibi Ankara’nın en zenginlerinden oluşuyor.

Ancak büyük inşaat firmalarının AVM’lere yoğun ilgisinin de olduğu gözden kaçmıyor. Örneğin Ankara’da; Tepe Prime AVM ve Bilkent Center (Tepe İnşaat), Optimum Outlet Ankara AVM (Rönesans Grubu), Next Level (Pasifik İnşaat), Nata Vega AVM (Nata İnşaat ve MNM Orman İşletmesi), Kızılay AVM  (Karsaklar Renkyol İnşaat), Kentpark AVM (Megatürk İnşaat) bunlardan bazıları.

Perakende mağazacılık yapan grupların da (daha az sayıda olsalar da) bu AVM’lerde söz sahibi oldukları görülüyor. Örnek olarak Ankara’nın ilk AVM’lerinden olan Ankamall 1. Etap AVM’nin ana ortaklarından biri Migros,  Acity Outlet’in sahibi ise A1 Grup Alışveriş Hizmetleri A.Ş. 

Ankara’daki 41 AVM’nin 15’i (yüzde 37) ve mağazaların 1,963’ü (yüzde 47) gelir ve servetin göreli olarak en yüksek olduğu, aynı zamanda da salgınla ilgili tedbirler konusunda en titiz davrandığı bilinen orta sınıfların yaşadığı Çankaya bölgesinde bulunuyor.

2018 krizi sırasında (döviz kurunun hızla yükselmesi nedeniyle), iflasları önlemek için alınan bir kararla; bu AVM’lerde daha önce dolar ya da avro cinsinden yapılmış olan kira sözleşmeleri TL’ye dönüştürüldü. Ancak yurt dışından doğrudan kredi kullanan ve yabancı sermayeli ortağı bulunan AVM yapımcılarının (Migros/Ankamall ve Gordion AVM örneğinde olduğu gibi)  mağazalarla yaptığı sözleşmeler bu kuralın dışında tutuldular.
Salgından bu yana tüm AVM’ler kapandılar. Bazı AVM’lerdeki süpermarketlerin açık kalmasından hareketle (örneğin Ankara 365 AVM’de Migros hiç kapanmadı) ve kapatılmaya ilişkin İç İşleri Bakanlığı’nın her hangi bir genelgesinin olmaması nedeniyle, bu merkezlerin salgın nedeniyle düşen talep yüzünden kendiliğinden kapandığı anlaşılıyor.

Salgın devam ederken AVM’ler neden açılır?

Dünyada; ABD’de Trump yönetimi aldığı kararla AVM’lerin (yeme içme mekânları da dâhil olmak üzere) açılması kararını alırken, (6) Avrupa’da bu kararı şu ana kadar sadece Hırvatistan aldı. (7)

Türkiye’de (salgının sürmesine rağmen), ikinci bir salgın dalgası riski hala varken  bu merkezlerin açılmak istenmesinin nedenlerinden biri; AVM sahibi sermaye gruplarının kiraları tahsil edememesi ve buralardaki mağaza sahiplerinin, kira, faiz ve işçi ücretleri gibi sabit giderlerini karşılamakta zorlanmaları yüzünden hükümete bu mekânları açması yönünde baskı yapmaları olabilir.  Özellikle de söz konusu sermaye gruplarının siyasal iktidarla olan yakın ilişkileri göz önüne alındığında bu mantıklı bir yanıt olabilir.

Aslında bu aceleci davranışı açıklayan daha mantıklı bir başka yanıt mevcut.  Şöyle ki salgınla birlikte gelen kısıtlamalar nedeniyle genel olarak (zorunlu tüketim malları dışında) mallara olan talepte ciddi bir düşüş yaşandı. Bu hem insanların sokağa çıkamamaları ya da daha az çıkmak istemelerinden, hem de gelecekle ilgili belirsizlikler yüzünden tüketim harcamalarını kısmalarından kaynaklandı.

İşler düşük, devlet desteği sona eriyor

Bu durum ise mağazaların gelirlerini ciddi olarak düşürdü. Diğer yandan ücretler, SGK primleri gibi sabit ödemeler devam etmek durumundaydı. Bazı mağazalar erken işçi çıkartarak bunu savuşturmaya çalışırken, daha kurumsallaşmış olanlar “kısa vadeli çalışma ödeneğine” başvurdular ve işgücü maliyetlerinin önemli bir kısmını buradan karşılamaya başladılar. 

Diğer taraftan AVM’lerin (salgın henüz geçmeden, tüketici güven endeksleri de bu yönde düzelmeden) açılması kararı bu mağazaların sahiplerini düşündürmeye başladı. Öyle ki AVM’ler açılıp işe geri dönüşler başladığında bu ödenek kesilecek. Buna karşılık işlerin ve hâsılatın normale dönmesi daha uzun zaman alacak.

Bir başka anlatımla; işe geri dönüşle bu ay sonunda üç ayı tamamlanacak olan kısa vadeli çalışma ödeneği sona erecek. Öte yandan salgın hala sürüyor ve (alınan kısıtlayıcı önlemler de dikkate alındığında)  halkın bu merkezlere beklendiği ölçüde yönelmesi çok zor olacak. Bu durumda bu maliyetleri işyerlerinin sahipleri tekrar üstlenmek durumunda kalacaklar.

Yani hem yeterli iş olmayacak, hem de ödenek kesilecek. Oysa AVM sahipleri açısından bu ödeneğin 3 ay daha uzatılması (bu arada salgının iyice bir hız kesmesi)  çok daha rantabl olabilirdi.  Belli ki böyle bir uzatma talebine sıcak bakılmadı.

Bu nedenle olsa gerek, Alışveriş Merkezleri ve Yatırımcıları Derneği (AYD) Başkanının, Nisan sonunda bir TV programına canlı bağlantı biçiminde katılarak, AVM’lerin açılmasını hükümetin istediği anlamına gelen sözlerini (daha sonra yazılı olarak reddetse de (8) ciddiye almamak mümkün değil.

Hükümetin olası nedenleri
Bu sorunun akla gelen iki yanıtı olabilir. İlk kısa çalışma ödeneğinin geldiği boyutla ilgili. Dün itibarıyla 300,000 firmanın ve 3,2 milyon işçinin bu ödenekten faydalanmak için başvurduğu ileri sürülüyor. (9)
Bu başvuruların ne kadarının AVM çalışanları tarafından yapıldığı tam olarak bilinemese de, böyle milyarlarca lirayı bulacak olan desteğin üç ay daha uzatılmasını sağlamak, son zamanlarda ödemelerini yapabilmek için para basmak yoluna başvurduğu ileri sürülen (10) bir siyasal iktidar için büyük bir risk oluşturuyor. Üstelik (bu hesaba göre) mevcut işsiz sayısının 3,2 milyon daha artması hükümeti sadece ekonomik olarak değil, politik olarak da zora sokar. Bu yüzden de işe geri dönüşlerle resmi işsiz sayısının azaltılması gerekiyor.

“Başarılı bir biçimde normalleşiyoruz “ algısı

İkinci olarak siyasal iktidarın bir süredir sarf ettiği, “salgınla mücadelede en başarılı ülkelerden biriyiz, hızla normalleşiyoruz, ekonomiyi de ayağa kaldırıyoruz”, sözleri bu erken açma kararını yeterince açıklıyor.

Yani yönetenler açısından da ekonomik ve politik olarak çok zor bir döneme girildiği açık. Böyle bir dönemde, işsizliğin ve yoksulluğun neden olduğu sorunlar, bir pandeminin yarattığı sağlık sorunlarından çok daha ön plana çıkar. Bu yüzden de bu süreç, sadece daha fazla otoriter adımlar atarak yönetilemez Halkın normalleştiğimize, her şeyin yolunda gittiğine inandırılması da gerekir.


Dip notlar:

(3) KPMG Perakende 2018 Raporu. https://assets.kpmg.com/content/dam/kpmg/tr/pdf/2018/01/sektorel-bakis-2018-perakende.pdf ( erişim: 5 Mayıs 2020).
(5) Bu veriler Ticaret Bakanlığı verileri, AVM sahibi şirketlerin ve AVM’leri yapan inşaat şirketlerinin sitelerinden tarafımızca derlenmiştir.
(6) “Covid 19 coronavirus: US states ease lockdown to help economy”, https://www.nzherald.co.nz (2 May 2020).
(10)                http://www.mahfiegilmez.com/2020/04/merkez-bankas-para-basyor.html (21 Nisan 2020).