Kamu maliyesi krizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kamu maliyesi krizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2020 Pazar

KORONAVİRÜS SONRASI YENİ VERGİLER VE ZAMLAR



YENİ VERGİLER VE ZAMLARLA FATURA YİNE EMEKÇİLERE KESİLİYOR

Mustafa durmuş

16 Mayıs 2020


Mayıs ayına vergi artışlarıyla başladık. 13 Mayıs’ta sigaranın asgari maktu vergi tutarı yüzde 17,2 oranında artırılarak bir paket sigaradan alınan vergi 7,79 liradan 9,13 liraya çıkartıldı.

750 kalem mala ek gümrük vergisi

Bununla yetinilmedi, diğer vergiler peş peşe geldi. Dünya Gazetesinde yer alan bir habere göre (1), siyasal iktidar 21 Nisan’da 3 bin kalem ürüne getirdiği ek ithalat vergisine ilave olarak,  bu hafta başında, yeni bir kararla 750’ye yakın ürüne daha yüzde 1,9 ila yüzde 30 arasında ek vergi getirdi.  

Böylece yurtdışından gelen beyaz eşya, klima, spor malzemeleri, mücevher, zirai el aletler, inşaat malzemeleri, demir-çelikten teller, halatlar, kablolar gibi ürünlere 30 Eylül’e kadar yüzde 30’a varan oranlarda ilave gümrük vergisi uygulanacak.
Bu ek gümrük vergilerinin Mart ayında 5 milyar dolara yaklaşan cari açık nedeniyle, ithalata olan bağımlılığı azaltmak (adeta bir tür ithal ikameci bir stratejiye geçerek yerli üretimi desteklemek) niyetiyle getirildiği düşünülebilirse de, nesnel durum bu değil.
Çünkü başta çelik ve mücevher gibi sektörlerde uygulanmakta olan dâhilde işleme rejimi ve serbest ticaret anlaşmaları böyle bir yerli üretime dönüş stratejisini uygulamaya izin vermiyor.

Birikim rejiminin gereği yapılıyor

Kaldı ki emperyalist-kapitalist sisteme artık tam anlamda eklemlenmiş ve bu yönde 1980’li yıllardan bu yana neo-liberal bir birikim stratejisi uygulayan Türkiye kapitalizminin düğmeyi bir anda çevirerek, 1960’lardaki gibi kısmi de olsa ithal ikameci bir kapitalist birikim modeline geri dönüş yapması (sermaye sınıfının çıkarlarına ve onun ideolojisiyle hareket eden siyasal iktidara da ters düşeceğinden) çok zor görünüyor.

Vergi ve zamlarla ilgili son haber ise bugüne ilişkin. 16 Mayıs tarihinden itibaren  geçerli olmak üzere motorine 11 kuruş, benzine 9 kuruş zam geleceği açıklandı.(2)
Vergilerdeki bu üç gelişme bir arada değerlendirildiğinde siyasal iktidarın asıl kaygısının Korona salgını sonrasında düşen vergi gelirlerine karşılık artan harcamalarla iyice büyüyen bütçe açığını kontrol altına almak ve içi iyice boşalan Hazineye yeni gelir temin etmek olduğu anlaşılıyor.

Bu söylediklerimizi destekleyen verilere ise 15 Mayıs’ta açıklanan bütçe gerçekleşme raporundan ulaşmak mümkün.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın düzenli olarak yayınladığı Aylık Bütçe Gerçekleşme Raporu’na göre (3); Bu Ocak-Nisan dönemi bütçe açığı -72,8 milyar lira oldu. Geçen yılın aynı 4 aylık döneminde bu açık -54,5 milyar idi Yani 4 aylık açık yüzde 34’e yakın bir artış gösteriyor.

Nisan’da bütçe açığında yüzde 136’lık artış

Ancak Koronavirüsün bütçede neden olduğu etkiyi görebilmek için asıl olarak Nisan ve sonrası aylara ait verilere bakmak gerekir. Mayıs ayı henüz tamamlanmadığı için bunu bilmek mümkün değil ama Nisan verileri mevcut.

Öyle ki bu yıl sadece Nisan ayı bütçe açığı - 43,2 milyar lira oldu. Geçen yılın Nisan ayında bu açığın sadece  -18,3 milyar lira olduğu dikkate alınırsa, açıktaki büyümenin yüzde 136 gibi bir rekor oranda olduğu görülür. Bunun Mayıs^tan itibaren daha da artması hayli muhtemel. Çünkü harcamalar hız kesmezken vergi gelirleri yerinde sayıyor. Öyle ki yine Nisan ayında vergi gelirlerindeki değişim (geçen Nisan ayına göre) hızı sadece binde 7 olabildi.

Faizciye yapılan ödemede yüzde 235’lik artış
Bu dönemde faiz giderlerinin yüzde 235 oranında artması ise iktidarın hem nasıl bir hızla borçlanmak zorunda kaldığını, hem de vergilerimizin nasıl rantiyeye faiz geliri olarak dağıtıldığını gösteriyor. Öyle ki bu dönemdeki genel bütçe gelirlerindeki artış hızı sadece yüzde 43 oldu. Yani faiz harcamaları diğer giderlerden 5,5 kat daha hızlı arttı.
Yıllarca borca dayalı olarak büyümüş, diğer dönemlerinde de servet zenginlerini vergilemek yerine rantiyeden borç alarak açıklarını kapatmaya çalışmış bir ekonomi-politik modelin farklı sonuçlar üretmesi de beklenmezdi doğrusu.

Faiz dışı açıktaki artış yüzde 98 oldu
Nisan ayında faiz dışı açık – 26,2 milyar lira oldu. Geçen yılın aynı ayında bunun – 13,2 milyar lira olduğu düşünüldüğünde faiz dışı açığın neredeyse 2 kat (yüzde 98) oranında arttığı anlaşılıyor.
Bu da sorunun sadece faiz harcamalarında değil, asıl olarak bir süredir dillendirdiğimiz bir sav olan bir kamu maliyesi kriziyle sonuçlanabilecek olan bir yapısal bütçe kriziyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Bu da kaçınılmaz olarak yılın ikinci yarısından itibaren bir ek bütçe yapma ihtiyacı doğuracak.

Ek bütçe ihtiyacı
Kuşkusuz burada ek bütçenin büyüklüğünden ziyade, bunun kaynaklarının hangi harcamalardan kısıntılar ve hangi vergi kaynaklarına başvurularak sağlanacağı konusu önemli olacak.
Güvenlik harcamalarının kısılması ve sermayeye verilen desteklerin azaltılmasının yanı sıra bu kesimlerden toplanması gereken vergilerin tam olarak toplanması ve bir servet vergisi uygulaması bugün toplumun bütünü açısından ihtiyaç olsa da (4) siyasal iktidarın ek bütçeyi böyle düşünmediği çok açık.

Ekonomiye verildiği iddia edilen 200-525 milyar liralık destek
Vergiler ve bütçe alanında böyle gelişmeler olurken, Hazine ve Maliye Bakanının (detaylarını vermese de) Korona salgınından bu yana halka verilen desteğin 200 milyar lirayı (ve çarpan etkisiyle birlikte 525 milyar lirayı) bulduğunu iddia etmesi (5) çok çarpıcıydı.

Çünkü Korona salgını sonrasında açıklanan “Ekonomik İstikrar Kalkanı” adlı destek paketi çerçevesinde; yüzde 75’i vergi ve benzeri ödemelerin ertelenmesi, kalan yüzde 25’inin ise kredi desteği biçiminde açıklanan ve toplamı 100 milyar lirayı bulan bu paketin nasıl 200 milyara çıktığını, dahası ne büyüklükte bir çarpan katsayısıyla çarpılarak bunun ekonomide 525 milyar liralık bir hâsıla genişlemesi yaratmakta olduğunu sadece bakan ve çevresi biliyor olsa gerek. (6)

Bizim bildiğimiz ise yoksul ailelere verilen 2 milyarlık nakit desteğinin sonradan 4,4 milyar liraya çıkartılmış olması. Bakanın açıklamalarını veri aldığımızda sözü edilen bu yarım trilyon liralık imkândan işsizlere, yoksulların payına sadece minik bir miktar (on binde 8) düşmüş.

Artan açıklara gerekçe bulma ihtiyacı

Böyle bir açıklama kanımızca, ciddi bir biçimde artmakta olan bütçe açıklarını bir şekilde gerekçelendirme ihtiyacının bir sonucu. Çünkü hızla artan bütçe açığı, bunun neden olduğu artan borçlanma ihtiyacı ve bütün bu nakit ihtiyacının bir süredir Merkez Bankasının para basmasıyla karşılanması ekonomik ve politik olarak sürdürülebilir bir durum olmaktan çıktı.

Öyle ki Merkez Bankasının böyle bir açığı fonlamak için kullanılması,  sadece tartışmalı enflasyon rakamlarını daha da yükseltmekle kalmıyor, aynı zamanda dolarizasyonu da körükleyerek, dövizin kurunu yükseltiyor, Türk lirasını daha da değersizleştiriyor. Ayrıca böyle bir yol kamu bankalarının riskini artırdığı gibi,  Merkez Bankası’nın net döviz rezervlerini eritip, eksiye düşürüyor.

Farklı merkez bankalarıyla yapılabilecek TL/döviz swap (takas)  anlaşmalarının aldıracağı nefes ise 1 hafta ile 3 ayla sınırlı bir nefes olabilir ki (7), Koronavirüsün tahrip ettiği ekonomiyi ayağa kaldırıp, para-döviz-fiyat dengelerini yeniden kurabilmek, ekonomide tekrar sürdürülebilir bir büyümeyi sağlayabilmek bir yılı, hatta yılları alabilir.

“V” Tipi değil, “U” tipi bir toparlanma, o da 2 yıl sonra

Bu bağlamda örneğin ne Avrupa Yatırım Bankası’nın (EBRD) ileri sürdüğü gibi ekonominin bu yıl yüzde 3,5 küçülürken (sosyal mesafelenme önlemlerinin süresi ve boyutlarına bağlı olarak), gelecek yıl yüzde 6 büyümesi (8) (yani net yüzde 9,5 büyümesi), ne de hükümetin öngördüğü gibi “V” tipi bir toparlanma (yani dibi gördükten sonra çok hızlı bir çıkış) mümkün olabilir.

Dünyada ve Türkiye’de olasılığı yüksek bir ikinci Koronavirüs salgını dalgası ve bunun neden olacağı yeni ekonomik kapanmalara ve bunların süresi ve şiddetine bağlı olarak, bu toparlanma “W” ya da daha büyük bir olasılıkla “U” biçiminde olacak gibi görünüyor.

Yani ekonominin dibe vurması sonrasında hızlı bir çıkış ya da zigzaglı bir çıkış yerine, uzunca bir süre çok düşük, hatta sıfıra yakın bir ekonomik büyüme durumu ile karşı karşıya kalabiliriz.

Ekonomilerin toparlanmasının “U” tipli bir toparlanma olacağına inanan OECD Genel Sekreteri A. Gurria’nın altını çizdiği gibi dünyadaki birçok ekonominin normale dönmesi en az 2 yıl alabilecek.(9)

Sınıfsal tercihler ön planda

Bir de hükümetin sermayeye verdiği bir söz var: Bu yıl özel sektörün 200 milyar liralık KDV iadesi alacağının geri ödenmesi sözü. Bu rakam bu yılki vergi gelirlerinin neredeyse dörtte birini oluşturuyor. Üstelik bu söz bu yıl bu kesimden normalde toplanması gereken yaklaşık 196 milyar liralık bir verginin; muafiyet, istisna ve indirim adı altında toplanmayacağı gerçeği ortada iken verilen bir söz.

Diğer taraftan OECD’nin yeni bir raporu vergilerin sermaye kesimini desteklerken, emekçileri nasıl ezdiğini gözler önüne seriyor. (10) Bu rapora göre, 3 temel vergi ve benzeri mali yük işçilerin ücretlerini azaltıyor: Gelir Vergisi (GV), Sosyal Güvenlik Katkı (SGK) Payları ve Katma Değer Vergisi (KDV).

Türkiye: Emeğin vergilendirilmesi açısından en adaletsiz ülkelerden biri

Rapordan, istihdam maliyeti içindeki payları açısından bu 3 verginin OECD genelinde bekâr bir işçinin ücretinin yüzde 40’dan fazlasını (yüzde 41,5) alıp götürdüğü anlaşılıyor. Türkiye’de ise bu oran yüzde 43 olarak hesaplanıyor.
İşçi evli ve 2 çocuklu olduğunda durum biraz değişiyor ve bu yük OECD ortalamasında yüzde 26,4’e düşüyor. Türkiye’de ise bu yüzde 37’ini üzerinde kalıyor (11 puana yakın bir sapma). 

Bunun nedeni diğer ülkelerde işçi ailelerine yaygın vergi iadesi ve diğer devlet yardımları verilirken, Türkiye’deki işçilerin sadece asgari geçim indiriminden yararlanabilmesi ve devlet yardımlarının neredeyse hiç olmaması. Üstelik 2016 yılından bu yana bu yük OECD genelinde azalırken, Türkiye’de artmış durumda.

Bu rapor Türkiye’de emekçinin sadece 3 vergi ve SGK primi biçimindeki mali yük açısından ne kadar ağır bir yük altında ezildiğini (36 ülke içinde 16. Sırada) gösteriyor.

ÖTV dâhil edildiğinde emekçinin yükü daha da artıyor
Kuşkusuz bunlara yukarıda sözünü ettiğimiz sigara, petrol ve alkollü içecek ve beyaz eşya da dâhil geniş bir tabanı bulunan Özel Tüketim Vergisinin (ÖTV) getirdiği yük dâhil edilmemiş. Bu vergiler de eklendiğinde ülkenin sermayedarlar için vergi cenneti olurken, işçiler ve emekçiler için nasıl bir vergi cehennemine dönüştüğü ortaya çıkıyor.
Sonuç olarak siyasal iktidar, salgın nedeniyle ortaya çıkan ekonomik hasardan yola çıkarak büyük sermayeye ve yandaşlara her türlü desteği vermeyi sürdürürken, bu işin faturasını da, liranın pula dönen değeri ile satın alma gücü iyice azalan, iyice yoksullaşan emekçilere, halka yeni vergilerle ve zamlarla ödetmeye başladı. (11)

Bütün bunlar olurken, toplumsal rıza artık ikna yoluyla değil, yeni kayyum atamalarıyla, Meclis’e yeni partilerin gelmesini önlemeye dönük anti demokratik Siyasal Partiler Yasası değişiklikleri önerileri ve sosyal medyayı kontrol altına almaya çalışan girişimlerle üretilmeye çalışılıyor.

Anahtar sözcükler: Vergi yükü, bütçe açığı, kamu maliyesi krizi, otoriterleşme, emeğin vergilendirilmesi, “U” tipi toparlanma.

Dip notlar:

(1)  Yener Karadeniz, “Ek gümrük vergisi tartışması büyüyor”, https://www.dunya.com (14 Nisan 2020).
(3)  Hazine ve Maliye Bakanlığı, Aylık Bütçe Gerçekleşme Raporu (Nisan 2020), https://www.hmb.gov.tr/duyuru/2020-nisan-merkezi-yonetim-butce-gerceklesmeleri-raporu (15 Mayıs 2020).
(6)  Kaldı ki yatırım ve tüketim harcamasının bıçakla kesilir gibi kesildiği bir salgın döneminde çarpan katsayısının 4 civarında olduğuna inanarak, çok büyük bir kısmının vergi ertelemelerinden oluştuğu bir paketin 525 milyar liralık bir hâsıla etkisi yaratacağını iktisat kuramlarının hiç biri ile açıklayabilmek mümkün değil.
(7)  Yalçın Karatepe, “Swap bizi kurtarır mı?”, BirGün Gazetesi (15 Mayıs 2020).
(9)  Martin Arnold, “Pandemic stimulus debt will ‘come back to haunt us’, warns OECD”, https://www.ft.com (13 April 2020).
(10)                OECD, Taxing Wages 2020, OECD Publishing, Paris, https://doi.org (May 2020).
(11)                Burada “büyük sermaye” deyimini özellikle kullanıyoruz zira salgın sonrası açıklanan kredi desteği gibi desteklerden, yandaşların dışında küçük esnafın ve işletmecilerin fiilen faydalanamadıkları, bekledikleri kredileri alamadıkları ileri sürülüyor.









5 Aralık 2019 Perşembe

2020 BÜTÇESİ ÜZERİNE BAZI NOTLAR (1)- Güvenlik Harcamaları, Askeri Sanayi Karması Sektör ve Devlet Mali Krizi


2020 BÜTÇESİ ÜZERİNE BAZI NOTLAR (1)-
Güvenlik Harcamaları, Askeri Sanayi Karması Sektör ve Devlet Mali Krizi

Mustafa Durmuş

5 Aralık 2019



2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi bugünlerde T.B.M.M Genel Kurulu’nda görüşülüyor. Çok büyük bir ihtimalle kabul edilecek ve 1 Ocak’tan itibaren yürürlüğe girecek.

DÜNYADA NEO-LİBERAL HEGEMONYA SARSILIYOR, KİTLESEL TEPKİLER ARTIYOR

Bu bütçe, dünyada neo-liberal hegemonyanın inişe geçtiği ve kapitalizme yönelik eleştirilerin ve Arjantin’den, Peru’ya, Kolombiya’ya, Şili’ye, Ekvator’a, Lübnan’a ve İran’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada protesto eylemleri ve halk isyanları biçiminde kendini gösterdiği, kapitalist sistemin meşruiyetini yitirmeye başladığı bir süreçte görüşülüyor.

Türkiye’de ise, bir yandan artan intihar eylemleri gibi eylemler işsizliğin artık sosyal bir kriz haline dönüştüğünü gösterirken, yapılan anketler ekonomik kriz, işsizlik, yoksulluk, gelir bölüşümü adaletsizliği gibi ekonomik ve sosyal sorunlara çözüm üretemeyen ve giderek otoriterleşen rejimin toplumsal tabanını hızla yitirdiğine işaret ediyor.

TÜRKİYE EKONOMİSİNİN KRİZİ BİÇİM DEĞİŞTİREREK SÜRÜYOR

Her ne kadar TÜİK bu yılın üçüncü çeyreğinde ekonominin binde 9 oranında büyüdüğünü açıklasa da (1), bu büyümenin ağırlıklı olarak devletin nihai tüketim harcamalarındaki artıştan (yüzde 7,0) kaynaklandığı, sabit sermaye yatırımlarındaki düşüşün ise (yüzde - 12’6 oranında) devam ettiği, dolayısıyla da büyümenin sürdürülebilir olmadığı anlaşılıyor.  

Bu niteliğiyle ekonomik büyüme 2020’de hedeflendiği gibi yüzde 5 dahi olsa emekçi halkların işsizlik, hayat pahalılığı ve yoksulluk gibi sorunlarına çözüm getirmekten çok uzak. Çünkü böyle bir büyüme toplumsal sorunları gizlemeye yarayan bir araç olmaktan öte bir işleve sahip değil.

Yani Türkiye ekonomisi 2015 yılından bu yana sürdürdüğü yavaşlamasını 2018 yılının başlarından itibaren ekonomik kriz ile devam ettiriyor. Ekonominin bir yıl boyunca küçülmesine, yüksek enflasyona ve tarihsel zirve yapan işsiz sayısına ilave olarak, “ödemeler dengesi-döviz krizi” olarak başlayan kriz, özel sektörün dış borç krizi ve bankacılık krizi şeklindeki “finansal kriz” riskini artırırken, kriz yeni bir aşama olarak “devletin mali krizine” dönüşüyor.

Ekonomiyi üçüncü çeyrekte pozitif büyüten devlete ait tüketim harcamaları ise bütçe açığını daha da artırarak bu krizi derinleştirmeye hizmet ediyor.

TÜRKİYE EKONOMİSİNİN KRİZİNİN 3 DİNAMİĞİ

Bu süreçte Türkiye ekonomisini krize sokan üç dinamik sırasıyla şunlar oldu:
(i) Türkiye ekonomisinin emperyalist-kapitalist dünya sistemine eklemlenme biçimi. Kısaca Türkiye küresel sermaye hareketlerindeki büyük çaptaki dalgalanmaların, gidiş gelişlerin sonucunda belirli aralıklarla krize giriyor.

(ii) Kürt sorununda müzakereye dayalı çözüm sürecinin sona erdirilmesi ve tekrar askeri çözümlere dönülmesi ve Suriye’deki savaşın parçası haline gelme durumu (bütçe ve genel ekonomi üzerindeki etkileri aracılığıyla) krizi tetikledi.

Öyle ki iç ve dış güvenlik harcamalarına Merkezi Yönetim Bütçesinden ayrılan pay: 2017’de 64 milyar TL civarında iken,  2018’de bu tutar 84,5 milyar TL’yi aştı (2).
(iii) FETÖ-AKP ittifakının dağılmasının yol açtığı ve 15 Temmuz Darbesi ile sonuçlanan politik kriz ve ardından gelen OHAL uygulamaları sermaye çıkışlarına, ekonomiye olan güven yitimine ve yatırımların durmasına yol açtı.

Nitekim bu gelişmelerin bütçe üzerindeki etkilerini doğrularcasına Koç-Eaf-Tüsiad Raporu (3), 2017 sonu itibariyle iç ve dış güvenlik kurumlarının toplam olarak merkezi yönetim bütçesinin yaklaşık yüzde 11’i civarında kaynak kullandığını açıkladı (adalet hizmetlerine ayrılan pay da dâhil edildiğinde bu yüzde 12’yi aşıyor).

DEVLETİN MALİ KRİZİNİN 3 GÖSTERGESİ: BÜTÇE AÇIĞI, HAZİNE NAKİT AÇIĞI VE DEVLET BORÇLANMASI

Son üç yıldır (özellikle de son bir yıldır) bu göstergeler çok kötüleşti. Bütçe açığı sadece bu yılın ilk 6 ayında (-) 78,6 milyar TL’yi buldu ve daha yılın yarısında), geçen yılkı toplam açığın yaklaşık yüzde 108’ine, bu yılki hedef olan 80,6 milyar TL’lik açığın yüzde 97,5’ine erişti.

Tarihsel olarak en yüksek Faiz Dışı Açık (FDA) gerçekleşti. Geçen yılın ilk 6 ayında  (-) 12,3 milyar TL faiz dışı açık verilmiş iken, bu yılın ilk 6 ayında bu 2,3 kat (yüzde 230 oranında) artarak (-) 27,8 milyar TL’ye çıktı.(4) Bu açığın hızla büyümesi devletin yapısal bir mali kriz riski (dolayısıyla borçlanma yönündeki baskı) içinde olduğuna işaret ediyor.

Artık sorun sadece yüksek faiz ödemeleri değil çünkü faiz ödemeleri düşüldükten sonra dahi bütçe çok ciddi açık veriyor. Bu da devlet maliyesinin dengesizliğine neden olan bazı yapısal faktörlerin devrede olduğunu gösteriyor. Devlet harcamalardaki artışın bütçe gelirlerindeki artışın bir buçuk katı, vergi gelirlerindeki artışın ise dört katından fazla olması bu gelişmede etkili oldu.

Bir yandan faiz ödemeleri (ilk 6 aylık dönemde faiz ödemelerinin artış hızı yüzde 50,1 oldu), diğer yandan sermaye destekleri şeklindeki harcamalar ve özellikle inşaat ve enerji sektöründe faaliyette bulunan bazı şirketlerin kurtarılması için yapılan harcamalar hızla arttı.

GÜVENLİK HARCAMALARINA AYRILAN DEVASA KAYNAK VE YILDIZI PARLAYAN ASKERİ SANAYİ KARMASI SEKTÖRÜ

Kimilerine göre  “güvenlik harcaması” (savunma ve iç güvenlik gibi), kimilerine göre “askeri ve otoriterleşmeye dönük harcamalar” kimilerine göre ise “savaş harcamaları”nda daha önce görülmemiş ölçüde bir artış gözlemleniyor.

Tabloda (5) 2020 yılına ilişkin Merkezi Yönetim Bütçesi ödeneklerinin dağılımı gösteriliyor. Bu dağılıma bakıldığında ülkedeki hem kamusal kaynakların, hem de ekonomide yaratılan değerin önemli bir kısmının nasıl iç ve dış güvenlik için kullanıldığı anlaşılıyor.

Öyle ki sermayelerinin tamamına yakını devlete ait olan Aselsan, Roketsan, Savunma ve Hava Sanayi, TAİ, STM gibi Askeri-Sanayi Karmasının yerel örneklerini oluşturan şirketlerin güvenlik hizmetine dönük üretimleri için kullandıkları kaynak olan 98,5 milyar TL de dâhil edildiğinde ekonomiden ayrılan toplam kaynak miktarı 249 milyar TL’ye yükseliyor (bütçenin yaklaşık yüzde 23’ü). Bu rakama Savunma Sanayi Destekleme Fonu, TSKGV gibi fon ve vakıfların harcamalarının dâhil edilmediğini hatırlatalım.

HAZİNE NAKİT AÇIĞI 2 KATINA ÇIKTI

Bu yılın ilk 10 ayında Hazine nakit açığı geçen yılın aynı dönemine göre iki katına çıkarak (-) 101,7 milyar TL’ye fırladı. (6) Merkez Bankasının el konulan kaynakları olmasaydı açık (-) 148 milyar TL’ye çıkacaktı. Böylece artık siyasal iktidar açısından geriye sadece yeni borçlanma yapmak ve yeni vergiler koymak yolu kaldı. Torba Yasa ile borçlanma limiti yükseltilirken üç yeni vergi getirildi.

DEVLET BORÇLANMASI HIZLA ARTIYOR 

Bütçe ve Hazine nakit açığındaki hızlı artış devletin hızlı borçlanmasına neden oluyor. Öyle ki 2001 yılının ikinci çeyreği itibariyle brüt kamu borç stoku 147,1 milyar TL iken, politik krizin olgunlaştığı 2016 yılının ikinci çeyreğinde bu rakam 690,9 milyar TL’ye ve 2019 yılının ikinci çeyreğinde 1,3 trilyon TL’ye yükseldi. (7)  Yani brüt kamu borç stoku son 18 yılda tam 9 kat; 2016 yılından bu yana ise 2 kata yakın arttı.
Bu yılın ilk 6 ayında ise, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 100 artışla,  yoğun bir borçlanma yaşandı ve toplamda 78,2 milyar liraya yakın yeni nakit borç alındı. Bu yıl için limit 70 milyar lira artırıldı.

Kısaca, içine düştüğü mali krizi aşabilmek için iktidar bloku; sadece yeni vergiler koymakla ve temel mal ve hizmetlerin fiyatlarına sürekli zam yapmakla kalmıyor, ayrıca giderek artan borçlanmayla halktan kaynak transfer etmeye devam ediyor.

Bu gidişatın sonu (borçların reddedilmesi olmayacağına göre) monetizasyon, yani karşılıksız para basma ve devamında enflasyon, devalüasyon ve döviz krizine geri dönmek olursa bu sürpriz olmayacaktır.

…devam edecek


DİP NOTLAR:

(1)  TÜİK, Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hâsıla, III. Çeyrek: Temmuz - Eylül, 2019, http://tuik.gov.tr (2 Aralık 2019).
(2)  T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Yıllık Bütçe Gerçekleşme Raporları 2018 ve 2019.
(3)  KOÇ, EAF, TÜSİAD, Merkezi Yönetim Bütçesi Takip Raporu III- 2018/I Bütçe Uygulama Sonuçları, s. 62-64.
(4)  T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Aylık Bütçe Gerçekleşmeleri Raporu (Haziran 2019), s. 1-4.
(5)  2020 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi ve Bağlı Cetveller, 2020’ye ait öngörüler ve ilgili şirketlerin bilançolarından hesaplanmıştır.
(6)  T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2019 Yılı Hazine Nakit Gerçekleşmeleri, https://www.hmb.gov.tr/kamu-finansmani-istatistikleri (7Kasım 2019).
(7)   T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kamu Brüt Toplam Borç Stoku (2000-2019), https://www.hmb.gov.tr/kamu-finansmani-istatistikleri (30 Eylül 2019).