Korona Virüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Korona Virüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2020 Cumartesi

KORONA VİRÜSÜ (COVID-19) DOSYASI (5)- Kurtarma paketleri: Vergi indirimleri ve diğer mali teşvikler


KORONA VİRÜSÜ (COVID-19) DOSYASI (5)- Kurtarma paketleri: Vergi indirimleri ve diğer mali teşvikler

Mustafa Durmuş

28 Mart 2020



Finans kapital ve onların güdümündeki hükümetler sadece finans piyasalarındaki kayıplardan endişe etmiyorlar, aynı zamanda reel ekonominin çökmesinden de korkuyorlar. Çünkü kârları ve kârlılığı (dolayısıyla da sermaye birikimini) azaltacak olan asıl etkenin üretim ve tüketim kayıpları olduğunu çok iyi biliyorlar.

Dahası kârların çok düştüğü bir dönemde devasa boyutlara ulaşmış küresel borçların da sistemin asıl likidite sunucusu olan küresel bankaları batırmasından endişe duyuyorlar.

Bu yüzden de zorunlu olmayan üretimi ve hizmetleri durdurup insanların bu şekilde evlerinde kalarak salgınla baş etmeye çalışmak yerine, “herkesin kendi OHAL’ini ilan etmesi gerektiğini” tavsiye ederek, sorumluluğu yine bireylere bırakıyorlar.

O halde ekonomi ile ilgili endişelenecek bir durum mu var?

DÜNYA EKONOMİSİ YENİ BİR KRİZE SÜRÜKLENİYOR
Korona Virüsü dünya ekonomisini en hassas olduğu bir dönemde, yani başta merkez ekonomiler olmak üzere birçok ekonominin resesyona girmeye başladığı bir dönemde yakaladı (salgın başladığında Türkiye ekonomisi hali hazırda krizdeydi).

Böyle bir ortamda, faiz oranlarının da sıfıra kadar düşürülmüş olması nedeniyle para politikalarının kârları restore etmede ve ekonomileri toparlamada yetersiz kalması gözlerin (devam eden devletleştirme ve diğer kurtarma politikaları sürerken) maliye politikalarına çevrilmesine neden oldu. Vergi indirim ve ertelemeleri ve kamu harcamalarıyla yürütülen bu politikalarla hükümetler şimdilerde bu krizi durdurmaya çalışıyorlar.

Ancak bu politikaların başarılı olup olmayacağı da (krizi önleme ya da krizden en kısa sürede çıkma anlamında) bilinmiyor. Bu yazı bu anlamda hem hükümetlerin aldığı mali önlemleri öncelikle tanıtmayı, ardından da bunların ne kadar işe yarayıp yaramayacağını tartışmayı hedefliyor.

Yeni bir kriz beklentisi ile ilgili değerlendirmelere geçmeden önce iki şeyi vurgulamakta yarar var. İlk olarak (IMF gibi kuruluşların da belirttiği gibi) virüsten önce dünya ekonomisinin yavaşlamakta olduğu, virüsün çok yaygın bir salgına dönüşmesinin (pandemi) bu süreci hızlandırarak krize dönüşmesini sağladığı- ikinci olarak diğer politikalar gibi maliye politikalarının da sınıfsal anlamda tarafsız olmadığı, asıl olarak sermayeye destek için alındığıdır.

KRİZ KÂHİNİ AÇIK KONUŞTU !
2008 krizini öngören ve “kriz kâhini” olarak da bilinen ünlü iktisatçı N. Roubini önümüzdeki ekonomik yıkımın çok ağır olacağını şu sözlerle açıkladı (1):
“Korona salgını kontrol altına alınamıyor. Bu yılki ekonomik büyümeye ilişkin en iyi tahminim 2008 resesyonundan daha derin bir resesyon olacağı yönünde. Hükümetlerin şu ana kadar uyguladıkları tutarsız politikalardan hareketle de çok daha kötü bir resesyon ile karşı karşıya kalacağımızı söyleyebilirim”.

Bu yöndeki beklentiler sadece dünyanın önde gelen iktisatçıları tarafından değil, aynı zamanda OECD, Dünya Bankası, IMF ve UNCTAD gibi uluslararası kuruluşlar tarafından da paylaşılıyor.

2020 SON 10 YILIN EN KÖTÜSÜ OLACAK
Örneğin OECD bu yıla ait büyüme tahminini yüzde 2,9’dan yüzde 2,4’e indirirken (bu dünya için resesyon eşiği anlamına geliyor), virüs ciddileşirse bunun yüzde 1,5’e kadar düşebileceğinin altını çizdi. IMF de benzer bir öngörüde bulunarak önceki tahminini aşağıya çekti. Bu gerçekleşirse bu yıl, ekonomik büyüme performansı açısından son 10 yılın en kötü yılı olacak.(2)
Birleşmiş Milletler Örgütü’ne (BM) bağlı bir kuruluş olan UNCTAD ise dünya ekonomisindeki bu yılki hasıla kaybını 2 trilyon dolar olarak öngörüyor ve bu kaybın 220 milyar dolarlık kısmının az gelişmiş ülkelerde gerçekleşeceğini ileri sürüyor. (3) Aynı kurum Türkiye ekonomisinin sadece dış ticaretten doğacak kaybının yaklaşık 425 milyon dolar olacağını ileri sürüyor. (4)

Dahası, eğer durum küresel bir ekonomik güvensizlik şeklinde bir paniğe dönüşürse çöküş reel sektör ya da dış ticaretle de sınırlı kalmayacak, hizmetler sektörü de krize girecek.

YENİ BİR SALGIN: İŞSİZLİK SALGINI
Örneğin sadece turizm sektöründe küresel çapta on binlerce şirket ve konaklama tesisi (özellikle de küçük işletmeler), önce likidite krizine girecek, sonra da kapanacak. Bu da tüm ekonomiyi vuracak. Çünkü turizm sektörü bazı ülkeler için (Fransa’da milli gelirin yüzde 10’unu, İtalya’da yüzde 13’ünü ve İspanya’da yüzde 15’ini sağlayacak kadar) önemli bir sektör. (5) Bu sektördeki bir çöküş ile birlikte bundan böyle dünyada artık bir işsizlik salgınından da söz etmek gerekecek.

Yani böyle bir derin kriz en çok işçi sınıfını etkileyecek. Bunu Uluslar arası Çalışma Örgütü’nün (ILO) son raporunda yer alan veriler koyuyor. Kuruma göre; (eğer uluslar arası bir koordinasyon altında kararlı ve hızlı önlemler alınmazsa), küresel çapta 25 milyon işçi daha işsiz kalacak. Böylece sadece işsizlik değil, eksik istihdam ve çalışan yoksulluğu da (35 milyon daha) artacak.(6) Buna uzaktan, evden çalışma biçimindeki esnek ve güvencesiz çalışmanın da hızla artacağı gerçeğini eklemek gerekiyor.

ULUSLAR ARASI KURULUŞLAR MALİYE POLİTİKALARINI ÖNERİYOR
Böyle karamsar bir beklenti altında, hükümetler kamu harcamalarını artırmak ve vergileri indirmek biçiminde geniş çaplı mali önlemler almaya başladılar. Uluslararası kuruluşların sözcüleri ve ana akım ekonomistlerin büyük bir kısmı bu politikaları savunurken, hükümetlere de bu yönde tavsiyelerde bulunuyorlar.

Örneğin UNCTAD’ın direktörlerinden Kozul-Wright’a göre (7); merkez bankaları küresel ekonomideki kötüleşmeyi tersine çeviremez. Bunun için agresif maliye politikalarına gereksinim var. Bu politikalar insan bakımı gibi sosyal hizmetlere yapılacak yatırımlarla desteklenmeli. Ayrıca bu kamu harcamalarının hedefi krizden etkilenen işçiler, iş sahipleri ve topluluklar olmalı. Bu politikaların başarılı olabilmesi içinse uluslararası bir işbirliği de gerekiyor.

IMF Başkanı Georgieva da para politikası ve regülasyonların yanı sıra, koordineli ve senkronize olmuş küresel mali teşviklerin ve önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Bu yönde alınacak mali önlemlerin uygulanabilmesi için de IMF üye ülkeler tarafından kullanılmak üzere 1 trilyon dolarlık bir kredi programı hazırladı. Bu paranın 50 milyar doları “yükselen ekonomilere” ve 10 milyar doları çok düşük gelirli ülkelere; çok düşük faiz ve uygun ödeme koşullarına sahip krediler biçiminde verilecek. (8) Dünya Bankası ise azgelişmiş ülkelere verilmek üzere 12 milyar dolarlık bir yardım paketi hazırladı. Bu pakette de düşük faizli krediler, hibe ve teknik yardımlar var. (9)

MALİ YARDIMIN KARŞILIĞINDA HÜKÜMETLERDEN BEKLENENLER
IMF’nin mali yardım karşılığında hükümetlerin almasını istediği önlemlerden belli başlıları şöyle (10):

(i) İşlerini salgın nedeniyle kaybeden işçiler için ya doğrudan ya da işverenleri aracılığıyla ücret desteği sağlamak. Ücretli hastalık izninin süresini genişletmek. Hassas gruplara verilmekte olan nakit ve ayni yardım ve transferleri artırmak.
(ii) Vergilerini ödemekte zorlanan firmalara vergi indirimi ve kolaylıkları sağlamak.

ÜLKELERDEN GENİŞ ÇAPTA MALİ ÖNLEMLER
ABD başta olmak üzere Merkez ekonomiler ve Yükselen ekonomiler olarak da adlandırılan azgelişmiş ülkeler IMF’nin önerilerine uygun bir biçimde maliye politikaları kapsamında geniş çaplı önlemler almaya ya da teşvikler vermeye başladılar.

Acil mali önlemler olarak gündeme getirilen bu önlemlerin ağırlıklı olarak vergi indirimleri ve vergi ertelemeleri gibi vergi teşviklerinden oluştuğu görülüyor. Hangi ülkelerin hangi vergi teşviklerini ya da acil vergisel önlemleri aldığına ilişkin bir derleme çalışması ise Tax Foundation adlı bir kuruluş tarafından sürekli güncellenerek yapılıyor. Bu çalışmanın şu ana kadar derlediği verilere göre (11):

Korona salgını nedeniyle dünyanın belli başlı ülkelerinin aldığı mali önlemler ya da teşvikler; genelde zor duruma düşmesi beklenen şirketlerin vergi ve sigorta primlerinin ödemelerinin 1 yıla kadar ertelenmesi, gelir ve tüketim üzerinden alınan vergilerin geçici olarak indirilmesi ve ertelenmesi ve istihdamın korunması amacıyla şirketlere sunulan ücret destekleri ya da sübvansiyonlarından oluşuyor.

En büyük boyutlu ve kapsamlı teşvik programını ise 2 trilyon dolar ile ABD uygulamayı planlıyor. Virüsün ilk ortaya çıktığı ve ekonomik olarak en büyük zarara neden olduğuna inanılan Çin’de ise toplamda 1,3 trilyon yuanı (182 milyar dolar) bulacak olan bu önlemler ya da teşvikler küçük işletmeler için KDV oranının yüzde 3’ten yüzde 1’e (Mayıs sonuna kadar) düşürülmesi ile sınırlı kaldı.

ALMANYA “DAYANIŞMA VERGİSİ” ALACAK
Beklenen krizle ilgili olarak şu ana kadar yüksek gelirlilerden de katkı almayı planlayan tek ülke Almanya. Alman Hükümeti bir yandan salgın nedeniyle işyerlerinde azaltılan çalışma saatlerinin karşılığında işletmelere toplamda 50 milyar avroluk bir nakit teşviki sunarken, diğer yandan yüksek gelirlilerden yüzde 5,5 oranında bir “Dayanışma Vergisi” almayı planlıyor (aslında bu vergi 2021’de alınacaktı, öne çekildi). Buna karşılık Norveç’te borsalardaki hisselerinin değeri düşen şirketlerde hissesi olanlardan alınan net servet vergisi oranı düşürülüyor.

İTALYA: 3 AŞAMALI PROGRAM
Salgının en fazla ölüme neden olduğu ve ülke ekonomisinin ikinci çeyrekte yüzde 4,5 oranında küçülmesinin beklendiği (12) İtalya’da Hükümetinin aldığı önlemler aşamalı olarak uygulanacak.

Bu programa göre (13); ilk aşamada virüsten en fazla etkilenen 11 belediyeye 900 milyon avroluk bir destek sağlanacak. Bu destek: Konut kredisi, vergi ve SGK primi ödemelerinin ertelenmesi, işçiler için tek seferlik 1,500 avro nakit desteği ve işverenler için kredi garanti fonu imkânlarının artırılması. İkinci aşamada ülke ekonomisinin genel olarak desteklenmesine yönelik 3,6 milyar avroluk destek. Bu, bütçe açığının binde 0, 2’nin üzerine çıkılmasına izin vermek, gelirleri yüzde 25 oranında düşen şirketlere vergi iadesi yapmak, turizm ve lojistik sektöründeki firmalar için vergi indirimine gitmek ve sağlık hizmetleri için ilave kaynak anlamına geliyor. Üçüncü olarak eğer hastalığın yayılması önlenemezse vergi indirimi ve kamu harcaması artışını amaçlayan ve AB düzeyinde ortak mali teşvik politikası izlenecek. Ayrıca (14) şirketlere, hijyeni iyileştirmek için yapacakları harcamaların yarısı tutarında bir vergi iadesi yapılacak.

İtalya’dan sonra en fazla ölümün gerçekleştiği İspanya’da önlemler KOBİ’ler ve kendi hesabına çalışanlara 6 ay süreliğine gelir, kurumlar ve KDV ertelemesi imkânı ile sınırlı kaldı.

Vergi indirimleri açısından Yunanistan’da yüzde 24 olan KDV oranının 6 puan düşürülmesi, Norveç’te işçilerden alınan gelir vergisinin oranının 2 aylık bir süre için 4 puan düşürülmesi (yüzde 12’ lik KDV oranının yüzde 8’e indirilmesi) biçimindeki örnekler göze çarpıyor. Norveç’te ayrıca şirketlere bu yılki zararlarını önümüzdeki iki yılın kârından düşebilme imkânı tanınıyor.

Alınan bu vergisel önlem ya da teşviklerin salgının yayılmasını durdurmak ya da ölümleri azaltmak gibi bir amacının olmadığı, asıl amacın salgınla beraber kötüleşen ekonominin kurtarılması olduğu açık.

ÜLKELER GÖZDE SEKTÖRLERİNİ DESTEKLİYOR
Bu önlemler ülkelere göre özellik de kazanıyor. Örneğin Güney Kore’de otomobil satışlarını canlandırabilmek için eski otomobillerini değiştirmek isteyenlere vergi desteği sağlanırken, Endonezya’da talebi desteklemek amacıyla bireysel gelir vergisi ödemeleri turistik tesislerden yerel yönetimlerce tahsil edilen yüzde 10’luk vergi 6 aylığına iptal edildi.

İngiltere’de perakende, eğlence ve turizm sektörlerindeki işletmelerden alınan emlak vergisi 12 ay  süreyle alınmayacağı gibi bireyler için vergi iadesi sınırı 1,000 pounda yükseltildi. Toplamda 30 milyar poundluk bir KDV ertelendi. Türkiye’de ise uzun vadeli konut kredilerinde şart koşulan nakit peşinat oranı yüzde 20’den yüzde 10’a düşürüldü.

KAMU HARCAMALARI BOYUTU İKİNCİ PLANDA
Kamu harcamasını artıracak olan mali desteklerse genelde ücret destekleriyle sınırlı kaldı. Hollanda Hükümeti sıkıntıya giren işletmelerde çalışan işçilerin ücretini yüzde 90’ı oranında sübvanse etme (destekleme) kararını alırken, İrlanda geçici olarak işten çıkartılan işçilere haftada 203 avroluk ücret ödemesine karar verdi. Fransa kısa çalışma ödeneği uygulamasını başlattı. İran Hükümeti ise 3 milyon civarındaki en yoksul İranlıya nakit desteği verecek.

…devam edecek: Mali Destek Paketleri: Bazı Ülkelerden Örnekler: ABD, Danimarka, Türkiye

DİP NOTLAR:

(1) Nouriel Roubini, “A Greater Depression?”, https://www.project-syndicate.org/commentary (24 March 2020).
(2) Ben Chu, “Coronavirus: The economic impact so far in five charts”, 
https://www.independent.co.uk (4 March 2020).
(3) UNCTAD (a), Coronavirus: Can policymakers avert a trillion-dollar crisis? (9 March 2020).
(4) UNCTAD (b), “Coronavirus outbreak has cost global value chains $50 billion in exports”, 
https://unctad.org (6 March 2020).
(5) 
https://wolfstreet.com/…/tourism-contributed-10-to-gdp-in-f… (7 March 2020).
(6) “Almost 25 million jobs could be lost worldwide as a result of COVID-19, says ILO”, 
https://www.ilo.org (18 March 2020).
(7) UNCTAD (b), agm.
(8) Kristalina Georgieva, “Policy Action for a Healthy Global Economy”, 
https://blogs.imf.org (16 March 2020).
(9) “Coronavirus: World Bank Pledges $12 Billion In Emergency Aid”, 
https://www.wealthx.com (3 March 2020).
(10) Vitor Gaspar and Paolo Mauro, “ Fiscal Policies to Protect People During the Coronavirus Outbreak”, 
https://blogs.imf.org (5 March 2020).
(11) “Tracking Economic Relief Plans Around the World During the Coronavirus Outbreak”, 
https://taxfoundation.org/coronavirus-country-by-country-re… (26 March 2020).
(12) 
https://www.theguardian.com/…/an-italian-financial-crisis-i….
(13) SimoneTagliapietra, “ To save the Italian economy from the Coronavirus, Rome prescribes a stimulus”, 
https://www.bruegel.org (3 March 2020).
(14) Tracking, agm.


16 Mart 2020 Pazartesi

KORONA VİRÜSÜ (COVID-19) DOSYASI (2)- Hükümetlerin Önlemleri: Halkın Sağlığı mı, Piyasaların Sağlığı mı?


KORONA VİRÜSÜ (COVID-19) DOSYASI (2)-
Hükümetlerin Önlemleri: Halkın Sağlığı mı, Piyasaların Sağlığı mı?

Mustafa Durmuş

15 Mart 2020

Bu hafta sonu itibariyle küresel Korona Virüs pandemiği yeni bir aşamaya girdi. Johns Hopkins Korona Virüsü İzleme Grubu’nun verilerine göre dünya çapındaki yeni vaka sayısı 16,000 olurken (bugün itibariyle 152,428 vaka ve 5,720 ölüm gerçekleşti) (1), İtalya’da sadece Cuma günü 250 kişi daha hayatını kaybetti ve vaka sayısındaki artış 2,547 oldu. İspanya’da vaka sayısı ikiye katlandı (2,086 yeni vaka daha eklendi). ABD’de ise 573 yeni vaka ortaya çıkarken, ölü sayısındaki artış 9 oldu. (2)

Türkiye’de ise resmi vaka sayısının 5 olduğu açıklandı.  Virüsün çok hızlı yayıldığı ve umreden gelen 21,000 yurttaşın durumları da dikkate alındığında bu sayı hızla artabilir.
O halde virüs endişe verici bir hızla yayılırken, bireyler ve hükümetler ne tür önlemler alıyorlar?

VİRÜSE TEPKİLER SINIFSAL AYRIŞMAYI YANSITIYOR

Korona virüsünün ortaya çıkışından bu yana virüsün görüldüğü ülkelerde bireysel olarak alınan önlemler ve hükümetlerin aldıkları (ya da almadıkları) önlemler ve bu önlemlerin yavaşlığı kapitalizmin sınıfsal bölünmüşlüğünü açığa çıkardığı gibi,  hükümetlerin insana, topluma, sağlığa ve piyasalara, kâra, sermayeye, servete nasıl baktıklarını da ortaya koyuyor.

Sıradan halkın, emekçilerin fazla bir seçeneği yok.  Sokağa daha az çıkıp, elini daha sık ve dikkatli yıkayıp, tokalaşmaktan ve sarılmaktan vazgeçip, makarna ve tuvalet kâğıdı stoklayıp, buna karşılık kalabalık metrolarda ve diğer toplu taşım araçlarında işine, gücüne gitmek ve kalabalık işyerlerinde çalışmak zorunda.

Zenginler de telaşlı ama onların telaşı farklı biçimde kendini gösteriyor. Çünkü onlarca milyon dolarlık ya da milyar dolarlık servetin derdi de büyük oluyor. Emekçiler gibi çalışmak zorunda değiller ama canlarını da korumak durumundalar. Zira (en azından başlangıçta) virüs zengin-yoksul ayırımı yapmıyor ve aşısı da henüz bulunamadığı gibi, virüs sürekli mutasyona uğruyor.  

Bu nedenle de bu zenginler kalabalıklardan, kentlerden kaçıyorlar. Aileleriyle, yakınlarıyla birlikte dağlık bölgelerdeki kışlık evlerinde ya da ıssız adalarda tatile çıkarak (örneğin Galapagos Adaları ya da Antartika’ya) kendilerini güvenli bölgelere atıyorlar.

Bunu yaparken de tarifeli uçaklarda birinci sınıf uçmaktan dahi kaçınıyorlar, özel jetler ve yatları yoksa kiralıyorlar. Öyle ki New York’tan Londra’ya 12 koltuklu bir özel jetle uçuşun maliyeti 140,000 doları bulurken, özel jet firmaları taleplere yetişemiyor. (3) Metropollerde kalanlar ise dışarıda yemek alışkanlıklarından vazgeçmeksizin,  sadece masalar arasında geniş mesafelerin bulunduğu lüks restoranlarda yemeklerini yiyorlar. (4)

Yani bu virüsün insanları nasıl etkilediği ya da etkileyeceği sorusuna yanıt aranırken, kapitalizme içkin devasa gelir ve servet eşitsizlikleri, zenginlik ve yoksulluk ile kendini açığa vuran sınıfsal bölünmüşlük gerçeği göz ardı edilmemeli.

NE YAPILMALIYDI?

Böyle bir felaketle karşılaşıldığında öncelikli olarak yapılması gereken şey; bu sorunun ciddi bir insan,  toplum-halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmesi olmalıydı.

Böyle bir bakış açısı altında acilen alınması gereken önlemler ise şöyle sıralanıyor: Hükümetlerin en yüksek hız ve etkinlikte hareket etmesi, virüsten etkilenen insanların ve bölgelerin toplumun diğer kesiminden (geçici olarak) uzaklaştırılarak (sosyal izolasyon) virüsün yayılmasının önlenmesi, hızlı, kesin ve yaygın testlerin yapılması, sağlık personelinin virüsle mücadele konusunda eğitilmesi ve koruyucu önlemlerin artırılması, yaşlılar, hastalar ve mahkumlar, mülteciler gibi diğer potansiyel hasta grupları ile ilgili olarak özel önlemler alınması ve bu hastalıkla mücadelede kullanılmak üzere ciddi bir kamusal fonun oluşturulması. (5)

Kuşkusuz bunlara; virüs nedeniyle işlerine gidemeyecek işçilerin ücretli izinli sayılmaları, ücretlerinin tam olarak ödenmeye devam edilmesi, evden çalışanlar da dâhil olmak üzere tüm çalışanların sağlık hizmetlerinden eksiksiz ve ücret ödemeksizin yararlanmalarının sağlanması,  küçük üreticilerin ve işyeri sahiplerinin virüs nedeniyle bozulan işleri yüzünden ortaya çıkan zararlarının telafi edilmesi ve bazı fırsatçı işverenlerin işçileri işten çıkartma eylemlerinin önlenmesi gibi tedbirleri de eklemek gerekiyor.

SOSYAL İZOLASYON

Bu çerçevede çok tartışmalı bir öneri ünlü tıp dergisi Lancet’in baş editörü R. Morton’dan geldi, Morton İngiltere’deki hükümeti virüs ile ilgili önlemler konusunda eleştirirken:  “Hükümetin halkla rulet oynadığını, bunun temel bir hata olduğunu” ileri sürdü ve “Korona Virüsünün yayılmasını önlemenin en etkili yolunun sosyal mesafelenme/izolasyon ve kapatma önlemleri olduğunun” altını çizdi. (6)

Yani Lancet’e göre, hastaları ve efekte olmuş bölgeleri toplumun kalan kısmından ayrı tutarak virüsün yayılmasını önlemek anlamına gelen sosyal izolasyon halinde hem vaka, hem de ölüm sayısı azaldığı gibi, hastanelerin yükü de azalıyor. Böyle bir uygulamanın Çin’de son derece başarılı olduğu açık.

Bu yapılmazsa, çok büyük ölçüde metalaştırılmış, finansallaştırılmış ve ticarileştirilmiş mevcut sağlık sistemleri altında ölümler kaçınılmaz olarak daha da artıyor. 

Bu bağlamda umre dönüşlerinin olduğu bugün Türkiye açısından çok önemli bir gün. Yurda dönenlerin sayısı ve geldikleri yerde virüsün görülmüş olduğu gerçeği (hem kendilerini, hem de diğer insanları korumak açısından), bu yurttaşları evlerinde 14 gün boyunca tutmak yerine, sosyal izolasyon önerisi üzerinde ciddi bir biçimde düşünmek gerekiyor. Çünkü aksi takdirde evdeki diğer insanlar da potansiyel olarak virüs kapma risk altına giriyorlar.

Diğer yandan böyle bir sosyal mesafelenmenin, Türkiye gibi sağlık alt yapısının yetersiz ve var olanın da toplum sağlığından ziyade kâr amaçlı olarak tasarlandığı, gerçek anlamda toplum sağlığı hizmetlerinin kamusal kaynaklardan çok az pay alabildiği ülkelerde nasıl gerçekleştirilebileceği sorunu ciddi bir sorun.  

Kısaca önümüzdeki 25 yıl boyunca sadece 20 şehir hastanesi için 142 milyar dolar civarında kamu bütçesinden kaynak ayırmayı taahhüt eden ülke böyle bir pandemi ile mücadele edebilecek yeterli sağlık alt yapısına sahip değil.

TOPLUM YA DA PİYASALAR     

Lancet’in önerisi bize bir gerçeği bir kez daha hatırlatıyor: Temel amacı kâr yaratmak olan kapitalist toplumda, böyle pandemiler söz konusu olduğunda aynı anda hem insanları kurtarmak, hem de ekonomiyi kurtarmak mümkün değil. Bunlardan birinin seçilmesi kaçınılmaz. (7)

Kısaca, ya insan ve toplum/halk sağlığını ön planda tutup ortaya çıkacak ekonomik kayıpları dikkate almayacaksınız ya da insan sağlığını dikkate almadan ekonomiyi ve piyasaları kurtaracaksınız. İkisini aynı anda gerçekleştirebilmek içinde yaşadığımız sistemin algoritmasına uygun değil.

SADECE ÇİN…

Nitekim neredeyse Çin Hükümeti dışında sorun bu perspektiften ele alınmadı ve önlemler (en azından zamanında) bu yönde olmadı. Bu yüzden de Çin çok hızlı bir biçimde virüsün yayılmasını önleyip, hastaların birçoğunu iyileştirirken, İtalya gibi ülkelere de sağlıkçı yardımı gönderirken, ABD, İtalya, İspanya ve Japonya gibi ülkelerde virüs adeta patlama yaşadı.

Bir başka anlatımla, virüsün ortaya çıktığı devasa coğrafi büyüklüğe ve insan nüfusuna sahip Çin kapitalist dünyanın geri kalanından farklı bir yol izliyor. Bir yandan virüsün yayılmasını önlemek için seyahatleri kısıtlayıp (hatta yasaklayıp), büyük ölçekli karantina uygulamalarını gerçekleştirirken , diğer yandan da milyonlarca insanı virüs testine tabi tutarken, virüse karşı aşıyı bulabilmek için olağan üstü bir çaba gösteriyor.

Bu yüzden de Çin’in yüksek boyutlarda insani ve maddi kaynağı kullanarak virüsü adeta abluka altına alabilmesi tesadüfen elde edilmiş bir başarı değil.

İTALYA, ABD, İNGİLTERE: GECİKMİŞ ÖNLEMLER

Virüsün Çin’den sonra en fazla ölüme neden olduğu başta İtalya ve ABD olmak üzere, Avrupa ülkeleri, Japonya ve Güney Kore ise önlem almakta geciktiler. Önlemler daha ziyade seyahatlerin yasaklanması, kısmi karantinalar ve eğitim kurumlarının kısmi olarak kapatılması, toplantı ve gösterilerin yasaklanması biçiminde oldu.

Kısaca, başta ABD ve İngiltere olmak üzere,  piyasaların ve sermayedarların çıkarlarının insan sağlığının üzerinde tutulduğu, bu nedenle de doğru ve yeterli kaynak planlamasının yapılmadığı, sağlığın neredeyse bütünüyle metalaştırıldığı ülkelerde ve çürük bir alt yapıya sahip İran’da hastalığın yayılması bir türlü önlenemiyor.

Sağlığın metalaştırılmasının ve ticari bir mal gibi alınıp satılmasının ne denli zararlı olduğu ise bu virüs aracılığıyla bir kez daha ortaya çıktı.

Öyle ki ABD’de virüs belirtisi gösteren herkese test yapılmıyor çünkü bir testin maliyeti 35 dolar civarında. Yani özel sigortası olmayanlar test yaptıramıyorlar (ABD’de 27 milyon insanın sağlık sigortası yok).  Basında yer alan bir habere göre; sigortasız birine test yaptıkları ve sonuçta virüs tespit edilemediğinde bu testin parası hastadan talep edilmiş.

Oysa test kitine erişim yoksa virüsün tespit edilmesi de imkânsız. ABD Kongresi ise şu ana kadar virüsle ilgili olarak sadece 8,3 milyar dolarlık bir kaynak ayırdı. Bu miktar, ABD’nin her yıl Afganistan savaşı için ayırdığı kaynağın sadece onda biri ya da dolar milyarderi Jeff Bezos’un servetinin on beşte birine denk düşüyor. (8)

Trump ise, bir konferansta yaptığı skandal açıklamayla (bir yandan Korona Virüsüne karşı sözde savaş ilan ederken), ülkenin sağlık alt yapısını güçlendirmek ya da hastalık nedeniyle işe gidemeyecek olan milyonlarca işçinin ücretli hastalık iznini yasalaştırmak yerine, yeni kamusal satın almalar yoluyla eş-dost-ahbap zengin petrol ve doğal gaz şirketlerinin sahiplerini kurtarmayı seçti. (9)

FİNANS PİYASALARI: YANGINDA İLK KURTARILACAK

Batılı kapitalist ülkelerin bu şekilde davranmalarının asıl nedeni (daha önce de vurgulandığı gibi) sermaye sınıfının ve onların güdümündeki hükümetlerin insan ve toplum sağlığından ziyade piyasaların ve ekonominin sağlığına odaklanmaları.
Çünkü onlara göre önce insanı kurtarmanın sağlayacağı ekonomik kazançlar ancak uzun vadede ortaya çıkarken, önce ekonomiyi kurtarmanın faydaları kısa zamanda görülüyor.

Bu yüzden de onlar açısından, finans piyasalarının çöküşünü ve ekonominin hali hazırda girmiş olduğu durgunluktan daha da derin bir durgunluğa girmesini önlemek öncelikli amaç haline geldi.

Bir başka anlatımla, öncelikli olarak virüsün borsaları (dolayısıyla serveti), kârları ve kapitalist piyasaları ekonomiyi nasıl etkileyeceği endişesine ve telaşına kapıldılar. Onlar için “yangında ilk kurtarılacaklar” listesinin başında piyasalar, sermaye-servet sahipleri geliyor.

Öyle ki İngiliz Hükümeti okulları, işyerlerini tatil etmeyi reddederken virüsün daha da yayılmasının önünü de açtı. Başbakan Boris Johnson rahatça “İngiltere’de vaka sayısının artmasının kaçınılmaz” olduğunu “bazı yaşlı sevdiklerimizin de bu hastalıktan vaktinden önce öleceğini” duyurabildi. (10)

Diğer yandan İngiliz Hükümetinin yaptırdığı bir araştırmaya göre okulları 4 hafta boyunca kapatmanın ekonomiye maliyeti ülke milli gelirinin yüzde 3’üne (milyarlarca pound)  denk düşüyor. (11) Bu durum da (ciddi yayılma riskine rağmen)  hükümetin ekonomik büyümeyi sürdürebilmek için okulları açık tuttuğunu gösteriyor.
Benzer bir söylemde Almanya Başbakanı Merkel de bulundu ve Almanya’nın nüfusunun yüzde 60-70’inin virüsten etkileneceğini açıkladı. (12)

New York’ta ise, gerekli olmasına rağmen okulların kapatılmamasının nedeni çocukların evlerinden başka gidebilecekleri yerlerinin olmaması ve ebeveynlerine virüse rağmen ücretli izin verilmemesiydi. (13)

“TOPLUM DİYE BİRŞEY YOK !”

Bu açıklamalar sözde “halka gerçeği söylemek” gibi algılanabilirse de işin aslı farklı. Bu sözler, halka önce piyasaları ve ekonomiyi kurtarmak gerektiği biçimindeki sermaye yanlısı bakışın benimsetilmesi çabası ve kökleri 1980’lere kadar gidiyor.
Nitekim neo-liberalizmin ilk uygulayıcılarından olan İngiltere’nin 1980’li yıllardaki eski başbakanlarından Demir Lady lakaplı Thatcher’e göre toplum diye bir şey yoktur, piyasalardan başka alternatif de söz konusu değildir (TINA). Bu yüzden de bütün çabalar ve araçlar piyasaları korumak için harcanmalı ve kullanılmalıdır.

Bu bakış bugünlerde iyice Malthuscu ve faşizan bir karakter kazandı. Öyle ki sağcı Daily Telegraph Gazetesinin bir yazarına göre, Korona Virüsü (1918’de görülen ve büyük çoğunluğu gençlerden oluşan 50 milyon insanın ölümüne neden olan İspanyol Gribinin aksine),  yaşlı nüfusu öldürerek gençlerin ve verimli bir üretimin önünü açıyor ve ekonomiye ılımlı da olsa katkı sağlama potansiyeli taşıyor. (14)

… devam edecek: Faiz ve Vergi İndirimleri, Parasal Bollaştırma, IMF-Dünya Bankası Kurtarma Paketleri: Kimler Kurtarılacak?

DİP NOTLAR:

(1)  Novel Coronavirus (Covid-19) Situation, https://experience.arcgis.com (15 March 2020).
(2)  Alex Lantier and Andre Damon, “The response of the ruling elite to the coronavirus pandemic: Malign neglect”, https://www.wsws.org (14 March 2020).
(3)  https://flipboard.com/@bloomberg/planes-and-aviation-nkmbjk49z/wealthy-jump-to-private-jets-to-duck-airlines-and-cut-virus-risk (29 February 2020).
(4)  https://news.sky.com/story/coronavirus-what-the-wealthiest-1-are-doing-to-try-and-avoid-the-outbreak (11 March 2020).
(5)  David Wilcox (PIIE), “Designing an effective US policy response to coronavirus”, https://www.piie.com (3 March 2020).
(6)  Jack Peat, “Government is “playing roulette with the public” as UK coronavirus cases hit 456”, https://www.thelondoneconomic.com (11 March 2020).
(8)  “What must be done to fight the coronavirus pandemic”, https://www.wsws.org (6 March 2020).
(9)    Jon Queally,  “At 'Shock Doctrine Press Conference,' Trump Bails Out Oil Industry, Not US Families, as Coronavirus Crisis Intensifies”, https://www.commondreams.org (13 March 2020).
(10)               Boris Johnson: "Many more families are going to lose loved ones before their time", https://www.axios.com (12 March 2020).
(11)               Richard Adams, “School closures could wipe 3% from UK GDP, ministers warned”, https://www.theguardian.com (13 March 2020).
(12)               “Koronavirüs - Merkel: Virüs Almanya nüfusunun yüzde 60 ila 70' ine bulaşabilir”, https://www.bbc.com (11 March 2020).
(13)               https://www.mintpressnews.com/coronavirus-new-york-schools-homeless-kids-have-nowhere-to-go (9 March 2020).
(14)               Joe Roberts,  “Telegraph journalist says coronavirus ‘cull’ of elderly could benefit economy”, https://metro.co.uk (11 March 2020).

10 Şubat 2020 Pazartesi

ZENGİNLER KULÜBÜNÜN İTİRAFI: KAPİTALİZM İFLAS EDİYOR!


ZENGİNLER KULÜBÜNÜN İTİRAFI: KAPİTALİZM İFLAS EDİYOR!

Mustafa Durmuş

10 Şubat 2020

2020 yılına hem dünya, hem de Türkiye giderek derinleşen sosyal, ekonomik ve ekolojik sorunlarla birlikte girdi. Küresel çapta gelir ve servet eşitsizliği ve yoksulluk arttı, iklim değişikliği iklim krizine evrilmeye başladı,  demokrasi karşıtı otoriter rejimler işbaşında kalmayı sürdürüyor. Bu konular Zenginler Kulübü Dünya Ekonomik Forumu’nun Ocak başında Davos’taki geleneksel toplantısında da ele alındı.

Avustralya’yı sarsan yangınlar, Korono virüsü, Libya iç savaşı, Suriye’de yoğunlaşan savaş yüzünden hayatlarını kaybeden gençlerimiz, Türkiye’deki depremler ve çığ felaketinde yitirdiğimiz onlarca insanımız, donarak ölen mülteciler, işsizlik intiharları,  açlık nedeniyle kendini yakan vatandaş, basına yansıyan gelişmelerden sadece bir kaçı.

KAPİTALİZMİN YARATTIĞI HAYAL KIRIKLIĞI

Geçen yılın sonunda yayınlanan 2019 İnsani Gelişme Raporu şöyle bir tespitte bulunuyor (1):

“Dünyadaki protesto dalgaları, içinde yaşadığımız düzende bir şeylerin yanlış gittiğini gösteriyor. İnsanlar farklı nedenlerle iktidarları protesto etmek için sokağa çıkıyorlar. Bunlar yüksek tren bileti biletleri ya da benzin fiyatları olabildiği gibi, bağımsızlık ve özgürlük talepleri de olabiliyor. Hepsini birbirine bağlayan şey ise eşitsizlikler ve bunların neden olduğu müthiş hayal kırıklığı”.

Yani kapitalizmin miadı dolmak üzere ve önlenemez bir çöküş evresine girmiş gibi görünüyor. Ortaya çıkan bunca ekonomik, sosyal ve siyasal problem, yükselen militarizm ve savaşlar bu çöküşün göstergeleri. Ancak kapitalizmin karşısında ona meydan okuyan emekten yana bir seçenek (teoride mevcut olsa da) henüz ete kemiğe bürünebilmiş değil. Böyle bir meydan okuma olmadığı  sürece bu iflas ve çöküş barbarlık dönemiyle sonuçlanacaktır.

ULUSLARARASI RAPORLARIN İNKÂR EDEMEDİĞİ GERÇEKLER

Büyük resimden başlayalım ve olabildiğince uluslararası raporlara dayanarak bu yılın nasıl bir yıl olduğunu ve bundan sonrasının nasıl olabileceğini anlamaya çalışalım.
Öncelikle ekonomi. Kapitalizmin 21. Yüzyıldaki ilk büyük krizi olan 2008 Büyük Resesyonundan çıkışın ana kolaylaştırıcıları olan Çin ve Hindistan ekonomileri bu yıldan itibaren yavaşlayacaklar.

Öyle ki IMF, Avrupa Kalkınma Bankası ve OECD gibi örgütler 2020 yılında Hindistan’daki büyüme oranı tahminlerini yüzde 6’ye düşürdüler (bu son 10 yılın en düşüğü anlamına geliyor).

Başka yorumcularsa bu tahmini iyimser buluyorlar.  Hindistan’daki Modi Hükümetinin baş ekonomi danışmanı A. Subramanian’a göre bu yıl bu ülkedeki büyüme hızı yüzde 3,5’e kadar düşebilir. Çin’de ise 2007 yılında yüzde 14,2 olan büyüme hızı 2018 yılında yüzde 6,6’ye geriledi. IMF, 2024 yılına kadar bunun yüzde 5,5’e düşeceğini öngörüyor. Oysa her iki ülkede de hızlı büyüme yoksulluğu azaltıyordu. Büyüme yavaşladığında yoksulluk da artmaya başlayacak. (2)

KORONA VİRÜSÜ RESESYONA NEDEN OLABİLİR

Bu öngörüler Korono virüsü patlak vermeden önce yapılmış öngörüler. Oysa (eğer bu virüsün yayılması önlenemezse), virüs küresel bir ekonomik daralmaya (resesyon) neden olabilir. Çünkü virüsün ortaya çıktığı Çin’de perakende satışlar, eğlence sektörüne yönelik harcamalar, turizm ve seyahat harcamaları sert biçimde düştü. Şehirler kapatıldı, insanlar evlerinde mahsur kaldılar.

Çin’in bu yıl dünya hasılasındaki payının giderek daha da artacağı (payı yüzde 18 civarında olacak) göz önüne alındığında, virüsten kaynaklı bir Çin ekonomik daralmasının dünyanın geri kalan ekonomilerinde yaratacağı etkiyi tahmin etmek güç olmaz.

Nitekim Financial Times bu gerekçe ile 2020 yılında dünya ekonomisindeki büyümenin tahmin edildiği gibi yüzde 3 olamayacağı, yüzde 2,5’in altına düşebileceği uyarısında bulunuyor. Bu düzey ise IMF tarafından küresel resesyon düzeyi olarak niteleniyor.(3)

IMF BAŞKANI KRİZ UYARISINDA BULUNUYOR AMA LİKİDİTE GENİŞLEMESİ SÜRÜYOR

Geçen ay Peterson Dünya Ekonomisi Enstitüsü’nde konuşan Uluslararası Para Fonu Başkanı (IMF) K. Georgieva bir adım daha ileri gitti ve artan finansal istikrarsızlıkların ve eşitsizliklerin 1929’da başlayan Büyük Buhran benzeri bir krize yol açabileceğini öne sürdü. (4)

Diğer yandan hem resesyonu önlemek, hem de para ve finans piyasaları aracılığıyla daha fazla kâr elde edebilmek için küresel kapitalizm düşük faize dayalı para politikalarını ve miktarsal kolaylaştırma politikalarını hala sürdürüyor.

Öyle ki BIS verilerine göre (5); 2019 yılında küresel likidite birinci çeyrekte yüzde 3,3; ikinci çeyrekte yüzde 4,9 ve üçüncü çeyrekte yüzde 7,7 oranında artış gösterdi. Böylece toplam likidite dünya hasılasının yüzde 41,2’sine yükseldi.  Bu oran (bankacılık/finans dışı sektörlere giden likidite bağlamında) dünya hasılasının yüzde 106,1’ine denk düşüyor. ABD dışındaki (Eylül 2019 sonu itibariyle) dolar cinsinden krediler yüzde 5’lik artışla 12,1 trilyon dolara; avro cinsinden olanlar (avro bölgesi dışında) yüzde 9 artışla 3,5 trilyon avroya çıktı.

Likiditedeki bu artış kuşkusuz küresel borç stoklarının daha da büyümesine, bu da finansal kriz riskinin atmasına neden oluyor. IIF’ye göre; küresel borç stoku tüm zamanların en yükseğine çıkarak 257 trilyon dolara (dünya hasılasının yüzde 320’sine) ulaştı. Bu, 7,7 milyar nüfuslu dünyada (eğer eşit dağıtılsaydı) herkesin 32,500 dolar borcu var demek. (6)

TÜRKİYE: ULUSLARARASI KREDİLERDEN EN FAZLA PAY ALAN ÜÇÜNCÜ ÜLKE

Artan küresel likiditeden en fazla payı alan ülkeler sıralamasında (bankacılık sektörü dışındaki sektörlere gelen kredilerin stok anlamında) Türkiye’nin üçüncü ülke olduğu görülüyor.

En fazla kredi 500 milyar doların üstünde bir rakamla (yüzde 90’ı dolar cinsinden) Çin’de bulunurken; ikinci konumda 350 milyar doların üstünde bir stokla Meksika (yüzde 80’i dolar cinsinden) ve üçüncü konumda 300 milyar doların üstünde bir rakamla ( yüzde 60’ı dolar cinsinden)  Türkiye oldu. (7)

Bu durum Türkiye’nin son 17 yıldır sürdürdüğü sermaye birikim rejimi olan dış borçlanmaya dayalı birikim ve büyüme rejimini bir müddet daha sürdürebilmesinin de önünü açıyor. Bu da bu yılın üçüncü çeyreğindeki binde 9’luk ve henüz resmi olarak açıklanmamış olan son çeyreğindeki yüzde 2-3 civarındaki büyümenin kaynağını izah ediyor. Bu durum aynı zamanda ülkedeki dış borçlar nedeniyle bankacılık krizi riskinin sürdüğünü de gösteriyor.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KÜRESEL RİSKLERİN BAŞINDA GELİYOR

Dünya Ekonomik Forumunca yayınlanan 2020 yılı Küresel Risk Raporu (8)  dünyanın karşı karşıya kaldığı en yüksek riskleri açıkladı. Gerçekleşme olasılığı açısından en yüksek 5 risk şöyle sıralanıyor: 1. Çok kötü hava koşulları, 2. İklim değişikliğine karşı alınan önlemlerin başarısız kalması, 3. Doğal felaketler, 4.Biyoçeşitlilik kayıpları, 5. İnsan yapımı doğa felaketleri.

Rapora göre, sadece Avustralya yangınında 1 milyar civarında hayvan yok oldu. Ekolojik felaketlerin neden olduğu ekonomik zarar ise (2018 yılında) 165 milyar dolar. Bu önceki 10 yıllık ortalama olan 71 milyar doların 2 katından fazla bir zarar anlamına geliyor. Tek başına Avustralya’da ortaya çıkan yangının neden olduğu zararın 68 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

Bu arada küresel sigorta şirketleri en büyük riskin iklim değişikliğinden geleceğine inanıyorlar. Bu, siber ataklar, finansal istikrarsızlıklar ve terörizm gibi risklerin neden olacağı zararların önüne geçen bir risk ve zarar olarak değerlendiriliyor. 2017 yılında sigortalanmış hasarın küresel değeri 140 milyar doları buluyor. (9)

YEŞİL KUĞU RİSKİ

Küresel finans piyasalarından kaynaklı yeni bir potansiyel risk grubunun varlığından söz ediliyor.  “Yeşil Kuğu / Green Swan”  adı verilen bu riskin yakın gelecekte ortaya çıkabilecek finansal krizi de tetikleyebilecek bir risk olduğunun altı çiziliyor (10)

Diğer yandan finansal kurumlar açısından iklim ile ilgili riskleri finansal raporlara entegre etmek ciddi bir sorun.  Zira fiziksel, sosyal ve ekonomik durumlarla ilgili radikal belirsizlikler söz konusu ve bu belirsizlikler düzenli değişim içindeler. Aynı zamanda karmaşık dinamikleri ve zincirleme tepkileri içeriyorlar.  Geleneksel- arkaik risk değerlendirme ve mevcut iklim-ekonomi modelleri ise iklimle ilgili riskleri tam olarak tahmin edebilen modeller olmaktan çok uzaklar. 


KADINLAR VE KIZ ÇOCUKLARI İLK KURBANLAR

Ekolojik şoklar doğal kaynakları tehdit ettiğinde bunun ilk hedefi ve mağduru kadınlar oluyor.  Özellikle de az gelişmiş ülkelerde kadınlara yönelik şiddet ve taciz olaylarında ciddi bir artış yaşandığı gözlemleniyor.

JUCN adlı grubun bir raporuna göre; çevre şokları ve krizleriyle ilgili çatışmalara bağlı olarak çocuk evliliklerinde ciddi bir artış söz konusu. Ek olarak zorunlu evlilikler, fahişeliğe zorlama, cinsel şiddet ve insan kaçakçılığı vakaları arttı. İnsanlar temel gereksinimlerini karşılayamadıklarında, kız çocuklarını evlendirerek finansal zorlukları, geçim sıkıntısını aşmaya çalışıyorlar. Öyle ki (The Guardian) çok kötü hava koşullarına bağlı olarak geçim zorlaştığından 12 milyondan fazla genç kız çocuğu evlenmek durumunda kaldı. Benzer nedenlerle insan ticaretinde yüzde 20’lik bir artış yaşanıyor. (11)

2,153 YETİŞKİN 4,6 MİLYAR İNSANDAN FAZLA SERVETE SAHİP

Bu yılın başlarında yayınlanan Oxfam Raporu’na göre (12); dünyadaki 2,153 dolar milyarderinin servetlerinin toplamı dünya nüfusunun yüzde 60’ının, yani 4,6 milyar insanın servetlerinin toplamından fazla. Bu arada toplamda 4,3 milyar civarında insan yoksulluk sınırında yaşıyor. FAO verilerine göre dünyada en az 1,5- 2,5 milyar insan açlık çekiyor. (13)

Rapora göre, dünyanın en zengin 22 kişisinin toplam serveti Afrika kıtasındaki kadınların toplam servetinden daha fazla. Kadınlar ve kız çocukları her gün 12,5 milyar saat tutarında karşılığı ödenmemiş ev işi ve bakım gibi işler yapıyorlar.
Bu yılda dünya ekonomisine 10,8 trilyon dolarlık bir katkı demek. Yani kadınlar küresel teknoloji endüstrisinin 3 katı kadar değer yaratıyorlar ama karşılığında her hangi bir ücret almıyorlar. Dünya çapında çalışma yaşındaki kadınların yüzde 42’si (erkeklerin ise sadece yüzde 6’sı) bu işler yüzünden ev dışında çalışamıyorlar.

Öte yandan en zenginin servetinden 10 yıl boyunca sadece binde yarım oranında servet vergisi alınsa; engelli, yaşlı ve çocuk bakımı, eğitim ve sağlık gibi alanlarda 117 milyon yeni istihdam yaratılabiliyor.

Bu gerçeğe rağmen böyle vergiler alınamadığı gibi, verginin asıl yükü halkın sırtına yıkılıyor. Sermayedar seçkinler, muktedirler ödemedikleri vergileri bağış adı altında iktidar ve güç odaklarına aktarabiliyorlar. Üstelik bunu yüzleri kızarmadan normal bir şeymiş gibi savunabiliyorlar.


KİBİRLİ MUKTEDİRLER

Muktedirlerin gözlerini kibir, servet ve güç hırsı bürümüş. Kendilerine her şeyi hak görme ruh hallerinden dolayı, en zararsız reformları, en haklı talepleri veya en hafif bir eleştiriyi dahi kendilerine hakaret olarak algılıyorlar. Kendi, küçük seçkinci çevrelerindekilerin haricindeki insanların başına gelenlerle ilgili en küçük bir empati, merhamet veya suçluluk duymuyorlar. Öyle ki çocuklarını doyuramadığı için kendini yakan bir babayı ucuz siyasi manevra” yapmakla” (14) suçlayacak kadar vicdanlarını yitirebiliyorlar.

Ayrıcalıklı olma hali insanlara garip ve hoş olmayan şeyler yaptırır, sözler söylettirir. Ayrıcalıklı yaşamak, daha az şansa sahip insanlara karşı vurdumduymazlığı, hatta zalimliği yaratırken, sonu olmayan bir açgözlülüğü de besler. Bir toplum böyle seçkinlerin kıskacına girdiğinde ise sonuç her zaman felaket olur. (15)

Gelecek yazı: “Yeni bir yaşam” hikayesi gerekiyor!

DİP NOTLAR:

(2)  Esther Duflo , Abhıjıt Banerjee, “The Other Side of Growth”, https://www.project-syndicate.org (26 December 2019 ).
(3)  Chris Giles, “Coronavirus outbreak weighs heavily on global economy”, https://www.ft.com (7 February 2020).
(4)  https://www.theguardian.com/business/2020/jan/17/head-of-imf-says-global-economy-risks-return-of-great-depression (17 January 2020).
(5)  BIS, Statistical release: BIS global liquidity indicators at end-September 2019 (27 January 2020) and BIS, Global liquidity: banks' claims  By type of claim and residence of borrower,Table 1 (27 January 2020).
(6)  Nick Beams, “Growing fears of global debt crisis”, https://www.wsws.org (22 January 2020).
(7)  BIS, agr.
(8)  World Economic Forum (WEF), The Global Risks Report 2020, https://www.weforum.org/reports (15 January 2020).
(9)  Agr.
(10)               Podcast: Luiz Pereira da Silva speaks about "green swan" risks, https://www.bis.org/publ/othp31.htm (20 January 2020).
(11)               Julia Conley, “New Study Details Overlooked Link Between Climate Breakdown and Violence Against Women”, https://www.commondreams.org/news ( 29 Januaery 2020).
(12)               Time to care, https://www.oxfam.org/en/press-releases/worlds-billionaires-have-more-wealth-46-billion-people, 2020).
(13)               Jason Hickel, The Divide- A Brief Guide to Global Inequality and its Solutions, Windmill Books, 2017, s. 2.
(14)               https://www.kamupersoneli.net/gundem/akpli-gokcen-hatay-valiligi-onunde-kendini-yakan-baba-icin-skandal (8 Şubat 2020).
(15)               Chris Hedges, “Death by oligarchy”, https://www.truthdig.com (11 November 2019)