Sömürgeci-Gangster Kapitalist Emperyalizm
(3): “Donroe Doktrini”
Mustafa Durmuş
17 Ocak 2026
Günümüzde emperyalist yeniden sömürgeleştirmenin bir diğer
göstergesi korsanlığın anakronik bir şekilde geri dönüşüdür. Bugün artık
gangsterlik aşamasına geçmiş olan ABD emperyalizmi bugünlerde bunu yapıyor.
Maduro’nun kaçırılması emperyalizmin gangster
aşamasının en son eylemidir. Irak'ta Saddam Hüseyin'in tamamen sahte
suçlamalarla zorla devrilmesi ve idam edilmesi, Libya'da Muammer Kaddafi'nin
acımasızca öldürülmesi, Suriye'nin işgali, tek “suçu” emperyalistlerin
desteklediği yerleşimci sömürge projesiyle evlerinden çıkarılmak istememeleri
olan Filistin halkına yönelik soykırım, Gazze'nin Trump tarafından seçilen bir “valinin”
yönetecek olması ve birinci sınıf bir gayrimenkul haline getirilecek bir ABD
kolonisi olarak ele geçirilmesi, emperyalizmin gangster aşamasının gelişiminin
bölümleridir. (1)
Sömürgecilerin doğrudan yönetimi sömürgeci
bir pratiktir
Bunlara Trump’ın Venezuela’yı “bundan böyle biz
yöneteceğiz” açıklamasını da eklemek gerekir. Trump, Maduro’nun kaçırılması
sonrasında amacının sadece Maduro'yu tutuklamak olmadığını, şu anda ABD'nin
ülkeyi yöneteceği bir geçiş süreci sağlamanın zamanı geldiğini de açıkladı: “Güvenli,
uygun ve mantıklı bir geçiş süreci gerçekleştirilene kadar ülkeyi biz
yöneteceğiz”. (2)
Kısaca Trump, Venezuela'da rejim değişikliği yapmak
için sadece çıplak askeri emperyalizmle uğraşmıyor, ABD'nin yeni bir
sömürgecilik inşa etmeyi planladığını da ‘ifşa ediyor’. Öyle ki 24 saat içinde,
ABD’nin uygun bir kukla rejim kurulana kadar Venezuela’yı ‘doğrudan yönetmeyi’
planladığını kamuoyuna açıklayabiliyor. Çünkü doğrudan yönetim, sömürgeci bir
emperyalizm biçimidir. (3)
Avrupa’yı ABD’ye biat ettirmek!
Daha önce sözü edilen Strateji belgesine göre, Dünya ABD
ve Çin gibi iki rakip güç arasında bölünmüş durumda ve bunlardan biri, rakibini
yenmek için her türlü yolu kullanmaya ve bunu mümkün olduğunca çabuk yapmaya
hazır. Bunu başarmak için, etki alanını sadık vasalların koruduğu bir kaleye
dönüştürmesi gerekiyor. Bu iki sadık vasal; kendi kendini yok eden Avrupa ve
Latin Amerika’dır.
Burada önemli olan, Avrupa'yı daha da zayıflatmak ve onu
ABD'ye giderek daha bağımlı hale getirmek. Bunu yapmak için Avrupa Birliği’ni
önemsiz hale getirmek gerekiyor. Bu stratejiye uygun olarak önce Brexit hayata
geçirildi. Şimdi mesele Avrupa Birliği'ni tamamıyla sona erdirmek çünkü izole
olduklarında Avrupa ülkeleri daha zayıf ve kontrol edilmesi daha kolay hale gelecektir.
Batı Yarımküreyi kontrol
etmek!
Batı Yarımkürede yer alan ülkeler ise (özellikle de
Venezuela) Çin Halk Cumhuriyeti ile olan önemli ticari ilişkileri nedeniyle ABD
açısından sorunlu bir bölge ve bu bölgedeki istikrarsızlaştırma ve kaosa
sürükleme süreçleri daha sert olmalı. Venezuela bu bağlamda (ciddi iç sorunları
nedeniyle de) son derece önemlidir.
Kısaca Venezuela saldırısının asıl nedeni petrol olsa
da bölgeyi istikrarsızlaştırmak da ABD’nin önemli hedefleri arasında yer
alıyor. Bu,
Çin'i ve yatırımlarını Latin Amerika'dan, özellikle de gelecekteki petrol
arzını güvence altına almak için Venezuela'dan çıkarmak anlamına geliyor.
Sonrasında, ABD bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden istikrara kavuşturmayı
planlıyor.
Kuşkusuz, ABD emperyalizmi öncelikle Venezuela petrolünü
istiyor. ABD günde 13 milyon varil petrol çıkarıyor. Bu dünyadaki en yüksek
miktar. Dahası, ABD, Rusya’yı Avrupa'dan uzaklaştırdığı için Avrupalı
müttefiklerine satmak için daha fazla petrole ihtiyaç duyuyor ve bunu da Venezuela'dan
temin etmeyi Planlıyor.
Kısaca, Venezuela saldırısı uyuşturucuyla ilgili
değil, ABD’ye karşı çıkan bir ülkenin ve petrol ve maden zenginlikleri dahil
olmak üzere, tüm varlıklarının kontrolüyle ilgili. Bu başlı başına büyük bir sömürgeci
emperyalist eylem.
Daha da önemli olan şey, bu saldırıların sadece
Venezuela ile sınırlı kalmayacak olması. Nitekim ABD'nin gözü şimdi, Kolombiya
ve (Venezuela'nın kaynaklarına sahip olmayan ancak düşman komşusuna karşı
siyasi muhalefeti paylaşan) Küba’ya çevrilmiş durumda. Grönland ve Kanada’ya
yönelik tehditler de söz konusu. Bu tehditler devam edecek ve muhtemelen
tırmanacak. Yani Trump Amerika’sı, ABD’nin bölgedeki ekonomik hegemonyasını
yeniden tesis etmek için Batı Yarımküreye geri döndü.
Monroe Doktrininden Donroe Doktrinine:
emperyalizmde süreklilik esastır!
Bu noktada bundan 203 yıl öncesine dönmekte fayda var.
1823 yılında İspanyol-Amerikan bağımsızlık süreci sırasında ilan edilen
orijinal Monroe Doktrini, Batı Yarımkürenin Avrupa sömürgeciliğine kapatılması
gerektiğini savunuyordu.
Bundan yaklaşık 80 yıl sonra ABD Devlet Başkanı
Roosevelt tarafından yayınlanan Monroe Doktrininin Roosevelt Ek Maddesi, ABD’nin
yarımkürede bir polis gücü olarak hareket edeceğini vaat ediyordu. Sonraki on
yıllar, Karayipler ve çevresindeki ülkelerin uzun süreli işgallerle dolu geçti
ancak bunların hiçbiri uzun vadeli istikrar ya da refah sağlayamadı. Soğuk
Savaş sırasında ABD, hoşuna gitmeyen hükümetlere karşı daha gizli müdahaleler
başlatırken, binlerce kişiyi öldüren ve işkence eden sağcı diktatörlükleri destekledi.
(4)
Bir başka anlatımla, Trump'ın Venezuela’ya karşı
hamlesinin arkasında petrolden başka faktörler de var. Yeni ‘Ulusal Güvenlik
Stratejisi’ bunu açıkça ortaya koyuyor. Çünkü 1820’lerin Monroe Doktrini
yeniden güçlenerek geri döndü. O zamanlar Başkan Monroe’ya göre, Avrupa
ülkeleri Batı Yarımküreye müdahale etmemeli veya kontrol etmeye çalışmamalıydı
çünkü burası artık ABD’nin etki alanıydı.
“Amerika'yı Yeniden Büyük Yapmak”
Şimdilerde Trump Yönetiminde, küreselleşme yerini “Amerika'yı Yeniden Büyük Yapmak” (MAGA) projesine bıraktı
ve Batı Yarımküre, ABD emperyalizminin arka bahçesi olarak sağlam bir şekilde
konumlandırıldı.
Bu, hiçbir ülkenin ABD'nin politikasına ve çıkarlarına
direnmesine izin verilmeyeceği anlamına geliyor. Bu bakış altında, Amerika'nın kaynakları
ayrıcalıklı bir şekilde kullanabilmesi ve rakiplerine bu kaynakları
reddedebilmesi için “dost rejimler” kurulmalıdır. Bu da bölgedeki Çin'in
artan etkisi ve yatırımlarının engellenmesi gerektiği anlamına geliyor.
Diğer yandan, Orta ve Güney Amerika'da ABD'nin etki
alanını genişletmeyi amaçlayan Monroe Doktrininin, Donroe Doktrini olarak yeniden
canlandırılması, Batı Yarımküreyi daha iyi bir hale getirmek yerine, nispeten
güvenli bir bölgeyi bir gecede önemli ölçüde daha istikrarsız bir bölgeye
dönüştürme potansiyelini taşıyor.
Hedefte Küba mı var?
Venezuela, Donroe Doktrininin ilk test vakasıysa,
diğer birkaç Latin Amerika ülkesi de şu anda ABD’nin hedefinde. En öncelikli
hedef Küba. Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Küba'nın bir
sonraki hedef olabileceğini açıkça ima ettiler. Küba'yı Venezuela petrolünün
kaybından sonra “devrilmeye hazır” bir ülke olarak tanımladılar ve ekonomik
çöküşün işi bitireceği için doğrudan müdahaleye gerek olmadığı ileri sürdüler.
Rejim değişikliği için sıraya giren bir diğer ülke de
Kolombiya. Bu ülkenin Devlet Başkanı Gustavo Petro, Washington'un sınır dışı
etme politikalarını eleştiren ve Filistin'e açıkça destek veren tavrıyla, tüm
kıtanın vicdanı haline gelmişti.
Meksika’nın da yakında ateş altında kalması mümkün. Çünkü
Meksika, bir süredir sessizce Küba’nın ana petrol tedarikçisi haline geldi ve
2025 yılında günde yaklaşık 12.000 varil petrol sevk ederek adanın ham petrol
ithalatının yaklaşık yüzde 44’ünü karşıladı. Bu durum, Meksika uyuşturucu
kartelleriyle ilgili “bir şeyler yapma” tehdidini yakın zamanda yineleyen Trump
Yönetimini kızdırıyor. (5)
ABD hegemonyasının gerilemesinin bir
ifadesi
Tüm bu saldırganlık ABD hegemonyasının (özellikle de
Çin karşısında) gerilemesinin bir ifadesi. Yani bu strateji ABD’nin dünya
çapındaki hegemonyasının gerilemesini ve bölgedeki gücünü konsolide ederek güçlendirme
ihtiyacını yansıtıyor.
ABD’nin hegemonyasındaki gerilemeyi ABD dolarının son
yıllarda izlediği seyirden de görebilmek mümkün. Çünkü doların değeri 2025
yılında ocak ayından bu yana yaklaşık yüzde 9 düştü (tek başına Nisan ayında yüzde
4,5'lik bir düşüş yaşandı). Trumpçı yeni gümrük vergileri, Trump’ın
geçirdiği öfke nöbetleri ve sert geri dönüşler, uluslararası ticarette ve
yatırımcıların alımlarını ve varlıklarını dolar cinsinden tutup tutmayacakları
konusunda belirsizliği arttırdı.
Doların uzun süren değer kaybı
Doların son dönemde Euro ve diğer para birimleri
karşısında değer kaybetmesinin nedeni, ABD ekonomisinin yavaşlaması ve ABD
Merkez Bankasının (Fed) borçlanma maliyetlerini, uzun vadeli konut kredisi
faizlerini ve işletmeler ile hane halkının borç servis maliyetlerini düşürmek
için politika faiz oranını indirmesi yönünde baskı altında olması. Fed’in
faiz indirimlerini hızlandıracağı, böylece ABD faiz oranları ile Avrupa ve
Japonya'daki faiz oranları arasındaki farkı azaltacağına dair beklentiler arttı.
Bu durum, dolar varlıklarını elinde tutmayı daha az cazip hale getiren ve
doları öncekinden daha zayıflatan bir gelişme olarak değerlendiriliyor. (6)
ABD'nin yıllık bütçe açığı 1,5 trilyon dolar, toplam ulusal
borcu 38 trilyon dolar (bu borcun faiz ödemesi yılda 1,1 trilyon dolar) ve bunlar
artmaya devam ediyor. ABD ekonomisi bu maliyetleri önceki yapı ile karşılayamaz.
Bu nedenle, Batı Yarımküre ve Pasifik havzasına geri dönerek konsolidasyon
sürecine giriyor. Bu, Venezuela'da şu anda yaşananların ve bundan sonra
yaşanacakların ve tüm Batı Yarımkürede yaşanacakların genel görünümü ve
bağlamıdır. ABD, kendi arka bahçesinde yeniden doğrudan kontrol ve tartışmasız
hegemonyasını yeniden tesis etmek için doğrudan askeri harekete başvurmaktan kaçınmıyor.
(7)
Özetle, şu ana kadar doların baskın rezerv para birimi
statüsü ABD için çok önemliydi ve gelirlerinin ötesinde harcama yapmasına olanak
sağladı. Bu hakimiyet yavaş yavaş azalırken, bütçe açıklarının ve borcun
sürdürülebilirliği de dahil olmak üzere her türlü risk yavaş yavaş birikti.
“Amerika'yı Yeniden Büyük Zorba Yapmak!”
Trump, her ne kadar her şeyin “Amerika'yı Yeniden
Büyük Yapmakla” ilgili olduğunu söylese da aslında kastettiği şey, Amerika'yı “Yeniden
Büyük Zorba Yapmak”. Önceki emperyalist başkanlardan Roosevelt, “yumuşak konuş
ve büyük bir sopa taşı” derken, Trump bu sözü, “cesurca övün ve sopa taşı”
olarak değiştirdi.
“Amerika'yı Yeniden Büyük Yap” projesi, batı
emperyalizminin sorgusuz sualsiz egemen olduğu ve ABD'nin de onun tartışmasız
lideri olduğu bir dünyayı yeniden yaratma projesidir. Bu anlamda Avrupa'yı
Amerikan enerji kaynaklarına bağımlı hale getirme stratejisinin bir devamıdır
ki bu strateji, ABD derin devletinin iddiasına göre, Rusya'dan Avrupa'ya uzanan
Kuzey Akım II doğalgaz boru hattının havaya uçurulmasıyla temsil edilmiştir.(8)
Konsolidasyon süreci
Özetle, ABD kaynaklarını hemen Batı Yarımkürede ve
daha uzun vadede Batı Pasifik'te yeniden yapılandırmaya odaklanıyor. Şu anda
Çin'i kontrol altına almak ve ona karşı koymak için müttefiklerini yeniden
silahlandırıyor ve destekliyor. Bu (Batı Yarımküreden sonraki) daha uzun vadeli
bir hedeftir. (9)
Yani Venezuela işgalinin arkasındaki büyük resmi
gözden kaçırmamak gerekiyor. Venezuela operasyonu, tek seferlik bir operasyon
değil, ABD'nin “neocon” güçleri ve emperyalistlerinin, Orta Doğu ve Doğu
Avrupa'da (Ukrayna ve Kafkasya) meşgul oldukları için kısmen ihmal ettikleri emperyalizmin
Batı Yarımküre üssüne yeniden odaklanmasının bir parçasıdır.
Çin’in yükselişi
Bu arada ABD emperyalizmi Tayvan’da Çin'i uzun vadede
meşgul etmek için planlar yaparken, başta Çin olmak üzere kendisine rakip olabilecek
diğer güçleri devre dışı bırakmak için Batı Yarımküreye müdahale ettiği ileri
sürülebilir.
Çünkü son on yılda Çin, Latin Amerika'da küresel “Kuşak
ve Yol” altyapı inşaat programı kapsamında büyük yatırımlar yaptı. Panama’da
limanları satın aldı ve orada başka projeler başlattı. Meksika'da, Kuzey
Amerika'nın en büyük elektrikli otomobil fabrikasını kurmak için anlaşmalar
yaptı; bu fabrika, serbest ticaret kapsamında ABD otomobil pazarına ihracat
yapabilecekti. Ekvador ve Peru'da liman inşaatına başladı. Peru'dan (Amazon
üzerinden) Brezilya'ya demiryolu bağlantısı kurma planları var. Venezuela'ya
altyapı projeleri ve petrol altyapısının modernizasyonu için 100 milyar
dolardan fazla kredi verdi. En önemlisi de Venezuela'dan büyük miktarlarda
petrol almaya başladı. (10)
Emperyal güçler arasında kızışan rekabet
Bir başka anlatımla, ABD’nin Batı Yarımküredeki
hakimiyetini pekiştirme çabası, şu anda Güney Amerika'nın en büyük ticaret
ortağı ve Latin Amerika ve Karayipler bölgesinin ikinci büyük ticaret ortağı
olan Çin'e karşı koyma çabalarıyla bağlantılı. Çin'in bölgesel stratejisi
Trump'ın stratejisiyle keskin bir tezat oluşturuyor. Çin, karşılıklı yarar için
kazan-kazan ekonomik iş birliği modeli sunarken, ABD kazananlar ve kaybedenler
arasında sıfır toplamlı bir model öneriyor.
Çin üçüncü tarafları bölgeden dışlamayı reddediyor,
ABD ise “Yarımküre dışı rakipleri reddetme” sözü veriyor. Çin çok taraflı iş birliğini
ve uluslararası finans kurumlarının reformu, bilimsel iş birliği ve yüksek
teknoloji yatırımları gibi Küresel Güney'in ortak önceliklerini vurguluyor. Ve
ABD’nin “tek taraflı zorbalığını” eleştiriyor. (11)
Ancak Donroe Doktrinine uygun biçimde ABD, Batı Yarımküreyi
kendi etki alanı olarak ilan ederse ve Çin'in Venezuela petrolüne erişimini
engellerse, Çin neden Doğu Asya'yı kendi etki alanı olarak ilan edip ABD'nin
Tayvan çiplerine erişimini engellemesin? Bunu yapmak için Tayvan'ı
"yönetmesi" gerekmez, sadece politikalarını, özellikle de ABD'ye
ihracata izin veren politikaları kontrol etmesi yeterli olacaktır. (12)
Devam edecek…
Dip notlar:
(1) https://peoplesdemocracy.in/pd/gangster-phase-imperialism
(11 Ocak 2026).
(2) https://peoplesdispatch.org/were-going-to-run-the-country-trump-hints-at-possible-us-occupation-of-venezuela
(4 Ocak 2026).
(3) https://jackrasmus.com/venezuela-vs-the-empire
(6 Ocak 2026).
(4) https://dissentmagazine.org/online_articles/the-trump-doctrine
(5 Ocak 2026).
(5) https://theconversation.com/what-lies-ahead-for-latin-america-after-the-venezuela-raid
(9 Ocak 2026).
(6) https://mronline.org/dollar-v-euro
(8 July 2025).
(7) Agm.
(8) https://peoplesdemocracy.in/pd/imperialism-revival-strategy (2
Mart 2025).
(9) https://jackrasmus.com/venezuela-vs-the-empire
(6 Ocak 2026).
(10) https://jackrasmus.com/venezuela-vs-the-empire
(6 Ocak 2026).
(11) https://www.globalresearch.ca/year-2025-review-latin-america-caribbean
(4 Ocak 2026).
(12)https://www.project-syndicate.org/commentary/trump-venezuela-new-era-of-imperialism-costs-for-everyone-by-joseph-e-stiglitz
(9 Ocak 2026).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder