4 Nisan 2026 Cumartesi

İran Savaşı

 

ABD ve İsrail Orta Doğu’daki savaşı neden tırmandırıyor?

Mustafa Durmuş

4 Nisan 2026


Kısa bir aranın ardından Ortadoğu’daki savaş tekrar alevlenmeye başladı. Brent petrolünün varil fiyatı 109 doları aştı. Hürmüz Boğazı, ABD, Avrupa, Japonya, Güney Kore ve İsrail gemilerine kapatıldı. Dünya petrol arzı düştü ve yakıt, gübre ve (kısa bir süre içinde) temel gıda konusunda ciddi kıtlıklar yaşanacak.

ABD’ye Körfez'de büyük direnç

İran, alt yapısı ve siyasal kadrolarının önemli bir bölümü yok edilmiş olsa da direniyor. Bombalar karşısında boyun eğme belirtisi göstermiyor ve geniş çaptaki insansız hava araçları ve füze stoku ile birlikte, bu direnişini sürdürecek gibi görünüyor.

Buna karşılık, Basra Körfezi bölgesindeki ABD üsleri kısmen tahrip edildi ya da kullanılamaz hale getirildi.  Birkaç bin deniz piyadesinin durumu tersine çevirme şansı da yok gibi. Buna rağmen ABD gerek doğrudan gerekse de İsrail ordusu üzerinden saldırılarını İran’daki sivil hedeflere yönelterek, savaşta yeni bir aşamanın önünü açtı.

İsrail ve ABD, Tahran'ı Hazar Denizi de dahil olmak üzere ülkenin kuzey bölgelerine bağlayan dev bir proje olan Karaj'daki B1 Köprüsü'nü bombaladı. Bu köprü, sivil halkın kullandığı ve ticaret yolu da olan, ülkenin en büyük köprüsü ve önemli bir ulaşım arteri. Sıradaki hedeflerin enerji santrallerinin olduğunu bizzat Trump’ın kendisi açıkladı. (1)

Artık tüm dünya, ABD emperyalizminin savaşı sona erdirmeye dönük “barışçıl” bir planının ve bu haksız hukuksuz savaşın belirli bir sonunun olmadığını görüyor.

Savaş neden tırmandırılıyor?

O halde, ABD ve İsrail dünya ekonomisine bu kadar büyük çapta zarar veren (ve daha da verecek olan) bu savaşı neden tırmandırıyor? Bu sadece Trump ve Netenyahu’nun “faşist deliliğiyle” ya da bunların “savaşı iç siyasete malzeme yapmak istemeleriyle” açıklanabilir mi? Bu soruların doğru yanıtlarını verebilmek için, meseleyi savaşan tarafların liderlerinin ruh hallerinden çıkartıp maddi temellerine ve tarihsel bir bakışa ihtiyacımız var.

Öncelikle, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik husumetleri yeni değil. Onlarca yıldır İran hedef tahtasına alındı. Netanyahu, 30 yılı aşkın süredir İran’a saldırmayı siyasi kariyerinin merkezine yerleştirdi. ABD’deki “Şahinler” ise 1979 İran Humeyni Devriminden bu yana İran’ı hedef aldılar. Böylece, mesele İsrail’in, “isteksiz davranan Trump’ı İran’a saldırmaya zorlamasının” çok ötesinde bir mesele.

Önce askeri olmayan yaptırımlar uygulandı

Bir başka anlatımla, ABD’nin İran’a karşı savaşı, bombaların düşmeye başladığı 28 Şubat 2026’da başlamadı. Bu savaş, yaptırımlar, finansal ablukalar ve doların gücünün sistematik olarak bir silah olarak kullanılması yoluyla 40 yılı aşkın bir zamandır sürdürülüyor.

Yaptırımların sınıfsal bir boyutu da var. Çünkü bunlar emekçilere yönelik bir ekonomik savaştır. Bunlar neden oldukları enflasyon, kıtlık ve çökmekte olan kamu hizmetleri yoluyla öncelikle, toplumun bütününü vuruyor. Öyle ki gıda, ilaç ve yakıt pahalılaşıyor. Finansman kanalları kapanıyor. Hükümetler, ekonomiyi ayakta tutmak için sosyal programlardan kesinti yaparak, kaynak aktarıyor.

Buradaki amaç çok açık: “Hayatı öyle çekilmez hale getirmek ki halk hükümetlerine karşı ayaklansın ya da hükümetler teslim olsun”. Ancak İran’da bu gerçekleşmedi ve savaş milliyetçi duyguları daha da güçlendirerek İran yönetiminin gücünü artırdı.

Bu küresel yaptırımları mümkün kılan araç ise merkezinde ABD dolarının bulunduğu bir sistemdir: uluslararası ödemelerin çoğu ABD bankaları veya dolar hesapları üzerinden gerçekleştirilir ve bu durum, ABD Hazine Bakanlığı’na, yaptırım uygulanan ülkelerle iş yapan yabancı bankaları ABD finans sisteminden dışlanmakla tehdit etme imkânı verir. İran, 40 yılı aşkın bir süredir böyle bir ekonomik savaşın gölgesinde yaşıyor.

İran yalnız değil

Aslında İran bu konuda yalnız değil. ABD karşıtı, Venezüella ve Küba da yıllardır Amerikan ve diğer batılı devletlerin ağır yaptırımlarına maruz bırakılıyor.

Örneğin Küba 60 yılı aşkın bir süredir böyle bir ekonomik savaşın altında yaşıyor ve Trump yönetiminin enerji kaynaklarına yönelik boğucu ablukayı sıkılaştırmasıyla birlikte şu anda yakıt kıtlığı ve elektrik kesintileriyle karşı karşıya. Venezuela, yaptırımların ülkeyi kredi piyasalarından ve sosyal programları finanse eden petrol gelirlerinden mahrum bıraktığı 2015 yılından bu yana, giderek artan bir finansal kuşatma ile karşı karşıya. Bu ülkelere Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Suriye ve Zimbabve gibi ülkeleri de ilave edilebilir. Öyle ki ABD şu anda dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini etkileyen yaptırım programları uyguluyor. (2)

Amaç ne rejim değişikliği ne de (mevcut olmayan) nükleer tesislerin yok edilmesi

Neden İran?

İlk olarak İran, Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in en güçlü rakibi konumunda. Bu savaşın amaçlarından biri bu rakip engelini ortadan kaldırmak. Son yıllarda İsrail’in 17 İranlı nükleer bilim insanını suikastla öldürmesi, 2024'te Suriye'deki İran konsolosluğunu bombalaması ve Haziran 2025'te (ABD'nin de katılımıyla) 12 gün boyunca İran'ı bombalayarak 1.000'den fazla İranlıyı katletmesi bu planın bir parçası. Dolayısıyla da bu savaşı, ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen uzun bir tırmanma sürecinin yeni bir halkası olarak görmek gerekiyor. (3)

İkinci olarak, İran’a karşı tırmandırılan savaş, aşırı sağcı liderler Benjamin Netanyahu ve Donald Trump arasında yeni bir yoğunluğa ulaşan, on yıllardır süren yakın bir  askeri iş birliğini yansıtıyor. Her ikisi de kendi ülkelerinde siyasi ve hukuki zorluklarla karşı karşıya ve bu yüzden de bu savaşı bu sorunlardan dikkatleri başka yöne çekmek için bir araç olarak görüyor. Hatta her ikisi de bu durumu, Washington’un ve Tel Aviv’in küresel ve bölgesel hegemon rolünü pekiştirmek için bir fırsat olarak değerlendiriyor.

Yeni askeri teknolojiler bu savaşta deneniyor

Ayrıca ABD, Pentagon'un yeni silahlarını ve askeri teknolojisini deniyor. Örneğin Pentagon, İran'ın Shahed insansız hava aracının kopyası olan ucuz yeni insansız hava araçlarını piyasaya sürdü. ABD ayrıca, teknoloji firması Palantir tarafından toplanan verileri Anthropic tarafından geliştirilen yapay zekâ ile birleştiren Maven Akıllı Sistemini, ABD'nin bombalamaları için hedefler oluşturmak amacıyla kullanıyor. Bu araç ilk kez bir savaşta kullanılıyor.  Ancak Washington bunları ABD'nin gücünü artırmak için yapıyor (İsrail tarafından manipüle edildiği veya zorlandığı için değil). (4)

Çin ile ABD arasındaki sıfır toplamlı oyun

Üçüncü olarak, İran yüzeyde en büyük rakip ya da düşman gibi görünse de asıl rakip ya da düşman Çin Halk Cumhuriyeti. Çünkü çözüm şekline bağlı olarak, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın, Çin’in Orta Doğu’daki ve ötesindeki stratejik konumlandırması üzerinde derin etkiler yaratma potansiyeli var.

ABD’nin üstünlük sağlaması (İran’ın fosil yakıt zenginliklerini ele geçirmesi, bölgesel etkisini ortadan kaldırması ve muhtemelen daha uysal bir rejim kurması) durumunda, Pekin’in bölgede ve muhtemelen daha geniş bir kapsamda Küresel Güney’de zorlukla elde ettiği diplomatik kazanımlar ciddi şekilde sarsılabilir.

İran'daki savaşın Çin için farklı bir anlamı var

Şöyle ki, Hürmüz Boğazı’ndan geçen ham petrol ve petrol kondenslerinin yalnızca yüzde 2’si ABD’ye, buna karşılık, yaklaşık yüzde 80–85’i Asya’ya gidiyor. Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore tek başına Hürmüz’den yapılan toplam ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 70–75’ini oluşturuyor. Avrupa, bu ham petrolün tek haneli düşük bir payını (sadece yüzde 3-5 civarında) alıyor. Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) için de durum oldukça benzer. ABD, LNG konusunda Basra Körfezi’ne bağımlı değil. Buna karşılık, boğazdan geçen LNG hacminin yaklaşık yüzde 80-85’i Asyalı alıcılara giderken, yaklaşık yüzde 10-15’i Avrupa tarafından ithal ediliyor. (5)

Kısaca, İran'daki savaşın Çin için daha farklı bir anlamı var: ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının tetiklediği küresel enerji akışındaki aksaklıklar, dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin için enerji güvenliği, ihracat dayanıklılığı ve jeopolitik stratejisi açısından ciddi bir sınav niteliğinde. Pekin’in devasa petrol stokları ve çeşitlendirilmiş tedarik kaynakları kısa vadede bir koruma sağlasa da İran savaşının uzaması, iç ekonomik baskıları şiddetlendirebilir ve Çin’in küresel hedeflerini zedeleyebilir.

İran petrolüne erişim ciddi olarak aksadı

İran, uzun süredir Çin için hayati öneme sahip, indirimli bir enerji kaynağı olarak hizmet etti. Bu durum, özellikle 2021 yılında İran-Çin arasında 25 yıllık iş birliği anlaşmasının imzalanmasından bu yana geçerli. Anlaşma, İran'ın altyapısına yapılacak yatırımlar ve güvenlik iş birliği karşılığında, Çin'e piyasa fiyatlarının altında 400 milyar dolarlık petrol temin etmeyi garanti altına alıyor.

2025 yılı sonuna kadar Çin, İran'dan günde yaklaşık 1,4 milyon varillik bir ithalat yapıyordu. Bu, toplam ham petrol ithalatının yüzde 13’ünü ve Tahran'ın petrol ihracatının yaklaşık yüzde 80 ila 90’ını temsil ediyordu. 28 Şubat’ta ABD-İsrail saldırıları başladığından beri, altyapı hasarları ve nakliye faaliyetlerinin durması nedeniyle İran'ın üretimi ve ihracatı çöktü. Bu durum, Çin için İran'dan yapılan petrol ithalatında 1 milyon varil ile 1,4 milyon varil arasında ani bir düşüşe neden oldu. Şu anda Hürmüz Boğazı’nda mahsur kalan Çin'in Körfez'den yaptığı petrol ithalatı, Rusya'dan ithal edilen miktarın en az iki katı (normalde Hürmüz Boğazı üzerinden Çin'e günde 5,4 milyon varil gönderiliyor). (6)

Çin, İran’ın can simidi

Diğer yandan, Çin'e petrol satmak ucuz olsa bile, Çin’in, İran için ayrı bir yeri var. Çin bu ülke için önemli bir can simidi konumunda. Petrol satış gelirleri, asıl olarak Çin'den mal ithal etmek veya Çinli şirketlere hizmetleri için ödeme yapmak için kullanılıyor. Böylece İran hem ihracat hem de ithalat açısından Çin'e giderek daha fazla bağımlı bir durumda.

Diğer bir deyişle, kısa vadede Çin, petrol fiyatlarının uzun bir süre boyunca kolaylıkla varil başına 100 doların üzerinde seyredebileceği bir ortamda, piyasa fiyatının altında gerçekleştirdiği petrol ithalatının önemli bir kısmının aniden kesilmesinin sonuçlarıyla başa çıkmak zorunda kalacak.

Çin’in petrol fiyatlarına duyarlılığına ilişkin standart modelleme, petrol fiyatlarındaki yüzde 25’lik bir artışın ulusal gelirde yüzde 0,5’lik bir düşüşe yol açtığını gösteriyor. (7) Bu durum, savaşın tırmandırılmasının Çin için ne kadar büyük bir risk olduğunu (aynı zamanda da ABD’nin elini ne kadar güçlendiren bir faktör olduğunu) ortaya koyuyor.

Artan nakliye ve sigorta maliyetleri, yavaşlayan ihracat ve ekonomik büyüme

Küresel tedarik zincirleri bağlamında Çin üzerindeki bir diğer önemli olumsuz etki hem petrol fiyatlarındaki artış hem de çatışmayı önlemek için daha uzun rotaların kullanılması nedeniyle nakliye maliyetlerinin çok daha yüksek olması.

Çünkü artan sigorta maliyetleri ve birikmiş iş yükü de konteyner ve dökme yük ticaretini zorluyor ve tedarik zincirinde önemli darboğazlar yaratıyor. Çin’in Orta Doğu’ya yaptığı ihracat (BAE’ye otomobil, Suudi Arabistan’a çelik), 2025 yılında ABD ile yaşanan ticaret gerilimleri nedeniyle hızla artmış olsa da artık savaşın uzamasının yol açtığı bu zorluklarla karşı karşıya kalacak. (8)

Ancak tüm bunların üzerinde, Çin açısından İran savaşının en büyük tehdidi; küresel tüketimi yavaşlatması ve bunun Çin’in ihracatı üzerinde yaratacağı olumsuz sonuçlar. Çünkü Çin izlediği büyüme strateji nedeniyle ihracata büyük ölçüde bağımlı. Bu da aslında ülke ekonomisinin zayıf karnını oluşturuyor.

Savaşın tırmanmasıyla küresel ekonomik büyümede ortaya çıkacak sert bir düşüş aşırı kapasite fazlasına, bu da kurumsal kârların daha da azalmasına yol açacak ve bu da Çinli şirketlerin finansal sağlığı için ciddi sonuçlar doğuracaktır. İç pazarın önemli bir göstergesi olan işçi ücretlerindeki artışlarsa bir süredir çok zayıf olarak gerçekleştiriliyor. Bu ücret artışları daha da düşebilir ve kâr etmeyen şirketlerin yatırımlarının azalması ve tüketimin yavaşlamasıyla birlikte, Çin'deki iç talep daha da zayıflayabilir ki bu da ekonomisini yavaşlatır.

Özetle, savaş sadece askeri boyutlarıyla ele alınabilecek bir şey değil, asıl olarak temeldeki ekonomik çıkarların çatışmasının siyaset sahnesine bir yansımasıdır.

Dip notlar:

(1)     https://www.theguardian.com/us-news/2026/apr/04/timeline-iran-war-trump-contradictions (4 Nisan 2026).

(2)     https://mronline.org/2026/03/18/iran-the-yuan-and-the-dollar-sanctions-system (18 Mart 2026).

(3)     https://www.project-syndicate.org/commentary/iran-war-opposite-of-america-first-mother-of-all-forever-wars-by-james-k-galbraith (26 Mart 2026).

(4)     Agm.

(5)     Council on Foreign Relations, The World This Week (3 Nisan 2026).

(6)     Chen Aizhu, Trixie Sher Li Yap and Siyi Liu, ‘China teapots maintain refinery runs to cash in on lucrative fuel sales’, 12 March 2026, https://www.reuters.com/business/energy/china-teapots-maintain-refinery-runs-cash-lucrative-fuel-sales- (12 Mart 2026).

(7)     Rasmussen, T.N. and A. Roitman, ‘Oil Shocks in a Global Perspective: Are they Really That Bad?’ IMF Working Papers 194/2011 (4 Nisan 2026).

(8)     Noor Zainab Hussain and Manya Saini, “Maritime insurance premiums surge as Iran conflict widens”, https://www.reuters.com/world/middle-east/maritime-insurance-premiums-surge-iran-conflict-widen (6 Mart 2026).

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder