2 Mayıs 2020 Cumartesi

BİR MARKET ALIŞVERİŞİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ



BİR MARKET ALIŞVERİŞİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Mustafa Durmuş

22 Nisan 2020


Malum bugün 4 gün boyunca sürecek olan sokağa çıkma yasağının öncesindeki son gün. Eksik tamamlamak için günün erken saatlerinde süpermarkete gelmişiz,  ama ben yüksek risk grubunda olmam nedeniyle dışarıda arabada kalmışım. Hayat arkadaşım riski üstlenerek markete girmek için fiziki mesafeye de uyarak marketin önünde kuyruğa girmiş.

Arabada bir yandan radyo dinliyor, bir yandan da sosyal medyada geziniyorum. Marketin önündeki büyük çöp kutularındaki bir hareketlenme ile kafamı telefonumdan kaldırıyorum. 1 dakika içinde biri erkek, diğeri kadın iki genç, birer kedi çevikliğiyle çöplere yöneliyorlar. Erkek ağzını bez bir maske ile kadınsa tülbentle kapatmış. Kendilerince virüse karşı önlem almışlar.

Hızlı bir elle yoklama ve işe yarar bir şeyler bulamamanın da hayal kırıklığıyla hızla çöp kutularından uzaklaşıyorlar. Giderken yanlarına katı atık toplamak için kendi yaptıkları çek çek arabalarını da alıyorlar. Saniyeler içinde gözden kayboluyorlar.

O an aklıma evde bıraktığımız iki kedimiz geliyor. Bu gençlerin onlar kadar şanslı ya da güvencede olmadıklarını düşünüyorum üzülerek. Aynı zamanda bizlerin sorumlu yurttaşlar olarak evlerimizde çıkmayarak hastalanma riskini azaltırken, bundan mahrum olanların bizler için çalışmaya, hastalıkla yüz yüze olmaya devam etmesinin ne derece adil olduğunu sorguluyorum kendimce.

SOSYAL YENİDEN ÜRETİMİN AKTÖRLERİ

Evet, tüketim malları satın almak için marketin önündeyiz. Bu alımlar olmazsa kapitalistlerin kârları da gerçekleşmiyor. İçinde yaşadığımız sistem açısından kâr damarlarımızda dolaşan kan kadar gerekli. Kâr yoksa üretim de yok, sosyal ihtiyaçlar da karşılanmıyor.

Kâr çıkarımı içinse sosyal yeniden üretim şart. Böyle bir sosyal yeniden üretimin parçası olan ve muhtemelen Mamak ya da Altındağ ilçelerinin varoşlarında yaşamaya tutunmaya çalışan bu iki genç; ya en yoksul Türk, ya Çingene, ya Suriyeli ya da iç göçle kente gelen yoksul Kürtlerden. Toplumsal hiyerarşinin en altında yer aldıkları açık. 

Bir yandan çöpten topladıklarıyla kendileri ve aileleri yaşama tutunmaya çalışıyorlar, bir yandan da (farkında olmadan), tıpkı sabahlara kadar çöplerimizi toplayan, belediyelerde kadrolu ya da taşeron konumundaki emekçiler gibi toplumun geri kalanlarının atıklarını yeniden düzenliyorlar. Böylece bir sağlık sorunu doğmasını önlüyorlar ve bizlere de yeniden tüketim yapma imkânı veriyorlar.

Tıpkı Korona günlerinde önemleri iyice ortaya çıkan doktorlar, hemşireler, hasta bakıcılar, diğer sağlık personelinden oluşan sağlık emekçileri gibi. Tıpkı gıda üretiminde çalışan işçiler, tarlada çalışan mevsimlik tarım işçileri, fırınlarda sabahın en erken saatlerinde ekmek pişiren fırın işçileri gibi. Tıpkı üretilen gıdayı ya da zorunlu diğer malzemeleri evlerimize getiren dağıtım işçileri ve kuryeler gibi. Tıpkı bizim adımıza çocuklarımıza ya da yaşlılarımıza bakan emekçiler ya da evlerimize temizliğe gelen gündelikçi emekçiler gibi.

TOPLUMSAL HİYERARŞİNİN EN ALTINDAKİLER

Bu işçiler olmadan bırakın kârlı bir üretimi, toplumun varlığını sürdürebilmesi mümkün değil. (1) Buna rağmen bu emekçilerin önemli bir kısmının elde ettikleri gelirler, ücretler açlık sınırın altında ve milli gelirden aldıkları pay da giderek azalıyor.

Üstelik de toplumsal hiyerarşi içinde en altlarda yer alırken, en fazla aşağılananlar, küçümsenenler ve şiddete maruz kalanlar da onlar oluyor. Korona günlerinde bizlerin sağlığı için, çalıştıkları hastanelerde günlerce, hatta haftalarca mahsur kalan,  eşlerini, çocuklarını dahi göremeyen, virüs kaparak hayatlarını yitiren, diğer taraftan virüslü olabileceklerinden hareketle apartmanlarından, otellerinden atılmaya çalışılan sağlık emekçilerini gözünüzün önüne getirin.

Bizleri yönetenlerin (şu ana kadar salgınla ilgili aldığı önlemlerden hareketle)   bu gerçekliğin farkında olmadığı ya da bunu umursamadığını düşünerek üzüntüm artıyor.

FAİZ BİR KEZ DAHA DÜŞÜRÜLDÜ

Bu arada radyoda faiz oranlarının bir kez daha düşürüldüğü haberiyle bu değerlendirmelerimde ne kadar haklı olduğumu düşünmeden edemiyorum. Çünkü faiz oranlarının 100 baz puan düşürülerek, yüzde 8,75’e indirildiğini (2) öğreniyorum.
Bu kararın sosyal yeniden üretimin yukarıda saydığım aktörleri için ne anlama geldiğini tartışmaya çalışıyorum kafamda. Piyasadaki para bollaşacak, krediler artacak, böylece belki ekonomide suni bir canlanma olacak. Diğer yandan  bu indirim zaten yeterince borçlu olan halkı daha da borçlandıracak,

Ramazan ayı öncesinde tüketimi daha artıracak olan bu indirimin çöpleri karıştıranlara ya da sosyal yeniden üretimin diğer aktörlerine “getireceği somut bir faydası olur mu” diye soruyorum kendime.

BÜTÇE AÇIĞI  PATLADI

Faiz kararını tek başına değil de diğer verilerle birlikte değerlendirmek gerektiğinden hareketle, geçen hafta açıklanan bütçe verilerini anımsıyorum. Çünkü Mart ayı itibarıyla (geçen yılın aynı ayına göre) bütçe açığı yüzde 80’e yakın artmış. Yani geçen yıl Mart’ta bu açık 24,8 milyar lira iken, bu Mart’ta 43,7 milyar liraya fırlamış. (3) Üstelik bütçe açığı bu yılın başında Merkez Bankası’nın 40 milyar liralık kârının Hazineye aktarılmasına rağmen patlamış.

Ne olmuş da açık bu kadar artmış?  Kamu harcamaları yüzde 15,6 artarken, bütçe gelirleri yüzde 10,1 azalmış da ondan. Dahası bu artışlar faiz artışlarından değil de faiz dışındaki harcamalardan kaynaklanmış. Öyle ki bu yöndeki açıktaki artış yüzde 147’nin üzerinde olmuş.

O halde “sorun faiz harcamaları değilse, neden ısrarla faiz oranları düşürülür” diye düşünmeden edemiyorum. Çünkü başta güvenlik harcamaları ve sermaye teşvikleri ve büyük şirketlerin kurtarılması olmak üzere yapılan harcamalardan ve sermaye kesiminden alınmayan vergiler yüzünden bu açık bu kadar artmış.

200 MİLYAR LİRALIK KDV İADESİ YAPILACAK

Hükümetin birkaç gün önce yaptığı bir düzenleme ile özel sektörün 200 milyar lirayı bulan KDV iadesi alacağını ödeyeceği haberi (4) aklıma geliyor. 

“Bütçede bu kadar açık varken, üstelik sermaye kesiminden bu yıl 195 milyar liralık bir vergi; muafiyet, istisna ve indirim gibi adlarla alınmayacakken neden bu iadeler yapılır” diye soruyorum kendime?

Yeni faiz indirimi ile bir yandan konut-emlak ve tüketim piyasası canlandırılırken, diğer yandan vergi iadesi ile aynı kesimler böyle günlerde dahi ödüllendiriliyor olmasın sakın?  Üstelik de ücretsiz olarak izine çıkartılan milyonlarca işçi ve ailesi aynı Ramazan ayı öncesinde ayda 1177 liralık bir ücretle açlığa mahkûm edilirken.

HÜKÜMET PARA BASIYOR

Sonra hükümet bu kadar büyük bir açığı nasıl karşılayacak diye soruyorum kendime. Mahfi Eğilmez’in dünkü yazısı (5) imdadıma yetişiyor. Çünkü Mahfi Hoca yazısında hükümetin ciddi bir biçimde para basma yoluna gittiğini anlatıyor.

Öyle ki 17 Nisan itibarıyla son bir yılda emisyon hacmi yüzde 55,5 oranında artmış. Aklıma hemen markete gelmeden önce ATM’den çektiğim gıcır gıcır paralar geliyor. Bu paraların yeniliği beni şaşırtmış, hatta Merkez Bankasının, eski paraların virüslü olma ihtimalinden dolayı bizi korumak için yeni para basmış olabileceği yorumunun yapmıştım safça.

Oysa yazıda her şey çok açık ve basitçe anlatılıyordu. Basılan bu taze paralarla bankaların elindeki Hazine kâğıtları (tahvil ve bonolar)  satın alındığında, bankalar bu parayla yeni Hazine kâğıdı alıyorlar. Böylece Hazine yeni kâğıtları çıkartarak piyasadan para temin edebiliyor.

ARKADAN DOLAŞMAK…

Kısaca ortada ikili bir “mış” gibi yapma durumu çıkıyor. Merkez Bankası sanki “açık piyasa işlemi yapıyormuş da” piyasadan ikinci el Hazine kâğıdı topluyormuş, Hazine de “yeni kâğıt çıkartarak bankalardan borçlanıyormuş” gibi yapılıyor. Oysa bu “mış gibi yapmaların” ardında ciddi bir emisyon, para basma işi var.

Siyasal iktidarın son aylarda dövizin daha da yükselmesini önlemek için nasıl Merkez Bankası ve kamu bankaları üzerinden arka kapı operasyonları yaptığını hatırlıyorum ve bu para basımının da bunun benzeri bir operasyon olduğu sonucunu çıkartıyorum.
Bu haftalık alış verişimizin yüzde kaç zamlı olacağını tahmin etmeye çalışırken, böyle bir emisyonun ve son faiz indiriminin enflasyonu daha da yukarı çekeceğini bilerek keyfim iyice kaçmaya başlıyor.

En alttakilerden, en yoksullardan iki gencin, orta sınıftan sayılabilecek, güvenceli bir kamu istihdamından yararlanan birine Korona günlerinde 1 saatlik bir market alışveriş sırasında hatırlattıklarıydı bunlar.  Gündelik yaşamlarımızda bunlardan çok daha fazlasının olduğu sır değil.

DİP NOTLAR:

(3) T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı, Aylık Bütçe Gerçekleşme Raporu (Mart 2020), s.2




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder