“Bak şimdi bunu da benden bilecekler…”
Mustafa Durmuş
28 Mart 2025
Son iki yıldır sıkı gelir (ücret), para ve maliye
politikalarıyla enflasyonu aşağıya çekmeye, yüksek faiz oranları ve baskılanmış
döviz kuruyla sıcak parayı ülkeye çekerek döviz rezervi biriktirmeye çalışan ve
tüm bu politikaların bedelini de halka ödettiren Mehmet Şimşek’in başını
çektiği ekonomi yönetimi, 19 Mart’ta yargının İmamoğlu ve ekibine yaptığı siyasi
operasyonlarla, deyim yerindeyse ters köşe oldu. “Kazanımların” önemli bir
kısmı çöpe gitti.
Milyarlarca liralık kurtarma paketi
Durumu toparlayabilmek için ekonomi yönetimi, kapsamı
onlarca milyar lirayı bulan bir kurtarma paketi uygulamaya başladı.
Emeklilerine sadece 1,000 lira zam yaparak bayram
ikramiyesini 4,000 liraya çıkaran ve bunu yaparken de “daha ne yapalım,
elimizden ancak bu kadar geliyor” diyen siyasal iktidar, söz konusu olan yerli
ve yabancı sermaye sınıfı ve süper zenginlerin menfaatlerinin korunması
olduğunda kesenin ağzını açmakta tereddüt etmiyor. Kamu kaynaklarını bu kesime rahatça
akıtıyor.
Haksız operasyon kitleleri sokağa döktü
Zaten son derece kırılgan olan finansal sistem, yargı
eliyle yapılan sivil darbenin son perdesi olan bu operasyonun şokunu atlatmakta
zorlanıyor. Operasyonun ardından, başta üniversiteli gençler olmak üzere neredeyse
tüm toplum sokaklara çıkınca, eş zamanlı olarak üniversitelerde boykotlar
başlayınca, ekonomideki bu kırılganlığı siyasetteki sorunlar ve
istikrarsızlaşma izledi. Ana muhalefet partisi CHP eylemliliğini artırarak
erken seçim için iktidarı zorlamaya başladı. Tüm bu gelişmelerin ekonomi
üzerindeki etkilerinin son derece yıkıcı olduğu/olacağı kuşkusuz.
Siyasal iktidarın da ekonominin de yumuşak karnını oluşturan
bazı sektörlerden ya da alanlardan başlayalım. Bunların başında finans sektörü
geliyor.
Borsa çöktü
● Kapitalizmin tarihinde her büyük ekonomik krizin önce
menkul kıymetler borsasında başladığı biliniyor. Çünkü borsanın temeli olan
spekülasyon ve manipülasyon krizleri tetikliyor. 1929-33 Büyük Depresyonu bunun
bilinen en iyi örneklerinden birisi.
Nitekim 20 Mart’ta değeri 9,000’e kadar düşen İstanbul
Menkul Kıymetler Borsası’nda (BİST100) bir haftada dört kez devre kesiciler uygulamaya
sokulmak durumunda kalındı. Endeks, TL varlıklarda başlayan satış dalgası yüzünden
ilk gün yüzde 8,72 kayıpla tarihinin en sert düşüşlerinden birine tanık oldu.
Bankacılık endeksi yüzde 8,5’in üzerinde kayıp yaşadı. Borsanın piyasa
değerinden sadece 1 günde 31,5 milyar dolar silindi. Borsalarda yaşanan kriz,
ardından gelebilecek bir finansal krizin de belirtisi olduğundan ekonomi
yönetimi acil müdahaleye başladı.
Yabancı çıkışları arttı!
Merkez Bankası verilerine göre, yabancılar geçen hafta
net 443,8 milyon dolarlık hisse senedi ve net 439,5 milyon dolarlık devlet iç
borçlanma senedi (DİBS) sattı. Böylece geçen hafta finans piyasalarından
yabancıların toplam çıkışı 883,3 milyon dolar oldu. Oysa aynı yabancılar bir
önceki hafta yaklaşık 2 milyar dolarlık giriş yapmıştı (7-14 Mart haftasında
480,1 milyon doları hisse senedi için, 1 milyar 465,3 milyon doları da DİBS
için olmak üzere toplamda 1 milyar 945,4 milyon dolar getirmişlerdi).
Borsaya can simidi
▪T.
Varlık Fonu bünyesindeki kamu bankalarına ait aracı kurumlar büyük çapta (7
milyar TL’yi aşan) hisse alımı yaparak borsaya destek oldular.
▪ Hisse piyasasına (borsa) yönelik bir destek kararı
da Sermaye Piyasası Kurulu’ndan geldi. Kurul, şirketler ile bağlı
ortaklıkların, genel kurul kararı olmaksızın yönetim kurulu kararıyla geri alım
programı yapabileceğini duyurdu. Duyurunun ardından 18 borsa şirketi toplamı
5,5 milyar lirayı bulan tutarda geri alım yapacağını açıkladı.
▪ Ayrıca bankalara hisse geri alımında sermaye
esnekliği tanındı. Bu yılın sonuna kadar geri alım yoluyla edindikleri
hisselerin çekirdek sermayeden indirilmeyeceği teminatı verildi.
Böylece borsadaki erime durduruldu. Şirketlerin ve
bankaların kendi hisselerini geri satın almaları teşvik edilerek endeks
değerinin tekrar yukarı çıkması ve gerçekte temeli olmayan yeni kârlar
sağlamalarının yolu da açılmış oldu.
Kârlar özelleştirilirken, zarar
sosyalleştiriliyor!
Özetle başta T. Varlık Fonu aracılığıyla yapılan hisse
alımlarıyla, batmakta olan şirketlerin hisseleri satın alındı ve bu operasyon
sonucunda ortaya çıkan zarar böylece sosyalleştirildi yani tüm topluma mal edildi.
Gerisini emekçiler düşünsün…
● Bir olumsuzluk da para piyasalarında yaşandı. Para Piyasası
Fonları genellikle kısa vadeli devlet tahvilleri, bonolar ve vadeli mevduat
gibi düşük riskli araçlardan oluşuyor.
Geçen hafta başlayan ekonomik çalkantıdan sonra devlet
tahvillerinin faizinin artması (dolayısıyla fiyatının düşmesi) bünyesinde
ağırlıklı olarak tahvil barındıran finansal fonların getirisini düşürdü. Böyle
olunca da para piyasası fonlarına olan ilgi azalarak bir anda tersine döndü. Öyle
ki Merkez Bankası Para ve Banka İstatistiklerine göre, 14 Mart’ta 1 trilyon 487
milyar lira olan bu fonların büyüklüğü, 21 Mart’ta 1 trilyon 326 milyar liraya
geriledi. Yani bu fonlardan 161 milyar liralık çıkış yaşandı.
Dolarizasyona yönelim artıyor!
Bu arada, Merkez Bankası’na göre, aynı haftada yurt
içi yerleşiklerin yabancı para mevduatı (parite etkisinden arındırılmış olarak)
geçen hafta 5 milyar 862 milyon dolar arttı. (1) Bu da fon piyasasından çıkan
paranın büyük ölçüde döviz tevdiat hesaplarına kaydığını ortaya koyuyor.
Bu durum yabancıların tahvil stoku içindeki payını
yüzde 10’a kadar geriletti. Aynı zamanda ekonomide bir süredir aşılmaya çalışılan
yeni bir dolarizasyon sürecinin başlamakta olduğunu da ortaya koydu.
Kur Korumalı Mevduatların (KKM) hala tasfiye
edilemediği bir dönemde para sahiplerinin tekrar Döviz Tevdiat Hesaplarına
(DTH) yönelmesi yakın geçmişte yaşanan ekonomik kayıpların ve kamu zararının
tekrarlanabileceğinin bir işareti.
Fonlardan çıkışları durdurabilmek amacıyla ekonomi
yönetimi çözüm olarak, bu fonların getirilerini artırabilmek için kendi
payından vaz geçmeyi planlıyor. Yani bu fonlar aracılığıyla elde edilen
gelirler ve TL cinsi mevduatlardan alınan Gelir Vergisinin oranlarının tekrar düşürüleceği
açıklandı.
Özetle, bir kez daha “kârlar özelde kalırken, zarar
sosyalleştiriliyor”. Üstelik bu son derece adaletsiz bir biçimde yapılıyor:
Asgari ücretin biraz üstünde gelir elde eden bir ücretliden net yüzde 15 Gelir
Vergisi alan devlet şimdi en zengin para sahibinin milyarlarca liralık
gelirinden yüzde 15’in altında bir vergi alacak.
Döviz kuru fırladı, döviz rezervleri sert
bir biçimde azaldı!
● Döviz ve altın piyasaları bu operasyonlardan
beklendiği gibi en fazla etkilenen diğer finansal araçlar oldular. Öyle ki 1
günde dolar 41 liraya ve Euro 44 liraya fırladı. 1 gram altının fiyatı 1,400 liraya
kadar yükseldi.
Bu durum karşısında ekonomi yönetimi hem TCMB hem de
kamu bankalarındaki dövizleri güncel değerinin altında fiyatlardan piyasaya
satmak durumunda kaldı. Bu müdahaleye rağmen kurdaki artış ortalama yüzde 4
oldu. Yani küçük çapta bir tür devalüasyon yaşandı.
Piyasaya döviz satışı sonucunda sadece birkaç günde, TCMB
Başkanına göre döviz rezervlerindeki azalma 25 milyar doları, diğer bazı
hesaplamalara göre 27 milyar doları buldu. Yani son iki yıldır büyük çapta
bedeller ödenerek (yüksek faiz başta olmak üzere) biriktirilen döviz
rezervlerinin yaklaşık yüzde 40’ı üç günde yok edildi.
Pandemiden daha kötü
Covid-19 Pandemisi sırasında ortaya çıkan gelişmelerle
(2020 yılı) bir karşılaştırma yapmak sorunun ciddiyetini anlamak açısından
önemli olabilir. 2020 yılının ağustos ayında 1 dolar 7,40 lira, risk primi (CDS)
560 ve reel özel sektör döviz açığı 165 milyar dolardı. MB döviz rezervlerinde
6 ayda 30 milyar dolarlık bir azalma olurken, yurt dışına çıkan sermaye 12
milyar dolar oldu.
Bugün itibarıyla dolar 38 lira civarında, CDS 328, reel
özel sektör döviz açığı 148 milyar dolar ve sadece üç günde Merkez Bankası
döviz rezervlerindeki azalma 27 milyar dolar civarında. Yurt dışına ne kadar
sermaye çıktığını görmek için yeni verilerin açıklanmasını beklemek lazım.
Ancak girişler bıçak gibi kesildi. Ne de olsa “hız öldürmez ani duruş öldürür!”
▪ Merkez Bankası ayrıca, dövizdeki aşırı yükseliş ve
oynaklığı azaltmak amacıyla TL uzlaşmalı vadeli döviz satımı işlemini
başlattığını açıkladı. Söz konusu adımla, yurtiçi yerleşiklerin olası döviz
talebinin, rezerv kaybı yaşamadan karşılanması (kur riski zararının önlenmesi) ve
böylelikle kur baskısının azaltılması amaçlanıyor. Sermayenin kur zararı kimin üzerine yıkılacak
bir düşünün!
Faizlerin yükseltilmesi kaçınılmaz hale
geliyor!
▪ Liranın değer kaybını azaltmak ve dolarizasyonu
yavaşlatmak amacıyla Para Piyasası Kurulu (PPK), bir ara kararıyla, gecelik
borç verme faiz oranını 200 baz puan artırarak yüzde 44’ten yüzde 46’ya
çıkardı. Politika faizi yüzde 42,5’te, gecelik borçlanma faizi de yüzde 41’de
sabit tutuldu.
Bu gelişmenin ardından ticari kredi faizleri kamu
bankalarında yüzde 50’ye, özel bankalarda ise yüzde 59’a kadar yükseldi.
Mevduata verilen faizler de yüzde 47’ye kadar çıktı. Faizlerdeki bu artışın
kredi borcu olan bireyleri de şirketleri de bilançoları bozulacak olan
bankaları da olumsuz etkileyeceği açık.
Faiz oranlarının yükselmesinin halihazırda en yüksek
konkordato oranına sahip, başta inşaat (453 adet) ve tekstil (258 adet) olmak
üzere, tüm ekonomi üzerinde daraltıcı ve işsizliği artırıcı etki yaratması da
kaçınılmaz. Burada da zararın bir kez daha sosyalleştirilmesine tanık oluyoruz.
Bazı iş insanları da durumdan rahatsız olsalar gerek
ki “bankaların kredi tahsislerini yavaşlattığını, para çekme işlemlerinde
sorunlar yaşandığını yani kendi
paralarına ulaşamayarak likidite sorunu yaşadıklarını” ileri sürüyorlar.
Özcesi bir tür “ekonosit” yaşanıyor. Yani yurttaşların,
iktidarın bilerek ve isteyerek uyguladığı politikalar yüzünden, ekonomik olarak hayatta kalamayacak bir
duruma getirilmesi hali.
Bu operasyonların kısa vadede somut şu sonuçları
olacaktır:
● Hâlihazırda yetersiz olan döviz rezervleri daha da azalacak,
bunu telafi edebilmek için kamu daha yüksek faizlerden döviz cinsinden
dışarıdan ve içeriden borçlanmak durumunda kalacak. CDS’in daha da yükselmesi
borçlanma maliyetlerini artacak.
● Kurdaki artış sürecek ve bu durum, yüzde 30-40
geçişkenlik oranıyla, enflasyonu yükseltecek. Hayat, özellikle de emekçiler
için çok daha pahalı ve zor bir hale gelecek. Nitekim Bank of Amerika yıl sonu
enflasyon tahminini yüzde 28,1’e, politika faizini ise yüzde 32,5 yükseltti.
● Bir yandan enflasyon artarken diğer yandan
ekonominin bazı temel sektörlerinde durgunluk yaşanacak, bu da iflasları ve
işsizliği artıracak. Yani ülke ekonomisi yeni bir stagflasyonist sürece
girecek.
● Döviz
kurundaki ve enflasyondaki yükseliş reel ücretlerin düşmesiyle sonuçlanacak. Bu
yılın sonuna kadar asgari ücret artırılmayacağı için emekçilerin ve emeklilerin
yoksulluğu daha da artacak.
● Son olarak, eğer siyasal iktidar toplumun
demokratikleşme, hak hukuk ve adaletin sağlanması ve barış gibi temel
taleplerine olumlu yanıt vermeyip daha da sertleşirse, ekonomideki bu
göstergelerin daha da kötüleşeceğini tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok.
Kıssadan hisse
Zamanın birinde köyün birinde bir gelin ineğin sütünü sağmak
için ahıra gidiyor. İnek yeni buzağılamış, buzağısı da gelip sütü emmesin diye
gelin o buzağıyı bir ağaca bir iple bağlıyor. Şeytan da orada duruyor, buzağıya
şöyle bir bakıyor ve şu ipi biraz gevşeteyim diyor. İpi gevşetince buzağı da
geliyor anasından tam sütünü emecek, gelin bunu önlemek için şöyle elinin tersiyle
buzağıya vurunca, bunu gören inek “vay sen benim yavruma nasıl vurursun” diye
geline bir tepik atıyor. Gelin kanlar içinde yere yuvarlanıyor. O sırada gürültüyü
duyan kayınbaba ahıra geliyor, bir bakıyor gelin kanlar içinde yerde yatıyor. “İnek
benim gelinimi öldürdü" diyor ve eve gidip tüfeği alıyor ve ineği vuruyor.
O sırada ahıra gelinin kocası geliyor. Bir bakıyor inek kanlar içinde yerde,
gelin kanlar içinde yerde, buzağı yerde. Babasının elinde ise tüfek. “Sen benim
karımı, ineğimi nasıl vurursun” diyor ve o da babasını vuruyor, sonra da “ben
bu acıya dayanamam” deyip kendini vuruyor. Her şeyi bir köşede sessiz sedasız izleyen
Şeytan: "Yahu şu işe bak, tüm olan biteni de benden bilecekler, oysa ben
sadece ipi bir parça gevşettim…”
Dip notlar:
(1) TCMB, Haftalık
Para ve Banka İstatistikleri, Yabancı Para Mevduatlarda Haftalık Değişim ve
Parite Etkisi (Yurt İçi Şubeler, Milyon ABD Doları), 21 Mart 2025.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder