1 Ocak 2017 Pazar

OECD BÜYÜME SENARYOLARI VE GERÇEKLER

OECD BÜYÜME SENARYOLARI VE GERÇEKLER

Türkiye gerçekten yüksek gelirli ülkeler grubuna girdi mi?

Mustafa Durmuş

Aralık 2016

Basında dört gün önce yer alan bir habere göre, Türkiye, Çin, Güney Afrika, Meksika, Kolombiya, Kazakistan, Kosta Rıka ve Endonezya ile birlikte ‘Orta Gelirli Ülkeler Statüsü’nden, Dünyanın ‘Yüksek Gelirli Ülkeleri Statüsü’ne yükseldi (1). Bunu bizzat Cumhurbaşkanı, bir açılış töreni sırasında, OECD tarafından hazırlanmış olan bir rapora dayanarak söyledi (2).

Türkiye’nin içerde ve dışarıda ciddi politik ve ekonomik sıkıntılar yaşadığı böyle bir dönemde böyle bir "müjdeli" haberin moral ve motivasyon açısından önemi çok büyük olduğundan, muhtemelen rapor yeterince incelenmeden servis edildi ve müjdeli haber olarak duyuruldu.
Ancak bu durum bir tartışmanın da önünü açtı. Zira son işsizlik ve büyüme (yüzde – 2,7’lik küçülme) verileri dâhil olmak üzere, reel ve parasal göstergelerin ciddi bir ekonomik daralmayı, hatta krizi işaret ettiği, asgari ücrete sadece 104 lira artış yapıldığı bir dönemde böyle bir şey mümkün olabilir miydi?

Ülke, bir süredir ekonomik ve politik olarak çok sıkıntılı bir süreçten geçerken, ciddi bir askeri darbe girişimi yaşamışken, ülke OHAL ile yönetilirken, nasıl olur da bir anda gelişmiş, yüksek gelirli ülkelerin sınıfına atlayabilirdi? Siyaset bilimi, toplum bilim ya da iktisat bilimine göre bunun açıklaması mümkün müydü?

Türkiye ‘Yüksek ve Sürdürülebilir Büyüme Hızına Sahip 59 Ülke Grubu’nda yer alıyor
Bu sorularla ilgili son sözü OECD’nin sözü edilen raporu söylüyor aslında. Zira rapora göre Türkiye ‘Yüksek Gelirli 28 Ülke Grubunda’ değil, ‘Yüksek ve Sürdürülebilir Büyüme Hızına Sahip 59 Ülke Grubu’nda yer alıyor.

Sözü edilen bu grupta Afrika'dan Sudan ve Fas, Asya'dan Azerbaycan ve Moğolistan, Avrupa'dan Bulgaristan, Rusya ve Türkiye ve Latin Amerika’dan Arjantin ve Meksika gibi ülkeler yer alıyor.
2016 yılı itibariyle bu grupta bir ülkenin yer alabilmesinin koşulları şöyle ise sıralanıyor:

- Ekonomi 6 yıl boyunca yılda en az yüzde 3,5 oranında büyümüş olmalı,
- Ekonomi önceki 6 yıldan en az 2 puan daha fazla büyümüş olmalı,
- Büyüme sonrası milli hâsıla büyüme öncesi milli hâsıladan daha yüksek olmalı,
- Ekonomi, hızlı büyümenin ardından en az 10 yıl boyunca yılda yüzde 2 oranında büyümeli (sürdürülebilir büyüme).


Düzeltme:
Rapordan yukarıda çıkartılan sonucun düzeltmesi niteliğinde bir haber ise 28 Aralık tarihinde Bloomberg’de şu özet ile yayımlandı:

“OECD’nin yayımladığı Küresel Kalkınma Hakkında Perspektifler raporunda ele alınan 4 farklı 2030 senaryosundan birine göre Türkiye 8 ülke ile birlikte 2030’da yüksek gelirli ülke olacak”(3).
Gerçek durum:

Türkiye’nin orta gelirli ülkeler grubundaki konumlanması devam ediyor. Sadece OECD’nin hazırladığı senaryolardan birine göre 2030 yılında bugünün yüksek gelirli ülkeleri konumuna gelebilir.
Nitekim raporda, 2030 yılı itibariyle bu 8 ülkenin artık yüksek gelirli ülkeler olarak nitelenebileceği aşağıdaki ifade ile yer alıyor (s. 259):

“The further away a scenario (or state of the world in 2030):
These newly middle-income countries have consequently graduated from being eligible for Official Development Assistance, but have been able to access other forms of international co-operation and finance. Some of the middle-income countries of
2015 – such as China, Colombia, Costa Rica, Indonesia, Kazakhstan, Mexico, South Africa and Turkey – are now high-income countries.”

Senaryoların anlamı?

Şimdi gelelim raporda yer alan bu senaryoların ne anlama geldiği konusuna. Öncelikle raporda da belirtildiği gibi (s. 252) senaryolar ne öngörü ya da tahmin anlamına, ne de OECD’nin resmi açıklaması anlamına gelmiyor.

Nitekim toplam 4 senaryo hazırlanmış. Bunların üçü “kötü” olarak nitelenebilecek, biri “iyi” olarak nitelenebilecek senaryolar.

İlk senaryoda ülkeler arasındaki işbirliği daha da zorlaşıyor.

İkincisi (iyi senaryo) Birleşmiş Milletler’in 17 'Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi'ne (yoksulluk ve gelir bölüşümü adaletsizliğinin azaltıldığı, sanayileşme ve kalkınma-büyümenin hızlandığı ve sosyal adaletin geliştirildiği) olumlu gelişmelerin yaşandığı senaryo. Bu gelişmeler sağlanırsa, ama her şeyden önemlisi küresel işbirliği artar ve göçlerin önü açılırsa 2030 yılında bu sekiz ülke sınıf atlayabilecektir.

Üçüncü senaryo tam bir felaket senaryosu zira azgelişmiş ülkelerden kaynaklı bir küresel krizi öngörüyor ama bunun da işbirliği çabalarını artırabileceğini savunuyor.

Son senaryoda hızlı otomasyon ve çatışmacı durumlar nedeniyle emek gücü tasarımının radikal değişimine vurgu yapılıyor. Bu senaryoda göçlere kapalı bir durum öngörülmüş.

Uluslar arası göç akımı senaryoların ana değişkeni

Ancak senaryoların hepsinde bağımsız değişken, ya da pivot olan değişken uluslar arası göç. Böylece aslında rapor, uluslar arası göç hareketlerinin ekonomilere etkileri üzerinden ülkelerin yeni konumlarını tariflemeye çalışıyor. Zira göçmen sayısı arttıkça ulusal gelir artıyor.

Buradan “Türkiye göç hareketlerine daha fazla izin verdikçe gelir düzeyini artırabilecektir” gibi zımni bir sonuç çıkıyor ortaya.

Şimdi raporun kendine ilişkin değerlendirmelerimizi sıralayalım:

►2030 yılına kadar önümüzde daha 14 yıl olduğuna göre “bu zaman zarfında bugünün yüksek gelirli
ülkeleri yerlerinde mi sayacaklar, aradaki açık devam etmeyecek mi, edecekse bu nasıl kapatılacak?

►Kalkınma açığının kapanması gibi konularda üretilmiş olan başka senaryolar da mevcut. Bunlardan en çok bilineni ünlü Britanyalı kalkınma iktisatçısı Prof. Thirlwall’a ait (4).

Bu yazarın hesaplarına göre, kapitalist dünya sistemi altında 2020 yılında azgelişmiş ve gelişmiş ülkeler arasında bugün mevcut olan kalkınma ya da gelişmişlik açığının aynen korunabilmesi için, azgelişmiş ülkelerin yılda en az yüzde 12 oranında büyümesi; aynı yıl her iki grubun da aynı gelir düzeyinde olabilmelerinin sağlanabilmesi için (örneğin 45,000 dolar) bu ülkelerin yılda en az yüzde 20 oranında büyümesi gerekiyor.

Bu azgelişmiş ülkelerin mevcut büyüme hızlarını 6 kat artırmaları ve milli gelirlerinin en az yüzde 50’sini tasarruf ederek yatırıma ayırmaları ve bu kaynağı israf etmeden etkin bir biçimde kullanmaları gerektiği anlamına geliyor.

Öyle ki yıllık ortalama yüzde 6 ile büyüyen bir ekonominin (bunu sadece Çin ve Hindistan sağlayabildi) bu düzeye gelebilmesi için 64 yıl boyunca kesintisiz büyümesi gerekiyor.

Bu pratikte gerçekleşmesi mümkün olmayan bir durum. Zira azgelişmiş ülkeler içinde yatırımların GSYH içindeki payı açısından sadece Çin bu orana yaklaşabiliyor. Türkiye’de ise bu oran yeni hesaplamaya göre yüzde 30 civarında.

Yani Thirlwall’in öngörüsü doğru ise kapitalizm altında ne niteliksel ne de niceliksel açıdan gelişmiş ülkelerle olan kalkınma açığının kapatılabilmesi mümkün gözükmüyor.

OECD’nin Türkiye ile ilgili diğer raporları:

Ayrıca içinde Türkiye’nin de değerlendirildiği OECD’nin aşağıda bulgularını kısaca özetlediğimiz diğer raporlarına ne demeli?

►OECD Global Interim Economic Outlook February 2016 presentation,http://www.slideshare.net:

“Bazı yükselen ekonomiler yaşadıkları döviz şokları ve yüksek düzeydeki iç borç stokları nedeniyle daha kırılganlaştılar. Türkiye her iki gösterge açısından da en yüksek ikinci riske sahip ülke konumunda”.

http://www.oecdbetterlifeindex.org:

OECD’nin iyi bir yaşam sürmenin kriterlerini ya da iyi bir yaşamın göstergelerini sunduğu bu raporda toplamda 23 göstergeye ya da kritere bakılıyor ve bu kriterler 11 alanda toplanıyor. Bunların arasında; insanların elde ettikleri kazançların miktarı, konut maliyetleri, yaşam sürelerinin uzunluğu ve hatta çalışma saatlerinden geriye kalan zaman gibi çok çeşitli göstergeler var.

Rapora göre, genelde OECD ülkelerinin büyük bir kısmı bu göstergelere uygun olarak iyi bir yaşam sürüyor. Ama örneğin Norveç’te insanlar çok iyi standartlarda bir yaşam sürerken, Türkiye ve Meksika’da insanların iyi bir yaşam sürmelerinden, buna bağlı olarak da mutlu olmalarından söz edebilmek mümkün değil.

Araştırmada her bir göstergeye bir puan ya da not veriliyor ve bu puanlar üye ülkelerin OECD ortalamasına göre standart sapmasını temsil ediyor. Bu bağlamda OECD ortalaması “0” olarak belirlenmiş. Böylece “1’e yakın puanlar yüksek derecede iyi olma” halini, “-1’e yakın değerler ise kötü olma” halini gösteriyor.

ABD’’li bir araştırma şirketi olan PEW Research Center ise bu 23 göstergenin her birine eşit değerler vererek ülkeleri analiz etmiş (5).

Bu araştırmanın sonuçlarına göre, listenin en kötüleri Meksika ve Türkiye. Sırasıyla Meksika’nın puanı – 1,48 ve Türkiye’nin puanı -1,27. Türkiye’nin kötü puanının başında insanların önemli bir kısmının haftada 50 saatten fazla çalışıyor olması ve sanitasyon gibi hizmetlere yeterince erişememesi (-3,34) geliyor.

http://www.oecd.org/…/in-it-together-why-less-inequality-be…:

OECD’nin 21 Mayıs 2015’te yayımlanan bu raporuna göre milli gelirin en eşitsiz bölüşüldüğü ülkeler sıralamasında, ilk üç ülke sırasıyla; Şili, Meksika ve Türkiye. OECD ortalaması Gini katsayısının 0.27 olduğundan hareketle 0.40’lık bir katsayı ile Türkiye en eşitsiz gelir bölüşümüne sahip üçüncü ülke olarak 34 ülke içinde en tepelerde yerini alıyor (s.22).

►OECD Insights-Income Inequality, 2015:

Bu rapora göre, Türkiye OECD’de yoksulluğun en fazla olduğu 3. ülke durumunda.

►OECD / Sosyal Adalet Göstergeleri 2011:

31 OECD ülkesinde 6 sosyal adalet göstergesinin ağırlıklı ortalaması OECD genelinde 10 puan üzerinden 6.67 puan. Türkiye 6 göstergenin hepsinde 5 puanın altında kalarak 4.19 ile son sırada (31.sırada) yer aldı. Böylece Türkiye OECD’nin en sosyal adaletsiz ülkesi olarak raporda yer alıyor.

►OECD, Government at a Glance 2015, http://www.oecd-ilibrary.org:

‘Hukukun Üstünlüğü’nü ele alan bu raporda iki temel gösterge ile demokrasinin üye ülkelerde ne denli işlediğini araştırılıyor.

İlk gösterge ‘Kuvvetler Ayrılığı’ olarak bilinen, yürütme-yasama ve yargının birbirinden bağımsız olması demek olan gösterge. Pratikte bu, yürütmenin, yargı ve yasamayı baskı altında tutup tutmadığını gösteriyor. Demokrasinin tam işlediği ülkelerde bunun puanı 1,0. OECD ortalaması ise 0.76. En iyi durumda olan ülkeler İskandinav ülkeleri. Türkiye’nin puanı 0,37. En son sırada yer alıyor. OECD dışındaki Rusya ve Çin dahi Türkiye’nin üstünde, sırasıyla; 0,39 ve 0,41 puanlara sahipler.

İkinci gösterge ‘Temel İnsan Hak ve Özgürlüklerinin Uluslar arası Hukukun Güvencesi Altında Olması’ göstergesi. Yani herkes ayrımcılığa uğramadan eşit ve adil bir biçimde, fikir, inanç, ifade, mülkiyet edinme haklarına sahip olabilmeli. Bu açıdan OECD ortalaması 0,78. Buna karşılık Türkiye yine en son sırada yer alıyor (0,36). OECD dışında sadece Çin Türkiye’nin altında yer alıyor (0,32).
Sonuç olarak, sözü edilen OECD raporunun hatalı bir biçimde yorumlandığı ortaya çıkıyor. Kaldı ki haber doğru olsa ve Türkiyenin kişi başına gelirini kat be kat artırarak örneğin 50,000 doların üzerine çıkartması onun sosyal ve ekonomik sorunlarını çözdüğü anlamına gelir mi?

Türkiye’nin sorunlarını çözebilmesi sadece iktisadi olarak büyümesi ile değil, aynı zamanda iktisadi ve sosyal olarak kalkınması, emek ve ekoloj ile uyumlu bir sürdürülebilir bir biçimde sanayileşme stratejisi ile mümkün.

İktisadi ve sosyal kalkınma ise toplumsal ilerlemeyi ve toplum refahının artırılmasını hedefleyen, iktisadi ve sosyal dönüşüm süreçlerindeki değişimi ifade eden bir kavram. Büyüme olmadan kalkınmanın gerçekleşmesi mümkün değil, ama kalkınmaksızın bir ekonomiyi büyütebilmek mümkün.

Bu anlamda kişi başına düşen gelirin yüksekliği tek başına bir ülkenin iktisadi ve sosyal kalkınmışlığının göstergesi olamaz. Öyle olsaydı (bu gelirin nasıl bölüşüldüğü bir yana bırakılarak) örneğin satın alma gücü paritesine göre kişi başına düşen geliri 55,000 dolara yakın olan Suudi Arabistan’ın (ABD ile neredeyse aynı), 70,000 dolar ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin ya da 138,500 dolar ile Katar’ın Dünyanın sosyal ve ekonomik olarak en gelişmiş ülkeleri olmaları gerekirdi.

Son notlar:

(1) http://www.sabah.com.tr/…/cumhurbaskani-erdogan-turkiye-yuk… .
(2) OECD, Perspectives on Global Development 2017- International Migration In A Shifting World, 2016).
(3) ( http://www.bloomberght.com/…/1966843-oecd-4-farkli-senaryod…).
(4) A. P. Thirlwall, Growth and Development, 2003 s. 64–67).
(5) (Jacob Poushter, Measuring the ‘good’ life around the world, http://www.pewresearch.org, 29 October 2015)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder