4 Ocak 2017 Çarşamba

YENİ YILDA BİLİM DÜNYASININ İLK KAYBI: TONY ATKINSON

YENİ YILDA BİLİM DÜNYASININ İLK KAYBI: TONY ATKINSON

Mustafa Durmuş

Ocak 2017

Kapitalizmin son 50 yılına ait gelir ve servet eşitsizliklerinin nedenlerini araştıran ve bu sorunun çözümüne ilişkin politikalar üreten ünlü Britanyalı ekonomist (Sir) Tony Atkinson vefat etti.

1944 yılında Britanya’da doğan, London School of Economics mezunu ve ünlü iktisatçı James Meade’nin öğrencisi olan  Atkinson, son yıllarda bu alanda isim yapmış olan Stiglitz, Saez ve Piketty’den çok önce kapitalizmin yol açtığı gelir ve servet eşitsizlikleri konusunda öncü çalışmaları başlatmıştı.

Bu alanda yazdığı sayısız bilimsel makalenin yanı sıra, 2015 yılında yayımlanan ve “Eşitsizlik: Ne Yapılmalı?” (Inequality: What can be done?) başlıklı kitabı oldukça ses getirmişti.

Bu kitabında yazar her ne kadar 2. Dünya Savaşı sonrasından itibaren en üstteki % 1 ile en alttaki % 99’un gelir ve servetten aldıkları payların giderek arasının nasıl açıldığını gösterse de,  asıl olarak bu eşitsizliklerin 1970’lerin sonlarından itibaren uygulanmaya başlanan neo liberal politikalar, böylece de sosyal devlet uygulamalarına son verilmesi olduğunun altını çiziyor. Bu bağlamda özellikle de halka dönük sosyal harcamalarda yapılan büyük çaplı kesintilerin bu eşitsizlikleri derinleştirdiğini, bu nedenle de tersinin yapılmasının, yani sosyal devlet uygulamalarına geri dönüşün çözüm olabileceğini ileri sürüyor.

Her ne kadar kendisi neo klasik refah iktisadının temel çıkarımlarını kabul ediyor görünse de, kitabında “sermayeyi kimin ya da kimlerin kontrol ettiğinin eşitsizlik açısından çok büyük öneminin olduğunu” söylüyor.

Ayrıca içinde yaşadığımız yüzyılın tam rekabetçi bir kapitalizm değil, eksik rekabetçi (ya da oligopolist) bir kapitalizm olduğunu belirterek, refah iktisadının eşitlik- etkinlik biçimindeki temel çatışmalı olarak ileri sürülen önermesinin yumuşatılabileceğini, bir başka anlatımla günümüz kapitalizminde etkin bir iktisadi büyümeyi sakatlamadan bölüşümün daha adil bir hale getirilebileceğini savunuyor.

Bu çerçevede de kitabında somut bazı önlemler öneriyor: “Yaşanabilir düzeyde bir ücret”, “kamu tarafından garantilenmiş haftada maksimum 35 saat istihdam hakkı”, “işçilerin yönetime katılabilecekleri işçi meclislerinin oluşturulması”, “emeklilere yeterince ücret ödenebilmesi için servetin ve mirasın vergilendirilmesi” ve “zenginlerin en üst gelir vergisi oranlarının % 65’e kadar yükseltilmesi”.

Bu öneriler bugünün dünyasında toplumun çok büyük bir kesiminin rahatlıkla benimseyebileceği öneriler. Bu bağlamda sol, sosyalist, sosyal-demokrat siyasal partilerin ya da emek örgütlerinin taleplerinin esasını oluşturabilirler.
Ancak Atkinson bu kitabında kendi sorduğu bizce de çok önemli olan bir soruyu yanıtlamıyor: “Sermayeyi kim kontrol edecek?”

Yani toplumda emek-sermaye biçimindeki sınıfsal ayrışması sürdürdükçe, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet varlığını sürdürdükçe ve bu araçlar bir avuç sermayedarın elinde (ya da bir kısmı dolaylı yoldan kapitalist devletin uhdesinde olmayı ) sürdürdükçe, kaynak tahsisi piyasalarca yapıldığı sürece, emekten yana yeniden bölüştürücü bütçe politikaları, vergi politikaları ve sosyal politikalarla eşitsizliklerin yeniden üretilmesi önlenebilecek mi?

Kapitalist üretim tarzı altında eşitsizlikler bir kerelik değil, üretim ve bölüşüm ilişkileri sürdükçe, sürekli olarak ve her seferinde daha büyük çapta yeniden üretiliyor. 1950- 1990 arasında görülen sosyal demokrasi ya da sosyal refah devletleri uygulaması ise kapitalizmin genel bir durumunu değil, tarihteki tek istisnasını yansıtıyor.
Bu gerçek kuşkusuz Atkinson’un çalışmalarının eşitsizlikleri azaltma konusunda verilen mücadeleye yaptığı katkıları hafifletmiyor, aksine daha da önemli kılıyor.
Huzur içinde uyusun…

(Atkinson değerlendirmesi için bkz: 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder