2026 Yılı Bütçesi ve Bütçe
Hakkı
2026 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesinin Analizi (3)
Mustafa Durmuş
13 Aralık 2025
Bütçe dönemlerinde en
gündeme getirilen (ya da getirilmesi gereken) konuların başında Bütçe Hakkı
geliyor. Çünkü bütçe aracılığıyla siyasal iktidar tarafından toplanıp
harcanacak olan ve çok ciddi toplumsal, siyasal ve ekonomik etkilere sahip
bulunan trilyonlarca lira büyüklüğündeki bir iktisadi kaynağın nasıl
kullanılacağına ilişkin olarak toplumun rızasının alınması ve bu kaynağın kullanımının
her aşamada sıkı bir biçimde denetlenebilmesi gerekiyor.
Ayrıca, üretenlerin,
değeri yaratanların, yani işçilerin, emekçilerin ve toplumun vergi ödeyen diğer
kesimlerinin ödedikleri bu vergilerin adaletli bir biçimde alınıp alınmadığını
ve nerelere harcandığını (ya da harcanmadığını), bu harcamaların etkin ve
verimli bir biçimde yapılıp yapılmadığını bilmeleri ve bütçeyi denetleyebilmeleri
en temel haklarıdır. Böyle bir denetim bütçenin hazırlanması, uygulanması ve
sonuçlandırılması sırasında yani bütün bir bütçe sürecinde yapılabilmelidir.
Bütçe Hakkı
Bu ihtiyaçtan dolayı, bir
ülkede toplumun ne için ne kadar vergi ödediğinden, bu vergilerin nasıl
harcandığından ne için ve ne kadar borç alındığından haberdar olması ve bu
araçları denetleyip yönlendirebilmesi tüm dünyada yüzlerce yıldır “Bütçe Hakkı”
olarak tanımlanıyor.
Ancak Türkiye’de Bütçe Hakkı
konuşulurken, öncelikle iki konunun altının çizilmesi gerekiyor:
(i)
Ekonomik ve sosyal haklar kadar, özgürce ifade, basın ve örgütlenme hakkı da temel
bir bütçe hakkıdır. Çünkü bütçe hakkının olabilmesi ve ekonomik hakların hayata
geçirilebilmesi için öncelikle insanların düşünce, ifade ve örgütlenme
özgürlüğüne ve özgür bir basına sahip olmaları şart.
(ii)
Karşılıksız para basarak hükümetlerin örtülü bir biçimde vergi almalarının
önlenmesi de bütçe hakkının zorunlu bir parçasıdır. Çünkü monetizasyonla ve
ardından gelen yüksek enflasyonla sonuçlanabilecek bir finansman bir tür gizli
vergilendirmedir. Öyle ki enflasyon, ulusal paranın değerini düşürerek yoksul
halkın gelirinin bir kısmına daha el konulmasıyla, aynı zamanda da mal ya da
hizmetin değeri üzerinden alınan KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerin halkı daha
da yoksullaştırmasıyla sonuçlanır.
‘Bütçe
Hakkı’ demokrasi ve barışın temelidir
Bütçe Hakkı’nın kökleri
13. yüzyıla kadar gidiyor. 1215 yılında Britanya’da Kral John ile yerel
yönetimlerin temsilcileri arasında imzalanan Magna Carta Anlaşması ile ilk kez Kralın
vergi toplama ve harcama yetkileri, ağırlıkla dönemin yerel egemenlerinden
oluşan bir meclisin onayına bağlı kılınarak kısıtlandı. Çünkü toplanan vergilerin
çoğu Krala giderken, azı yerel egemenlerde (lord, dük gibi) kalıyordu. Bu yerel
egemenler vergi gelirlerini artırmak için daha fazla vergi salmaya
kalktıklarında ise vergi yükü altında bunalmış olan halkla karşı karşıya
kalıyordu. (1)
Magna Carta ile başlayan bu
süreçteki kazanımlar günümüze kadar kurumsallaştı ve tensili demokrasilerinin
olmazsa olmazı haline geldi. Bu bağlamda bütçe hakkının savunulması demokrasi
mücadelesinin önemli bir yanı olarak kabul edilmelidir.
Magna Carta aynı zamanda
(vergileri kontrol ederek- dolaylı bir biçimde) Kralın savaş çıkartma
yetkilerini de kısıtladığından barışın da ilk belgelerinden biri olarak
tanımlanıyor. (2) Çünkü barış halktan aşırı vergi alınmasını önler. Bu bağlamda
bütçe hakkına sahip çıkmak sadece demokrasiye değil, barışa da sahip çıkmaktır.
Ancak bütçe hakkının barış ile ilişkisi ana akım maliye kitaplarında yer almaz.
Bu vesileyle, Türkiye’de
“Barış ve Demokratik Toplum Süreci” konuşulurken barışın vergileme ve demokrasi
ile ilişkisini hatırlamakta yarar var. Buradan hareketle de Sürecin olumlu
etkilerinin 2026 -2028 Bütçelerinde görülmesi gerekiyor. Ancak Meclisteki Bütçe
Kanun Teklifine bakıldığında barışın da demokrasinin de bu teklifte yer
almadığını görüyoruz.
Bütçe Hakkı vergi
isyanlarıyla elde edildi
Magna Carta iki bölümü
vergilere aitti olan 39 bölümden oluşan bir talepname. Bu belge, “temsil yoksa
vergi de yok/no taxation without representation” ilkesinin ilk adımı olarak
kabul edilir.
Nitekim tarihçi Burg,
Magna Carta’yı bir vergi isyanı olarak nitelendiriyor. Ona göre, Magna Carta, çok
sayıda Baronun Kral John’un topladığı vergilere karşı bir isyanıdır. Zira bir
tür vergi olan scutage 3 Mark’tı ve askerlik yapmanın yerine ödeniyordu. Çok
ağır bir vergi olduğu için Baronlar bu vergiyi ödemeyi reddettiler. (3)
Diğer
yandan bütçe hakkının elde edilmesini Magna Carta ile sınırlandırmamak gerekiyor.
Çünkü hem öncesinde hem de sonrasında dünya çapında binlerce irili ufaklı vergi
isyanı söz konusu. Bu isyanlar hem temsili demokrasinin gelişip güçlenmesine
hem de bunun olmazsa olmaz koşulu olan parlamentonun halk adına bütçe yapma ve
denetleme yetkisinin kurumsallaşmasına yardımcı oldu.
Bir
başka anlatımla, bütçe hakkının gerçekleşmesinde dünyadaki vergi isyanlarının
rolü ihmal edilemez. Çünkü vergileme meşruiyet ve hakkaniyet temellerini yitirdiğinde
toplumsal direnişler ortaya çıktı ve aşırı vergilemeye karşı başta yoksul
köylüler olmak üzere toplumun önemli bir bölümü isyanlarla karşılık verdi. Yani
toplumlar tarihi aşağıda bazılarına özet olarak yer verilen vergi isyanlarıyla
dolu.
Tarihte
bazı vergi isyanları
Fransa
10
Aralık 1848 tarihinde Fransa’da gerçekleşen köylü ayaklanmasındaki ana faktör
burjuva cumhuriyetin köylüyü ezen vergileriydi. 1851 tarihinde yaptığı bir
darbe ile kendini imparator ilan eden Louis Bonaparte’yi destekleyen köylüler,
“artık vergi yok, kahrolsun zenginler, kahrolsun cumhuriyet, yaşasın imparator”
sloganlarıyla, bayraklarla, davullarla ve trampetlerle sandık başına gittiler.
(4)
Poujade
Hareketi
20.
yüzyılın en örgütlü vergi isyanı olan Poujade Hareketi, İkinci Dünya Savaşı
sonrasında Fransa’nın içinde bulunduğu ekonomik koşullardan kaynaklandı. Çünkü “Poujade
Hareketinin ortaya çıktığı bölgenin göç vermesi, büyük merkezlerdeki ticari kesimin
küçük esnaf aleyhine olmak üzere palazlanması, dolaylı vergilerin yükünün ve deflasyonist
politikaların küçük esnaf ve zanaatkârların iş hacmini daraltması ve ticari
yaşamda durgunluğa girilmesi esnafın vergi yükünü daha da ağır bir biçimde
hissetmesine neden oldu.” (5)
Bir
başka anlatımla, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ekonomik sıkıntılar içinde
bulunan çiftçiler ve esnaf, genç bir küçük esnaf olan Pierre Poujade
liderliğinde Paris’ten gelen vergi denetçilerine kapılarını kapattı ve denetim
yapmalarına engel oldu. Fransa’da o dönemde esnafın ödemesi gereken 25 çeşit
vergi bulunuyor ve vergi denetçileri esnafa potansiyel suçlu muamelesi yapıyordu.
Poujade Hareketi, az gelişmiş bir ilden çıktı ve aynı kategoriye giren 12 ile daha
sirayet etti.” (6) Daha sonra politik bir hareket haline gelen Poujadisme 1956
seçimlerinde 3 milyon oy ile Parlamento’da 52 milletvekiline ulaştı ama 1960’lı
yıllarda popülaritesini yitirdi. (7)
Son
olarak, 2018 yılının mayıs ayında, Fransız halkı (Sarı Ceketliler Hareketi)
artırılan akaryakıt vergisine, zenginlerden alınan ancak kaldırılan servet
vergisine, zamlara ve hayat pahalılığına, düşük ücretlere, kısaca en sert
biçimde uygulanan neo-liberal politikalara karşı olduğu kadar, aşağılanıp hor görülmeye
ve sosyal dışlanmaya karşı da tepkisini sokaklara çıkarak gösterdi. (8) Bu
eylemler daha sonra Hollanda gibi diğer Avrupa ülkelerine de yayıldı.
Çay
İsyanı (ABD): Temsil yoksa vergi de yok!
18.
yüzyılın sonlarına doğru, Kuzey Amerika’da önemli bir vergi isyanı yaşandı. 1773
tarihli Çay Kanunu ile East India Company adlı şirket İngiliz sömürgeleri ile Ada
arasındaki ticaretten çok para kazanmış olmasına rağmen askeri harcamalar ve
yolsuzluklar nedeniyle mali olarak zor günler yaşıyordu. Bu sırada çıkarılan
yeni yasa ile bu şirkete ait olan çok yüklü miktardaki çay stoklarının Kraliyete
sadık tüccarlar aracılığıyla Amerika’ya getirilebilmesine izin verildi. Fakat
Amerikan gemileri bu çay yüklerini taşımak istemediler. Daha sonra limana varan
üç gemideki yaklaşık 50 tonluk çay yükü bir grup tarafından okyanusa döküldü.
Bu olay sadece haksız vergi tarhiyatına karşı bir isyan olmayıp “temsil yoksa
vergi de yok” olarak ifade edilen ilkenin somut bir ifadesi olarak tarihe geçti.
Bu olayla, İngiliz Parlamentosunda Amerikan temsilcisi olmamasına rağmen vergi
alınması protesto edildi ve Bağımsızlığın kazanılmasına yönelik bir adım atıldı.
(9)
Anadolu’da
bazı vergi isyanları
İçinde
yaşadığımız coğrafya da aşırı vergiye karşı isyanlarla dolu bir coğrafyadır (resmi
tarih kitaplarında pek yer almasa da). Öyle ki Anadolu’da ilk vergi isyanı
Selçuklu İmparatorluğu’nun çöküşünün ardından gerçekleşti. 1285’te ağır
vergileme ve mültezimlerin ağır soygunlarına karşı Tokat, Aksaray, Konya ve
Kayseri’de halk vergiye karşı ayaklandı. Bir kısım halk vergiler nedeniyle göç
etmek zorunda kaldı. (10)
Büyük Kaçgunluk
Osmanlı’da
vergi benzeri sebeplerle çıkan isyanlar ise; Celali isyanları, Patrona Halil
İsyanı (1730), Atçalı Kel Mehmet İsyanı (1829-1830) gibi isyanlardır. Celali İsyanları
ağırlıklı olarak Bozok (Yozgat) civarında görüldü. Bunlar; Şeyh Celal İsyanı
(1519), Baba Zünnun İsyanı (1525), Kalender Çelebi İsyanı (1528) ve Karayazıcı
İsyanıdır (1598). Celali İsyanlarının iktidarı ele geçirmek gibi politik bir
hedefi olmadığı, asıl olarak sistemden dışlananların, aşırı vergi yükü ve
toprak baskısından kurtulmak için gerçekleştirdikleri ayaklanmalar olduğu ileri
sürülür. (11) Nitekim Burg’e göre, Celali isyanları “Büyük Kaçgunluk” da
denilen ve köylülerin vergi ödememek için büyük göç dalgaları halinde
topraklarını terk ettikleri döneme rastlar. (12)
Tarihçiler,
Osmanlı döneminde Anadolu’da, Orta çağ Avrupa’sından farklı olarak şiddetli
köylü ayaklanması olmamasını kaçma ve kaçınma pratiklerinin yoğunluğuna ve bu
konuda devletin çok etkin bir denetim yapmamasına bağlıyor. Bu dönemde köylüler
yasal olarak toprağa bağlı olup tımarlı sipahilerin izni olmadan köylerini terk
edemiyorlardı. Buna rağmen vergi defterlerinin ve denetimin eksikliği sebebiyle
şehirlere göç edebiliyorlardı. (13)
Tanzimat
Fermanı sonrası ortaya çıkan yeni vergileri ödemek istemeyen halk, tarihe Anadolu
Vergi İsyanları olarak da geçen 1841 tarihli Adapazarı, Yalvaç, Ankara-Bala’da
isyan çıkardı. Tarihçi Donald Quataert bu ayaklanmaların Anadolu’da kesintisiz
bir aktif ve pasif direniş şeklinde devam eden fakat tarihçiler tarafından
ihmal edilen olaylar olduğunu ileri sürer. (14)
Türkiye’nin
Bütçe Hakkı karnesi zayıflarla dolu!
Uluslararası Açık Bütçe
Anketi’ne göre, Türkiye ‘Bütçe Şeffaflığı’nda (bilgi paylaşımı) 100 puan
üzerinden 55 puan, ‘Bütçe Denetimi’nde 61 puan ve ‘Bütçe Kararlarına Halkın
Katılımı’nda 0 puana sahip. Böylece Türkiye Bütçe Şeffaflığı açısından Rusya
(73) ve Zimbabve (59) gibi birçok ülkenin gerisinde kalıyor. (15)
Türkiye’nin ‘sıfır’ çekmesinin nedeni yönetsel anlamda, yasa/mevzuat hazırlama ve etkin denetleme düzeyinde halkın doğrudan ya da örgütleri aracılığıyla etkin dolaylı katılımının olmaması. Yukarıdan aşağıya aşırı merkeziyetçi ve bürokratik bir biçimde örgütlenmiş olan bütçe süreci söz konusu olduğundan halk kararlara katılamıyor. Bütçe Şeffaflığı konusunda Türkiye 120 ülke arasında ancak 46. sırada yer alabiliyor. Türkiye’nin TBMM ve Sayıştay Denetimi anlamında Bütçe Denetim puanı ise 61.
Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi ve Bütçe
Hakkı
2019
yılı bütçesiyle birlikte devlet bütçesi artık Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki Strateji
ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanarak TBMM’nin onayına sunuluyor. Uygulamada,
TBMM’nin iktidar partilerinin çoğunluğunca oluşturulması ve etkisinin de
kaybolması yüzünden, bu bütçe teklifinin TBMM bünyesindeki Bütçe ve Plan
Komisyonu’nda etraflıca tartışılması mümkün değil. Komisyonda iktidar
partilerinin ağırlığı söz konusu olduğundan muhalefetin önerileri reddediliyor.
TBMM Genel Kurul görüşmeleri ise tamamen biçimsel olarak sürdürülüyor.
Bir
başka anlatımla, 2017 yılındaki otoriterleşmeyi hızlandıran Anayasa
değişikliğinden bu yana artık bütçe hakkının zedelenmesinden değil, bütünüyle ortadan
kaldırılmasından söz etmek daha doğru. Bu durum da giderek kurumsallaştırılmaya
çalışılan otoriter-totaliter rejimin en belirgin özelliklerinden birini oluşturuyor.
Bütçe
Hakkını ortadan kaldıran uygulamalar
Türkiye’de
gerçek bir bütçe denetimini önleyen uygulamalar şu biçimlerde kendini gösteriyor:
(i) Sayıştay dış denetimini fiilen
yeterince yapmıyor ya da yapamıyor. (ii)
Yedek ödenek artışları yasal sınırların ötesinde aşılıyor. (iii) Yasal olmayan biçimde ödenek üstü harcamalar yapılıyor. (iv) Bütçe dışı fonlar mevcut (SSDF
gibi) (v) İşsizlik Sigortası Fonu
amaç dışı kullanılıyor. (vi) Türkiye
Varlık Fonu amacını aşan bir biçimde kullanılıyor. (vii) Bazı mali yükümlülükler bütçe dışında tutuluyor. (KÖİ
projelerinin ve KKM’nin neden olduğu yükler gibi). (viii) Örtülü Ödenek şeffaf
biçimde izlenemiyor.
Devam
edecek…
Dip notlar:
(1)
Richerd Murphy, The Joy of Tax,
Corgi Books, 2015, s. 19-20.
(2)
Marc Morris, King John, Treachery and
Tyranny in Medieval England, 2016.
(3)
David F. Burg, A world history of tax
rebellions, An Encyclopedia of Tax Rebels, Revolts, and Riots from Antiquity to
the Present, Routledge, New York, 2004, s. 84- 85.
(4)
Karl Marx, The Class Struggles in France,
1848 to 1850, https://www.marxists.org/archive/marx/works/1850/class-struggles-france
(24 Aralık 2024).
(5)
Nihat Falay, Maliye Tarihi (Ders
Notları), Filiz Kitabevi, İstanbul, 1989.
(6)
Henry Laufenburger, Maliyenin Ekonomik
ve Psikolojik Teorisi, çev. İsmail Hakkı Ülkmen, Maliye Enstitüsü Yayınları
No. 25, (Mali İktisat ve Mali Kanunlar Tretesinin I. Cildi), 5. Bası, 1967, s.
286.
(7)
Burg, agk., s. 408.
(8)
Christophe Guilluy, “France is deeply
fractured. Gilets jaunes are just a symptom”, https://www.theguardian.com
(2 December 2018).
(9)
Burg, agk, s. 273;
(10)
Agk.
(11)
Taylan Akyıldırım, Celali İsyanları ve
Anadolu'da Büyük Kaçgun, doktora tezi. http://www.ottomanhistorypodcast.com,
2013.
(12)
Burg, Agk, s. 185.
(13)
Barkey ve Faroqhi’den aktaran Necmi
Erdoğan, “Devleti İdare Etmek: Maduniyet ve Düzenbazlık”, Toplum ve Bilim,
83 (2000), s. 3.
(14)
Quataert’ten aktaran Burg, agk,s. 344-
345.
(15)
International Budget Partnership, Open
Budget Survey 2021.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder