23 Kasım 2017 Perşembe

BUGÜN GÜNLERDEN YİNE DOLAR!

BUGÜN GÜNLERDEN YİNE DOLAR!

Mustafa Durmuş

21.11.2017

Cari açığımızın oranı, içinde yer aldığımız “Yükselen Ekonomiler” ortalamasının (yüzde 0,5) neredeyse 10 katı (yüzde 4,5 - 5).

Enflasyon oranımız 2 katı ( yüzde 12).

Faiz oranlarında Gana (yüzde 22,50) ve Nijerya’dan ( yüzde 14,00) sonra en yüksek faiz oranına sahip ülkeyiz: Yüzde 11,99.

Kısa vadede dış finansmanına en fazla ihtiyaç duyan ülkeler açısından ilk sıradayız: 210 milyar dolar (GSYH’nin yüzde 29’u).

Dış ticaret açığı ve döviz pozisyon açığı göstergeleri açısından Tunus, Mısır, Kazakistan, Ürdün ile birlikte en kırılgan 5’liyi oluşturuyoruz (1).

Ve liranın dolar karşısındaki kaybında ilk sıradayız.

Buna karşılık bu yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 10’luk bir büyüme bekliyoruz. Böylece bu açıdan rakiplerimizinkinin ortalama 2 kat üzerinde bir büyüme oranına sahip olacağız.

Kafam karıştı. “Bu nasıl mümkün olabilir” dedim, teoriye sığındım.

Bir zamanlar Keynesyen iktisatçıların da sığındıkları çok önemli bir liman vardı: “Phillips Eğrisi”. 1958 yılında Yeni Zelanda orijinli bir Britanyalı iktisatçı Prof. Phillips yapmış olduğu araştırmalar sonucunda ekonomik büyüme-enflasyon ve istihdam arasında doğrusal bağın olduğunu ortaya koymuştu.

Bu teze göre ekonomik büyümenin ve istihdam artışının bedeli yüksek enflasyondu. Yani kapitalist ekonomiler ancak enflasyona göz yumarak büyüyebiliyorlardı (enflasyonlu büyüme).

Her ne kadar 1980’li yıllarda bir başka Anglo Saxson iktisatçı Lucas bu ilişkinin sadece gelişmiş piyasa ekonomileri için geçerli olduğunu savunmuş olsa da, geçen yıldan bu yana  ABD ve AB’de ekonomilerinde görülen büyümeye karşılık enflasyonun yerinden kıpırdamaması bu teorinin de sorgulanmasına neden oldu.
Bize gelince; eyvallah oldukça yüksek bir enflasyon var, ama aynı zamanda döviz kuru da rekor düzeyde yüksek ve bugün Merkez Bankası’nın müdahalesi ile 4’ün altından dönse de, yükselmeye devam ediyor ve be yazının kaleme alındığı dakikalarda 3.97’ye yaklaşmıştı.

Acaba “yüksek ekonomik büyüme ancak yüksek döviz kurları ile sağlanabilir” biçiminde özetlenebilecek yeni bir iktisat teorisine mi ev sahipliği mi yapıyoruz?  Çünkü hem ekonomimiz olağanın üstünde büyüyoruz (yüzde 10), hem de döviz durdurulamıyor (son aylarda yüzde 20 değer kazandı).

Cari açığımız bu kadar yüksek olmasaydı, ihracatımız; enerji, sermaye malı, ara malı, hammadde, teknoloji açılarından ithalata bu kadar bağımlı olmasaydı belki bu teori tutardı. Böylece ucuz lira daha fazla ihracatı, o da ekonomik büyümeyi sağlar ve model de kanıtlanmış olurdu belki.

Ama biliyoruz ki yüksek döviz kurları bizde ihracattan daha ziyade ithalatta etkili oluyor. Bu da üretimi, hayatı daha pahalı hale getiriyor, enflasyonu azdırıyor.
Nasıl büyümekte olduğumuza ilişkin görüşlerimi daha önceki yazılarımda açıklamıştım (2) . Dövizin son günlerdeki yükselişi ise, büyük bir ihtimalle iktidar cephesince, “kötü niyetli spekülatif ataklar” biçimde açıklanacaktır Olabilir. Zira artık ekonomimiz bu tür spekülatif ataklar ve bunun üzerinden kazanç sağlamak isteyenler için giderek daha uygun ( daha kırılgan ve daha spekülatif) bir hale dönüşüyor.

Son olarak, Merkez Bankası’nın bugünkü hamlesi çözüm olabilir mi? Bunu da Mahfi Eğilmez yapmış  okumanızı öneririm (3).
……………….
(1)  EMEA EM Economic Outlook: Turkey, June 2017.
(2)  Mustafa Durmuş, “Artık cari açığın fonlanması da Büyümenin Sürdürülmesi de devletin derdi”, 5.11.2017; “Borsaya değil, organize sanayi bölgelerine bakmak gerek”, 10.11.2017.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder