23 Aralık 2018 Pazar

TÜRKİYE EKONOMİSİ KRİZİN İKİNCİ FAZINDA (III) Krizlerin nedeni finansallaşma mıdır?


TÜRKİYE EKONOMİSİ KRİZİN İKİNCİ FAZINDA (III)
Krizlerin nedeni finansallaşma mıdır?

Mustafa Durmuş

22 Aralık 2018

Günümüzde kapitalist krizlerin nedenlerini analiz ederken çok az sayıda iktisatçının Marx’ın Kapital’ine başvurduklarını vurgulamak gerekiyor.
Ancak Marx’ın kapitalist krizleri açıklarken başvurduğu ‘azalan kâr oranları eğilimi yasası’nı görmezden gelenler, sanıldığı gibi, sadece ana akım iktisatçılar değil.
A. Shaikh (1), M. Roberts ve G. Carchedi (2) gibi istisnalar dışında, C. Lapavitsas gibi kendilerini Neo-Marksist olarak niteleyen çok sayıda iktisatçı da ‘emek-değer yasası’nın, ‘sermayenin genel birikim yasası’nın ve bunlardan Marx’ın türettiği ‘azalan kâr oranları eğilimi yasası’nın günümüzde geçerli olmadığını ileri sürüyorlar.
Bu iktisatçılar krizlerin nedeni olarak kapitalizmdeki son 30-40 yıldır ön plana çıkan finansallaşma olgusunu gösteriyorlar.

Finansallaşma olgusu
Finansallaşmayı nasıl tanımlamak gerekir? Bu olgunun tanımı ve önemi konusunda tam bir anlaşma söz konusu olmasa da, en yaygın kullanılan finansallaşma kavramından; “hem ulusal, hem de uluslararası düzeyde olmak üzere, ekonomide yürütülen operasyonlarda ve ekonomiyi yöneten kurumlarda, finansal piyasaların, finansal güdülerin, finansal kuruluşların ve finansal seçkinlerin öneminin giderek artması” (3) olduğu anlaşılıyor.
Dumenil ve Levy için finansallaşma “finansal girişimlerin büyümesi, finans dışı şirketlerin finansal faaliyetlere daha fazla girmesi, hane halklarının giderek daha fazla hisse senedi ve menkul kıymete yönelmesi ile nitelenen 1980 sonrasındaki yapısal değişikliği” anlatan bir kavram (4).
Krippner’e göre, terim aslında kârın ticaret ya da meta üretimi sırasında elde edilmesinden ziyade, giderek artan bir şekilde finansal kanallar aracılığıyla elde edildiği bir sermaye birikimi kalıbı (5).
Dodd ise finansallaşmayı son dönemlerde artan türev araç kullanımı ile ilişkilendirir ve bu araçların neden olduğu sorunlara dikkat çeker. Bu araçlar, özellikle de 2008 krizinde tetikleyici rol oynayan sorunlardır (6).
Bu tanımların ötesinde, küresel kapitalizmin son otuz-kırk yıllık gelişimindeki en önemli değişimlerden birinin finans alanında ortaya çıktığı bir gerçek.
Öyle ki bu dönem boyunca; finansal işlemlerin hem ölçeği, hem de önemi, finansal piyasaların ve aktörlerin genel ekonomi içindeki payı ciddi biçimde arttı. Türev araçlar gibi yeni finansal araçlar ortaya çıktı ve bu araçlar belirleyici hale geldiler. Finansal sektörün ölçeği, gelirleri ve kârlılığı (finans dışı sektöre göre) arttı. Artık finansal piyasalar ve kurumlar, finans dışı şirketlerin karar alma süreçlerine daha fazla müdahale edebiliyorlar. Finans dışı şirketler finansal varlıklara giderek daha fazla yatırım yaparak ve finansal şubeler açarak finans işine daha fazla giriyorlar ve nakitlerini giderek daha fazla miktarda finansal piyasalarda büyütüyorlar. Bütün bunların sonucunda ekonomideki borçluluk düzeyi hızla yükseliyor, borç stokları devasa biçimde büyüyor (7).

Finans dışı şirketler finansallaşıyor
Bu süreç finans dışındaki şirketlerin giderek finansallaşmasıyla sonuçlanıyor. Merkez Ekonomilerde büyük şirketlerde yönetimler giderek hissedarlardan ayrılarak hedge fon yöneticisi gibi finansal yöneticilerin eline geçiyor.
Bu tür yöneticilerin tek amacı hissedara ödenecek olan payın maksimize edilmesi. Bunu da şirket hisselerinin geri alım operasyonları (buyback) gibi şirketin hisselerinin değerini artıran faaliyetlerle yapıyorlar.
Böylece yeni verimli yatırımlar yapmak yerine finansal kârı yükseltecek faaliyetlere yöneliyorlar, nakdi finansal piyasalarda büyütüyorlar. Bu da reel yatırımların ve verimliliğin azalmasıyla sonuçlanıyor.
Bir başka anlatımla, büyük şirketler paralarını kendi üretken yatırımlarından ziyade finansal piyasalara yönlendiriyorlar. Öyle ki bazı büyük şirketlerin bazı bankalardan ya da hedge fonlarından çok daha fazla nakitleri oluştu. Bunu da borç verme ve spekülasyon yapmada kullanıyorlar.
Bazıları da (örneğin büyük otomotiv firmaları) kendi kredilerini tüketiciye kredi olarak satıyorlar. Böylece hem para, hem de otomobil satıyorlar. Apple ve Google gibi nakit bolluğu içindeki büyük şirketler artık birer banka gibiler (8).

Borç stokları hızla arttı
Finansallaşmanın en belirgin sonucu kredi miktarındaki ve borç stoklarındaki artışlardır. Bu bağlamda küresel borç stoklarına ilişkin veriler finansallaşmanın ulaştığı boyutları ortaya koyuyor.
Uluslararası Finans Kurumu’na göre (IIF) (9) küresel borç stoku 2017 yılının üçüncü çeyreğinde 233 trilyon dolara çıkarak küresel hasılanın yüzde 321’ine ulaştı. Özellikle finans dışındaki özel sektör borçları ve devlet borçları patlama yapmış durumda. 2021’e kadar bu borçların artışının hızlanacağı ve ekonomik büyüme oranlarını aşacağı öngörülüyor.
Ekonomiler arasında Merkez Ekonomilerde toplam borçların milli gelire oranı (ortalama) 1990’larda yüzde 290 düzeyinden 2017’de yüzde 380’e yükselirken, Yükselen Ekonomilerde de bu oran 2008’den sonra tarihsel zirve yaptı. Örneğin Çin’de yüzde 171’den yüzde 295’e çıkarken, 26 Yükselen Ekonomide ortalama olarak yüzde 148’ten yüzde 211’e fırladı. Yani borç stoklarının artış hızı azgelişmiş ülkelerde çok daha fazla oldu (10).

Finansal servet az sayıda elde toplanıyor
Finansallaşmanın bir diğer sonucu küresel servet stokundaki artışlar ve bu servetin bölüşümünün daha da eşitsiz bir hal alması. Öyle ki geçen yıldan bu yılın ortasına kadar küresel servet 14 trilyon dolar artarak (yüzde 4,8’lik artış) 317 trilyon dolara ulaştı. Ancak bu servet eşit dağılmıyor. Yetişkinler arasındaki servet dağılımı esas alındığında; en altta yer alan yüzde 50’lik yetişkin grubu toplam servetin yüzde 1’inden azını alırken, en tepedeki yüzde 10 servetin yüzde 85’ine, en tepedeki yüzde 1 ise yüzde 47’sine el koyuyor (11).
Servetteki bu yükselişin iki kaynağı olduğu ileri sürülüyor. Sırasıyla; küresel ekonomideki toparlanma, ama asıl olarak da küresel borsa kazançlarındaki süper artışlar. Çünkü bu finans seçkinleri borsa yatırımlarından yılda ortalama yüzde 20’nin üzerinde getiri elde ettiler.
Nitekim bu zenginler servetlerinin yüzde 30,9’unu borsalardaki kazançlarından, yüzde 27,2’sini nakit ve nakit benzerleri faaliyetlerden, yüzde 16,8’ini emlak ve gayrimenkulden, yüzde 15,8’ini sabit getirili faaliyetlerden ve yüzde 9,7’sini türev kâğıtlar gibi alternatif getirilerden elde ettiler (12).

Finansal balonlar patlayınca
Finansallaşmayı kriz nedeni olarak gören yaklaşımlara göre, finansallaşmanın bir diğer sonucu hisse senedi, bono, devlet tahvili, emlak, döviz ve türev araçlar gibi finansal piyasalardaki varlıkların fiyatlarının aşırı değerlenmesi ve böylece finansal balonların şişirilmesi ya da köpüklerin oluşması.
Bu bağlamda özellikle finansal türev araçlar (CDO, CDS gibi) kapitalizmin gelişiminde yeni bir aşamaya işaret ediyor. Bu aşamada para giderek türev araçlar ve menkul değerler biçimini alıyor. Bu araçlar Marx’ın 1857’de ortaya çıkan Avrupa krizini yorumlarken kullandığı ‘paranın acayip biçimlerinin’ (13)
günümüzdeki örnekleri olarak da yorumlanabilir.
Giderek finansallaşan bir ekonomide, ekonomik canlılığı sağlayabilmek, sermayeyi büyütebilmek ve kârlılığı finansal alanda sürdürebilmek içinse finansal balonlara ihtiyaç duyulur. Yani giderek finansallaşan kapitalist rejimde, ekonomi esas olarak varlık balonlarıyla ayakta durabilir.
Ancak böyle bir finansallaşmış büyüme tarzı, sürdürülebilir nitelikte hızlı bir ekonomik büyüme yaratamaz. Sonuçta finansallaşma, periyodik olarak patlayan, durgunluğu da giderek su yüzüne çıkartan daha büyük balonlara neden olur (14). Yani canlılık, büyüme, kârlılık için şişirilen finansal balonlar yeni finansal krizleri tetikler.
Nitekim büyük krizlerin öncesinde (tıpkı 2008 krizi öncesinde olduğu gibi) finansal varlıkların (başta borsalar olmak üzere) fiyatlarının aşırı artarak, balonların şişirildiği görülüyor.
Öyle ki dünyada 1970’lerden beri yirmiye yakın büyük finansal çalkantı oldu. ABD’de, ilki 2000’deki ‘borsa balonu’ ve sonuncusu 2002-2007 ‘ipotekli konut kredisi (mortgage) balonu’ olmak üzere son 18 yılda iki kez finansal balon şişirildi.
Sonrasında faiz oranlarının yükselmesi gibi gelişmelere bağlı olarak bu balonlar patladı, ipotekli konut kredileri ve bunun üzerinden türetilen diğer finansal varlıkların (menkul kıymetleştirme) fiyatları sert bir biçimde düştü. Kredi kuruması yaşanırken, ekonomi yüzyılın en derin resesyonuna (Büyük Resesyon) girdi.
….devam edecek: Minsky, Wallerstein, Foster&Mc Chesney, Lapavitsas’ın finansallaşma-kriz ilişkisi üzerine görüşleri. 

Dipnotlar:
(1)  Anvar Shaikh, Kapitalizm-Rekabet, Çatışma, Bunalımlar,(Çeviren: Ümit Şenesen), Kırmızı Yayınları, Birinci Baskı, 2018, s. 184-233; 656-668.
(2)   Guglielmo Carchedi and Michael Roberts, “The long roots of the present crisis: Keynesians, Austerians and Marx’s law”, World in Crisis-A Global Analysis of Marx’s Law of Profibility (Edts: Guglielmo Carchedi and Michael Roberts), Haymarket Books, 2018 içinde, s. 13-- 36.
(3)  Gerald Epstein, Financialization, Rentier Interests, and Central Bank Policy, 2002.
(4)  Gerald,Dumenil and Dominique Levy, “ The real and financial components of profitability (USA 1952-2000)”, Review of Radical Political Economics, C. 36, S. 1 (2004) , s. 82.
(5)  Greta Krippner, “What is Financialization?”, Mimeo, Department of Sociology, UCLA, 2004, s. 20 ve Krippner, “The financialization of the American Economy”, Socio-Economic Review, C. 3, S. 2 (2005), s. 174.
(6)  Randall Dodd, “Derivatives Markets: Sources of Vulnerability in US Financial Markets”, Financialization and the World Economy, (Gerald A.Epstein edt), Edward Elgar (2005), içinde, s.149-180.
(7)  Mustafa Durmuş, “Aşırı Birikim-Finansallaşma İlişkisinin 2008 Krizi Bağlamında Analizi”, Ekonomik Yaklaşım, Sayı 77, Cil 21, (2010), s.14-15.
(8)  “Market Meltdown”, https://mronline.org/2018/10/04/market-meltdown (4 October 2018).
(9)  IIF, Global Debt Monitor, Hidden Vulnerabilities (4 January 2018).
(10)               Jonathan Wheatley, “Emerging markets under pressure as debt mounts”, https://www.ft.com (6 March 2018). IMF ise bir raporunda 2016 yılı için finans dışı özel sektör ve kamu borcunu 164,4 milyar dolar ve GSYH’nin yüzde 225’i olarak hesaplıyor. Bkz: IMF, Fiscal Monitor, Capitalizing on Good Times (April 2018), s. 30.
(11)               Credit Swiss Research Institute, Global Wealth Report 2018 (October 2018), s. 4, 8.
(12)               Capgemini, World Health Report, 2018, s. 17.
(13)               Kapital Cilt. 3, Bl. 27’de anlatılan 1847 Britanya Demiryolları Dolandırıcılığı.
(14)               Riccardo Bellofiore and Joseph Halevi, ““A Minsky Moment? The Suprime Crisis and the New Capitalism”, International Economic Policy Institute (IEPI) Working Paper 2009–04, (2009).


Formun Üstü
Formun Altı


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder