26 Temmuz 2019 Cuma

“AÇ GÖZÜNÜ SEYRET TEKRARI YOK BUNUN”-Faiz İndirimi


“AÇ GÖZÜNÜ SEYRET TEKRARI YOK BUNUN”

Mustafa Durmuş

25 Temmuz 2019
Merkez Bankası’nın faiz indirim kararı nedense bana Grup Gündoğarken’in “Olacak o kadar” adlı o muhteşem şarkısının sözleri hatırlattı.
Beklendiği gibi, bugün Merkez Bankası’nın yeni Başkanı Murat Uysal’ın da üyesi olduğu MB Para Politikası Kurulu (PPK),  politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 24’ten yüzde 19,75’e indirdi. Yani 4, 25 puan birden indirim yapıldı.  
İşin gerçeği 1 ya da 2 puanlık bir indirim beklenirken bu denli (beşte bir oranında) bir indirim sürpriz oldu. Reel faiz oranlarının gerçekte negatif olduğu bir dönemde bu büyük cesaret.
Bu hamleyi cesaretle mi, yoksa mecburiyetle mi açıklamak gerekir sorusunun yanıtı zaman içinde netleşecek. Ama bir seferde böyle bir büyük indirim sorunun da büyük olduğunu gösteriyor.
Böylece bankalar MB’den beşte bir oranında daha düşük faizle borçlanıp bu parayı piyasada kredi olarak ya da Hazine’nin borçlanma ihalelerine girerek satabilecekler.

İBRETLİK BİR GEREKÇE
Faiz indirimi kararının gerekçesi (1)  iktisat derslerinde okutulacak nitelikte, ibretlik bir gerekçe.
Ancak karar gerekçesinin en önemli kısmı son cümlede yer alıyor. Şöyle diyor PPK:
“Açıklanacak her türlü yeni verinin ve haberin Kurul’un geleceğe yönelik politika duruşunu değiştirmesine neden olabileceği önemle vurgulanmalıdır”.
Yani Kurul şunu söylüyor: Biz bu kararı çok özel koşullar altında aldık, bu nedenle de bundan sonraki kararlar çok farklı olabilir.
Bu karar ve kararda yer alan ifade, son haftalarda Torba Yasa’daki MB ihtiyat akçesinin Hazine’ye aktarılması ve MB Başkanının (faiz indirimine karşı çıktığı için)  görevden alınmasıyla birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki gibi  bir sonuca varırsak haksızlık etmiş olmayız.

EKONOMİK DEĞİL, POLİTİK BİR KARAR
Siyasal iktidar tarafından haftalar öncesinde alınan politik bir karar Merkez Bankası’nca ekonomik gerekçelerle resmileştirilmiş. Ancak PPK üyeleri kendilerini kurtarabilmek için yukarıdaki son cümleyi karara eklemişler.
Kararın içeriği ise çelişkiler ve tutarsızlıklarla dolu. Çünkü özetle şöyle bir gerekçeye dayanıyor: “Faizi indirdik, zira ekonomide toparlanma işaretleri görüyoruz”.
Cari açığın fazlaya dönmesini (gerçek nedeninden kopuk bir biçimde değerlendirerek), idari tedbirlerle enflasyonun düşük gösterilmesini toparlanma işaretleri sayarken;  işsizlik, ekonomik küçülme, yatırımların azalması ve ekonomiye olan güvenin azalması gibi diğer faktörleri görmezden gelmek ne denli ikna edicidir sorusunu şimdilik bir kenara bırakalım.

EKONOMİ KİTAPLARINI BİR KENARA ATABİLİRSİNİZ!
Diğer yandan ana akım ekonomi teorisinin üzerinde uzlaştığı genel çıkarım şudur: Bir ekonomi toparlanıyorsa faiz indirimine gerek kalmaz. Ekonomi resesyonda ve krizdeyse (ya da böyle bir beklenti varsa) faiz indirimine gidilir ki sistemin makinalarını yağlayan unsur olan faiz işe yarasın, ekonomi canlansın. 
O halde, PPK ya ekonominin resesyonda olduğunu zımni olarak kabul ediyor ya da o da artık “faiz-enflasyon -büyüme ilişkisi” konusunda, ana akım iktisatçıların dahi reddettiği bir yanlışa sahip çıkıyor. Bunun bilimsel bir eleştiri ya da ana akıma karşı çıkış olmadığının, sadece Yeni Fisher’ci düşüncenin çarpıtılmış bir sonucu olduğunun altını çizelim.
Politika faizinin düşüşü ekonominin bütününü etkilediğinden, bu indirimin etkisinin döviz kurunun ve enflasyonun yükselişe geçmesi biçiminde olması beklenir. Öyle ki politika faizi yükseltildiğinde kur düşer, TL değer kazanırken; politika faizi düşürüldüğünde tersi olur, yani kur yükselir, TL değer kaybeder. Nitekim dünden bu yana bu kararın indirim yönünde olmasını bekleyen piyasalar bunu fiyatlamaya başladı ve ABD doları kararın ardından 5,76’yı gördü (müdahale ile 5,69’a geriledi).
Bu karar ekonomi yönetiminin Türkiye’ye doğru olan uluslararası sermaye girişleri konusundaki beklentiyi iyice düşürdüğünü da gösteriyor (zira sıcak paranın yüksek reel faiz-düşük kur sevdiği bir gerçek). Bu da kısa vadede doların kurunun yükseleceğinin bir diğer göstergesi.

SİYASAL İKTİDAR BU KARARI NEDEN ALDI?
Öncelikle, son 17 yılın temel sermaye-servet birikim rejimi olan inşaat ve emlake dayalı birikim modeli tıkandı. İnşaat sektörü çok zorda, konutlar, plazalar, AVM’lerdeki dükkânlar satılamıyor. Yüksek faiz yüksek morgıç faizi demek. Bu nedenle de sektördeki batak sermaye gruplarını kurtarabilmek için (ekonominin genel çıkarlarına aykırı da olsa) bu çapta bir faiz indirimi kararının alındığını ileri sürmek mümkün.
İkinci neden kanunlaşan Torba Yasa’daki düzenlemeyle ilgili. Merkez Bankası’nın  46 milyar liralık birikmiş ihtiyat akçesi Hazine’ye aktarıldı. Daha önce aktarılmış olan MB kârı ile birlikte bu 90 milyar liranın üzerinde bir kaynak anlamına geliyor
Böyle büyük bir kaynak, Bütçe açığını, Hazine nakit açığını kapatmaya yeter diye düşündüklerinden, bu kaynağa el konuldu. Böylece borçlanma gereğini artırmadan, faiz oranlarını yükseltmeden düşük faiz politikasıyla ekonomiyi biraz rahatlatabileceklerine inanıyorlar.
Ancak 2017 yılında ekonominin ucuz KGF kredileriyle hormonlu olarak nasıl yüzde 7,4 büyütüldüğü, sonrasında ise nasıl çakılarak bugünlere geldiği unutulmamalı.

TEKRARI OLMAYAN BİR MÜDAHALE
Kaldı ki bu kaynak (vergi gelirlerinin tersine) sürekli bir kaynak değil. Yani tekrarı yok bunun. Kısa vadede rahatlama sağlasa da, bugün alınan faiz indirimi kararını desteklese de, sorun birikimli bir biçimde kısa bir süre sonra tekrar karşımıza gelecektir. Yani ne MB kaynağının, ne de bu çapta bir faiz indiriminin tekrarı yok…

DERİN İHTİYAÇLAR SERT KARARLAR ALDIRIR
Özetle bir süredir politik ihtiyaçlar her şeyin önünde yer alıyor. İktidar bloku açısından, iktidar partisindeki çözülmeyi durdurmak gerekiyor (ya da en azından toplumsal muhalefeti güçlendirecek kararlardan sakınarak, popülist kararlar almak gerekiyor). Bu da bugünü kurtarmak için geleceğin kolayca feda edilmesiyle sonuçlanıyor.
Diğer yandan bu yönelim sorunu sadece ötelemeye yarar, sorunu ortadan kaldırmaz, daha da büyütür. Ayrıca devlet maliyesinin bu denli açık verdiği, yani mali sorunların bu denli baskın olduğu bir anda piyasalar nezdinde güvenirliği de tartışılmakta olan MB’nin bu şekilde kullanılması para politikasının araçlarını da tamamen etkisiz kılar. Bu durumda bir önceki yazımızda belirttiğimiz gibi bir süredir yapılmakta olan monetizasyon daha da artar ve kaçınılmaz finansman biçimi haline gelir.

DİP NOTLAR

(1) T.C. Merkez Bankası, Para Politikası Kurulu Kararı,
https://www.tcmb.gov.tr (25 Temmuz 2019).






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder