17 Temmuz 2018 Salı

İŞSİZLİK VE GELİR BÖLÜŞÜMÜ ADALETSİZLİĞİNDE İLK DÖRTTEYİZ



İŞSİZLİK VE GELİR BÖLÜŞÜMÜ ADALETSİZLİĞİNDE İLK DÖRTTEYİZ

Mustafa Durmuş

16 Temmuz 2018


“Enflasyon”, “işsizlik” ve “adaletsiz bir gelir dağılımı” dünyada olduğu gibi Türkiye’de de emeği ile geçimini sağlayanların hayatlarını karartan üç önemli ekonomik olgu. Bu üçü bir arada olduğunda “yoksulluk” da kaçınılmaz oluyor.
Bunlardan enflasyonu, yakın zamanda ele almış ve yüzde 16’ya çıkan enflasyonun artmaya devam edeceğinin ve sadece ekonomiyi değil, asıl olarak sabit gelirlileri vurmakta olduğunun, onları yoksullaştırdığının altını çizmiştik.
Bugün de bunlardan 2018 Nisan işsizlik verileri açıklandı. Hâkim medya TÜİK’in bülteninde yer verdiği başlığı ön plana çıkartıp işsizliğin azaldığını ve tek haneye (yüzde 9,6) düşürüldüğünü müjdeledi. Ancak gerçek durum farklı.

ŞEYTAN AYRINTIDA GİZLİ

TÜİK bülteninin[1] ayrıntısına bakıldığında, her ne kadar dar tanımlı işsizlik oranı, son 2 yıldır verilen devasa istihdam teşvikleri sayesinde ve kısa zamanlı işlerin yaygınlaşmasıyla yüzde 9,6’ya düşse de,  mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranının yüzde 10,3 olarak gerçekleştiği görülüyor. 

103,000 YENİ İŞSİZ

Böylece standart işsizlik bir önceki aya göre binde 4 puan artış gösterip, işsiz sayısı (geçen yılın aynı ayına göre) 103 bin artarak 3 milyon 188 binden 3 milyon 291 bine yükseliyor.

Daha da önemlisi, mevsim etkilerinden arındırılmış tarım dışı işsizlik yüzde 12,2 olarak gerçekleşirken, aynı biçimde mevsim etkilerinden arındırılmış genç işsizliği yüzde 17,9 olarak gerçekleşti.

BETAM: İNŞAAT MOTORU YAVAŞLADI, İŞSİZLİK ARTTI

Düzenli büyüme ve işsizlik analizleri yapan BETAM’a göre[2], tarım dışındaki işsizlik oranındaki bu binde 4’lük artışın nedeni hem işgücünün hızlı artması, hem de istihdamın düşmesi. Sanayide istihdam artarken,  hizmetlerde aynı kalıyor ama büyüme modelinin temelini oluşturan inşaat sektöründe son iki dönemdir kuvvetli istihdam kayıpları yaşanıyor. Bu yüzden de tarım dışı işsizlik yüzde 12,2’ye yükseliyor.  BETAM Mayıs 2018 döneminde bunun daha da artarak yüzde 12,3 olacağını öngörüyor.

DİSK-AR: GERÇEK İŞSİZLİK YÜZDE 17,3.

DİSK-AR ise işsizlik verilerini yorumladığı raporunda[3], geniş tanımlı (daha gerçekçi) işsiz sayısını 5 milyon 872 bin, işsizlik oranını yüzde 17,3, kadın işsizliğini yüzde 12,6, genç kadın işsizlik oranını yüzde 22,  yükseköğrenim mezunlarının işsizliğini yüzde 10,9 ve ne eğitimde ne istihdam da (NEET) olanların oranını yüzde 21,3  (2,5 milyonu aşkın genç) olarak açıkladı.

TÜRKİYE İŞSİZLİKTE İLK DÖRTTE

Böylece OECD’ye göre, Türkiye (Mart 2018 itibariyle), Yunanistan, İspanya ve İtalya’nın ardından OECD ülkeleri arasında en yüksek işsizlik oranına sahip dördüncü ülke oldu[4].

Kuşkusuz işsizlik istatistiklere,  sayılara, oranlara sığdırılamayacak kadar önemli etkilere sahip bir olgu. Sosyal ve ekonomik olarak, tüketimle büyüyen ekonomilerde, tüketim eksikliği dolayısıyla ekonomik büyümenin yavaşlaması, aynı zamanda da artan yoksulluk ve bölüşüm adaletsizliği demek.

Ayrıca işsiz olmak demek, toplumun gözünde itibarsızlaşmak, kendini değersiz hissetmek, sosyal ilişkilerden ve statüden kopmak, bunalıma girmek, çabuk hastalanmak ve çabuk ölmek ve sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanamamak demek.

NİTELİKLİ İSTİHDAM BAŞARI ÖLÇÜTÜ

Bu nedenle de işsizlik hem bireysel, hem de toplumsal olarak bir felaket anlamına geliyor ki bir sistemin, yönetimin, iktidarın başarısının en belirgin göstergelerinden biri işsizliği ortadan kaldırmak ve nitelikli, iyi ücretli ve güvenceli istihdam yaratmak oluyor. Bu bağlamda resmi veriler dahi iktidarın başarısızlığını ortaya koyuyor.

GELİR BÖLÜŞÜMÜ

Türkiye’nin diğer bazı ülkelerle ilk sıralarda yer aldığı bir önemli veri daha var: Gelir bölüşümü adaletsizliği. Bu da maalesef tıpkı enflasyon ve işsizlik gibi içinde yaşadığımız toplumda emeği ile geçinenleri derinden etkileyen bir sorun.

Hâkim iktisat öğretisi gelir bölüşümü adaletsizliğini, adına Gini katsayısı denilen ve Mussolini döneminde İtalya’daki Gini adlı bir istatistikçinin ortaya attığı bir katsayı ile ölçüyor. “0” ile “1” arasında değişen bu katsayı 1’e yaklaştıkça gelir bölüşümü adaletsizliği artarken, 0’a yaklaştıkça azalıyor.

TÜİK en son 2016 yılında yaptığı araştırmada Gini katsayısını Türkiye için 0,404 olarak hesaplamıştı.

TÜRKİYE GELİR BÖLÜŞÜMÜ ADALETSİZLİĞİNDE İLK DÖRTTE

Dünya Bankası’nın bir araştırmasına göre [5], 2015-2017 arasında gelir bölüşümü adaletsizliği 41 Yükselen ekonominin 37’sinde azalırken, sadece 4 ülkede artış gösterdi: Ermenistan, Bulgaristan, Kamerun ve Türkiye. Yani Türkiye gelir bölüşümü adaletsizliği açısından da ilk 4’te yer alıyor. İzlenen politikalar bakılırsa, 2018’de Türkiye’de bu katsayının daha da büyümesini beklemek gerçekçi olur.

Benzer bir sonuca Londra Siyasal Bilgiler Fakültesi bünyesinde yapılan bir çalışma da ulaşmış. Buna göre[6], emek koruyucu yasaların giderek ortadan kaldırılması ve emeğin esnekleştirilip güvencesizleştirilmesinin sonucunda aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkede Gini katsayısı arttı.

Gelir bölüşümü adaletsizliği, bir yandan kapitalist sömürünün boyutlarının ne denli büyük olduğunu ortaya koyarken, diğer yandan da yoksulluğun, sosyal bölünme ve çatışmaların asıl nedenini oluşturuyor.

GİNİ KATSAYISI YETERLİ BİR ÖLÇÜT DEĞİL

Diğer yandan gelir bölüşümü adaletsizliğinin ölçümünde kullanılan Gini katsayısı sorunlu bir katsayı. Yani nasıl ki GSYH büyümesi ekonominin ve insanların daha iyi durumda olduğunun göstergesi olamıyorsa,  Gini katsayısı da gelir eşitsizliğini ölçme konusunda yeterince iyi bir araç değil.

Çünkü gelir dağılımı araştırmaları ve Gini katsayısının hesaplanması seçilmiş ailelerle yapılan anketlere dayanıyor. Zengin aileler ise ne kadar vergi ödüyorlarsa o kadar gelir beyan ediyorlar. Yani (vergi kaçırdıkları ortaya çıkmasın diye) gerçek gelirlerini gizliyorlar.

Bu nedenle asıl mesele insanların sürdürülebilir bir yaşam standardına sahip olabilmesi için gereksinim duyduğu temel mal ve hizmetleri satın alabilecek düzeyde gelir elde edip etmediklerinin ortaya çıkartılmasıdır.

Bu asgarinin içinde yeterli gıda, giyim, ısınma-barınma, çalışabilme ve kültürel ve sosyal faaliyetlere katılabilme gibi çağdaş ihtiyaçlar yer almalı.

Bu açıdan özellikle de son iki yıldır sermayeye büyük çapta devlet desteğinin sağlandığı, vergi yükünün sermayeden alınıp büyük ölçüde emek üzerine kaydırılırdığı, ücret artışlarının enflasyon artışının dahi gerisinde tutularak (reel ücretlerin baskılanarak) ekonomik krizin faturasının böyle kemer sıkma politikaları ile emekçilerin üzerine yıkıldığı bir dönemde, geniş yığınların eskisinden daha yoksul ve daha kötü durumda olduğunu görmek zor olmasa gerek.

Özcesi, makro düzeyde Türkiye ekonomisi ciddi bir ekonomik durgunlukla karşı karşıya. Büyüme hızı yavaşlamaya başladı. Ayrıca özel sektör dış borçlarından kaynaklı bir finansal kriz kapıda bekliyor. Ama bunlar kadar önemli (hatta daha önemli) bir gerçek daha var:  Sabit gelirli işçilerin, emekçilerin, küçük üreticilerin,  çiftçilerin, hiç işi gücü olmayanların işsizlik, enflasyon, gelir adaletsizliği, borç ve yoksulluk kıskacında olmaları.





[1] TÜİK, İşgücü İstatistikleri, Nisan 2018, Sayı: 27695 (16 Temmuz 2018).
[2] Gökçe Uysal ve Uğurcan Acar,  İşgücü Piyasası Görünümü: Temmuz 2018, BETAM,http://betam.bahcesehir.edu.tr/2018/07/isgucu-piyasasi-gorunumu-temmuz-2018 (16 Temmuz 2018).
[3] DİSK-AR İşsizlik Raporu Temmuz 2018, https://disk. org.tr/2018/07/disk-ar-issizlik-raporu-temmuz-2018-turkiye-issizlikte-en-kotu-dort-ulke-arasinda (16 Temmuz 2018).
[4] Agr.
[5] World Bank World Development Report, The Changing Nature of Work, 2019, (July 2018).  s.5.
[6] Servaas Storm and Jeronim Capaldo, Labor Institutions and Development Under Globalization, Working Paper No. 76 (30 May 2018), s. 12-13.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder