7 Ocak 2018 Pazar

“DEVLET HASTANESİ ZOR DURUMDAYMIŞ”, KİMİN UMURUNDA?

“DEVLET HASTANESİ ZOR DURUMDAYMIŞ”, KİMİN UMURUNDA?

Mustafa Durmuş

7 Ocak 2018

Sabah sabah Hürriyet Gazetesi’nin haberi ile canımız bir kez daha sıkıldı.
“Üniversite hastanesi alarm verdi!” başlıklı habere göre (1), Türkiye’de ilk kez yapılan yüz ve kol nakilleriyle ismini dünyaya duyuran, yılda 50 bin ameliyat yapılan, 1 milyon 100 bin hastaya poliklinik hizmeti verilen Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi (Antalya) medikal firmalara olan 250 milyon liralık borç yüzünden kırmızı alarm veriyor. Vadesi gelen borçlarını tahsil edemeyen firmalar malzeme satışını durdurmuş, bu nedenle de hastanenin başhekiminin ileri sürdüğüne göre, artık birçok hizmet sunulamaz, zaruri ameliyatlar yapılamaz noktasına gelinmiş.

Şaşırmadım. Burası bir devlet hastanesi ve devlet bütçesinden bu hastanelere ayrılan kaynak yetersiz.

“250 milyon lira da nedir” diyebilirsiniz. Haklısınız. Bu miktar ‘örtülü ödenek’ ya da Diyanet’in bütçesiyle, bu sektörde faaliyet gösteren dönemin gözde inşaat firmalarının yıllık kârlarıyla, ticari bankaların bir gecede kendilerine sağlanan dolar/ lira arbitrajı imkanı ile kazandıkları rant miktarıyla karşılaştırıldığında tabiri caiz ise “devede kulak kalıyor”.

Ancak bunun bir devlet hastanesi, yani hizmeti alanların seçkin zenginlerimiz değil de, büyük bir kesiminin ‘toplumun lanetlileri’ gibi görülen yoksul halkımızın olduğu bir hastane olduğunun altını çizmek gerekiyor. Söz konusu halk ise her türlü kamu kaynağı “dikkatle ”veriliyor.

Yılda yatak başına 72,000 avro!

Diğer taraftan yerli ve yabancı bankaları- finansman kuruluşlarını, büyük inşaat firmalarını, aracı danışman kuruluşları adeta paraya boğan Şehir Hastaneleri söz konusu olduğunda onlar için kesenin ağzı açılabiliyor.

Optimal ölçeklerinin çok üzerinde yatak kapasitesine sahip bulunan (bazıları 2,500 yatağa kadar varıyor), koridorlarında doktorların adeta ginger araçlarla odaları ziyaret edecekleri, bu ultra modern hastaneler için devlet, yapılan Kamu Özel İşbirliği sözleşmeleriyle, yılda yatak başına 72,000 avro hizmet alım garantisi veriyor.
Bir araştırmaya göre, önümüzdeki 25 yıl içinde bu hastanelere hizmet geri satın alımı karşılığında 57 milyar avro (bugünün parasıyla 257 milyar lira)  ödenecek (2).  Bu bedeli Sağlık Bakanlığı ödeyecek.

Böylece devlet bütçesinin önemli bir kısmı bu güzide yerli-yabancı işletmeci firmalara aktarılacağı için devlet hastanelerine artık neredeyse hiç kaynak kalmayacak (belki bunlara ihtiyaç da kalmayacak).

Bowling salonu olan Şehir Hastanesi

İşin bu boyutunun farkında olmayanlar “ne güzel Avrupa’da bile olmayan, modern hastanelerimiz var” diyebiliyorlar. Yıllardır kaynak yetersizliği, alt yapı ve doktor –hemşire açığı sorunları gibi nedenlerle böyle bir duruma sokulan, muayene için geceden sıraya girilen devlet ya da üniversite hastanelerinin karşısında bu yeni hastanelerin inanılmaz bir görüntü üstünlüğü var.

Evet, bu hastanelerde deyim yerindeyse “5 yıldızlı otel hizmeti” verilebilecek, parasını ödemeniz kaydıyla her türlü yeme-içme hizmetini alabileceksiniz (odanıza bir telefonla jambonlu sandviç ve Amerikan kahvesi sipariş edebileceksiniz), hatta hasta yakınları buralarda bowling bile oynayabilecekler (şaka değil Yozgat Şehir Hastanesinin projesinde bowling salonu olduğu ileri sürülüyor).

Sadece bir küçük kusurumuz var: ‘Sağlıklı’ bir sağlık hizmetini alamayabilirsiniz. Ama olsun. Onca ilgi, alaka, “bal dök yala koridorlar”, ginger ile gezen uçan doktorlar bize yeter de artar bile.

Bir küçük sorunumuz daha var: Tüm bu hizmetler için muayene, ilaç farkı gibi cepten ücret ödeyeceğiniz gibi, yukarıda anlatılan hizmet bedeli de sizden, her yıl artırılarak alınan vergilerle ya da diğer kamusal hizmetlerin fiyatlarına yapılan zamlarla (olmadı yeni borçlanmalarla) karşılanacak.

Ama olsun! Göze, kulağa hitap eden büyük çaplı köprülerimiz, hava limanlarımız, yüzlerce HES’imiz, RES’imiz, modern cezaevlerimiz gibi lüks hastanelerimiz de olacak.

Bundan birkaç yıl önce kızım henüz lise sonda iken, öğretmen-veli görüşmesinde bir sınıf öğretmeninin sözleri bende şok etkisi yaratmıştı. Öğretmen ballandıra ballandıra “öğrencileri üniversite sınavı için hazırlarken, onları kıyasıya bir rekabete soktuklarını ve amaçlarının da 25-30 kişilik sınıfta 3-4 öğrencinin çok iyi yetiştirilerek çok yüksek puan almalarının sağlanması” olduğunu anlatmıştı.

Bu durumun diğer öğrenciler açısından adaletsiz bir şey olduğunu hatırlattığımda, bu öğretmen “birkaç çok yüksek puanlı öğrenci lisemizin itibarını ve sıralamadaki yerini artırıyor, bu da bize olan talebi artırıyor” biçiminde maalesef bir öğretmenden ziyade özel bir firmanın pazarlama müdürünün ağzıyla açıklama yapmıştı.

Mesele anlaşıldı sanırım. Şehir Hastanelerini büyük finansman maliyetleri ve optimal olmayan bir ölçekle (yani israfla) parlatalım, itibarımız artsın, geri kalan sorunları da halının altına süpürürüz. Kimin umurunda!
…….
(2) http://uemek.blogspot.com.tr/…/kamu-ozel-isbirligi-koi.html….



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder